30 Kasım 2024

Göz boyama oyunu

Birileri "millet",
ötekiler “cumhur”,
başka birileri "halk",
daha başkaları "ümmet",
kimileri de "yurttaş" derken
öyle anlamlar yüklüyorlar ki
bu kavramlara;
deyim yerindeyse
tam bir göz boyama.

Köşe başını tutmaya niyetlenen ya da köşe dönmek isteyen kimseler önce bir senaryo yazmışlar, sonra kendilerine bir rol biçmişler, role uygun bir kostüm ve ağızlarına da bir replik yamamışlar başlamışlar oynamaya. 

Bunu böyle basitçe sıraladık diye bu işler öyle çok da kolay sanılmasın. Bu iş evvela kurnazca işleyen ince bir zeka gerektirir, sonra maharetli bir azim ve elbet bu planın hasılatının toplanacağı münbit bir kitle lazım. İşte her şeyin hem başladığı hem de bittiği yer aslında bu kitle. Veya güruh..

Hakikatte başı kabak, karnı aç, çulsuz ve yalınayak olan bu kitlenin mevcut haline bakmadan vaatlere kanmasıdır esas mesele. Göz boyayıcıların kitlelerin önüne çıkıp da hoş ve aslında boş hayalleri gerçekle karıştırarak anlatması ama kendilerinin makam kapmak ve köşe dönmek olan asıl maksatlarını gizlemesi en büyük hünerleridir.

Modern zamanlarda hile ve göz boyama oyunu pek çok ve oyun izleyenler için bir o kadar da cazip ve eğlencelidir. 

Kağıt para sisteminin bile ne olduğunu, insanlara nasıl bir bir soygun düzeni kurduğunu anlayamadan kredi kartı denilen plastik paraya alıştırıldık. O da yetmedi şimdi fiziksel varlığı dahi olmayan sadece ekranda görünen sanal bir değer değişim aracı oluyor. 

Çık bakalım bu oyunun içinden çıkabilirsen sade vatandaş! 

Ne gariptir ki bu dünya için hiç bir garantisi olmayan, çoğunlukla da mesnetsiz vaatlere aldanırken nedense ölüm gibi mutlak bir hakikatle yüzleşmekten ise bir hayli kaçınırız. Oysa ki ölümden sonra görülecek bir hesabın gerçekleşme ihtimali yarı yarıya bile olsa daha çok ciddiye alınması gerektiğini akıl etmeli değil miyiz? 

Varsa eğer ebedi bir hayatın huzuru yerine şimdi ve buradaki görece kısacık hayatın ham hayallerine umut bağlamak nedense hep daha cazip geliyor biz insanlara. 

Gel de anlat bunu hangi sahile varacağını umursamadan gönüllü olarak hedonizmin kayığına binmiş, modernlik hevesine kapılmış, bir lokma ekmek için kapitalizmin kıskacına düşmüş zavallı insana..

Mezara birer birer defnedildiğimiz gibi yaşadığımız hayatın hesabını da tek başımıza ve hiç bir yardım alamadan vereceğiz. 

Ne diyeyim ki; anlatması anlamaktan çok daha zor.

Ah, kendime bunu anlatabilsem kafi. Zannımca başkalarının da en az benim kadar aklı vardır zahir geçici menfaatlerin kalıcı değerlerden daha fazla öne çıktığı bu dünyada!

Peyami Bayram
26 Kasım 2024
Arnavutköy, İstanbul








23 Kasım 2024

Kimlik ve kişilik

İnsanlar birbirlerini ilk başta kimlikleriyle tanır. 

Karşısındaki kimdir, adı ve sanı nedir, ne işle meşguldür, nerelidir gibi bir insanın genel kimlik bilgileriyle tanış olunur ilk önce. Muhatabın ilk baştaki kimlik bilgileri gerekirse ve ilişki uzarsa zaman içinde detaylanır. Aile, yakın çevre, ilgi alanları, geçmişi ve daha pek çok bilgi kişiye olan ilgi ve merak seviyesine göre karşılıklı olarak birbirine aktarılır. Samimi dostluklar da bu aşamadan sonra başlar genellikle. Çoğu kişi için bu yolla elde edilen kimlik bilgileri yeterli görülür, hele bir de ortak tanıdıklar ve ortak değerler olması ilişkide güven boyutunu da önemli ölçüde halleder.

Lakin ilişkilerde ilk anda fark edilemeyen kimlikten çok daha önemli bir şey vardır; o da kişiliktir. Kişilik veya şahsiyet dediğimiz şey kimlikten tamamen bağımsız, oldukça karmaşık ve derin bir yapıdır. Bunun içine huy, mizaç, karakter ve ahlak gibi insanın içinin dışına yansıması olan duruş ve davranışların tamamı girer. Bunlar kişinin ailesinden, yaşadığı toplumdan, aldığı eğitimden, içinde bulunduğu ruhsal halden, yaşadığı travmalardan, inançlarından ve daha pek çok şeyden ona yansıyanlardır, veya onun bu sayılanları dışarıya yansıtma biçimidir. Nitekim insanlar bir örnek fabrikasyon ürün değillerdir, her insan tıpkı parmak izleri gibi birbirine çok benzer fakat bambaşka birer kişilik sahibidirler.

İnsanlar çoğunlukla birbirlerini  kimlikleri üzerinden tanır, bilir, yargılar ve hatta onun hakkında hüküm verirler. Halbuki asıl olan bir insanın kişiliğidir. Ve çoğunlukla kişilik kimliğin arkasında kalır, bu da muhatabını yanıltır. 

İnsan ilişkilerinde kişiliğin kimlikten daha önemli olduğunu hemen herkes bilir. Fakat bazen menfaatler, bazen zorunluluklar, bazen ön yargılar ve bazen de önem atfetmemekten dolayı ilişkilerde kimlik kişiliğin önüne geçer.

İyi ve tutarlı bir insani ilişki için muhatabın kimliğinden ziyade kişiliği önemsenmelidir. Bunun için insanların kişilikleri hakkında kanaat edinmek için para alışverişi yapmak, birlikte yolculuk yapmak, beraber yiyip içmek, emanet alıp vermek, beraber eğlenmek gibi farklı ilişki türleri muhatabı tanımak için oldukça faydalıdır. Ayrıca iyi gözlem yapanlar için insanların giyim kuşamı, konuşma tarzı, gülmesi, oturuşu, yürüyüşü, öfke hali, sevinç ve hüzün hali ile varlık ve yokluktaki tavırları da kişilik yapısı hakkında pek çok ip ucu verir.

Her şeye rağmen insan bir muammadır ve kalbinin içinde kim bilir ne sırlar gizlidir. Sadece bir insanı bile tam anlamıyla tanıyabilmek için bazen bir ömür yetmeyebilir. 

İnsan için en iyi şey kendini bilmek ve mutlaka haddini bilmektir.

Peyami Bayram

17 Kasım 2024

Arnavutköy, İstanbul 


PUT VE PUTÇULUK

Türkçe’ye put şeklinde geçen ve aslı Buddha ismine dayanan Farsça but kelimesi “bilinçli ve canlı olduğuna inanılan sûret veya heykel, tamamen veya kısmen bir dinî yapı içinde kurumlaşmış ibadet konusu haline getirilmiş maddî obje, Allah’tan başka ilâh edinilen nesne” diye tanımlanır. Batı dillerinde putun karşılığı olarak kullanılan idol “görünüş, şekil” anlamında eidos kelimesinden türetilen eidolondan gelir. 

Hiç düşündünüz mü gerçekten nasıl bir Tanrı’ya inanıyor ve neye/nelere kulluk ediyorsunuz? Evet, hemen buna itiraz edip, “bu nasıl bir soru böyle” diyeceğinizi biliyorum. Bu suali ilk önce kendime yönettiğimi de belirtmek isterim. Kendimizle ve dostlarımızla hakikati konuşmayacaksak hiç konuşmayalım. 

Yaşantımıza şöyle bir bakıp da “bilinçli ve canlı olduğuna inanılan sûret veya heykel, tamamen veya kısmen bir dinî yapı içinde kurumlaşmış ibadet konusu haline getirilmiş maddî obje, Allah’tan başka ilâh edinilen nesne” tanımına uyan neler olduğunu tespit etmeliyiz.

Burada da karşımıza ilah kavramı çıkıyor. Bu kavramı anlamadan zaten inandığımızı iddia ettiğimiz Allah’ı da tam olarak anlamamış ve zihnimizde doğru bir yere oturtmamış oluruz. Dolayısıyla Allah gönlümüzde de yeterince ve olması gereken yere yerleşmemiş olur.

İlâh kelimesinin sözlükte “tapınmak, kulluk etmek” anlamına gelen ulûhet (ilâhet, ulûhiyyet), “hayret etmek, gönülden bağlanıp sığınmak” mânalarındaki veleh (eleh) veya “gizli olup duyu idrakinin üstünde bulunmak” anlamındaki leyh kökünden türemiş olabileceği kabul edilir. Buna göre ilâh “tapınılan, yüceliği karşısında hayrete düşülen, gönülden bağlanılıp sığınılan, duyularla idrak edilemeyen varlık” demektir.

Şimdi bir daha bakalım zihnimizde ve gönlümüzde yer verdiğimiz yegane ilah, tapındığımız, yüceliği karşısında hayrete düştüğümüz, gönülden bağlanıp sığındığımız, duyularla idrak edilemeyen tek varlık Allah mı? Yoksa somut veya soyut başka varlıklara da benzer nitelikleri atfediyor muyuz?

Put ve puta tapıcılık insanın olduğu her zaman diliminde ve her coğrafyada olmuştur ve olagelmektedir. Ne tarih öncesi, ne islam öncesi ne de ötekileştirme yapılarak farklı kimlikler ve inanışların içinde bulunduğu bir durum değildir.

Zaten en büyük tehlike de insanın kurtulmuştuk düşüncesi ve onun getirdiği konfordur.

Allah’ın son nebisi Hz. Muhammed içinde yaşadığı toplumun fertlerine “la ilahe illallah(Allah’tan başka ilah yoktur) deyin ve kurtulun” derken hangi kurtuluştan söz ediyordu? 

Bu bir davetti elbette ama kimi, neye davet ediyordu bunu çok iyi anlamak şart. Yoksa neye ve nasıl inandığımızı bilmeden hasbelkader kendimizi içinde bulunduğumuz bir tarih kesimi, bir coğrafya ve bir ailenin ferdi olmakla kurtuluşa erdiğimizi sanarak en büyük tuzağa düşmüş oluruz.

Peyami Bayram

23 Kasım 2024

Harbiye, İstanbul






16 Kasım 2024

Neden yazıyorum?

İnsanoğlu için iletişim belki de nefes alıp vermek, yiyip içmek ve sair temel gereksinimlerinden biridir. Kendi derdini anlatmak için, başkalarını tanımak için, aile, eğitim, ticaret, sanat, hukuk ve kısacası hayatın her alanı için iletişim olmadan insanın ne bireysel ne de toplumsal hayatı devam edemez. 

İletişim bilindiği gibi temel olarak sözlü, görsel, işitsel ve yazılı iletişim şeklinde olabilmektedir. İnsanoğlunun yazıyı icadından beri yazı yoluyla iletişim tarihin, bilimin, sanatın, kültürün, medeniyetin ve dinlerin ana kaynağı olagelmektedir. Her ne kadar günümüzde teknolojinin gelişmesi görsel ve işitsel iletişim vasıtalarını öne çıkarmış olsa da yazının önemi hep önde olmaya devam edecektir. 

Yüzyıllardır Herodot tarihi okunuyor, Dede Korkut masalları hem sözlü hem basılı nesilden nesile aktarılıyor, Aristo’nun, Eflatun’un, Da Vinci’nin, Victor Hugo’nun, Tolstoy’un, Evliya Çelebi’nin, Gazali’nin, Farabi’nin, İbn-i Sina’nın eserleri yeryüzündeki yüzlerce dilde binlerce nüsha basılmaya devam ediyor. Keza dünyanın en çok okunan kitapları olan Kur’an-ı Kerim ve Kitab-ı Mukaddes de hâlâ yeryüzünde en çok dile tercüme edilen ve basılan kitaplardır. 

Kısacası insanlık yazarak ve okuyarak bu günlere gelmiştir. Her türlü bilim, sanat, felsefe ve daha pek çok şey yazıyla nesilden nesile aktarılmıştır. Dahası tarih araştırmalarının da en önemli nesnesi yazılı materyallerdir. 

Şu an bu yazıyı dijital bir ortamda yazıyorum, fiziksel olarak bu yazı evrende bir yer işgal etmiyor. Belki de bu ve bunun gibi dijital verilerin tamamı bir gün yok olacaktır. Bunların fiziksel olarak basılı hale getirilmesi bu yüzden ayrıca önem arz etmektedir. 

Yazının başlığındaki soruya dönecek olursam benim yazı yazmam öncelikle kendime notlarımdır, sonra yaşadığım çağın insanlarına ve özellikle birinci dereceden aile ve yakın çevremle kalıcı bir iletişim kurma çabasıdır. Günlük hayatta söylediklerimizi, konuştuklarımızı ve en önemlisi çoğunlukla hissiyatımızı birbirimize derli toplu aktaramıyoruz. Veya bu benim için böyle diyebilirim. Bu sebeple içimden geçenleri, gözlemlerimi, tecrübelerimi ve belki de bazen yanılma ihtimalim çok da olsa öngörülerimi paylaşmak için yazmayı, yazarak iletişim kurmayı seviyorum. Ayrıca yazının kalıcılığı ve gerek şimdiki zamanda gerek gelecek zamana aktarılabilirliğini de ciddiye alıyor ve belki bu anlamda yazmayı üzerime bir vazife olarak da görüyorum. Bu kendimi veya yazdıklarımı önemli gördüğüm anlamına gelmez. Sade ve basit bir yaşamı olan her insanın bu evrende bir iz bırakılabileceğine inanıyorum. 


Peyami Bayram 
16 Kasım 2024
Çemberlitaş, İstanbul 

19 Ekim 2024

Su Kasidesi



Saçma ey göz eşkden gönlümdeki odlara su 

Kim bu denlü dutuşan odlara kılmaz çâre su 

(Ey göz! Gönlümdeki (içimdeki) ateşlere göz yaşımdan 
su saçma ki, bu kadar (çok) tutuşan ateşlere su fayda 
vermez.)

Âb-gûndur günbed-i devvâr rengi bilmezem 
Yâ muhît olmış gözümden günbed-i devvâra su 

(Şu dönen gök kubbenin rengi su rengi midir; yoksa 
gözümden akan sular, göz yaşları mı şu dönen gök 
kubbeyi kaplamıştır, bilemem..) 

Zevk-ı tîğundan aceb yoh olsa gönlüm çâk çâk 
Kim mürûr ilen bırağur rahneler dîvâra su 

(Senin kılıca benzeyen keskin bakışlarının zevkinden 
benim gönlüm parça parça olsa buna şaşılmaz. Nitekim 
akarsu da zamanla duvarda, yarlarda yarıklar meydana 
getirir.) 

Vehm ilen söyler dil-i mecrûh peykânun sözin 
İhtiyât ilen içer her kimde olsa yara su 

(Yarası olanın suyu ihtiyatla içmesi gibi, benim 
yaralı gönlüm de senin ok temrenine, ok ucuna benzeyen 
kirpiklerinin sözünü korka korka söyler.) 

Suya virsün bâğ-bân gül-zârı zahmet çekmesün 
Bir gül açılmaz yüzün tek virse min gül-zâra su 

(Bahçıvan gül bahçesini sele versin (su ile 
mahvetsin), boşuna yorulmasın; çünkü bin gül bahçesine 
su verse de senin yüzün gibi bir gül açılmaz.)

Ohşadabilmez gubârını muharrir hattuna 
Hâme tek bahmahdan inse gözlerine kara su 

(Hattatın beyaz kâğıda bakmaktan, kalem gibi, 
gözlerine kara su inse (kör olsa, kör oluncaya kadar 
uğraşsa yine de) gubârî (yazı)sını, senin yüzündeki 
tüylere benzetemez. ) 

Ârızun yâdıyla nem-nâk olsa müjgânum n'ola 
Zayi olmaz gül temennâsıyla virmek hâra su 

(Senin yanağının anılması sebebiyle kirpiklerim 
ıslansa ne olur, buna şaşılır mı? Zira gül elde etmek 
dileği ile dikene verilen su boşa gitmez.) 

Gam güni itme dil-i bîmârdan tîgun dirîğ 
Hayrdur virmek karanu gicede bîmâra su 

(Gamlı günümde hasta gönlümden kılıç gibi keskin olan 
bakışını esirgeme; zira karanlık gecede hastaya su 
vermek hayırlı bir iştir.)

İste peykânın gönül hecrinde şevkum sâkin it 
Susuzam bir kez bu sahrâda menüm-çün ara su 

(Gönül! Onun ok temrenine benzeyen kirpiklerini iste 
ve onun ayrılığında duyduğum hararetimi yatıştır, 
söndür. Susuzum bu defa da benim için su ara.)

Men lebün müştâkıyam zühhâd kevser tâlibi 
Nitekim meste mey içmek hoş gelür hûş-yâra su 

(Nasıl sarhoşa şarap içmek, aklı başında olana da su 
içmek hoş geliyorsa, ben senin dudağını özlüyorum, 
sofular da kevser istiyorlar.) 

Ravza-i kûyuna her dem durmayup eyler güzâr 
Âşık olmış galibâ ol serv-i hoş-reftâra su 

(Su, her zaman senin Cennet misâli mahallenin 
bahçesine doğru akar. Galiba o hoş yürüyüşlü, hoş 
salınışlı; serviyi andıran sevgiliye aşık olmuş.)

Su yolın ol kûydan toprağ olup dutsam gerek 
Çün rakîbümdür dahı ol kûya koyman vara su 

(Topraktan bir set olup su yolunu o mahalleden 
kesmeliyim, çünkü su benim rakibimdir, onu o yere 
bırakamam.) 

Dest-bûsı ârzûsıyla ger ölsem dostlar 
Kûze eylen toprağum sunun anunla yâra su 

(Dostlarım! Şayet onun elini öpme arzusuyla ölürsem, 
öldükten sonra toprağımı testi yapın ve onunla 
sevgiliye su sunun.) 

Serv ser-keşlük kılur kumrî niyâzından meger 
Dâmenin duta ayağına düşe yalvara su 

(Servi kumrunun yalvarmasından dolayı dikbaşlılık 
ediyor. Onu ancak suyun eteğini tutup ayağına düşmesi 
(yalvarıp aracı olması bu dikbaşlılığından) 
kurtarabilir.) 

İçmek ister bülbülün kanın meger bir reng ile 
Gül budağınun mizâcına gire kurtara su 

(Gül fidanı bir hile ile (meşhur gül ve bülbül 
efsanesindeki gibi yine) bülbülün kanını içmek 
istiyor; bunu engelleyebilmek için suyun gül 
dallarının damarlarına girerek gül ağacının mizacını 
değiştirmesi gerekir.) 

Tıynet-i pâkini rûşen kılmış ehl-i âleme 
İktidâ kılmış târîk-i Ahmed-i Muhtâr'a su 

(Su Hz. Muhammed'in (s.a.v) yoluna uymuş (ve bu hâli 
ile) dünya halkına temiz yaratılışını açıkça 
göstermiştir.) 

Seyyid-i nev-i beşer deryâ-ı dürr-i ıstıfâ 
Kim sepüpdür mucizâtı âteş-i eşrâra su 

(İnsanların efendisi, seçme inci denizi (olan Hz. 
Muhammed'in s.a.v) mucizeleri kötülerin ateşine su 
serpmiştir.)

Kılmağ içün tâze gül-zârı nübüvvet revnakın 
Mu'cizinden eylemiş izhâr seng-i hâra su 

(Katı taş, Peygamberlik gül bahçesinin parlaklığını 
tazelemek için (ve onun) mucizesinden dolayı su 
meydana çıkarmıştır.)

Mu'cizi bir bahr-ı bî-pâyân imiş âlemde kim 
Yetmiş andan min min âteş-hâne-i küffara su 

(Hz. Peygamberimiz'in mûcizeleri dünyada uçsuz 
bucaksız bir deniz gibi imiş ki, ondan (o 
mucizelerden), ateşe tapan kâfirlerin binlerce 
mâbedine su ulaşmış ve onları söndürmüştür.)

Hayret ilen barmağın dişler kim itse istimâ 
Barmağından virdügin şiddet günü Ensâr'a su 

(Mihnet günü Ensâr'a parmağından su verdiğini (bir 
mucize olarak parmağından su akıttığını) kim işitse 
hayret ile (şaşa kalarak) parmağını ısırır.)

Dostı ger zehr-i mâr içse olur âb-ı hayât 
Hasmı su içse döner elbette zehr-i mâra su 

(Dostu yılan zehri içse (bu zehir onun dostu için) âb- 
ı hayat olur. Aksine düşmanı da su içse (o su, 
düşmanına) elbette yılan zehrine döner.)

Eylemiş her katreden min bahr-ı rahmet mevc-hîz 
El sunup urgaç vuzû içün gül-i ruhsâra su 

(Abdest (almak) için el uzatıp gül (gibi olan) 
yanaklarına su vurunca (sıçrayan) her bir su 
damlasından binlerce rahmet denizi dalgalanmıştır.)

Hâk-i pâyine yetem dir ömrlerdür muttasıl 
Başını daşdan daşa urup gezer âvâre su 

(Su ayağının toprağına ulaşayım diye başını taştan 
taşa vurarak ömürler boyu, durmaksızın başıboş gezer.)

Zerre zerre hâk-i dergâhına ister sala nûr 
Dönmez ol dergâhdan ger olsa pâre pâre su 

(Su, onun eşiğinin toprağına zerrecikler halinde ışık 
salmak (orayı aydınlatmak) ister. Eğer parça parça da 
olsa o eşikten dönmez.) 

Zikr-i na'tün virdini dermân bilür ehl-i hatâ 
Eyle kim def-i humâr içün içer mey-hâra su 

(Sarhoşlar içkiden sonra gelen bat adrysını gidermek 
için nasıl su içerlerse, günahkârlar da senin na'tının 
zikrini dillerinde tekrarlamayı (dertlerine) 
derman bilirler.) 

Yâ Habîballah yâ Hayre'l beşer müştakunam 
Eyle kim leb-teşneler yanup diler hemvâra su 

(Ey Allah'ın sevgilisi! Ey insanların en hayırlısı! 
Susamışların (susuzluktan dudağı kurumuşların) yanıp 
dâimâ su diledikleri gibi (ben de) seni özlüyorum.) 

Sensen ol bahr-ı kerâmet kim şeb-i Mi'râc'da 
Şebnem-i feyzün yetürmiş sâbit ü seyyâra su 

(Sen o kerâmet denizisin ki mi'râc gecesinde feyzinin 
çiyleri sabit yıldızlara ve gezegenlere su ulaştırmış.) 

Çeşme-i hurşîdden her dem zülâl-i feyz iner 
Hâcet olsa merkadün tecdîd iden mimâra su 

(Kabrini yenileyen (tamir eden) mimara su lazım olsa, 
güneş çeşmesinden her an bol bol saf, tatlı ve güzel 
su iner.) 

Bîm-i dûzah nâr-ı gam salmış dil-i sûzânuma 
Var ümîdüm ebr-i ihsânun sepe ol nâra su 

(Cehennem korkusu, yanık gönlüme gam ateşi salmış, 
(ama) o ateşe, senin ihsan bulutunun su serpeceğinden 
ümitliyim.) 

Yümn-i na'tünden güher olmış Fuzûlî sözleri 
Ebr-i nîsândan dönen tek lü'lü şeh-vâra su 

(Seni övmenin bereketinden dolayı Fuzûlî'nin (alelâde) 
sözleri, nisan bulutundan düşüp iri inciye dönen su 
(damlası) gibi birer inci olmuştur.)

Hâb-ı gafletden olan bîdâr olanda rûz-ı haşr 
Eşk-i hasretden tökende dîde-i bîdâra su 

(Kıyamet günü olduğu zaman, gaflet uykusundan uyanan 
düşkün (yahut aşık) göz, (sana duyduğu) hasretten su 
(gözyaşı) döktüğü zaman,) 

Umduğum oldur ki rûz-ı haşr mahrûm olmayam 
Çeşm-i vaslun vire men teşne-i dîdâra su 

(O mahşer günü, güzel yüzüne susamış olan bana vuslat 
çeşmenin su vereceğini, beni mahrum bırakmayacağını 
ummaktayım.)
 


Fuzûli

15 Temmuz 2024

Sekizinci yılında 15 Temmuz


Son darbe teşebbüsünün üzerinden sekiz yıl geçti. Bu hainlerin teşebbüsü inşallah tarihe son olarak geçer. Ancak ben pek iyimser bakamıyorum. Neden mi?

1. Bizde bolca hamasetle donatılmış aldatılmaya hazır bir kültürel altyapı var. Bunu telafi etmek için; 
SAĞLAM TEMELLİ SARSILMAZ BİR İMAN LAZIM. 

2. Çabuk unutan zayıf bir toplumsal hafızamız var. Bunu tedavi etmek için; 
GÜÇLÜ BİR EĞİTİM(ÖĞRETİM DEĞİL) ŞART

Ve şunu asla unutmamalıyız:

Türk milletinin İstiklâl Harbi bitmemiştir!

Ne zaman bir yere Türk varmadan zalim gerçek bir korkuya kapılırsa ve Türk’ün hakimiyeti altında insanlar adalet, güven ve refah içinde yaşıyor olurlarsa o zaman tam istiklâle kavuşmuş oluruz. 

Türkiye Cumhuriyeti umuttur. 🇹🇷
Türk beklenendir. 🇹🇷

15 Temmuz 2016 darbe teşebbüsünde hainlere karşı dimdik duran tüm yiğitlere selam olsun. Şehitlere Allah’tan rahmet diliyorum, gazilere şükranlarımı sunuyorum. 

Peyami Bayram
15 Temmuz 2024
İstanbul

06 Temmuz 2024

Eğitim ve çalışma

 

Yönetici olarak çalıştığım fabrikada herhangi bir okul mezunu veya vasıfsız da olsa eleman almak istiyoruz ama bir türlü yeterli sayıda elemana maalesef ulaşamıyoruz. Ya hiç gelmiyor veya başladıktan kısa bir süre sonra işi bırakıyorlar. Neden? 

Çalışmak istemeyen ama konfor içinde yaşamak arzusunda olan yeni bir nesil var karşımızda. 

Ben bu gençlerin değil onları yetiştiren ebeveynlerin ve eğitim sisteminin sorgulanması gerektiğini düşünüyorum. 

Bu meyanda hepimiz sorgulamaya kendimizden başlayalım ve şunun için kafa yoralım; gençlerimizin bu hale gelmesine nasıl mani olabiliriz veya onları çalışmaya nasıl motive edebiliriz?

Kıymetli arkadaşlar, bu konuda fikri olan yazarsa sevinirim. 

*Resimdeki eski yazı: Halimiz itten beter, keyfimiz paşada yok.

Peyami Bayram

6 Temmuz 2024

İstanbul 

RAMAZAN 1447 CÜZ 30

OTUZUNCU CÜZ   Hicri 1447 yılında Ramazan ayı 29 günde hitama erdiği için bu son günde iki cüz birden okuduk ve Kur’an-ı Kerim’in kalbi ve...