ABD etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ABD etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Temmuz 2023

15 Temmuz 2016’ya Nasıl Gelindi?

“Türk olamadıysan oldun Amerikalı”

İsmet Özel


Türkiye Cumhuriyeti tarihi bir dizi darbelerle şekillenmiştir. 

Cumhuriyet kurulmadan çok önce de Osmanlı Devletini bir kaç önemli darbe ve darbe girişimi zaafiyete uğratmıştı. İçteki hainlerin dışarıdaki emperyalist güçlere ram olması neticesinde koskoca imparatorluk malum olduğu üzere paramparça edilerek büyük bir işgalin neticesinde son nefesini vermek üzereyken kuvayı milliye ruhu ile adeta küllerinden yeniden doğmuştu. 


Bu esnada dünyada Osmanlı Devletinin parçalanması ile değişen güç dengeleriyle Birleşik Krallık denilen üzerinde güneş batmayan imparatorluğun yeni dünyadaki üssünde kıta Avrupa’sını da etki alanına alarak okyanus ötesinde kurulmuş ve hazırlanmış olan ABD adında yeni bir güç dünya sathına yayılmaya başlamıştı. Birinci Dünya Savaşı ile Osmanlı Devletini ortadan kaldıran bu güçler İkinci Dünya Savaşı ile de  arkalarında yetmiş milyondan fazla ölü ve yakılıp yıkılan yüzlerce şehir bırakarak Sovyetler Birliği ile dünyadaki egemenlik alanlarını pay etmişlerdi aralarında.


Türkiye Cumhuriyeti Kore Savaşında komünist doğuya karşı batıya sadakatini ispatlamış olarak miladi 1952 yılında ABD ve İngiltere’nin domine ettiği, yani aslında sırf kendi menfaatleri için kurulan  Kuzey Atlantik İttifakına kabul edilmişti. Türkiye NATO saflarında “Allah Allah” nidaları ile savaşan tek müslüman ülkedir hala. 


Sonra ne mi oldu?


Adına Amerikan Askeri Yardım Heyeti denilen JUSMMAT (Joint US Military Mission for Aid to Turkey, "Türkiye'ye Yardım için Ortak ABD Askeri Kurulu Ankara’nın göbeğine yerleştirildi. Genelkurmay Başkanlığımızı adeta perde ardından yöneten bu garip(!) kurum yakın zamana kadar işlevini sürdürdü. 


1960 ve 1980 askeri darbeleri, 1971 12 Mart muhtırası, 1997 28 Şubat MGK Bildirisi, 2007 27 Nisan E-Muhtırası Türkiye’nin demokrasi tarihine doğrudan ve dolaylı askeri müdahaleler olarak geçmişse bunda NATO vasıtası ile Türk Silahlı Kuvvetleri’ne nüfuz eden Amerika’nın marifeti ve payının büyüklüğü tartışmasızdır.


Bu esnada Türkiye’de fikir hareketleri de hem dünyadaki gelişmelerin etkisiyle hem de içteki bazı gelişmelerle Anadolu halkının geleneksel/örfi talepleri neticesinde farklı ve zıt kutuplarda gelişmekteydi. Siyasete yön veren büyük güçlerin bunu da mutlaka kontrol altında tutması gerekirdi. Bir yandan sol/sosyalist/komünist fikirler, diğer yandan ise milliyetçi/muhafazakar/dindar akımlar Türkiye’nin istihbarat örgütünün de doğrudan içinde olan ABD’nin yakın takip ve yönlendirmesi altındaydı. Bu fikir hareketleri farklı örgütlenmelere ya yönlendiriliyor veya mevcut örgütler içine sızdırılan elemanlar vasıtasıyla istenilen mecralara sürükleniyordu. 


ABD için bütün ilişkilerde kazanç esastır. Hiçbir fikir, inanç, düşünce veya harekete duygusal ve teorik bazlı bakmazlar. Kendi menfaatleri için uygun hale getirebildikleri her türlü fikir, inanç veya organizasyonu desteklerler. 


Yukarıda zikrettiğim darbe ve darbe benzeri askeri müdahalelerin hepsinin öncesinde bu tür mekanizmalar ABD tarafından istismar edilmiştir. Sadece ülkemizde değil bütün dünyada uzun vadeli planlar yapan ABD kurduğu veya desteklediği örgütleri çok farklı projelerde de kullanmak üzere alternatif planlar yapmaktadır. 


Fetullah Gülen ve ekibi de 1960lardan itibaren pek çok diğer örgüt ve benzerleri gibi kullanışlı bir aparat olarak günden güne güçlendirilerek uluslararası bir hale getirilmişti. Hem ılımlı İslam fikirleri ile İslam dünyasında hem de Türk okulları ile Türk dünyasında müzahir grupların ilgi odağı haline getirilmişti. Fakat Fetullah’ın himayesindeki bu örgüt Türkiye Cumhuriyeti’nin bürokrasi, yargı ve askeri kurumlara sinsice yerleştirilen elemanları vasıtasıyla 1980lerden itibaren her kademede gizli bir şekilde nüfuz elde etmişti. 


ABD ve NATO ile uyum içinde çalışan ve Fetullah’ın örgütü ile de ilk zamanlarda işbirliğine giden Recep Tayyip Erdoğan hükümetleri zaman içinde askeriye dahil kamu kurumları üzerinde yeterli nüfuza eriştiğine kanaat getirince Fetullah’ın elemanları ile yolları ayırdı. Bu durum ABD’nin hiç işine gelmedi. Zira Erdoğan gibi güçlü bir liderin yıllardır planlar yapıp emek verdiği 1979 İran devriminden sonra Orta Doğu’nun merkezine oturttuğu çok önemli bir konumdaki Türkiye’nin başında kontrolsüz bırakılması uygun değildi. Bu maksatla FETÖ militanı yargıçlar tarafından MİT müsteşarının ifadeye çağrılması aslında dönemin başbakanı için kurulmuş bir kumpastı. Tıpkı daha önce TSK içindeki kadrolaşmalarının önünü açmak için yapılan kumpaslar gibi. Son olarak 2015 seçimlerinde de demokratik yollarla iktidardan uzaklaştırılamayan Erdoğan’ın tasfiyesi için tek bir yol kalmıştı; askeri bir darbe. 


15 Temmuz 2016 gününe işte böyle gelinmişti. 


Devam edecek..


Peyami Bayram

15 Temmuz 2023

Arnavutköy, İstanbul 

30 Mayıs 2023

Çoğunluk neden Kılıçdaroğlu’na oy vermedi?


“Bârika-i hakikat müsâdeme-i efkârdan doğar” 

Namık Kemal

(Bugünkü dille: Hakikatin şimşekleri fikirlerin çatışmasından doğar)


Öncelikle belirtmek isterim ki her işte; ister şahsi bir işimizde, ister ailede ve isterse bir işletmede işleri istişare ile yapmak en güzel neticeyi almanın en önemli ve vazgeçilmez şartıdır. Bu bağlamda toplumun her kesimini kapsayan, aziz şehitlerinizin mirası güzel ülkemizin yarınlarını etkileyen devlet idaresi asla istişare olmadan başarılı bir şekilde yürütülemez.  Cumhuriyet idaresi ve demokratik yöntem de bunun için uygun bir sistemdir. Bu sistemin sağlıklı ve yararlı yürümesi için öncelikle halkın seçimi şarttır. Seçimle iktidara gelen yönetim ve bu yönetim karşısındaki muhalefetin millet ve memleket için hayırlı, güzel ve yararlı işler üretebilmesi için yarış içinde olması gerekir. İktidarda olan kadar muhalefette olanların da memleketi ve milleti merkeze alan fikirler, projeler üretmesi çok önemlidir. Yani memlekette bolluk, bereket, başarı, gelişme ve mutluluk için iyi bir iktidar kadar iyi de bir muhalefet de mutlak şarttır. 


14 Mayıs 2023 günü cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi ile ikinci kez sandığa gittik. Bu seçimde de önceki 2018 seçimleri gibi Cumhur ve Millet olmak üzere iki ana ittifak öne çıkmıştı. Cumhur İttifakının adayı mevcut cumhurbaşkanı ve AK Parti lideri Recep Tayyip Erdoğan ve Millet İttifakının adayı ise ana muhalefet partisi CHP’nin lideri Kemal Kılıçdaroğlu idi. 


21 yıldır iktidarda olan bir liderin yorgun ve yıpranmış olmasının yanında, bu kadar uzun süreli iktidarın pek çok da hatası ve yanlışı olması kaçınılmazdır. Buna rağmen ittifak bileşenleri yine aynı liderle yola devam etme kararı verdiler. 

Muhalefet ise epey uzun bir süre boyunca ve defalarca bir araya gelerek öncelikle ittifak mutabakatında ancak anlaşmaya vardılar. Sonrasında ise bir aday konusunda fikir birliği yapmakta bir hayli zorlandılar ve seçime çok az bir süre kalmışken mutabakata göre açıkta görünen beş genel başkanın cumhurbaşkanı yardımcılığının yanına bir de Ankara ve İstanbul büyükşehirlerinin belediye başkanlarının da ilave edilerek Kemal Kılıçdaroğlu üzerinde tartışmalı olarak uzlaşıya varıldı. 


Böylece seçime iki ay gibi çok kısa bir süre kalmışken öne çıkan iki aday seçim yarışına başlamış oldu. Bir kere böylesine önemli bir seçimde bu süre tam bir rekabet için çok çok kısaydı. Bu kadar kısa sürede bırakınız detaylı seçmen portföyüne göre tüm seçim çevrelerinde saha çalışmaları yapmayı ne seçim stratejisi oluşturulabilir ne de aday ve kadro tanıtımı tam anlamıyla yapılabilirdi. Bu eksik altyapı ve gecikmiş yarış startı ile başlayan seçim kampanyası da aynı eksikler ve hataların yanı sıra bileşenlerin pek çok kusurları ile yürütülmeye çalışıldı. İkinci tura kalan seçimin geride kalan iki küçük adayının ikinci tur ile ilgili yaklaşımları ve Millet ittifakının süreci yenilgi psikolojisi ile yürütmeye çalışması ve düşük motivasyonu sandığa da yansıdı. 


Bu girişten sonra gelelim çoğunlukla vatandaş Millet İttifakı adayına neden oy vermedi sorusunun cevabına. Aslında yaşadığımız konfor, sürat ve değişimin başat göstergeleri olan dijital bilişim çağında 21 yıldır yüzü eskimiş ve pek çok hataları toplumun hemen her kesimi tarafından dile getirilen bir iktidarın değişmesini başta gençler olmak üzere büyük bir kitle istiyordu. Fakat muhalefetin büyük çoğunluğunun bir araya gelerek oluşturduğu Millet İttifakı bu talebi ortaya koyduğu yetersiz projelerle yönetemedi ve sandıkta  da kendi lehine yönlendiremedi. Şimdi bunları madde madde sıralayalım;


  1. İttifakın gerçekte ele gelir, hesaplanabilir iki ortağı vardı: CHP ve İyi Parti. Diğer partilerin getireceği oy oranı sanallıktan öte inandırıcı gelmedi ve boşluk dolduran, kalabalık görüntü veren ama içi boş yapı barizdi seçmen nazarında. 
  2. Altılı masa olarak deklare edilen ittifakın yedinci ortağı HDP olduğunu dünya alem bildiği halde sürekli üstü örtülü tutuldu. PKK terör örgütü ve uzantıları ile bağlantılı bir partinin bu denklemin bir parçası olduğu hep gizlendi. 
  3. 15 Temmuz 2016 darbe teşebbüsü sonrasında Türkiye Cumhuriyeti’nin en büyük mücadele verdiği devlet mekanizması içindeki hıyanet çetesi FETÖ’nün de Millet İttifakı için çok açık ve aleni destek vermesi muhalefet ittifakına tepkiyi artırdı. 
  4. Açıktan altı parti ve gizlenen PKK’nın uzantısı bir parti ile saklanan ABD derin güçlerinin uzantısı FETÖ’nün bir araya gelmesiyle Erdoğan’a karşı birik(tiril)miş bıkkınlık, kin, nefret ve intikam duygusunun mutlaka büyük bir oy oranıyla galebe çalacağı varsayımı/hesabı tutmamıştır. Duygusal ve düz matematik hesabının siyasette işe yaramayacağı öngörülememiştir. Geniş halk kitleleri güçlü yanda olmayı tercih etmiştir. 
  5. İktidarı devireceğini bu kadar garanti görmesine rağmen kazandığı takdirde kuracağı hükümetin nasıl şekilleneceği hakkında bol cumhurbaşkanı yardımcılığı dışında hiçbir program ve proje açıklanmamıştır. Hatta bol keseden dağıtılan bu yardımcıların hangisinin hangi alanda yetkilendirileceği dahi açıklanmamıştır. ABD’den yüksek ücretle ithal edilen danışman tanıtım toplantısına bile sadece online olarak bağlanarak ciddiyetten uzak bir görüntü verilmiştir.
  6. Seçimden aylar önce başlayan helalleşme çıkışı halkın bir kısmını heyecanlandırıp umutlandırmış olsa da seçim ittifakı içine alınan gizli ortaklar HDP ve FETÖ hükümlüleri ile KHKlılar da helalleşmeye dahil edileceği anlaşılınca kıymetten düşmüştür. Ayasofya’nın tekrar müzeye dönüşmesi söylemleri muhafazakar kesimde helalleşme söyleminin inandırıcılığını tamamen kaybettirmiştir. 
  7. Türkiye’nin son yıllarda terörle mücadele başta olmak üzere yurt içi ve yurtdışında elde ettiği askeri ve güvenlik başarıları hiçe sayıldığı gibi bu başarıların temelini oluşturan savunma sanayi ve milli istihbarat alanındaki gelişmeler için olumsuz ve motivasyon kırıcı açıklamalar, konuşmalar yapılmıştır. Bu verilen görüntü yerli ve milli söylemini öne çıkaran iktidarın karşısında üstelik PKK ve FETÖ uzantılarının da içinde bulunduğu düşünülen muhalefete fazlasıyla oy kaybettirmiştir. 
  8. Türkiye’nin diplomasi alanında dünyada itibarlı ve kilit roldeki konumunun getirdiği Suriye’nin kuzeyi, Libya ve Azerbaycan başta olmak üzere dünyanın çeşitli yerlerindeki askeri varlığının sonlandırılacağı açıklamaları hem özgüven noksanlığı hem de milletin gurur duyduğu gelinen noktadan geriye adım atmak olarak telakki edilmiştir. 
  9. Türkiye yüzyıllardır hem göç alan hem de göç veren bir ülkedir. Ancak son on yılda gelen göçmenlerin sayısal çokluğunun yanısıra köken ve nitelik olarak da ayrıma tabi tutulmadan plansız bir şekilde kabul edilmesi pek çok sorunu da beraberinde getirmiştir. Bu sorunları özellikle Suriye’deki güvenlik ve Türkiye’deki istihdam sorunu ile ilişkili düşünmeden sırf sokaktaki insanların mesnetsiz yakınmalarına karşılık “göçmenleri bir yıl içinde geldikleri yere göndereceğiz” demek bir yönüyle kulağa hoş gelse de sorunun çözüleceğine geniş kitleler inandırılamamıştır. Ayrıca dış politika ile ilgili tatmin edici bir strateji ve bunu yürütecek kadro da ortaya konulamamıştır. 
  10. Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin kaldırılacağı ve güçlendirilmiş parlamenter sistemin getirileceği söylenmiş ama bunun nasıl olacağı ikna edici olarak detaylı bir biçimde geniş kitlelere anlatılamamıştır. 
  11. İşsizlikle mücadele için somut hiç bir proje sunulamamış bilakis muhtarlıklara özel kalem müdürlüğü gibi absürt bile denemeyecek söylemlerle komik duruma düşülmüştür. 
  12. Ekonomi konusunda halkın geçim derdine köklü çözüm önerileri yerine her kesimin ağzına bal sürerek tribünlere oynanmış. Dile getirilen vaatlerin kaynağı ile ilgili ciddi bir çalışma ortaya konulamadığı gibi uyuşturucu parası getirmek gibi temelsiz ve gayri hukuki söylemler vaatlerin inandırıcılığını tamamen çürütmüştür. 
  13. Mevcut düzenin yolsuzluk, hukuksuzluk, nepotizm, israf ve benzeri pek çok derin sorunlar ihtiva ettiğini dile getirmelerine rağmen anayasa başta olmak üzere Türkiye’nin yapısal sorunlarına ilişkin hiç bir yapıcı, reforme edici program dile getirilmemiştir. 
  14. Sağlık sistemi ile ilgili hiçbir proje sunulmamıştır. 
  15. Sürekli gençlere hitap ederek oylarına talip olunduğu halde eğitim sistemimiz, çocuklarımız ve gençlerimizin nasıl bir geleceğe hazırlanacağı konusunda kapsamlı bir planlama ve proje sunulamamıştır. 
  16. Kadın, aile ve nüfus politikası hakkında seçim çalışmalarında akılda kalacak hiçbir somut çalışma ortaya konulmamıştır. 
  17. Bilim, teknoloji ve sanayi alanında gösterilen somut bir hedef olmamış, bu konulardaki yatırımlarla ilgili bir vizyon da ortaya konulmamıştır. 
  18. Tam da seçim süreci başladığı sırada meydana gelen asrın felaketinde “burada devlet yok, Kızılay çadır satıyor” gibi afetzedenin yarasına merhem olmayacak basit sosyal medya söylemlerine takılıp kalınması, buna mukabil deprem bölgesinde gerçekten olağanüstü bir yardım faaliyetinin hem kamu hem de STKlar eliyle yürütülmesi ve çok kısa sürede yaraların sarıldığının görülmesi muhalefetin en büyük hatası olmuştur. 
  19. Sosyal medya, özellikle Twitter’da aktif olan muhalif hesapların çokluğu ve aşınan etkileşimin yüksekliği de muhalefetin en büyük yanılgılarından biri olmuştur. Sokakların nabzını sanal mecradan anlamaya çalışmak gibi çok yanlış bir yol izlenmiş veya bu yolla birbirlerine gaz verme hatasına düşülmüştür.
  20. Yukarıda sıralanan gerekçelerin yanısıra ideolojik olarak birbirlerine benzemeyen ittifak bileşenlerinin nasıl bir yönetim biçimi ortaya koyacaklarının ipucunu daha aday belirleme aşamasında ikinci büyük ortağın masayı terk ederek tekrar dönmesi İyi Parti tabanında çatırdamalara sebep olduğu gibi geniş halk kitleleri tarafından da kuşkuyla izlenmiş ve büyük bir güvensizlik hissi uyanmıştır. 
  21. Bizzat protokole imza atanların dahi okumadığını sandığım yüzlerce sayfalık, binlerce maddelik ittifak protokolü hiçbir seçmenin ilgisini çekmemiştir. Zira geniş halk kitleleri sadece inandırıcı, ikna edici, kısa ve net ifadeleri görür ve duyar. 


Sonuç itibarıyla her ne kadar geniş halk kitleleri tarafından mevcut iktidarın noksanlıkları görülse ve değişim talep edilse de istikrar düşüncesi ve alternatif olarak sunulanın yukarıda belirtilen yetersiz ve güven vermeyen profili nedeniyle muhalefetin adayına yeterli destek verilmemiştir. 


Milletimizin sağduyusu ve kollektif aklıyla kendilerine iktidar veya muhalefet görevi verilmiş olan her iki tarafa da ülkemize ve insanımıza hayırlı hizmetler yapmayı ve kalıcı güzel eserler bırakmalarını diliyorum. Zira her zaman söylediğim ve kesinlikle inandığım şudur; 


Türkiye Cumhuriyeti dünyanın umududur ve Türk tüm dünya mazlumları için beklenendir. 


Peyami Bayram

30 Mayıs 2023

Arnavutköy, İstanbul 


15 Mart 2019

Doğar doğmaz ağzı kapanan çocuklar.. (Amerika'nın asıl sahibi Kızılderililer)





“Kızılderililer son derece sade, dürüst ve eli açık insanlar. Herhangi birinden sahip olduğu herhangi bir şey istenince hemen veriyorlar. Kötülüğün ne olduğunu hiç bilmiyorlar, çalmıyorlar, öldürmüyorlar.”
Amerika Kıtasında Ekim ayının ikinci pazartesi “Kolomb Günü”dür.
Şenliklerle, şölenlerle kutlanır..
Tıpkı bizim “İstanbul’u Fetih Günü” gibi..
Amerika üç gündür Kolomb Günü’nü kutluyor..
Bazı ülkelerde milyonlar çılgınca eğleniyor..
Peki kutlanan ne?..
*. *. *
1492 yılında Cenovalı kaşif Kristof Kolomb’un Nina, Pinta ve Santa Maria gemileri Amerika kıyılarına yanaştığında onları Arawak kızılderilileri karşıladı..
Kızılderililerin inancında Tanrılar sakallıydı ve denizden gelmişlerdi..
Sakallı istilacıları görünce onları doğaüstü sandılar..
Yüzerek selamladılar..
Mısır, patates ikram ettiler..
Atları, iş hayvanları, demir silahları yoktu..
Ama kulaklarına ince altın süsler takıyorlardı..
İşte o altınlar sonları oldu..
*. *. *
Kolomb kızılderililerle ilgili ilk izlenimlerini İspanya Kraliçesine şöyle yazmıştı..
“Bu insanlar o kadar yumuşak başlı, barışsever ki, yeryüzünde bunlardan daha iyi bir ulus bulunmadığına Majestelerinizin önünde ant içebilirim. Komşularını kendileri kadar seviyorlar, konuşmaları son derece tatlı ve kibar, konuşurken hep gülümsüyorlar; gerçi çırılçıplak dolaşıyorlar ama davranışları terbiyeli ve övgüye değer”
Seyir defterine de şunları eklemişti.
“Onlara kılıçlarımızı gösterdik. Demir silahları ilk kez gördükleri belli. Kesmenin ne demek olduğunu bilmediklerinden, bazıları kılıçların keskin tarafını tutunca ellerini kestiler. Bu insanlar ne herhangi bir mezhebe bağlılar ne de puta tapıyorlar. Kötülüğü tanımıyorlar, birbirlerini öldürmeyi bilmiyorlar. Hiç silahları yok… Kızılderililer son derece sade, dürüst ve eli açık insanlar. Herhangi birinden sahip olduğu herhangi bir şey istenince hemen veriyorlar. Kötülüğün ne olduğunu hiç bilmiyorlar, çalmıyorlar, öldürmüyorlar. Komşularını kendileri kadar çok seviyorlar. Dünyada onlar kadar tatlı dilli insanlar yoktur. Her zaman gülüyorlar.”
Bir de not düşüyordu.
“Bu insanların çalıştırılması, ekin ekmesi, gerekli her işe koşulması ve bizim (Avrupalalıların) gelenek ve göreneklerimizi benimsemesi gerektiği kanısındayım”
*. *. *
Ardından katliam başladı..
Sakallı yabancılar altın ve değerli taş aramak için köyleri yağmaladı, yakıp yıktı..
Yüzlerce kadını, erkeği, çocuğu kaçırdılar..
Kadınlara tecavüz ettiler..
Direnen erkeklerin kulaklarını kestiler, kafa derilerini yüzdüler..
Gemilerine atıp köle olarak satılmak üzere Avrupa’ya götürdüler.
Kolomb’un 12 Ekim 1492’de San Salvador sahiline ayak basmasının üzerinden on yıl bile geçmeden bütün kabileler, yüzbinlerce insan yok edildi..
Ardından akın akın geldiler..
Tüm Amerika Kıtasını cehenneme çevirdiler..
Katliamlara papazlar da katıldı..
Katolik olmayı kabul etmeyen Kızılderili şamanları ayaklarından asılarak canlı canlı yakıldı..
Kolomb Amerika’ya vardığında dünya nüfusunun 5’te biri kızılerili idi..
Sayıları 70 milyonu geçiyordu..
1492’den bugüne sadece 2 milyon kaldılar..
*. *. *
Dünya tarihinin en büyük soykırımını yapan Avrupalı istilacıların bu katliamı kitaplara şöyle yansıdı;

"İspanyollar istilacılar her geçen gün daha kibirli oluyordu.. Aceleleri varsa yerlilerin sırtına biniyorlardı.. İspanyolların canavarlığı sınır tanımıyordu..
Birgün ikisi de birer papağan taşıyan iki yerli çocuğa rastlayan iki papaz, papağanları aldılar ve sırf zevk olsun diye çocukların kafasını kestiler.”
Las Casas;
“Ben Küba’da iken üç ayda yedi bin çocuk öldü. Acıdan çılgına dönen bazı anneler bebeklerini nehirde boğuyorlardı… Böylece erkekler madenlerde, kadınlar ağır çalışma içinde ve çocuklar da süt bulamadıkları için ölüyordu.. Bu kadar büyük, güçlü ve verimli topraklar kısa sürede boşaldı. İnsanlığa o kadar yabancı olan tüm bunları kendi gözlerimle gördüm ve şimdi bile yazarken ürperiyorum.”
Las Casas
“Tanrı’nın hususi takdiriyle savaştan kaçan kızılderililerin tamamına yakını çiçekten öldürdük. Tanrı topraklarımızı temizledi”
Massachusetts Körfezi Kolonisi’nin ilk valisi John Wintrop;
“Kızılderilileri yakıyorduk.. Onları böyle ateşte kızarırken ve bu ateşi söndüren kan gölünde görmek korkunç bir manzaraydı. Çürüyen cesetler ve bunlardan yayılan koku berbattı fakat zafer tatlı bir fedakârlık gibiydi.. Bizlere olağanüstü yardımlarda bulunarak bu kadar gururlu ve kibirli bir düşmanı elimize düşüren, bu kadar çabuk bir zafer bahşeden Tanrı’ya şükranlarımızı sunarız.”
Plymouth Kolonisi’nin Valisi William Bradford;
“Kızılderililerin hamal olarak kullanılmasını kınamıyorum. Ancak bir adamın bir domuza ihtiyacı varken 20 tane öldürüyordu. 4 Kızılderili’ye ihtiyaç duyduğunda bir düzine alıyordu. Metreslerini omuzlarda taşınan hamaklar içinde fakir Kızılderililer’e taşıtan birçok İspanyol vardı. Bu uygulamalar esnasında yerlilerin maruz kaldığı kötü muameleler, zararlar, soygunlar, haksızlıklar ve büyük kötülüklerin sayılması istense bunun sonu gelmez. Çünkü onlar için Kızılderilileri öldürmek, yararsız hayvanları öldürmekle birdi.”
Cieaze de Leo;
“Kızılderililerin eğer altını yoksa çocuklarını satarlardı. eğer çocukları da kalmamışsa kendi hayatlarını verirlerdi. Bu haraçları veremediklerinden ötürü Kızılderililer işkence acıları altında ya da gaddarca zindanlarda öldürülürdü. Zira İspanyollar onlara hayvani bir vahşilikle muamele ediyor ve onları hayvandan daha aşağı görüyorlardı.. Kızılderililerin cesetleri köpeklerin önüne yem olarak atılıyor, vücutlarından yaralara iyi gelebilecek bir yağ üretiliyordu. Kızılderili kadınlar sıra hâlinde direk ve ağaçlara, çocukları da onların ayaklarına asılıyordu.”
Papaz Motolinia;
“Sırf eğlence olsun diye, kadın erkek demeden yerli halkın ellerini, burunlarını ve kulaklarını kesip kopardıklarını ve bunun bölgenin değişik yerlerinde defalarca tekrarlandığını kendi gözlerimle gördüm.
Memeden kesilmemiş bebekleri annelerinin göğsünden alarak onları en uzağa fırlatma konusunda birbirleriyle yarıştılar.”
Bartolome de Las Casas;
“Askerler pek çok Kızılderili’yi uykularında öldürdüler. Annelerinin göğüslerinden çekilip alınan bebekler anne-babalarının gözleri önünde kılıçla parçalanıyor ve bebeklerin parçaları ateşe atılıyordu. Kundaktaki bebekler beşikleri içinde parçalanıyor, kafaları eziliyor, en taşyürekli adamın bile vicdanını sızlatacak bir vahşilikle öldürülüyorlardı.. Bazı bebekler nehre atıldı, onları kurtarmak için anne ve babaları da suya atladı. Ama askerler ne çocukların ne de anne-babaların sudan çıkmalarına izin vermediler, hepsi boğuldu.”

David de Vries;
"Kızılderili kadınları çocukları doğduğunda elleriyle onların ağzını kapatırlar..
Nefes alması için ellerini bir süre çekip, bebeğin tekrar ağlamasına fırsat vermeden aynı hareketi tekrarlarlar. .
Ağlamamak, gözlerini dünyaya açan bir Kızılderilinin aldığı ilk derstir..
Beyaz adamdan kaçarken, kucaktaki bebeğin ağlaması her şeyin sonu demektir..
Dersini iyi alamayan bir bebeğin çıkaracağı ses, kurşun yağmurundan ölmek demektir.

Amerika Kıtası bugünlerde “Kolomb Günü” nü kutluyor..
Şenlikler, şölenler yapılıyor..
Milyonlar çılgınca eğleniyor..
Kolomb’tan bu güne 524 yıl geçti..
524 yılda 70 milyondan fazla insan katledildi..
Bir kültür yok edildi..
Beyaz adamın bu eğlencesi(!), Kızılderililer'in sonu oldu..

RAMAZAN 1447 CÜZ 30

OTUZUNCU CÜZ   Hicri 1447 yılında Ramazan ayı 29 günde hitama erdiği için bu son günde iki cüz birden okuduk ve Kur’an-ı Kerim’in kalbi ve...