medya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
medya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Ağustos 2021

Medya ve sosyal medyanın büyüleyici, etkileyici ve yok edici gücü üzerine düşünceler

 Medya ve sosyal medyanın büyüleyici, etkileyici ve yok edici gücü üzerine düşünceler..


"Gazete, size söylettirmek istediğini söylediğinizi varsayıp yazan bültendir."
(Ursula K. Le Guin, Mülksüzler)

"Halkı diğerlerine karşı öfkelendirirsek karınlarının açlığını unuturlar."
Charlie Chaplin

Sevgili dostum,
Bu dijital iletişim araçları seni o kadar iyi tanıyor ki sürekli içinde kalman için seni kolayca manipüle ediyor.
Önceden vakit geçirdiğin şeylerin benzerlerini önererek sürekli vaktini alıyor.
Böylece daha da fazla veri almış oluyor.
Ve seni daha da iyi tanıyor.
Keşke iyi niyetli olup içine çekmese.
Ama ilk önce bunların sahiplerinin sıfır ahlaklı kapitalist devler olduğunu bilmen lazım.
Ve bu sözde iletişim araçları ve onların içindeki çeşitli uygulama, oyun, sosyal medya vb yazılımların hiçbiri bedava ya da hayrına ya da iletişim kolaylaşsın diye yapılmış veya üretiliyor, işletiliyor değil.
Adamlar sıfır üretim, sıfır mamul sevkiyatı ile tamamen veri işleyerek 20 senede dünyanın parasını yuttular.
Ve farklı platformlarla ve bilhassa hızlarını artırarak git gide daha da canavarlaşıyorlar.
Bu dijital hayat belki ilk zamanlarda farkında olmadan hepimizin içine daldığı bir süreç.
Takipçi sayılarının sanal/sahte/bot hesaplarla önce onbinlere çıkarılması, ardından bu sözde kalabalığı görenlerin de toplaşması ve bir yandan yazılım tarafından ha bire üretilenlerle takipçi sayıları milyonlara ulaşan hesaplar. Fenomenler, influcerlar, youtuberlar falan filan.
Sanal ortamın sanal hesapları, sanal aboneler, takipçiler derken milyarlık devasa bir kitle oluşuveriyor.
Realitede karşılıklarının olmadığının farkında olmamak için insanları daha çok daha çok daha çok içine çekiyorlar
Tıpkı uyuşturucu gibi.
Bu arada, psikiyatri uzmanları artık dijital bağımlılık tedavisi yapıyor, literatürde çoktandır yerini aldı bile.
Haber, veri ve yorumların neredeyse %90'ı manipülasyon.
Hem de resmi haber ajanslarından farklı farklı trollerine kadar.
Yaklaşık yirmi yıldır dünyanın egemen güçleri ENTERNASYONEL DİJİTAL HÜKÜMDARLIĞI kurdu.
Neden ve nasıl?
"Delikli demir çıktı mertlik bozuldu" demişti ya eskiler yeni dünya düzeninde delikli demirin de pabucunu dama attı, zira artık bu dijital enformatik uyuşturucular var çünkü.
Bu uyuşturucularla her şey eskisinden daha fazla kontrol altında.
Toplum mühendisliği ve siyaset mühendisliği için ne lazımsa sosyal medyada, dijital dünyada gerekli vaziyet alınıyor.
O kadar..
Dosdoğru olmak, namuslu, ilkeli, omurgalı ve insan gibi insan, adam gibi adam olmak isteyen bu tuzağa düşmemeli.
Hakikatin peşinden koşan insan gerçek hayatı ıskalarsa varacağı yer bu sanal dijital çöplükte bir bağımlı, bir müptela olarak yok olup gidecektir.
Gerçek bir kişiyle iletişime geçmek bin kişiyle takipleşmekten, yüzlerce beğeni almaktan evladır.
Nerede dürüst, samimi, duyarlı insanlar?
10 sene önceki samimiyetleri nereye gitti?
Peki, ne yapmalı?
1.Kişi interneti kendi tercihleriyle kullanmalı.
2. Sadece ve tamamen güvendiği kaynaklardan, teyit edilmiş bilgileri almalı, onları da kritik bir akılla soru sorarak okumalı.
3. Her kişi, site ve kurumu haber kaynağı gibi görmemeli.
4. Hele hele üzerine vazife olmayan işlerin, uzmanlığını bırak en ufak bir bilgisi olmayan işlerin peşine düşmemeli.
Yoksa manipüle edilip googlelamaya ve oradan da internet çöplüğüne malzeme olmaya doğru giden hazin bir sona varır.
Bugün dijital ortamların artık bilgi kaynağı değil ortamdaki kişilerin ürün olduğu bir veri fabrikası ve reklam izleme alanı olduğu iyice ortada.
5. Sosyal medya kullanan ne kullandığını ve kendisinin de kullanıldığının bilincinde olmalı, bunu aklından hiç çıkarmadan istediği kadar kullanabilir. Bununla birlikte bağımlısı olduğunu ve her hareketinin manipüle edildiğini de bilmelidir.
Mesela; kitap okurken birisi sürekli kafanda dikilip sana bıdı bıdı edip akıl verip yönlendiriyor mu?
Ya da birisi ile oturup sohbet ederken orada olmayan birisi sohbete muhatap olarak dahil olabiliyor mu?
Veya orada olmayan binlerce kişi, veya konuştuğunuz bir mevzuyu dinleyen ama duymasını istemeyeceğiniz birisi ne kadar bilgi sahibi olur bu görüşmeden, sohbetten?
Burada, yani gerçek hayatta soruları sen üretip yargı ve hükümleri de kendin şekillendiriyorsun.
6. Demek ki öncelikle sanal alemin çok çok iyi anlaşılması gerekir. Sonra oranın koyduğu genel kurallara göre değil kendi prensip ve programına uygun olarak orada bulunabilirsin. Arkadaş seçimi, yoruma ve paylaşıma açık olma, görünürlük gibi kişisel ayarlar çok titiz belirlenmeli. Hangi ortama, ne maksatla, ne kadar süre için girileceği önceden hesap edilmeli
7. Kullandığını sandığın mecranın seni kullandığının bilinciyle hareket edebiliyorsan ne ala, ama öyle değil işte, gururunu okşayan bir çark sistemi var, kişinin egosunu kendisine bağlıyor yani kumarhaneye kumar masasını devireyim diye girip de cebindeki üç beş kuruştan da olmak gibi insanlara iyi şeyler söylemek vehmiyle kendindeki iyiyi kaybetmek de mantıklı değil.
Medyanın sosyali de geneli de manipülatif zaten.
Güçlünün haklı olduğu bugünkü dünyada güçlünün elindeki belki de en güçlü silah medyadır.
Diğer güç unsurları medyanın gölgesinde veya izinde gidiyor.
Son olarak herkese tavsiyem; el ele tutuşun, sevdiklerinize sarılın, karşılaştığınız insanlara selamı esirgemeyin, yüzünüzden tebessüm eksik olmasın, küçükleri sevin, yetimi, yoksulu sevindirin, elinizde ne varsa az çok demeden ikram edin.
🤗💐❤️

14 Ekim 2019

Medyada Gördüğümüz, Duyduğumuz Haberlere Ne Kadar Güvenelim?

Medyada Gördüğümüz, Duyduğumuz Haberlere Ne Kadar Güvenelim?


Sanırım Ekim 1996 idi, İzmir'in Aliağa ilçesindeydim. Bir akşam üzeri  bir siyasi parti ilçe başkanı olan aile dostumuz Faysal Bey aradı ve bana Bosna Hersek'ten gelen bir misafiri olduğunu ve benimle tanıştırmak istediğini söyledi. Bu misafirin Bosna savaşında komutanlık yapmış olduğunu da söyleyerek benim mutlaka görüşmem gerektiği konusunda ısrarcı oldu. Ben de kendisini kıramadım ve yanlarına gittim. 40-45 yaşlarında aksanı bozuk bir Türkçe ile konuşan misafir anlaşılan bizim arkadaşları oldukça heyecanlandırmıştı. Bosna savaşının anıları çok tazeydi. Hele ki Srebrenitsa katliamının üzerinden henüz bir yıl geçmişti. Bütün Türkiye'yi acıya boğan ve bir türlü yardım ulaştırmaya çalıştığımız o mağdur ve mazlum kardeşlerimizden biri, hem de bir komutan, bir gazi şu anda karşımızdaydı.

Peki bu kişinin sözlü olarak anlattıklarından başka bizi ikna edecek bir kanıt var mıydı? Evet, bu misafirin elinde belge niteliğinde bir yayın vardı. Savaşın en yoğun zamanlarında o günlerdeki Türk medyasının özellikle islamcı kesiminde yoğun bir Bosna haber, yorum ve makaleleri yayınlanmıştı. Yörünge dergisi de o yıllarda islâmî, özellikle milli görüşçü kesimde oldukça popüler bir dergiydi. Bizim misafirin elindeki belge niteliğindeki kanıtı da işte bu derginin kendisini kapak konusu yaptığı ve 8-10 sayfa resimli bir röportajının yayınlanmış olduğu bir sayısı idi.

Bir de bu misafir o röportajın yapıldığı günlerde bir çok parti, dernek ve vakıf ziyareti yapmış. Bu ziyaretlerde çekilmiş bol miktarda resim de çantasındaydı ve bunları da arkadaşlarımızla beraber gördüğümüzde misafirle ilgili ben hariç bütün arkadaşlar ikna olmuşlar ve gözyaşları ile anlattıklarını dinliyorlardı.

O akşam bir çok arkadaş bu misafiri görmek için toplandı, onun bozuk ve aksanlı bir Türkçe ile anlattığı abartılı savaş hikayelerini dinledi. Bir kısmı gözyaşlarını tutamadı. Ben ise bu misafirin anlattıklarını askeri yönden çok tutarsız ve çelişkili buluyordum. Biraz daha açık yakalamak için bazı sorular soruyordum. Aliya İzzetbegoviç ile ilgili sorularımda ise tamamen açık verdi. Eski Yugoslavya döneminde Aliya ile birlikte hapis yattıklarını bile söyledi. Savaşta cephe komutanı olduğunu söyleyen misafirimiz ne cephesini tam olarak tanımladı, ne üst ve bağlı birliklerini, ne diğer komutanları. Hepsini duygusal hikayelerle geçiştirdi. Sağolsun arkadaşlarımız duygusallıkları ile sordukları sorularla benim başka türlü sorular sormama fırsat vermediler.
O gece misafirimizi benim evimde konuk ettik. Ben şüphelerimden dolayı misafiri temkinli ve kontrollü bir şekilde evimde yatırdım.

Gelelim misafirimizin sebebi ziyaretine. Bosna Hersek'te savaş sonrası yetim kalan çocuklar için kurulan bir vakıfta çalışan bu eski komutan(?), bizim gazi misafir, bu vakıf için İzmir'den kuru üzüm almaya gelmiş. Bizden de para veya maddi bir yardım da istemiyormuş(!). Sadece kuru üzüm almak için uygun yer arıyor, bizim arkadaşların tanıştırmasını istiyormuş.

Ertesi gün misafire bir arkadaşımızın yardımcı olması hususunda konuşuldu. Sabah bu arkadaşımızla misafirimiz Menemen'e üzüm tüccarları ile tanışmaya giderken ben arkadaşımızı bir kenara çekerek "sakın ola bu kişiye kefil olma, hatta sıradan bir yabancı gibi tanıştır ki esnaf da duygusal yaklaşmasın" dediğimde arkadaşım biraz garip karşılaşa da onu ikna ettim ve onları bu şekilde gönderdim.

Onlar gider gitmez ben de hemen telefonun başına oturdum ve bu misafir ile ilgili bilgi toplamaya başladım. O yıllarda cep telefonu herkeste yok, internet çok kısıtlı idi. Ben bu kişinin kim ve neci olduğunu Bosna Hersek Büyükelçiliği, Bosnalılar dernekleri ve buna benzer bir çok yurtiçi ve yurtdışı kurum ve kuruluştan sordum. Tahmin ettiğim gibi hiç kimse bu adamı tanımıyordu. Sonra Yörünge dergisini aramak istedim fakat telefon numarasını bir türlü bulamadım. Misafirin bize gösterdiği dergi çantasındaydı ve çanta benim yanımda emanetti. Derginin numarasını almak için bu çantayı açmalıydım. Şüphelerimde büyük ölçüde haklı olduğumdan da güç alarak yapmamam gereken bir şeyi yaptım ve misafirin bana emanet bıraktığı çantayı çok tereddüt etmeme rağmen açtım. İyi ki de açmışım dergiyi alırken çantada misafirin bize göstermediği bir çok resmini daha gördüm. Bu resimlerde misafirimiz pavyon benzeri yerlerde kadınlarla alem yaparken neşeli pozlar vermişti.

Neyse, ben dergiden numarayı aldım ve İstanbul'da Yörünge dergisinin merkezini aradım ve derginin genel yayın yönetmeni Resul Tosun ile görüştüm. Kendisine elimdeki derginin baskısının gerçek olup olmadığını, bu sayıda kapak konusu yaptığı kişiyi tanıyıp tanımadığını sordum. Bana verdiği cevapta o günlerde Bosna savaşı konusunda çok bilgi/haber ihtiyacı olduğunu kendilerinin de her buldukları haberi teyit etmeden hemen yayına verdiklerini, bu adamın haberini de böyle yaptıklarını ama sonrasında bir sahtekar olduğunu anladıklarını, bu yolla bir çok kişiyi de dolandırdığını öğrendiklerini, bu durumu da bir kaç ay sonra bir uyarı ve özür olarak dergide yazdıklarını söyledi. Ben de kendisine bir gazeteci, dergici, yayıncı olmadığım halde yanımıza gelen bu kişiyi saatlerdir araştırdığımı, emin olmadığım bir kişiyi dostlarımla tanıştırmaktan bile çekindiğimi, kendisinin bir yayıncı, dergici, gazeteci kimliği ile ve yaptığı yayınlarla insanlara doğru bilgi ve haber vermek gibi bir sorumluluğu olduğu halde niçin böyle özensiz ve dikkatsiz davrandıklarını, teyit edilmemiş bilgi/haberi yayınladıklarını, üstelik de bu kişiyi kapak konusu yaparak sayfalarca söyleşi yaptıklarını belirterek sert bir şekilde eleştirdim. Resul Bey de benim haklı olduğumu, bu konuda daha sonra özür yayınladıklarını, savaş günlerinde acil haber ihtiyacından dolayı bu hassasiyeti ihmal ettiklerini belirterek tekrar özür beyan etti. Fakat bence özürü de kabahatinden büyüktü.

Bizim hikayenin devamına gelecek olursak. Arkadaşım ve davetsiz misafirimiz döndüklerinde beni çok sert ve elimde tüm dergi ve fotoğraflarla buldular. Dolandırıcı olduğu anlaşılan şahsa derhal burayı terk etmesini söylediğimde "ben sizden bir şey almadım, para falan da istemedim" diyerek bir de utanmadan elimdeki dergi ve resimleri istedi. Ben de onları vermeyeceğimi derhal gitmezse polis çağıracağımı söyledim. Bunun üzerine kaçarcasına çıktı ve gitti.

Yaşadığımız bu olayla ilgili beni böyle davranmaya iten okullarda aldığım eğitimin yanında şu iki ayet çok etkili olmuştur;


Ey iman edenler! Size bir fasık bir haber getirirse, bilmeyerek bir topluluğa zarar verip yaptığınıza pişman olmamak için o haberin doğruluğunu araştırın. (Hucurat 6)

Ey iman edenler! Mü'min kadınlar muhacir olarak size geldiklerinde, onları imtihan edin. Allah, onların imanlarını daha iyi bilir. Eğer siz onların inanmış kadınlar olduklarını anlarsanız, onları kâfirlere geri göndermeyin. (Mümtehine 10)


Şimdi şöyle o günden bugüne doğru bakınca medyanın ne kadar değiştiğini herkes biliyor. Hatta şimdilerde 18-20 yaşlarında olan gençlerimiz telefonsuz, internetsiz bir dönemi hiç bilmezler.

Günümüzde herkesin çok yoğun bilgi/haber etkisi altında olduğu aşikar. Ancak bu maruz kalınan haberler hangi süzgeçlerden geçirilerek bize ulaşıyor? Ya da tam tersi hangi odaklar/merkezler/kuruluşlar bu haberlerin nasıl servis edilmesine karar veriyorlar. Aslında ne oluyor ve bize ne gösteriliyor, sunuluyor?

Bir de sosyal medya denilen herkesin haber/bilgi yaydığı bir mecra var ki ömür törpüsü.

Sevgili okuyucu hakikati mi arıyorsun, bizzat ve bilfiil yaşadığın, sanal olmayan ailen, akraban, komşun, arkadaşın, işverenin, çalışanın, müşterin ve elinin dokunabildiği tüm insanlar ve diğer canlılarla sahici ve sağlam ilişkiler kur. İlken insanlık ve iman ettiklerin olsun. Benim ilkem Bakara Suresi 177. ayette Rabbimizin buyurduklarıdır:

Yüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz erdemlilik değildir. Asıl erdemli kişi Allah’a, âhiret gününe, meleklere, kitaba ve peygamberlere iman eden; sevdiği maldan yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, yardım isteyenlere ve özgürlüğünü kaybetmiş olanlara harcayan; namazı kılıp zekâtı verendir. Böyleleri anlaşma yaptıklarında sözlerini tutarlar; darlıkta, hastalıkta ve savaş zamanında sabrederler. İşte doğru olanlar bunlardır ve işte takvâ sahipleri bunlardır.


Peyami Bayram
14.10.2019
İstanbul

RAMAZAN 1447 CÜZ 30

OTUZUNCU CÜZ   Hicri 1447 yılında Ramazan ayı 29 günde hitama erdiği için bu son günde iki cüz birden okuduk ve Kur’an-ı Kerim’in kalbi ve...