milletvekili etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
milletvekili etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

04 Haziran 2023

Yeni Kabine



Gördünüz mü? 

Ne demiştim?

Siyasetle bu kadar ilgilenmeyin, hiçbirinizi/hiçbirimizi ne milletvekili ne de bakan yapmazlar dememiş miydim?

İşte öyle de oldu. 

Bu listede ve milletvekilleri arasında ben yokum ve hiçbir yakınım da yok. 

Parti ve siyaset için kardeşilerinizi, dost ve arkadaşlarınızı incittiğinize değmez. 

Şimdi herkes işine baksın. 

Varsa kırıp gücendirdiğiniz gidin özür dileyin ve helallik isteyin. 

Hayat devam ediyor. 

Dönelim güncel rutin yaşantımıza.

Seçilen tüm milletvekillerine ve yeni bakanlar kuruluna ülkemize, milletimize ve tüm insanlığa hayırlı hizmetlerde bulunmaları için dua ediyorum. 

Yine her zaman dediğimi tekrar ediyorum;

Türkiye Cumhuriyeti dünyanın umududur ve Türk tüm dünya mazlumları için beklenendir. 🇹🇷

Peyami Bayram

3 Haziran 2023

Arnavutköy, İstanbul

02 Haziran 2023

Seçmenler ne seçer ve seçilmişler ne yapar?

Çok taze bir seçimin ardından demokrasi, seçimler ve seçilmişler ile bir de  bu sistemin sağlıklı işlemesi için olmazsa olmazı hukuk üzerine düşündüklerimi kısaca paylaşmak isterim. 


Demokratik yönetimlerde seçim bir sonuç değil bir süreçtir aslında. Bu süreçte halk demokratik hayata imkanları, kabiliyetleri ile bilimsel ve entellektüel potansiyelleri nispetinde katılım sağlar. Bunun en asgarisi seçim günü sandığa giderek oy kullanmaktır. 


Siyasi partilerin maksatları ise ülke yönetimine demokratik yollarla gelmektir. 


Hukuk da hem ülkenin anayasa ve yasalar ile adaletle yönetilmesi hem de yönetim sisteminin ve demokratik hakların korunmasını, denetlenmesini sağlayan kurallar bütünüdür. 


2018 seçimleri ile ilk defa tanıştığımız cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi ile beş yıl süreliğine yasama organı olarak TBMM’de görev yapacak partili veya bağımsız milletvekilleri ve yürütmenin başı olarak da cumhurbaşkanı halk tarafından seçiliyor. Yürütme organı olan bakanlar kurulu ise seçilen cumhurbaşkanının seçtiği kişilerden oluşmaktadır. 


Bu sistemde demokratik ilkeler gereği partiler seçim bölgelerinde milletvekili adaylarını belirleyerek halkın oyuna sunulmak üzere Yüksek Seçim Kurulu’na bildirir.


Buraya kadar belki bilinen şeylerden söz ettim. Bu bağlamda iki ayrı hakkın yerine getirilmesi gerektiğini düşünüyorum;

  1. Milletvekili adaylık süreci partilerin liderlerinin iki dudağı arasından kurtarılmalı, partilere ön seçim şartı getirilmeli. Seçim bölgelerinde parti üyelerinin en az yüzde 51’nin katılacağı ön seçim yapılmalı. Böylece en azından bir partiye üye olarak aktif siyaset yapan vatandaşların kendi oy verecekleri adaylarını belirlemeleri sağlanmış ve demokrasi tabana yayılmış olur. Bu demokratik hukukun tam olarak tahakkuk etmesi için aktif siyasetin içinde olan seçmenin hakkıdır. 
  2. Cumhurbaşkanı adayları kazandığı takdirde çalışacağı kadroyu seçim kampanyası dönemi başlarken resmî olarak açıklamalı. Kimlerin hangi görevlere getirileceğini ve sorumluluklarının ne olacağını, hükümet programı dahil seçmenlere önceden ilan etmeliler. Kuru ve mesnetsiz seçim vaatleri unutulup gidiyor. Enkaz devraldık ve benzeri savunmalarla seçim sonrasında başka bir tabloyla karşı karşıya kalıyor seçmen kitlesi. Sadece cumhurbaşkanı adayları değil yardımcıları ve bakanlar kurulu adayları da görev alanları ile ilgili plan ve projeleri ile ilgili rakipleri ile kamuoyu önünde tartışmalıdır. Bu şekilde daha şeffaf ve rekabetçi bir sistem olur. Bu şekilde üretilen ve ilan edilen plan ve projelerin hem takibi daha kolay olur hem de kazanan taraf eğer karşı tarafın makul projeleri varsa onları da alıp kullanabilir. Bu da yine demokratik hukukun tam olarak tahakkuk etmesi için tüm seçmenlerin hakkıdır. 

Ben böyle düşünüyorum. Ne bileyim belki de siyaset erbabı bunları çoktan düşünmüştür ama uygulamak işlerine gelmemiştir. Olsun, ben bunları sıcağı sıcağına yazıp buraya bırakayım da. Ne olur ne olmaz. Söz uçar yazı kalır. 


Bence bunlar istikbal ve istiklalimiz açısından önemli konulardır. Çünkü her zaman aklımızda tutmalıyız ki; Türkiye Cumhuriyeti dünyanın umududur ve Türk tüm dünya mazlumları için beklenendir. 


Peyami Bayram

2 Haziran 2023

Arnavutköy, İstanbul 


21 Nisan 2023

Siyaset Üzerine Denemeler 1

Siyaset ile ilgilenmek

Siyaset, siyasi partiler veya siyasi kişiler hakkında konuşmak ve tartışmak sıradan halktan olan kimselere hiç bir şey kazandırmaz. Bilakis çoğu zaman eş, dost, akraba, arkadaşların küslük ve dargınlıklarına sebep olabilmektedir. Bunu hemen herkes de bilir ama yine de konuşmalar, tartışmalar bir türlü bitmez. 


Günümüzde dijital ortamda görülen ve çok kısa sürede yayılan küçücük bilgi kırıntıları(aslında çoğu dezenformasyon ve manipülasyon olan şeyler) yüzünden insanlar birbirleri ile öyle ateşli tartışmalara giriyorlar ki sanırsın dünyanın en önemli meselesini çözecekler. Ya hu sizin neyinize o ne dedi, öteki nasıl cevap verdi, beriki ne yaptı. İnanın bunları tartışmanın biz sıradan vatandaşlar için hiçbir faydası yok. 


Türkiye’de alt gelir grubundan sıradan bir vatandaşımız hangi partiden milletvekili olabilir? Olsa olsa köyünde, mahallesinde muhtar olur. Muhtarlık şimdilerde eskisi gibi etkili, yetkili bir makam da değil zaten. 


Görünen o ki; siyasetçi dediklerimiz aslında demokratik rejimler vasıtasıyla kaldırıldığı söylenen elitist, aristokrat bir burjuva sınıfı oluşturmuş durumdadırlar günümüzde. Yanlarına da yine kendileri gibi halktan uzak, konforu yüksek bir takım üst düzey bürokratlar, sanayici/bankacı/finansçı kapitalistler ile dörtlüyü tamlayan olmazsa olmaz sözde din ve bilim adamlarını da alarak iktidarda veya muhalefette teşrik-i mesailerine devam ediyorlar. Bu küçük ama egemen azınlık geriye kalan kahir ekseriyetin ağzına bir parmak bal sürerek gözlerini boyamak suretiyle  ülkenin muazzam kaynaklarının kendi aralarında taksimini yapmak için bir araya gelirler çoğunlukla. İktidar ve muhalefet mensuplarının sahnede birbirlerine karşı sert ve çatışmacı tutumlarına karşın sahne gerisinde menfaat paylaşımı ve akçeli işlerdeki ilişkileri çok farklı yürümektedir. 


Tüm bu manzarayı görmeyen halkın kendisine servis edilen magazinel konulardaki çok basit ve detay konuları tartışmasının kime ne faydası var Allah aşkına söyler misiniz şimdi?


Ben söyleyim; halkın esas sömürü mekanizmasını ıskalayarak çok daha  tali meseleleri tartışması halktan kopuk elitist, aristokrat burjuva sınıfın ekmeğine yağ sürmektedir. İstedikleri tam da budur. 


Bu çerçevede siyaset; en aklı başında sıradan vatandaş için sadece seçim günü oy pusulasında önüne konulan kötülerden en az kötü olanına mühür basmaktan başka bir şey değildir. Çünkü halkın seçim değil geçim diye bir derdi vardır ve olmalıdır. Öyle ya; hangisi iktidara gelirse gelsin bu bakışla vatandaş için fazla değişen bir şey olmayacaktır. 


Peki bu durumda ülkemizin ve milletimizin menfaatine bir siyaset yapılamaz mı?


Yapılabilir elbette. 


Bunun için benim görebildiğim tek tutarlı ve mantıklı yol hariçten gazel okumayıp, sağda solda, sosyal medyada tartışmalara girmektense kendinize hangi siyasi partiyi daha yakın hissediyorsanız o partide aktif olarak görev almalısınız. Bu şekilde kendi başına bireysel olarak siyasi tartışmalar yapan kimseler hem içine girdikleri siyasi partilere güç katmış olurlar hem de belki o partinin içinde yanlış giden şeyleri görerek düzeltme imkanları olabilir. Böylelikle ideal olarak gösterilen katılımcı demokrasiye bir nebze de olsa katkı sağlanmış olacaktır. 


Maalesef biz eleştiriye açık ve katılımcı bir toplumsal geleneğin içinden gelmediğimiz için biat ederek, lider, önder, hoca, şeyh, reis vs bildiklerimizin peşine takılmayı seven sonra da bir şeyler yolunda gitmeyince ona çeşitli kılıflar giydirmeye çalışan kraldan çok kralcılık yapmayı seven bir toplumuz. 


Önce kendimiz nefsimizle iç muhasebe yapmayı, sonra da ailede eleştiriye açık ve katılımcı yönetim anlayışına geçmeyi becermeliyiz. Adaleti gerçekten istiyorsak bizzat kendimiz ve en yakınlarımız, sevdiklerimiz veya peşinden gittiklerimiz hakkında dahi olsa gerçeğin peşinde ve hakkın yanında olmalıyız. 


Emek vermediğimiz halde bize sunulan küçük büyük bütün nimetlerin mutlaka bize ödetilecek bir bedeli olacaktır. Gözümüzü boyayarak aslında zaten bize ait olan bir şeyleri lütfeder gibi bize verenler ya özgürlüğümüzü veya üzerinde oturup da farkında olmadığımız servetimizi elimizden alırlar. Böylece sömürü çarkı yürür gider. Sömürü yabancılar tarafından yapılınca kötü ve başa çıkılması, mücadele edilmesi gerekir de bizden birileri, yurdum insanı yapınca sessizce izlemek mi gerekir? Asıl siyaset, yani her şeyi yerli yerine koyma, haksızlığa karşı durma belki de bu yolda çokça çaba sarf etmektir. 


Kısacası neresinden bakarsanız bakın doğru ve halkın yararına siyaset ciddi emek ister. 


Alkışlamakla emek verdiğini sanmak ise ahmaklığın zirvesidir. 


Peyami Bayram

22 Nisan 2023

İstanbul

RAMAZAN 1447 CÜZ 30

OTUZUNCU CÜZ   Hicri 1447 yılında Ramazan ayı 29 günde hitama erdiği için bu son günde iki cüz birden okuduk ve Kur’an-ı Kerim’in kalbi ve...