seçim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
seçim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Mayıs 2023

Neden seçmenlerin %48’i Erdoğan’ı seçmedi?



Belki de soruyu şöyle sormalı: Neden ülkenin yarıya yakını mevcut cumhurbaşkanını istemiyor?

14 Mayıs 2023’te Türkiye 13ncü Cumhurbaşkanını ve TBMM’nin yeni üyelerini seçmek için sandığa gitti. Bu seçimde 21 yıldır iktidarda olan Ak Partinin ve dolayısıyla Cumhur İttifakının adayı yine cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan olurken muhalefetin büyük kanadı olarak ortaya çıkan Millet İttifakının adayı ise CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu oldu.

Muhalefet açısından bakınca 21 yıllık iktidarın ardından yüzü eskimiş, yıpranmış ve pek çok hatalarıyla malul olan iktidarın çeşitli kesimlerden yükselen itirazlar eşliğinde bu seçimi kaybetmesi kaçınılmaz gözüküyordu. İktidar açısından ise muhalefetin gittikçe güçlenen dip dalgasına nasıl bir plan ve projeyle karşı konulacağı telaşı vardı ilkin. Muhalefetin adayının kim olacağı bu açıdan iktidar için çok önemliydi. Erdoğan'ın karşısına çıkacak adayın kim olacağı ve bu adayı destekleyecek ittifakın nasıl bir kompozisyonu olacağı çok önem arz ediyordu. Dolayısıyla Erdoğan'ın ve karşısındaki adayın seçmenleri de buna göre vaziyet alacaklardı biraz da.

Kemal Kılıçdaroğlu'nun adaylığı 2018 seçimlerinde siyaset dışından getirilen bir adayın başarısızlığının görülmesinin yanında başka etkenlere de dayanıyor şüphesiz. Görülen veya benim anladığım o ki; sağ muhafazakar kitlenin karşısına sol sosyal demokrat adayla çıkılması gerektiğine karar verilmiş. Bunun için de muhalefetin en büyük partisinin lideri sayın Kılıçdaroğlu tercih edilmiş.

Bu tabloyla gidilen seçimde iktidarın başka hiçbir alternatif aday üzerinde düşünmeden doğrudan sayın Erdoğan'ı tercihinin sebebi de liderdeki karizmaya ve özgüvene dayalı olduğunu düşündürüyor.

Peki AK Parti ve MHP kadrolarında ve özellikle seçmeninde seçim süreci başlarken nasıl bir ruh hali vardı?

21 yıllık yorgun bir iktidar ve yüzü eskimiş siyasetçilerin özellikle bazı genç seçmende oluşturduğu bıkkınlık, bezginlikle beraber yenilik arayışı içten içe iktidar yanlılarını tedirgin ediyor ve kaybetmenin korkusunu ciddi olarak yaşıyorlardı. Buna karşılık muhalefet blokunun şekillenmeye başlamasıyla durum biraz değişti. HDP'nin Millet İttifakı'nı desteklemesi, Kandil'deki terörist unsurlardan destek açıklamaları gelmesi, FETÖ mensuplarının da açık ve aleni şekilde Erdoğan karşısında toplanması iktidarın, yani Cumhur İttifakı'nın elini güçlendirdi. 

Ancak muhalefet elindeki bütün vasıtalarla iktidara hukuksuzluk, yolsuzluk, kamu malının çarçur edilmesi, mutfaktaki yangın, geçim sıkıntısı gibi sokaktaki insanın yakınmaları ile yüklenmeye devam etti.

Erdoğan'ın yerli ve milli üretim, kalkınma, yollar, köprüler, savunma sanayii gibi hizmetler başta olmak üzere kullandığı enstrümanlarla Türkiye'nin beka sorununu ön plana çıkararak seçmenlerden oy talep etmesi, buna karşın muhalefeti de ötekileştirerek terör örgütleri PKK ve FETÖ ile işbirliği suçlamaları öyle gözüküyor ki bir kesim üzerinde hiç etkili olmamış ve belki tepkiselliğe bile neden olmuş.

Erdoğan'ın yönetim tarzında güçlü ve karizmatik lider figürünün öne çıktığını herkes görüyor. Bu tarz yönetim Türk aile geleneğinde, yani neredeyse her evde halen yaşıyor olmasıyla beraber modern yaşamın fiilen değilse de zihnen her kesimin içine sonuna kadar girdiğini dolayısıyla kendinde olanı iktidarda, liderde görmek istemeyen yeni bir nesil olduğu gerçeği göz ardı edilmemeliydi.

İktidar olmanın imkanları ve avantajları sonuna kadar kullanılırken benzer imkan ve kabiliyetin adalet sisteminde eksik bırakılması, hukukun üstünlüğü prensiplerinin yeterince hayata geçirilmemesi muhalif olmak için yeterliydi pek çok seçmen nazarında.

Yüksek kira artışları, artan enflasyon ve özellikle diplomalıların işsizlik sorunu gençlerin önemli bir kesiminde iktidara karşı duruşa sebep olmuştur.

Muhalefete PKK ve FETÖ ile işbirliği suçlaması yapılırken geçmişteki Kürt açılımı ve Fetullah ile yakın ilişkiler konusu bir kesimin cevabını bulamadığı ve eleştirmeye devam ettiği hususlar olarak öne çıkmış ve bu da o kesimin Erdoğan'a oy vermemesinde etkili olmuştur.

Sığınmacı sorunu kuşkusuz bu seçimin en önemli gündem maddelerinden biri olmuştur. Bilhassa Suriye iç savaşının çıkmasının ardından Türkiye'ye gelen düzensiz göçmenler başta olmak üzere Afganistan, İran ve Irak'tan da gelenlerle birlikte Türkiye'nin her yanında, özellikle de büyük şehirlerde göçmenlerin günden güne artışı halkın büyük çoğunluğunu rahatsız edici boyutlara ulaşmıştır. Bu tabloyu ensar-muhacir denklemiyle artık muhafazakar kitleye bile anlatamayan iktidarın bu sorunun çözümü için somut adımlar atmadığı ve hatta bir projesinin dahi olmadığını düşünen geniş bir kitle bulunmaktadır. Bununla beraber önceleri 250.000, şimdiyse 400.000 dolarlık gayrimenkul alan yabancılara vatandaşlık verilmesi de yine iktidarın en çok eleştirildiği konuların başında gelmektedir. Üstelik iktidar tabanını milliyetçi muhafazakar kesim oluşturmaktayken ve ülkenin bekası konuşulurken bu konuların üstünün örtülmesi veya çözümünün ertelenmesi iktidara önemli ölçüde oy kaybettirmiş gözüküyor.

Üzerine gidilmeyen yolsuzluklar, imar affı ve liyakatsiz atamalar en çok eleştirilen ve bundan da ötesi vebali büyük olan konulardır. Bu hususta da Erdoğan'ı affetmeyen bir kesim vardı, bunlar da oy vermeyenlerin arasındadır muhakkak.

Son olarak Erdoğan'ın 21 yıllık iktidar tecrübesiyle toplumun tüm kesimlerini daha kapsayıcı, bütünleştirici, ayrıştırmadan, ötekileştirmeden kucaklayıcı bir dil kullanması beklenirdi. Bilakis kendi kitlesi dışındakilere sıcak ve somut karşılık vermediğini düşünen azımsanmayacak bir kitlenin de Erdoğan'a oy vermediği anlaşılıyor.

Ülkeyi ve milleti ilgilendiren bir fikrin, bir eylemin tek bir tarafı yoktur, pek çok tarafı vardır. Doğru kararlar almak ve doğru adımlar atmak için eleştiriye, yani muhalefete ihtiyaç vardır. Muhalefet doğru, yerinde ve zamanında eleştiri yapma yetisidir. Fırsat kollayarak yeri geldiğinde iktidarı düşürme ve düşene bir tekme de ben atayım düşüncesinde olmak değildir, bilakis muhalefet ettiğinin düştüğü yerden görevi devam ettirebilmek için her an iktidara hazır olma bilinciyle yapılırsa ülkeye ve millete faydası olur. İyi bir muhalefetin ülke yönetimi için çok önemli olduğu bir gerçek. İktidara oy vermemek muhalefetin sadece bir anlık boyutudur. Muhalif seçmenlerin ve partilerin esas görevi seçimden sonra başlar; söylem ve iddialarının peşine ciddiyetle düşerlerse hem ülkenin daha iyi ve millete faydalı yönetimine katkı sağlamış olurlar hem de bir sonraki seçim için şimdiden bilfiil hazırlık yapmış olurlar.

Milletimizin sağduyusu ve kollektif aklıyla kendilerine iktidar veya muhalefet görevi verilmiş olan her iki tarafa da ülkemize ve insanımıza hayırlı hizmetler yapmayı ve kalıcı güzel eserler bırakmalarını diliyorum. Zira her zaman söylediğim ve kesinlikle inandığım şudur; 


Türkiye Cumhuriyeti dünyanın umududur ve Türk tüm dünya mazlumları için beklenendir. 


Peyami Bayram
31 Mayıs 2023
Arnavutköy, İstanbul

30 Mayıs 2023

Çoğunluk neden Kılıçdaroğlu’na oy vermedi?


“Bârika-i hakikat müsâdeme-i efkârdan doğar” 

Namık Kemal

(Bugünkü dille: Hakikatin şimşekleri fikirlerin çatışmasından doğar)


Öncelikle belirtmek isterim ki her işte; ister şahsi bir işimizde, ister ailede ve isterse bir işletmede işleri istişare ile yapmak en güzel neticeyi almanın en önemli ve vazgeçilmez şartıdır. Bu bağlamda toplumun her kesimini kapsayan, aziz şehitlerinizin mirası güzel ülkemizin yarınlarını etkileyen devlet idaresi asla istişare olmadan başarılı bir şekilde yürütülemez.  Cumhuriyet idaresi ve demokratik yöntem de bunun için uygun bir sistemdir. Bu sistemin sağlıklı ve yararlı yürümesi için öncelikle halkın seçimi şarttır. Seçimle iktidara gelen yönetim ve bu yönetim karşısındaki muhalefetin millet ve memleket için hayırlı, güzel ve yararlı işler üretebilmesi için yarış içinde olması gerekir. İktidarda olan kadar muhalefette olanların da memleketi ve milleti merkeze alan fikirler, projeler üretmesi çok önemlidir. Yani memlekette bolluk, bereket, başarı, gelişme ve mutluluk için iyi bir iktidar kadar iyi de bir muhalefet de mutlak şarttır. 


14 Mayıs 2023 günü cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi ile ikinci kez sandığa gittik. Bu seçimde de önceki 2018 seçimleri gibi Cumhur ve Millet olmak üzere iki ana ittifak öne çıkmıştı. Cumhur İttifakının adayı mevcut cumhurbaşkanı ve AK Parti lideri Recep Tayyip Erdoğan ve Millet İttifakının adayı ise ana muhalefet partisi CHP’nin lideri Kemal Kılıçdaroğlu idi. 


21 yıldır iktidarda olan bir liderin yorgun ve yıpranmış olmasının yanında, bu kadar uzun süreli iktidarın pek çok da hatası ve yanlışı olması kaçınılmazdır. Buna rağmen ittifak bileşenleri yine aynı liderle yola devam etme kararı verdiler. 

Muhalefet ise epey uzun bir süre boyunca ve defalarca bir araya gelerek öncelikle ittifak mutabakatında ancak anlaşmaya vardılar. Sonrasında ise bir aday konusunda fikir birliği yapmakta bir hayli zorlandılar ve seçime çok az bir süre kalmışken mutabakata göre açıkta görünen beş genel başkanın cumhurbaşkanı yardımcılığının yanına bir de Ankara ve İstanbul büyükşehirlerinin belediye başkanlarının da ilave edilerek Kemal Kılıçdaroğlu üzerinde tartışmalı olarak uzlaşıya varıldı. 


Böylece seçime iki ay gibi çok kısa bir süre kalmışken öne çıkan iki aday seçim yarışına başlamış oldu. Bir kere böylesine önemli bir seçimde bu süre tam bir rekabet için çok çok kısaydı. Bu kadar kısa sürede bırakınız detaylı seçmen portföyüne göre tüm seçim çevrelerinde saha çalışmaları yapmayı ne seçim stratejisi oluşturulabilir ne de aday ve kadro tanıtımı tam anlamıyla yapılabilirdi. Bu eksik altyapı ve gecikmiş yarış startı ile başlayan seçim kampanyası da aynı eksikler ve hataların yanı sıra bileşenlerin pek çok kusurları ile yürütülmeye çalışıldı. İkinci tura kalan seçimin geride kalan iki küçük adayının ikinci tur ile ilgili yaklaşımları ve Millet ittifakının süreci yenilgi psikolojisi ile yürütmeye çalışması ve düşük motivasyonu sandığa da yansıdı. 


Bu girişten sonra gelelim çoğunlukla vatandaş Millet İttifakı adayına neden oy vermedi sorusunun cevabına. Aslında yaşadığımız konfor, sürat ve değişimin başat göstergeleri olan dijital bilişim çağında 21 yıldır yüzü eskimiş ve pek çok hataları toplumun hemen her kesimi tarafından dile getirilen bir iktidarın değişmesini başta gençler olmak üzere büyük bir kitle istiyordu. Fakat muhalefetin büyük çoğunluğunun bir araya gelerek oluşturduğu Millet İttifakı bu talebi ortaya koyduğu yetersiz projelerle yönetemedi ve sandıkta  da kendi lehine yönlendiremedi. Şimdi bunları madde madde sıralayalım;


  1. İttifakın gerçekte ele gelir, hesaplanabilir iki ortağı vardı: CHP ve İyi Parti. Diğer partilerin getireceği oy oranı sanallıktan öte inandırıcı gelmedi ve boşluk dolduran, kalabalık görüntü veren ama içi boş yapı barizdi seçmen nazarında. 
  2. Altılı masa olarak deklare edilen ittifakın yedinci ortağı HDP olduğunu dünya alem bildiği halde sürekli üstü örtülü tutuldu. PKK terör örgütü ve uzantıları ile bağlantılı bir partinin bu denklemin bir parçası olduğu hep gizlendi. 
  3. 15 Temmuz 2016 darbe teşebbüsü sonrasında Türkiye Cumhuriyeti’nin en büyük mücadele verdiği devlet mekanizması içindeki hıyanet çetesi FETÖ’nün de Millet İttifakı için çok açık ve aleni destek vermesi muhalefet ittifakına tepkiyi artırdı. 
  4. Açıktan altı parti ve gizlenen PKK’nın uzantısı bir parti ile saklanan ABD derin güçlerinin uzantısı FETÖ’nün bir araya gelmesiyle Erdoğan’a karşı birik(tiril)miş bıkkınlık, kin, nefret ve intikam duygusunun mutlaka büyük bir oy oranıyla galebe çalacağı varsayımı/hesabı tutmamıştır. Duygusal ve düz matematik hesabının siyasette işe yaramayacağı öngörülememiştir. Geniş halk kitleleri güçlü yanda olmayı tercih etmiştir. 
  5. İktidarı devireceğini bu kadar garanti görmesine rağmen kazandığı takdirde kuracağı hükümetin nasıl şekilleneceği hakkında bol cumhurbaşkanı yardımcılığı dışında hiçbir program ve proje açıklanmamıştır. Hatta bol keseden dağıtılan bu yardımcıların hangisinin hangi alanda yetkilendirileceği dahi açıklanmamıştır. ABD’den yüksek ücretle ithal edilen danışman tanıtım toplantısına bile sadece online olarak bağlanarak ciddiyetten uzak bir görüntü verilmiştir.
  6. Seçimden aylar önce başlayan helalleşme çıkışı halkın bir kısmını heyecanlandırıp umutlandırmış olsa da seçim ittifakı içine alınan gizli ortaklar HDP ve FETÖ hükümlüleri ile KHKlılar da helalleşmeye dahil edileceği anlaşılınca kıymetten düşmüştür. Ayasofya’nın tekrar müzeye dönüşmesi söylemleri muhafazakar kesimde helalleşme söyleminin inandırıcılığını tamamen kaybettirmiştir. 
  7. Türkiye’nin son yıllarda terörle mücadele başta olmak üzere yurt içi ve yurtdışında elde ettiği askeri ve güvenlik başarıları hiçe sayıldığı gibi bu başarıların temelini oluşturan savunma sanayi ve milli istihbarat alanındaki gelişmeler için olumsuz ve motivasyon kırıcı açıklamalar, konuşmalar yapılmıştır. Bu verilen görüntü yerli ve milli söylemini öne çıkaran iktidarın karşısında üstelik PKK ve FETÖ uzantılarının da içinde bulunduğu düşünülen muhalefete fazlasıyla oy kaybettirmiştir. 
  8. Türkiye’nin diplomasi alanında dünyada itibarlı ve kilit roldeki konumunun getirdiği Suriye’nin kuzeyi, Libya ve Azerbaycan başta olmak üzere dünyanın çeşitli yerlerindeki askeri varlığının sonlandırılacağı açıklamaları hem özgüven noksanlığı hem de milletin gurur duyduğu gelinen noktadan geriye adım atmak olarak telakki edilmiştir. 
  9. Türkiye yüzyıllardır hem göç alan hem de göç veren bir ülkedir. Ancak son on yılda gelen göçmenlerin sayısal çokluğunun yanısıra köken ve nitelik olarak da ayrıma tabi tutulmadan plansız bir şekilde kabul edilmesi pek çok sorunu da beraberinde getirmiştir. Bu sorunları özellikle Suriye’deki güvenlik ve Türkiye’deki istihdam sorunu ile ilişkili düşünmeden sırf sokaktaki insanların mesnetsiz yakınmalarına karşılık “göçmenleri bir yıl içinde geldikleri yere göndereceğiz” demek bir yönüyle kulağa hoş gelse de sorunun çözüleceğine geniş kitleler inandırılamamıştır. Ayrıca dış politika ile ilgili tatmin edici bir strateji ve bunu yürütecek kadro da ortaya konulamamıştır. 
  10. Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin kaldırılacağı ve güçlendirilmiş parlamenter sistemin getirileceği söylenmiş ama bunun nasıl olacağı ikna edici olarak detaylı bir biçimde geniş kitlelere anlatılamamıştır. 
  11. İşsizlikle mücadele için somut hiç bir proje sunulamamış bilakis muhtarlıklara özel kalem müdürlüğü gibi absürt bile denemeyecek söylemlerle komik duruma düşülmüştür. 
  12. Ekonomi konusunda halkın geçim derdine köklü çözüm önerileri yerine her kesimin ağzına bal sürerek tribünlere oynanmış. Dile getirilen vaatlerin kaynağı ile ilgili ciddi bir çalışma ortaya konulamadığı gibi uyuşturucu parası getirmek gibi temelsiz ve gayri hukuki söylemler vaatlerin inandırıcılığını tamamen çürütmüştür. 
  13. Mevcut düzenin yolsuzluk, hukuksuzluk, nepotizm, israf ve benzeri pek çok derin sorunlar ihtiva ettiğini dile getirmelerine rağmen anayasa başta olmak üzere Türkiye’nin yapısal sorunlarına ilişkin hiç bir yapıcı, reforme edici program dile getirilmemiştir. 
  14. Sağlık sistemi ile ilgili hiçbir proje sunulmamıştır. 
  15. Sürekli gençlere hitap ederek oylarına talip olunduğu halde eğitim sistemimiz, çocuklarımız ve gençlerimizin nasıl bir geleceğe hazırlanacağı konusunda kapsamlı bir planlama ve proje sunulamamıştır. 
  16. Kadın, aile ve nüfus politikası hakkında seçim çalışmalarında akılda kalacak hiçbir somut çalışma ortaya konulmamıştır. 
  17. Bilim, teknoloji ve sanayi alanında gösterilen somut bir hedef olmamış, bu konulardaki yatırımlarla ilgili bir vizyon da ortaya konulmamıştır. 
  18. Tam da seçim süreci başladığı sırada meydana gelen asrın felaketinde “burada devlet yok, Kızılay çadır satıyor” gibi afetzedenin yarasına merhem olmayacak basit sosyal medya söylemlerine takılıp kalınması, buna mukabil deprem bölgesinde gerçekten olağanüstü bir yardım faaliyetinin hem kamu hem de STKlar eliyle yürütülmesi ve çok kısa sürede yaraların sarıldığının görülmesi muhalefetin en büyük hatası olmuştur. 
  19. Sosyal medya, özellikle Twitter’da aktif olan muhalif hesapların çokluğu ve aşınan etkileşimin yüksekliği de muhalefetin en büyük yanılgılarından biri olmuştur. Sokakların nabzını sanal mecradan anlamaya çalışmak gibi çok yanlış bir yol izlenmiş veya bu yolla birbirlerine gaz verme hatasına düşülmüştür.
  20. Yukarıda sıralanan gerekçelerin yanısıra ideolojik olarak birbirlerine benzemeyen ittifak bileşenlerinin nasıl bir yönetim biçimi ortaya koyacaklarının ipucunu daha aday belirleme aşamasında ikinci büyük ortağın masayı terk ederek tekrar dönmesi İyi Parti tabanında çatırdamalara sebep olduğu gibi geniş halk kitleleri tarafından da kuşkuyla izlenmiş ve büyük bir güvensizlik hissi uyanmıştır. 
  21. Bizzat protokole imza atanların dahi okumadığını sandığım yüzlerce sayfalık, binlerce maddelik ittifak protokolü hiçbir seçmenin ilgisini çekmemiştir. Zira geniş halk kitleleri sadece inandırıcı, ikna edici, kısa ve net ifadeleri görür ve duyar. 


Sonuç itibarıyla her ne kadar geniş halk kitleleri tarafından mevcut iktidarın noksanlıkları görülse ve değişim talep edilse de istikrar düşüncesi ve alternatif olarak sunulanın yukarıda belirtilen yetersiz ve güven vermeyen profili nedeniyle muhalefetin adayına yeterli destek verilmemiştir. 


Milletimizin sağduyusu ve kollektif aklıyla kendilerine iktidar veya muhalefet görevi verilmiş olan her iki tarafa da ülkemize ve insanımıza hayırlı hizmetler yapmayı ve kalıcı güzel eserler bırakmalarını diliyorum. Zira her zaman söylediğim ve kesinlikle inandığım şudur; 


Türkiye Cumhuriyeti dünyanın umududur ve Türk tüm dünya mazlumları için beklenendir. 


Peyami Bayram

30 Mayıs 2023

Arnavutköy, İstanbul 


12 Mayıs 2023

Siyaset Üzerine Denemeler 2

Çok ünlü bir üniversitenin ekonomi ve siyaset bölümü birinci sınıfına yeni başlayan heyecanlı öğrencilerin ilk dersine giren hoca tahtaya;


milyonlar ticaretle,

milyarlar siyasetle,

trilyonlar ise savaşla kazanılır 


yazmış ve “bugünkü dünya düzeninde ekonominin özeti budur, siz ise dört yıllık eğitim sürecinde bunun kurallı veya kuralsız nasıl mümkün olacağını öğreneceksiniz“ diyerek öğrencilere şok edici bir hoşgeldiniz konuşması yapmış. 


***


Liderler, önderler ve toplumda her alanda ileri gelenler ister istemez toplumun örnek şahsiyetleri durumundadırlar. Bu kişilerden hangisi toplumun en alt tabakasındaki insanlarla aynı şartlarda bir hayat yaşıyorlar? Geçmişte yaşamış olsalar bile bugün hiçbirisinin yaşam standardı ve gündelik hayatı sokaktaki herhangi bir vatandaş gibi değil kesinlikle. Bakmayın siz onların sade ve sıradan vatandaş rollerine, inanın hiçbirisinin şu anki yaşantısı bizimki gibi değil.


Ayrıca o birbirine taban tabana zıt gibi gözüken siyaset erbabının sahne gerisinde nasıl menfaat işbirliği yaptıklarını tahmin bile edemezsiniz. 


Şimdi bütün bunları göz önünde bulundurarak lütfen seçim yaklaşırken birbirinizi kırıp gücendirmeyin Allah aşkına.  Emin olun değmez. 


Siyasetin, ticaretin veya diğer sosyal tabakaların üst düzey mevkilerindeki zevatın kendi aralarındaki rol kapma, mevki kazanma ihtiraslarının inanın bize pratikte bir faydası olmayacaktır. Onların seçim vaatlerine çok da bel bağlamayın aksi halde çok ciddi bir hayal kırıklığına da kapılabilirsiniz. Ayrıca karşısında konumlandığınız kişilere, görüşlere de mahcup olabilirsiniz. Yok eğer ufacık menfaatleriniz var ve siz de o basit menfaatin uğruna körü körüne onların peşlerine takılıyorsanız size de uğurlar olsun. 


Nice seçimler geçip gittiği gibi bu seçim de geçecek. Yeter ki bu sürecin sonunda ülkemizin çoğunluğunu teşkil eden sıradan insanlarımız arasında dargınlıklar, kırgınlıklar ve hayal kırıklıkları olmasın. Seçimden sonra demokrasinin ve hukukun gereği olarak bizim oylarımızla birileri başkan, bakan, milletvekili olacak diye biz eş, dost, kardeş, akraba ve arkadaşlıklarımızı zedelemeyelim. 


Hele de sosyal medya üzerinden yaptığımız paylaşımlar ve yorumlara çok dikkat edelim. Yüz yüze konuşup söyleyemediğiniz şeyleri şarjörünüze doldurup meçhul muhataplara acımasızca ateş eder gibi asla sarf etmeyin. 


Bu ülke hepimizin, Türkiye Cumhuriyeti ortak değerimiz ve bu ülkede yaşayan tüm insanlar bizim kader birliği yaptığımız geniş ailemizdir.  


Bu duygu ve düşüncelerle tüm dostlarıma çağrım birbirimize karşı sevgi, saygı, nezaketle yaklaşalım ve şiddete başvurmayan her türlü fikirle her ne olursa olsun barış ve huzur içinde bir arada yaşayalım. 


Ben eskilerin çarıklı erkan-ı harp veya Anadolu irfanı dedikleri güzel ülkemin güzel insanlarının sağduyusu ve kararına daima saygılıyım. Ama daha çok laf üretmekten ziyade ülkesi ve milleti için emek sarf eden, sadakatle ve samimiyetle çalışan ve bir şeyler üreten insanlara minnettarım, onlara itibar ve hürmet ederim. 


Seçim sonuçları ne olursa olsun ülkemiz ve milletimiz için şimdiden hayırlı olsun. 🇹🇷


Peyami Bayram

11 Mayıs 2023, 21 Şevval 1444

Arnavutköy, İstanbul 




28 Nisan 2022

SEÇİM BİZİ KURTARIR MI?

SEÇİM BİZİ KURTARIR MI?

Türkiye'de son zamanlarda bir kaç sorun çok belirgin bir şekilde öne çıktı;

1. Yüksek enflasyon neticesinde geçim şartlarının güçleşmesi,

2. Özellikle diplomalı gençlerin gittikçe artan sorunu olan; işsizlik. Buna bağlı olarak yurtdışında yeni bir hayat kurma hayali,

3. Hukuk sistemindeki tutarsızlıklar nedeniyle adliyeye olan güvensizlik,

4. Hayat pahalılığından işsizliğe kadar pek çok sorunla ilişkili olduğu düşünülen ülkemizdeki göçmen fazlalığı,

Bunların ardı sıra daha pek çok sorun vardır elbette ama benim gözlemlediğim toplum içinde öne çıkan ve bütün sohbetlerde dönüp dolaşıp gelinen konuların başında yukarıda sıraladıklarım gelmekte.

Bu sorunların çözümü nasıl olur, kim çözer, ne kadar sürede çözülür gibi soruların cevabını zaten siyasetçisinden akademisyenine, öğrencisinden çalışanına, köylüsünden kentlisine, yaşlısından gencine herkes biliyor(!). Sohbetler derinleştikçe herkesin o derin bilgisi ve keskin zekası öyle müthiş çözümler üretiyor ki bir anda memleket cennete dönüşecek sanırsın.

Hayır, hiç kimse konuşmasın, eleştiri yapmasın, fikrini ve çözüm önerisini söylemesin falan demiyorum asla. Bilakis herkes bildiği kıymetli her bilgiyi ortaya koysun, varsa tecrübelerini paylaşsın, projeleri varsa önersin.

Fakat gerçekte durum nasıl bizde;

Seçime kadar sayısız vaatlerle yola çıkan siyasetçiler işbaşına gelince yüce konjonktür hazretlerine boyun eğerler ve eski düzeni devam ettirirler. En azından benim hatırladığım 40 yıllık dönemde gözlemlerim bu yönde.

Neden mi böyle?

Çünkü yukarıda sıraladığım sorunlar tek bir sebeple ortaya çıkmış şeyler değildir ve çözümü de seçim vaatleri kadar kolay ve kısa süreli değildir. Bu sorunların çözümü hem sistemsel olarak köklü değişim/dönüşüm ister hem de uzun bir zaman gerektirir. İşte buna siyasetçinin köklü değişim için uygulanabilir bir projesi olmadığı gibi uzun zamana yayılmasına da tahammülü yoktur. 

Peki, neden?

Burada da seçmen sorun olarak çıkıyor karşımıza.

Evet ya, seçmen, yani halk, yani biz.

Biz;

içinde bulunduğumuz sorunların sıkıcı hatta boğucu bir hale gelip de nefes bile alamadığımız bir durumda kurtuluş için arayışlara başlarız;

en kolayı da; bir kurtarıcı gelsin, bizi bu halden kurtarsın düşüncesidir(aslında düşüncesizliği), hem de acilen.

Tıpkı suda boğulmak üzere olan bir kişiye can simidi gibi bir kurtarıcının iyi gelmesi gibi.

Kurtarıcı olunca suya niçin düştü, nasıl düştü ya da düşürüldü gibi sorgulamalara gerek kalmaz. Tekrar düşersem kendim çıkayım, yüzmeyi öğrenmeliyim gibi bir zahmete de gerek yok, nasılsa cankurtaran var!

İşte böyle bizim hikayemiz.

Ne sorgulayıp analiz ederek sorunun kökenlerine ineriz ne de uzun vadeli köklü ve kalıcı çözümleri isteriz. Çünkü köklü çözümler çokça ter dökmeyi gerektiren emek ister, bilim ister, felsefe ister, sanat ister, ister de ister. Ama daha önemlisi konforunu kaybetmeyi göze almak ister. Bu da yetmez; ulaşılmak istenen hedefe sabırla, ilk günkü gibi aynı azim ve kararlılıkla çalışmak ister.

Oysa biz ne isteriz?

Bizimkiler işbaşına gelsin, biraz da bizim saltanatımız sürsün.

Bizim konforumuz bozulmasın da birileri bir şeyler yapsın(nasıl oluyorsa?) ve çabucak, bir anda her şey düzelsin.

Oysa sorunlarımızın çoğu uzun vadede toplum olarak köklü değişim ve dönüşümlerle çözüme kavuşturulabilir şeylerdir.

Kısacası kendi dışımızda seçtiklerimize yüklediğimiz kurtarıcı sorumluluğu ile üzerimize düşen sorumluluklardan kaçmak bizim en büyük sorunumuzdur/sorumsuzluğumuzdur zannımca.

İçimizde olanı değiştirmediğimiz müddetçe dışımızda gerçekleşen ve gerçekleşecek olanlar bizi sorunlarımızdan ve sorumluluklarımızdan kurtarmaz. Kurtaramaz!

Bizi kurtaracak seçim ancak akleden bir kalple sorunların kökenini cesaretle ve ferasetle sorgulayarak ilmin ışığında çözüm arayışında kararlı olmaktır.

Yüzon yıl önce de aynı haldeymişiz ki İstiklal Marşı şairimiz merhum Mehmet Akif Ersoy şöyle seslenmiş:

Âtîyi(geleceği) karanlık görerek azmi bırakmak...
Alçak bir ölüm varsa, emînim, budur ancak.
Dünyâda inanmam, hani görsem de gözümle:
Îmânı olan kimse gebermez bu ölümle:
Ey dipdiri meyyit(ölü)! “İki el bir baş içindir”
Davransana... Eller de senin, baş da senindir!
His yok, hareket yok, acı yok... Leş mi kesildin?
Hayret veriyorsun bana... Sen böyle değildin.
Kurtulmaya azmin, niye bilmem ki, süreksiz?
Kendin mi senin, yoksa ümîdin mi yüreksiz?
Âtîyi karanlık görüvermekle apıştın!
Esbâbı(sebepleri) elinden atarak ye’se(ümitsizliğe) yapıştın!
Karşında ziyâ(ışık) yoksa, sağından, ya solundan,
Tek bir ışık olsun buluver... Kalma yolundan.
Âlemde ziyâ kalmasa, halk etmelisin, halk!
Ey elleri böğründe yatan, şaşkın adam, kalk!

Kalkalım ve önce elimizi, yüzümüzü yıkayıp paklayıp yeniden dirilişin yollarını arayalım.

İlk seçim bugün!

Ve unutmayalım: bu bizim için son seçim!


Peyami Bayram

28 Nisan 2022

İstanbul


24 Haziran 2019

23 Haziran 2019 Seçim Sonuçları

23 Haziran 2019 Seçim Sonuçları 

Seçim sonucu İstanbul için inşallah hayırlı olur.
Kazanan bir aday veya bir kadro değil İstanbul halkı olur umarım.
Seçim sonuçları sadece İBB Başkanı seçimi ile sonuçlanmış olmayacak gibi duruyor. Beklenen muhtemel gelişmeler şöyle olacak sanki;
Türkiye siyaseti yeniden tasarlanacak,
CHP için muhafazakâr duyarlılık önemli ve öncelikli olacak,
AK Parti aldığı yenilgiyi ve seçmenin mesajını mutlaka değerlendirecek ama kadroların yenilenmesi dahi partide olacak reformun önüne geçemeyecek.
Sağ muhafazakâr yelpazede yeni açılımlar ortaya çıkacak,
Milliyetçi kesim siyaset yapma temellerini ve tarzlarını yeniden gözden geçirecek.
Sol siyaset kalmadığı ve ideolojilere rağbet olmadığı için Türkiye'nin yeni solu HDP üzerinden devam edecek. HDP de terör örgütleriyle ilişkisini kısıtlayarak bu kulvardaki alanını genişletmek için çaba gösterecek.
Yukarıdaki gelişmeler doğal olarak ülkemizi bir erken seçime götürür.
Siyaseti izlemeyi bile bilmediğimiz, demokrasiyi sadece sandıkta oy vermekten ibaret bellediğimiz için kampanya süresince verilen sözlerin ve seçim vaatlerinin takipçisi olamayacağız ve çoğunluğu bir sonraki seçime kadar unutulup gidecek muhtemelen.
Bu meyanda Türkiye'nin son 40 yıllık siyasetini bilfiil yaşayarak gözlemlemiş birisi olarak Ekrem İmamoğlu'nun beni yanıltmasını gönülden arzu ediyorum.

Peyami Bayram
24.06.2019
İstanbul

17 Haziran 2019

İBB SEÇİMLERİ

İBB adayları Binali Yıldırım ile Ekrem İmamoğlu'nun çıktığı İsmail Küçükkaya moderatörlüğündeki tartışma programı öncelikle karşılıklı insani ve demokratik ölçülerde, bel altına vurmadan fikirlerin tartışılabilmesini ortaya koyması açısından yeni siyasi hayatımız için iyi bir başlangıç oldu diyebiliriz.

Bu tür tartışmaların doğal olarak galibi ve mağlubu olmaz. Herkes tuttuğu tarafın üstünlüklerini görür. Lakin kampanya süresince kendi adayına odaklandığı için karşı taraf hakkında daha az ve dolaylı bilgi sahibi olur. Bu tür tartışmalar bu açıdan faydalı olabilir. Aynı zamanda medeni bir şekilde fikirlerin insanca  tartışılması ve karşıt görüşlerin sorunlara çözüm alternatiflerini sergilemesi için uygun bir zemin ve güzel bir örnek oluşturmaktadır.

Biz seçmenler için siyaset her ne kadar bir hizmet yarışı gibi sunulsa da ülkemizde politikacıların bu işten nemalandıklarını göz ardı edemeyiz. Umulur ki bu tür kamuya açık tartışmalar ile daha şeffaf hale gelecek bir siyaset gerçekten halka hizmetten başka hiç kimsenin rant ve menfaat aracı olamasın.

Hukukun üstünlüğünü sağlayamaz, adaleti tesis edemezsek hiç bir dünya görüşü bize huzur ve refah getiremeyecektir.

Ülkemiz ve İstanbulumuz için hayırlısını dilerim.

Merak edenler için elbette benim de bir oyum var ama önemli olan oyumun rengini buradan beyan etmek değil, milletimin selâmeti için dua etmek daha evlâdır.

Peyami Bayram
17.06.2019
İstanbul

30 Mart 2019

31 Mart 2019 Yerel Seçimleri ve Düşündürdükleri

 Yarın(31 Mart 2019) Türkiye'de mahalli idareler seçim yapılacak.

Son saatlerde benim içimdeki hisler önceki seçimlerden biraz farklı.
Artık seçilmişlerin/siyasetçilerin farklı bir rol üstlendikleri, demokrasi oyununda seçenler ve seçilenler arasında üzerinde fazla düşünülmeyen farklı bir ilişki olduğunu düşünüyorum. Her iki taraf da aslında -miş gibi yapıyor, hatta bunu seçmenler(halk) sanki daha çok yapıyor gibi. Siyasetçinin varacağı bir hedefi elde edeceği şahsi çıkarları olabilir. Ancak halkın seçimlerden beklentisi oldukça farklı gibi geliyor bana. Halk biraz daha yüzeysel, hayalperest, ütopik ve belki manevi(dini değil duygusal anlamda) bakıyor ve bu bakışıyla muhtemeldir ki farkında bile olmadan -miş gibi davranıyor. Çok sevdiğim arkadaşım, dostum Dr. Ali Kemal Güler'in sık kullandığı bir lafı vardır "deli numarası yapma" diye, işte tam bu noktada aklıma o geliyor. Zaten çoğunlukla insanlar hakikatin peşinde değiller. O halde yine bu oyuncular ve izleyenler/oylayanlar arasındaki sıradan hikaye devam edecek demek ki.

Benim yarınki seçimle ilgili son sözüm ise kısaca şöyle:

Sandıkta demokrasi olmaz.
Sandıktan demokrasi çıkmaz.
Sandık halkın önünde oynanan oyunların oylamasıdır.
Demokrasi hukukun üstünlüğü ile olur. Hukukun üstünlüğü ise yargının bağımsızlığı ile.
Şimdi perde kapanırken ışıkları söndürüp muhtemel sonuçları düşünüp oy kullanma zamanı.

Peyami Bayram
30/03/2019
İstanbul

13 Ağustos 2016

DAVET, TERCİH VE SEÇİM

DAVET, TERCİH VE SEÇİM

   Beş ay içinde biri yerel seçim diğeri de cumhurbaşkanlığı seçimi olmak üzere iki seçim yaptık. Seçmenler 30 Mart'ta yapılan yerel seçimlerde aday ve parti bolluğunun yanında 10 Ağustos'ta yapılan cumhurbaşkanlığı seçiminde sadece üç aday arasından seçim yaptı. Demokrasi ve özgür iradenin gereği her iki seçimde de bazı seçmenler sandığa gitmemek suretiyle hiç bir adayı tercih etmediler. Yerel seçimlerde %90 civarında olan katılım cumhurbaşkanlığı seçiminde %70 civarında gerçekleşti. Sonuçta çoğunluğun seçimleri ile bütün ülkenin yönetimi şekillenmiş oldu. Demokratik yönetim sisteminin gereği böylece yerine getirilmiş oldu. 

   Demokrasi kültüründe insanlar özgür iradeleri ile aday olur veya adayları desteklerler ya da mevcut siyasi parti ve/veya adaylardan hiçbirini benimsemedikleri için tercihlerini oy vermemek şeklinde kullanabilirler. Temel insan haklarından olan inanç, fikir ve vicdan özgürlüğü de bunu gerektirir. Hiç kimse cinsiyeti, ırkı, dini, yaş grubu, coğrafi bölgesi, ana dili gibi tabii ve fıtri özelliklerinden dolayı ayrımcılığa tabi tutulamayacağı, kınanamayacağı ve yargılanamayacağı gibi siyasi, dini, felsefi ve benzeri görüşleri nedeniyle de ayrımcılığa tabi tutulamaz, kınanamaz ve yargılanamaz. Bu bağlamda insanlar kendi inanç, fikir veya siyasi görüşlerini açıklayabilirler ve diğer insanlara kendi görüşlerinin doğruluğunu ve geçerliliğini anlatmaya çalışabilirler. Karşıt görüş veya inanışta olanlar da elbette ona karşı kendi görüş veya inanışlarını söyleyebilirler. Bu tarz bir ilişki oldukça medeni/çağdaş ve insani bir davranış biçimidir. Bu ilişki biçimi ne kadar yukarıda kısaca özetlediğim gibi gerçekleşirse o toplumun yapısı o kadar güçlenir ve geleceği de o oranda sağlam temellere oturtulmuş olur.

   Aksi halde karşıt görüşlü birey ve gruplar arasında çatışmacı, şiddet eğilimli veya en hafifinden ötekileştirici ve ayrımcı bir ilişki biçimi ise topluma zarar verir. Bu çeşit bir ilişki bireylerin ve toplumun sağlıklı gelişimine engel olduğu gibi maddi ve manevi yönden de hastalıklı bir bünyeye sebep olur.

   Son beş ay içinde yaşadığımız seçim süreçlerine baktığımda, yukarıdan aşağıya; seçimlerin öncesinde karşılıklı olarak hakaret, aşağılama, yalan ve iftira ile birbirinin yolunu kesme çabaları, seçim sonucunda ise yine aynı tavırla birbirlerine sataşmalarına şahit olduk.

   Hiç kimse masum değil!

   Evet hiç birimiz masum değiliz!

   Bir gruba veya şahsa yönelik kin ve nefretimiz bizi adaletten ayırmamalı.

   Kardeş, akraba, dost ve arkadaşlarımız ile ilişkilerimizde siyasi, dini, felsefi ve benzeri görüşler nedeniyle en ufak bir çatışmayı ve şiddete varacak en küçük bir hareketi aklımızın ucundan dahi geçirmemeliyiz. Tartışma ve münazara sınırlarını aşmadan fikirlerimizi açıkça beyan edebilmeliyiz. Unutmayalım ki bir konuda bilgi ve fikir sahibi olmayanlar hakaret ve çatışmayı yol edinirler.

   Affetmek için karşımızdakini beklemeyelim.

   Biz Türkiye topraklarında yaşayan her renkten ve her desenden insanımızla bir ve beraber barış içinde olursak her şeyi başarabilecek potansiyele sahibiz. İstiklal Marşı'ndaki gibi; "hangi çılgın sana zincir vuracakmış şaşarım".

   Birbirimize sevgiyle yaklaşıp anlamaya çalışırak(empati) çok şey üretebileceğimizi düşünüyorum.

   Her şeyin başında "söz" vardır bunu unutmayalım.

  Yunus Emre'nin dediği gibi;

Sözü bilen kişinin, 
Yüzünü ak ede bir söz 
Sözü pişirip diyenin, 
İşini sağ ede bir söz 

Söz ola kese savaşı, 
Söz ola kestire başı 
Söz ola ağulu aşı, 
Yağ ile bal ede bir söz 

Kişi bile söz demini, 
Demeye sözün kemini 
Bu cihan cehennemini, 
Sekiz cennet ede bir söz 

Yunus şimdi söz yatından, 
Söyle sözü gayetinden 
Pek sakın o şah katından, 
Seni ırak ede bir söz

   Sevgili kardeşlerim, büyüklerim, arkadaşlarım, gelin hep birlikte sözün güzeline uyalım, sevelim, sevinelim, sevilelim, sevgi ile yaklaşalım her işe. İnanın bu dünyada kötülük ve nefret hiç kazanmadı ve kazanmayacak!

Gelin biz tercihimizi sevgiden, kardeşlikten ve iyilikten yana yapalım.

Emin olun bu seçimde kaybeden olmaz!

Peyami Bayram 
İstanbul
12/08/2014

RAMAZAN 1447 CÜZ 30

OTUZUNCU CÜZ   Hicri 1447 yılında Ramazan ayı 29 günde hitama erdiği için bu son günde iki cüz birden okuduk ve Kur’an-ı Kerim’in kalbi ve...