özgürlük etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
özgürlük etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

05 Ocak 2023

Tekdüzelik, alışkanlık ve bağımlılık


Modern yaşamın mimarları insanların hayatına düzen koymakta pek mahirler doğrusu.

Kentli yaşam döngüsünün içine giren veya kendini içinde bulan insanların çoğunluğu bunu sorgulamaz. Hatta kendisini öyle çaresiz ve seçeneksiz görür ki sorgulama ihtiyacı bile hissetmez. Adeta mecburi yön tabelası ile yönlendirilmiş gibi dayatılan hayat döngüsünü yaşamak zorundadır.

Genel olarak ilk çocukluk evresinden sonra okul yılları. Ardından peş peşe sınavlarla bir diploma, bir meslek peşinde geçen yıllar. Sonra iş arama, iş bulma, çalışma, evlenme, düğün/nikah borcu ödeme, araba kredisi borcu ödeme, ev kredisi borcu ödeme, çocukları için aynı döngüyü yaşama, emeklilik hesapları yapma, hastalıklar, hastaneler ve herkesi bekleyen son..

Bu tekdüze yaşamın içerisinde hafta sonları AVM yerine ailece bir piknik yapılmışsa, yaz aylarında bir kaç hafta tatil yapılabilmişse bir nebze olsun bu sıradanlığın dışına çıkmış olur kentli alt ve orta gelir grubu insan.

Sakın yanlış anlaşılmasın; bir üst katmanda olsalar da zengin/varlıklı kesim de bu tekdüze hayat döngüsünü bilfiil yaşamakta.

Tekdüze yaşam zamanla alışkanlık halini alır ve bu döngüden istese de çıkamadığını düşünmeye başlar o "çok meşgul" insan.

Öyle bir hal alır ki bu tekdüze yaşam herhangi bir el sanatı, müzik, spor ya da kitap okumaktan bile uzaklaşır. Zira vaktini yeterince dolduran elinde, önünde, evinde ve her yerde ekranları vardır artık onun. Çıkamaz bu kısır döngüden. Artık bu alışkanlıklar işgal etmiştir tüm zamanını.

Sorsanız biraz şikayetlense de "yapacak bir şey yok" paradoksuna hapsolmuştur, kodlanmış bir robot gibi yaşamaya devam eder.

İlerleyen yaşlar ile kredi/borç, çocukların geleceği ve emeklilik hayali gibi bağların artmasıyla bu yaşam şekli bir bağımlılığa dönüşür ve artık içinden çıkılmaz bir hal alır.

Modern insanlar olarak içine hapsedildiğimiz bu tekdüze yaşama alışkanlığının hepimizi götürdüğü/götüreceği bağımlılık özetle böyle işte.

Bu zinciri kırmak, özgürlüğe kavuşmak, tabiatla kucaklaşmak, insanca yaşamak için yapılacak ilk şey sorgulamaktır şüphesiz. 

Sadece sorgulama cesaretini gösterebilenler kendilerine farklı yollar çizebilirler. 

Başka bir dünya mümkün diyebilenler de işte onlardır..

Her türlü bağımlılık böyle bir süreçtir.

Herhangi bir ilişkisinde önce tekdüze bir yaşam süren insan sonra bunu alışkanlık haline getirir, alışkanlığına ısrarla devam edince onun bağımlısı olur.

Bu ilişki ister herhangi bir nesne ile , ister bir kişi ile veya isterse soyut düşünce ile olsun sonuç değişmez.

Hiç kimse bu anlamda herhangi bir alışkanlıkla dünyaya gelmez. Sıradan bir davranış bazen taklit, bazen özenti, bazen de kaçış veya arayışla belki bir defalık, belki de denemek maksadıyla başlanan bir şeydir ama bir de bakmışsınız o şey alışkanlık yapmıştır. Ya verdiği zevkten, hazdan veya sağladığı az ve basit faydadan yahut elde edilen sosyal statüden dolayı vazgeçilemeyen bir bağımlılık olmuştur.

Türkçemizde ne güzel bir kelime ile tanımlanmış bağımlılık. Yani, bağımlı olma hali; bağımsızlığını, özgürlüğünü yitirme.

Lafa gelince özgürlük ve bağımsızlık nutukları atan insanların kişisel olarak ne tür bağımlılıkları olduğuna iyi bakmak lazım.

Uyuşturucu, içki, kumar, sigara gibi çokça dile getirilen bağımlılıkların yanı sıra bence sorgulanmadığı, yargılanmadığı, eleştirilmediği ve en önemlisi de hayatta her şeyden daha önemli hale getirildiği takdirde; servet, şöhret, makam ve cinsellik de birer bağımlılıktır.

Bağımlılıktan kurtulmak özgür kalmaktır. 
Özgürlük ise toplumlar için olduğu kadar bir insan için de en temel, en önemli ve en büyük güçtür..


Peyami Bayram
5 Ocak 2023
İstanbul




06 Ekim 2017

Üniversite ve Özgürlük

Edward Said’i İsrail tarafına taş atarken gösteren fotoğrafın yayımlanmasının ardından, Columbia Üniversitesi’nde Yahudi öğrenci birlikleri, Said’in görevden uzaklaştırılması talebinde bulundular. Aşağıdaki metin, Edward Said’in Columbia Üniversitesi’nden atılması talebine karşılık üniversitenin yaptığı resmî açıklamadır:

“Edward Said Meselesi Hakkında”

Columbia Üniversitesi Öğrenci Konseyi, profesör Edward Said’le ilgili kampüsteki tartışmada idarenin pozisyonuna ilişkin bir açıklamada bulunmamızı talep etti; bu yazı, rektör Rupp ve kendi adıma verdiğim yanıttır. Bugüne kadar bu açıklamayı yapmaya yanaşmadım, çünkü bana göre burada Columbia’da benimsenen değerler, başından beri gayet iyi bilinir ve açıktır, teyide ihtiyaç duymaz. Yine de bunu yapacağım zira kimi zaman herhangi bir büyük üniversitenin dayandığı temel prensipleri tekrar etmek yerindedir ve bu, o zamanlardan biri olabilir. Öğretim üyelerinin hakları ve dokunulmazlıkları, Üniversite Yönetmeliği’nin 70. Bölümü’nde, Columbia’daki “akademik özgürlüğün” tartışıldığı bölümde açıklanmaktadır:
“Akademik özgürlük gereğince, ders anlatan herkes sınıfta konuları tartışırken özgürdür; araştırma yaparken ve araştırmalarının sonuçlarını yayımlarken de özgürdür; ve özel veya kamusal alanlardaki açıklamaları ve bağlılıkları nedeniyle Üniversite tarafından cezalandırılamaz; ancak akademik camiadaki konumlarından kaynaklanan yükümlülüklerini akıllarından çıkarmamalılar.” [Fakülte Elkitabı, Columbia Üniversitesi, 2000, s.184]
Profesör Said’in ve üniversitenin diğer mensuplarının faaliyetleri, akademik özgürlüğe ilişkin bu kurallarla korunur. Columbia’da bir ifade nizamnamesine inanmıyoruz, ve bir ifade polisi gibi de davranmamalıyız. Profesör Said’in sınırda öteki tarafa taş fırlatması meselesine gelince: bildiğim kadarıyla, taş birisini hedef almış değil; herhangi bir yasa ihlâl edilmiş değil; herhangi bir yasal şikayette bulunulmuş değil; Profesör Said’e karşı cezai veya aslî bir dava açılmış değil. Elimizde kulaktan dolma bilgiler ve Profesör Said’in kendisinin inkâr ettiği çeşitli iddialar var.
Bunlara inanç duyarız ya da duymayız, Profesör Said, Üniversite’nin karışamayacağı, koruma altındaki “açıklamalar ve bağlılıklar”la iştigal etmiştir. Profesör Said hakkında, bizim ülkemizde veya başka bir ülkede dava açılsa bile onu Üniversite’nin davranış kurallarına dayanarak cezalandırmak uygun değildir. Kısaca Üniversite, bir mensubunun fikirlerini açıklamasına veya davranışlarına karşı, bunlar cezai veya aslî bir davanın konusu olsa da, herhangi bir yaptırımda bulunamaz. Tepkiyi, koşullar belirler.
Aynı şey öğrencilerimiz için de geçerli. Eğer bu son olay, bir taşı herhangi birini hedef almadan sınırın öbür tarafına atmaya dair olsa, orada bırakabiliriz. Fakat bu tartışma, taş atmaktan çok Üniversite’nin yapısıyla daha temelden ilgili, çünkü bence bu, Profesör Said’in herkesçe bilinen siyasî görüşleriyle bağlantılı olmasaydı, ateşli ve sürüp giden bir tartışmanın konusu olmazdı. Bu mesele, büyük bir Üniversite’nin temel değerlerinin neler olduğuyla doğrudan bağlantılı.
Bir üniversite için, siyaseten egemen ideolojinin pasifleştirici etkisinden korkmadan görüşlerini ifade etme özgürlüğüne sahip bireylerin söylem özgürlüğünü korumaktan daha temel bir şey yoktur. John Stuart Mill, olağanüstü eseri Özgürlük Üzerine’de, bir insanın kendi fikirlerini çürüten ya da tehdit ediyor görünen ve çoğunluk tarafından benimsenmeyen fikirlerin ifade edilmesini desteklemenin, neden özgürlük için son derece önemli olduğunu etkileyici bir şekilde tartışır: “Eğer tüm insanlığın, farklı düşünen tek bir kişiyi susturmasını haklı buluyorsanız, gün gelip de o tek kişi iktidarı ele geçirdiğinde tüm insanlığı susturmasına karşı çıkmaya da hakkınız olmaz…”
Sınıfta veya dışarıda ifade edilen ve bize çirkin gelen fikirlerin, bizim “gerçek” kavrayışımızı yerinden eden, önyargılarımızı ve peşin hükümlerimizi sorgulayan fikirlerin, akademik düzenimizin temel yapısını tehdit etmedikleri sürece güvence altına alınmaları gerekir.
Öyleyse Profesör Edward Said çevresinde dönen tartışma, fikirlerin serbestçe ifade edilmesini engelleme veya Profesör Said’i cezalandırma çağrıları içermediği sürece bizi rahatsız etmemeli. Profesör Said’in veya onu eleştirenlerin ifade özgürlüğünü kısıtlama fikri, her ne kadar iki konum da muhalifleri için sevimsiz olsa da, hepimize ve akademik özgürlüğe yönelik bir tehdit oluşturur. Öğretim üyelerimizin fikirleri üzerine böylesi kısıtlamalar getirmek, bu Üniversite’nin saygı duyulan bir niteliği -çoğunluğun kabul edilmez olarak nitelendirdiği fikirlere hoşgörü göstermesi- üzerinde uzun süre etkili olacak olumsuz sonuçlar doğuracaktır. Biz Columbia’da, McCarthy döneminde, farklı siyasî görüşlere sahip öğretim üyelerinin cezalandırılması veya atılması yönündeki baskı ve telkinlere, diğer kurumların tersine, boyun eğmedik; bugün de öğretim üyelerinin kendini ifade etme hakkını güvence altına almaktan vazgeçmeyeceğiz. Profesör Said’in bir Üniversite profesörü olduğu için korunaklı bir konumu olup olmadığı meselesine gelince; böyle bir konum söz konusu değil. Akademik özgürlük hakları bağlamında Üniversite profesörlerine ayrıcalıklı bir muamele yapılmaz. Tüm öğretim üyelerimiz Profesör Said’le aynı haklara sahiptir, daha az ya da daha çok değil. Edward Said bir Üniversite profesörü çünkü kendi alanında büyük bir isim; yeni bir çalışma alanı yaratmış bir insan. Edward Said’in çalışmaları ve düşünceleri üzerine diğer üniversitelerde verilen dersler ve yayımlanmış kitaplar var. Öğrencileri ve arkadaşları dünyanın en iyi üniversitelerinde önemli görevlerde bulunmaktalar. Önde gelen ve etkin hümanist ve entellektüellerdendir.
Akademisyen ve eğitimci olarak yaptığı katkılar gözönünde bulundurularak kendisine en yüksek ünvan, Columbia Üniversitesi profesörü ünvanı verilmiştir. Yaptığı çalışmaların değerini ve Columbia’daki pozisyonunun uygunluğunu, kişinin kendi siyasî görüşlerinden farklı görüşlere sahip olduğu için sorgulaması, Edward Said’i neden Columbia’nın önde gelen öğretim üyelerinden biri olarak onurlandırdığımızı anlamamaktır. Son tartışma, özellikle de Profesör Said’in buradaki pozisyonundan uzaklaştırılması gerektiğini söyleyenler, akademik ünvanların (tenure) ilk çıkışındaki niyetin gerçek değerinin hâlâ geçerli olduğuna dair inancımı pekiştirdi. Eğer biz Profesör Said’in özgürce yazıp konuşma hakkını inkâr edersek bundan sonra kim susturulacak, ceza korkusu olmadan aklındakileri söyleme hakkına kimin sahip olduğunu belirleyen engizisyoncu kim olacak; bunları da şimdiden düşünmeye başlamamız gerekir. Columbia’da öğretim üyeleri ve öğrenciler için farklı farklı belirlenmiş davranış kuralları vardır. Ancak, ifade özgürlüğünü içeren akademik özgürlükle ilgili meselelerde, birine tanınıp da ötekine tanınmayan çok az dokunulmazlık vardır. Profesör Said’e yöneltilen suçlamaların benzeri bir öğrenciye yöneltilseydi, Said’in durumunda olduğu gibi niyet ve sonuca dair sınırlı kanıt bulunsa da, öğrencinin ifade ve hareket özgürlüğünü korumak için de uğraşırdım. Üniversite’nin disiplin mekanizmalarının çalışmasını gerektiren bir mesele olduğuna inanmıyorum.
Öğrenciler ve öğretim üyeleri doğru olduğuna inanmadığım pek çok şeyi yapmakta özgürler, ancak o anda iktidar konumunu işgâl edenlerin fikirleriyle uyuşsun diye bütünlüklü bir fikirler kümesini garantilemek için Üniversite’nin otoritesini hiçbir zaman uygulamam.
JONATHAN R. COLE, 18 Ekim 2000
Columbia Üniversitesi İdari Rektörü

18 Şubat 2013

KISA BİR MUHASEBE

1987 yılında Allah'ın insanlara en önemli ikramı olan akıl nimetini kullanmayı öğrenmek nasip oldu ve alemlerin efendisi çok esirgeyen ve bağışlaması bol olan Allah'ın lütfuyla Kur'an-ı Kerim ile tanıştım. Yani kendimle tanıştım, yüzleştim.
Bu tarihten sonra aklımı hiç kimseye ipotek etmedim çok şükür; zaman zaman dirsek temasım olsa da hiçbir gruba, cemaate, partiye, tarikata ve benzeri oluşumların hiçbirisine tabi olmadım. Halen de saygılı bir anlayış çerçevesinde haktan yana olan herkesle ve her kesimle müsbet ilişkilerimi sürdürüyorum. 
Daima Kuran'ı anlayıp hurafelerden uzak yaşama gayretinde oldum.
Her zaman araştırmayı ve sorgulamayı, körü körüne itaat etmemeyi yeğledim.
Hiçkimseci de olmadım; fakat kritik düşünme ve sorgulamayı İbrahim ve Musa peygamberlerin Kur'an'daki kıssalarından öğrendim.
Statükoyu ve içinde bulunduğumuz paradigmayı eleştirmeyi, özgürlüğü ve paylaşmayı ve azimle mücadeleyi ve Mekke'de imkan tükenince Medine kurmayı da Muhammed Resulullah(as)'dan öğrendim. 
Mevcut süregiden tahrif olmuş alışkanlık halindeki ritüelleri düzeltmeyi, toplumun kollektif bilincindeki yanlışları korkmadan söylemeyi de yine O'ndan öğrendim. 
Ne imanımdan şüphem var ne de sorgulamaktan korkum. 
Adetleri ibadet, Kur'an'ı ölüler kitabı yapan toplum en büyük düşmanımdır.

Peyami Bayram
18/02/2013
İstanbul

RAMAZAN 1447 CÜZ 30

OTUZUNCU CÜZ   Hicri 1447 yılında Ramazan ayı 29 günde hitama erdiği için bu son günde iki cüz birden okuduk ve Kur’an-ı Kerim’in kalbi ve...