KORONA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
KORONA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Ocak 2021

Koronalı Günler merhaba Covid-19

2021 yılının ilk pazartesi, yılın ilk mesai günü Covid-19 testim pozitif çıktı.

Sağlık Bakanlığı HES(Hayat Eve Sığar) uygulaması on günlük "zorunlu izolasyon" sürecini derhal ve kat'i bir şekilde başlattı.

Filyasyon ekibi eve gelerek Favicovir isimli antiviral ilacı kullanmaya başlamam için bıraktı. Evde benimle birlikte yaşayan temaslı yetişkinler olarak eşimden ve oğlum Alperen'den sürüntü testi için numune aldılar. En küçük oğlum Fatih'e ise yaşından dolayı test uygulanmadı.

Böylece evde on günlük "zorunlu izolasyon" dedikleri, bence ise "dışlanmışlık" süreci başladı. Aile fertlerinin dahi uzaktan ve maskeli olarak iletişim kurduğu bir hastalığı ilk defa yaşadım. Daha önce defalarca grip olmuşluğum ve çok da ağır grip geçirmişliğim oldu. Hepsinde kendimizce tedbir alarak virüsün aile içinde veya yakın çevrede bulaşmasına bir şekilde engel olmaya gayret ediyorduk. Fakat bu virüs, Covid-19, son bir yıldır bütün dünyaya öyle tanıtıldı ki adından bile korkar olduk. Bir kabus gibi bütün dünyanın üzerine çökmüş durumda. Bu korkudan etkilenmeyen hiç kimse yok neredeyse. En yakınlarımızla bile aramıza mesafeler koymamıza, beşeri münasebetlerimizi değiştirmemize, yeme içme, gezi, seyahat, iş-ticaret alışkanlıklarımızda köklü değişiklikler yapmamıza sebep oldu. Dahası, dünyanın düzeni değişti. "Yeni normal" dedikleri, aslında hiç de normal olmayan bir süreci yaşar olduk bütün insanlık ailesi olarak.

On günlük izolasyon sürecinde sağlık sistemimizin ne kadar iyi olduğunu, sağlık personelinin her şartta fedakâr ve yardımsever yaklaşımını müşahede ettim. Sadece Hayat Eve Sığar(HES) mobil uygulamada "zorunlu izolasyon" ve "durumunuz riskli" ifadeleri onaracı olmaktan öte insanı sarsıcı, psikolojik olarak örseleyici şeyler. Hastalık seyrinde pandemi sürecinin başından beri zihnimize kazınan Covid-19 korkusu bu ifadeler ve bir de zorunlu izolasyon/yalnızlık ile birleşince insanın üzerine ciddi bir kâbus gibi çöküyor. Bu kötü ruh halinden çıkmakta da yine sağlık kuruluşları, sağlık çalışanları ve tabii ki insanın en yakını, ailesi ve dostlarının desteği çok önemli.

Yerleri, gökleri ve ikisi arasındaki her şeyi yaratan muhakkak ki Allah'tır. 

Yarattıklarının Rabbi de muhakkak ki Allah'tır.

O "ol" demeden hiç bir şey olamaz ve yine hiç bir şey O'na rağmen olamaz.

Yani, Covid-19 virüsü de tabiattaki herşey gibi âlemlerin Rabbi olan Cenab-ı Allah'ın emrine tabidir.

Bizler Rabbimizin bize öğrettiği iki yoldan bu virüse karşı mücadeleye devam etmeliyiz.

Birincisi bilgi ve hikmet, ki bu yolda çalışan bilim insanlarımız bu işi yapıyor, bize bu konuda onlara tâbi olmak düşer.

İkincisi ise Rabbimize sığınmak, ondan yardım istemek, merhametini, mağfiretini talep etmek, acziyetimizi arz ederek dua ve niyazda bulunmaktır. Bu ise insana manevi olarak güç verir. Aynı zamanda hastalık halinde bütün canlıların, atomların ve virüslerin de gerçek hâkimi olan alemlerin Rabbi Allah'tan yardım dilemek insanı hastalığa ve virüse karşı mücadelesinde dinamik, zinde ve daha ümitvar yapıyor.

Her ikisini de içtenlikle ve gönülden inanarak yaptığımızda hem maddi/bedensel hem de manevi/psikolojik olarak sağlıklı olmamız mümkün. Elbette hastalık ve ölüm insan için hayatta kaçınılmazdır. Önemli olan hastalığı asgari düzeyde yaşamak, bununla beraber tedbirsizlik ve dikkatsizlik sebebiyle hastalığa yakalanmaktan sakınmak da Allah'ın insana yüklediği hayat sorumluluğudur.

Covid-19 ile tanışmamız ve onunla mücadelemiz kısaca böyle oldu. 

Allah'a şükürler olsun ki Covid-19 sürecini oldukça hafif geçirdiğimi düşünüyorum. 

Bu vesileyle Covid-19 ve her türlü hastalıktan muzdarip bütün dostlarıma, yakınlarıma sağlık ve afiyetler diliyorum. Vefat edenlere ise Allah'tan rahmetler niyaz ediyorum. Başta çok kıymetli ailem ve sağlık çalışanlarına şükranlarımı bir kez daha sunuyorum.

Herkese sağlık ve esenlik dileklerimle.

Peyami BAYRAM

23 Ocak 2021

İstanbul


11 Mayıs 2020

KORONALI GÜNLER 9 Gerçek Kurtuluş

KORONALI GÜNLER 9

Gerçek Kurtuluş

Nefes alıp veren, düşünen ve akleden insanın yaşam serüveni aslında çok da uzun sayılmaz. Kronolojik olarak yılların sayısıyla bakınca ortalama 70-80 yıllık insan ömrünün normal koşullarda neredeyse ilk 18 yılı çocukluk ve ergenlik son 10 yılı da yaşlılık ve hastalık olarak düşülse geriye net 40-50 yıl civarı bir ömür kalır.

İyi bir ebeveyn ilk çocukluk ve ergenlik yıllarında çocuğuna doğru rehberlik yapabilmişse ne ala. Yok böyle bir imkan olmamışsa hayata 1-0 yenik başlayan bir genç insan karşımızdadır. Bu problemli durum bir kenarda dursun şimdilik.

Genç insan her şekilde hayatı tanımaya çalışacak. Okul, iş, aile, ekonomi,bilim, sanat, hukuk, sosyal hayat, siyaset vs ile ilgili konuları bir bir öğrenme sürecini tecrübe edecektir. Gündelik yaşamda karşılaştığı ya da karşılaşması muhtemel durumları ya birebir yaşayarak veya gözlem ya da eğitim yoluyla öğrenmiş olacak.

Bunların yanı sıra kendini bekleyen malum ve muhakkak kaçınılmaz bir akıbeti, yani ölümü de merak edecek. Öyle ya, bu hayatın bir de sonu var. Hiç hatırına getirmek istemese de bu gerçek her an karşısında duracak. Kimi zaman hastalıkla, kimi zaman yakınlarının vefatı ile ölüm kişinin gündeminin tam ortasına oturacaktır.

Ölüm gündeme gelince hayatın içindeki hususlar tekrar gözden geçirilecek, ister istemez bir durum muhakemesi yapılacaktır. Ölümün soğukluğu, korkutucu olması ve belki de belirsizliği aslında ölümden sonra yeniden dirilişe inanıp inanmamakla ilgilidir. Şayet kişinin zihin ve gönül dünyasında ölüm ve ölümden sonrası için bir tasavvur, bir inanç ve buna bağlı bir yorum mevcutsa  fazla zorlanmadan hayat yolculuğuna devam edecektir.

Yukarıda ebeveynin çocukluk ve ergenlik yıllarında yapmış oldukları rehberliğin önemine bir vurgu yapmıştık. Kişiyi dosdoğru bir inanca sağlam temellerle bağlayan ebeveynin çocukları hayat ve ölüm denklemini çözmekte fazla zorluk yaşamazlar. Bilgiyi kuru bir ezber olarak yüklemek yerine kaynak kodları ve araştırma yollarını öğreten ebeveynlerin çocukları da ilim, akıl ve muhakeme yoluyla denklemin çözümünü başarabileceklerdir. Bunun dışındakilerin hayat yolunda iyi okul ve öğretmen, doğru arkadaş ve çevre en büyük şansları olacaktır.

İnsanın hayat ve ölüm konusunda kafasının rahat olması için Allah ve ahiret konularına da iyi çalışmış olması gerekir. O halde Allah nedir ve nasıldır? Ahiretin mahiyeti nedir? gibi soruların cevap bulması şarttır. İnandığı tanrının nasıl olduğunu bilmeyen bir insanın inandığını söylemesi sadece boş bir söz değil aynı zamanda insanın hapsolduğu bir zindandır. Bu insan teslim olduğu kuvveti tanımayan bir esir konumundadır. Esaret kişinin özgür tabiatına aykırı bir durumdur. Kurtuluş çabası içinde olan insan daima kaybettiğini sandığı özgürlüğü aramak ister. Beden ve fiziki yaşam koşulları ile mahdut olması bu çabasında yaratıcı kudrete teslimi zorunlu kılar onu. Bu yüzden bir an evvel teslim olduğu kuvveti çok iyi tanıyıp O'nun kuvvetini ve kudretinin yüceliğini tam anlamıyla idrak ederek O yüce kudrete teslimiyeti O'na aidiyete, O'nunla hemhal olmaya, O'nun safına geçme yoluna evirmelidir. Böylelikle esaret biter O yüce kudretin aciz ve fakat gönüllü bir bendesi olarak özgürlüğe kanat açılır. 

İşte hakiki iman burada başlamıştır. Şimdi kitapla tanışma ve bu kitabı ona ulaştıran Allah'ın elçisini tanımak elzemdir. Zamanın ve mekanın mutlak hakiminin tanıtımı olan kitap ve o yolun mürşidi olan peygamberler ile tanışmak ve O'nun arzında yolculuk yapmak yolu şaşırmamak ve zamanı israf etmemek için en büyük nimettir.

Bundan sonrası artık kişinin O'nun cephesinde olması ve her şeye o gözle bakmasıdır. Artık bütün maksat tanıdığı O; en merhametli, sınırsız hazinelerinden hesapsız nimetler sunan, son derece affedici, ilmi sonsuz, son derece hikmetli, her şeyi işiten ve gören, hayatı ve ölümü yaratan, ölümden sonra yeniden diriltecek ve şaşmaz adaletle hesap görücü olan, alemleri kucaklayan tek ve benzersiz yaratıcının rızasını kazanmaktır. Bu yolda olmak ise hem insanı mutmain eder hem de yüceler yücesi Yaradan'ın rızasını getirir. Bu yolda yaşamak gibi ölmek de Hakk'a ve hakikate şahit olmaktır.

İşte gerçek hayat yolu budur ve bu yolun sonunda ölüm bir son değil kısıtlı dünya yaşamından yepyeni, ebedi bir aleme yeniden doğuştur. Akleden bir kalple bilip tanıdığı alemlerin Rabbi olan Allah'ın rızasını kazanmış olarak ebedi alemde tekrar diriliştir.

Ne mutlu bu gerçek kurtuluşa erenlere..

Peyami Bayram
11 Mayıs 2020
Arnavutköy, İstanbul


08 Mayıs 2020

KORONALI GÜNLER 8

Salgın var deyip
salgının olduğundan
daha büyük
bir korku saldılar
dünya insanlarına.
Şimdi salınan korkuyla
gelen ve gelecek olan
asıl felaketin getireceği
salgını bekleyedurun.
Virüs ne yapabilirdi?
Hiç düşündünüz mü?
Ya virüs korkusu?
Peki, ne yaptı bize bu virüs korkusu?
Korku bittiğinde
ardından bize neler bırakacak?
Virüsün enkazı mı büyük olurdu,
yoksa korkunun
ve de korkuya hükmeden iradenin
tüm insanlığa bırakacağı enkaz mı?
Ya da şöyle mi sormalı;
birilerinin
geride bırakmayı planladıkları
ve kurmayı tasarladıklarının
ne olduğunu anlamak için
daha ne kadar
elimiz kolumuz bağlı
beklememiz gerekiyor?

Tarih boyunca dünyaya nizam vermek isteyen güçler
önceleri insan ve silah gücünü kullandı.
Sonra insan, silah ve siyaset/ittifaklar kullanıldı.
Son çeyrek asırda bilgi ve bilişim teknolojileri ile medya çok önemli bir güç haline geldi.
Şimdi yeni dünya düzeni için yapılması olası alternatif savaş türlerinin(konvansiyonel, nükleer veya vekalet savaşları) hiç birisi dünyanın dört bir yanında milyarlarca insanı aciz bir şekilde ortada bir savaş olduğunun farkında bile olmadan sonucu bekler halde bırakamazdı.

Türkiye Cumhuriyeti olarak biz bu savaştan inşallah en az hasarla çıkan ülkelerden oluruz.

Yeni bir dünya düzeni kurulurken insanlığın yine en asli ve temel ihtiyacının hukukun üstünlüğü ve bireysel olarak ahlâklı insan olmanın her zaman en önemli hususlar olduğunu hatırda tutmalıyız.

Sağlıkla kalın,
her türlü hijyenin yanında bilgi, enformasyon ve medyatik hijyeni asla ihmal etmeyin,
zihnen uyanık olun,
aklınızı kimsenin elinde oyuncak etmeyin,
aileniz, dostlarınız ve yakınlarınızla
birlik ve beraberlik bağlarını güçlü tutun,
ülke içinde ve dışında bütün insanlarla barış içinde kardeşçe bir arada yaşamanın yollarını arayın.
Ne olursa olsun biz ve bizden sonraki nesiller bu dünyada insan kardeşlerimizle kalacağız. Bunu hiç unutmayalım.
Komşu komşunun külüne muhtaçtır.
Hepimizin ihtiyacı var birbirimizin güzel sözüne.
Tebessüm yakışır her insanın yüzüne.

Esen kalın.

Selam ve sevgilerimle.

Peyami Bayram
8 Mayıs 2020
Arnavutköy, İstanbul

19 Nisan 2020

Koronalı Günler 7 Kemmiyet ve Keyfiyet

KORONALI GÜNLER 7 

Kemmiyet ve Keyfiyet

Eskilerin diliyle kemmiyet ve keyfiyet, yeni neslin dilinde nicelik ve nitelik, bilimsel olarak kantite ve kalite..
Yani kemmiyet; bir şey için sayıca çokluk, sayılabilirlik, ölçümlenebilirlik, nicelik, kantite. Keyfiyet ise; bir şey için durum, içerik, öz, nitelik, kalite.
Biri şekil iken, diğeri öz, mahiyet..
Biri maddiyat, diğeri maneviyat..
Niceliğin fiyatı olur, niteliğin değeri..
Kemmiyetten servet olur, keyfiyetten saadet..

Şimdi de şuna bakalım;
1/82.000.000 = 0,000000012195122
Ülkemizin nüfusu yaklaşık 82 milyon. Bu nüfusun içindeki bir ferdin rakamsal karşılığı ise 0,000000012195122. Yani bu rakam matematikte çarpan, bölen, toplanan veya çıkarılan bir rakam olsa ihmal edilebilir bir değer olarak hesaba katılmaz. Para olsa değeri olmaz, altın olsa para etmez..
İşte rakamsal olarak kişinin bir hiç olduğu burada apaçık ortada.

Dönelim günümüze;
Covid-19 adı verilen şu ana kadar ne idüğünü bilim insanlarının bile tam olarak anlayamadığı gözle görülmeyen bir virüs yüzünden dünyadaki 7 küsur milyar insanın hayatı alt üst oldu. Çin’de ilk vakanın ortaya çıkışından beri sürekli vaka sayısı, ölen ve iyileşen sayısı ve buna bağlı bir takım oranlar ve istatistikler yayınlanıyor sürekli. Bu yayınlarda her insan bir rakam, veri, data..

Bütün bunlar ne için?
Bilimsel(!) çalışmalar, halk sağlığı, toplum düzeni ve daha iyi bir yaşam için elbette.

Öte yandan yaklaşık 25 yıl önce bu yazıyı yazan ve okuyanların neredeyse hiç birinin bir mail adresi bile yoktu. 1970li yıllarda başlayan televizyon bağımlılığının ardından1990lı yıllarda internetin günlük hayata girmesiyle farklı bir boyuta geçti insanlık. Şu geçen çeyrek asırlık sürede öyle bir noktaya geldik ki hepimiz dijital birer veri olmaya gönüllü olduk.

Sakın itiraz etmeyin.
WhatssApp, Apple, Facebook, Twitter, Instagram, YouTube ve Google başta olmak üzere hangimiz kişisel verilerimizi bu ortamlara kaydetmedik? Yediğimiz, içtiğimiz, gezdiğimiz, gördüğümüz ne varsa, dahası aile fotoğraflarımız ve daha neler neler..

Yani son yirmibeş yılda dünyanın büyük bir kısmı dijital bir hapishaneye dönüştü. Burada daha garip olan ise bu hapishaneye hepimiz gönüllü mahpus yazıldık.
Ne dostluk kaldı, ne arkadaşlık, ne akrabalık ve ne de komşuluk. Hasta ziyaretleri, taziyeler bile online yapılır oldu. Yakında ebeveyninin cenazesini bir tıkla defneden bir nesil olacak korkarım!

Kaç takipçiniz varsa, bilmem ne fenomeni olmuşsanız bu dünyada niceliksel olarak öne çıkıyorsunuz. Nasıl bir insan olduğunuz, nasıl bir komşu, nasıl bir abla, kardeş, evlat ya da ebeveyn olduğunuz kimsenin umurunda olmaz. Bilimsel olarak ne yaptığınız, edebi, sanatsal veya felsefi olarak ne ürettiğinizin de önemi yok orada. Sadece iyi bir imaj, biraz dijital emek, biraz paralı reklam sonra gelsin takipçiler. İşte oldu, al sana içi boş bir yığın, yani kemmiyet..

Yok, ben bunu istemiyorum, ben keyfiyete bakarım, benim için nitelik önemli diyorsanız gidin ailenizin, can dostlarınızın yanına ve ünlü ozan Aşık Veysel’in dediği gibi sadık yâre, kara toprağa..

Niteliğin, keyfiyetin, kalitenin değer bulacağı,  zerre miktarı iyilik ya da kötülüğün hesaptan uzak olamayacağı tek yer var. Alemlerin Rabbi'nin huzurundaki hesap günü..

Gerisi boş, hem de bomboş..

Son gün olmasın dostum, çelengim, top arabam;
Alıp beni götürsün, tam dört inanmış adam...
(Necip Fazıl Kısakürek)

Peyami Bayram
19 Nisan 2020
İstanbul, Arnavutköy

17 Nisan 2020

KORONALI GÜNLER 6

Evde kalınan şu günleri Allah izin verirse daha sonra yaşayacağımız günlerde çok ararız.

Bugünlerde herkes mutlaka birşeyler izliyor. Çoğu  evde aile fertleri herbiri bir köşede elinde telefon, tablet, bilgisayar veya televizyon başında. Yani zaten sosyal hayattan uzak, eve kapanmış kalmışken bir de ev içinde yalnızlık yaşanıyor.

Halbuki bu günler birarada neşeli, eğlenceli ve eğitici olarak değerlendirilebilirse çok şey kazanırız. Ailece eğitici filmler izlersek hem birarada olur hem de iyi şeyleri paylaşarak aile bağlarımızı güçlendirmiş oluruz.

Aşağıda iyi bir pedagog olan Adem Güneş tarafından hazırlanan güzel bir liste var. Bir kısmını izlemiş olsak da izlemediklerimizi izleyerek en azından ailecek birlikte olmanın ve güzel duyguları beraber yaşamanın hazzını alırız umarım.

Bu arada, aman ha, hantal kalmamak için ev içi vücut egzersizlerini de ihmal etmeyelim. Yoksa izolasyon sürecinin sonunda farklı sorunlar yaşamak şaşırtıcı olmaz. Benden söylemesi.

Bütün dostlarımla sağlıklı günlerde neşeyle kucaklaşmak ümidiyle..

Peyami Bayram
17 Nisan 2020
Arnavutköy, İstanbul






15 Nisan 2020


Koronalı Günler 5

İNSANLIĞIN ASIL DERDİ

Eskiler başkasının derdiyle dertlenmeyen dünyayı anlamaz derdi.
Çoğumuz yıllardır bu sözü kulak ardı ederdi.
Kiminin yoktu hiç bir derdi.
Kimimiz hiçbir şeyi dert etmezdi.
Müstesna azınlık; derdim dünya kadar derdi.
Şimdiyse; dünyanın derdi
hepimizin derdi..
Ucu bize dokununca hissedilirmiş demek ki başkasının derdi.
Babam, oğlum gördüğünü, yaşadığını unutma derdi.
Bunu kimse yapamaz derdim.
Belki bu da benim derdim derdim.


Unutmayalım diye yazdım bir kenara.
Olur mu herkesin ortak bir derdi,
Miladi ikibinyirmi yılında kim derdi?
Covid-19 namlı virüs insanlığa bu dersi verdi..

Peyami Bayram
15 Nisan 2020
İstanbul, Arnavutköy

05 Nisan 2020

Koronalı Günler 4 Yakın TEHDİT ve uzak TEHLİKE

Koronalı Günler 4

Yakın TEHDİT(*) ve uzak TEHLİKE(**)


İnsanoğlu çocukluğundan itibaren korkularıyla yaşar.
Korkulardan kaçarak sığınacak güvenli bir yer arar kendine.
Bazen anne kucağında bulur bu güven hissini, bazen kapısını kapattığında sıcak yuvasında, kimi zaman bir hastanede, bazen de bir ibadethanede. Bazı durumlarda da bir şeylere sığınmaktan kaçar, sanki meydan okurcasına alkol ve uyuşturucuyla perde çeker korkularıyla arasına.

Korku aslında öğretilmiştir insana. Doğuştan gelen doğal tepkilerin belirli durumlarda harekete geçirilmesi ile belletilen bir duygu durumudur. Başka bir deyişle bir şartlandırmanın, bir yönlendirmenin hasılasıdır insanın zihninde oluşturulan. Önce ebeveynin, ardından sosyal çevrenin etkisinde kalan insan ilerleyen yaşlarda eğitim, iş ve yaşam koşulları ile birlikte daha karmaşık bir çevrenin içinde bulur kendini. Buradan aldığı etkiler zamanla bireysel duygudurumun yanına mensubu olduğu toplumun kollektif davranış kalıpları ile benzeşerek ortak bir hareket tarzına dönüşür.

Tam da burada ebeveyn ve aileden sözde bağımsızlaşan ve "birey" olan insan toplumu yöneten/yönlendiren iradenin yörüngesine girmiştir. Artık kendinin küçük korkularının yanında asıl neden korkması gerektiğini ona fısıldayan bir etkinin altındadır. Geçim derdi/işsiz kalma, konfor, makam/mevki, şöhret, sağlık, adalet, emniyet/asayiş, gelecek kaygısı gibi ekonomik, sosyal, siyasal, tıbbi ve hukuki bir takım konular insanın en temel korkuları olarak önüne konmaktadır bu irade tarafından. 

İnsan hayatta kendi yaşadıklarına ve insanlığın bugüne kadar getirdiği ortak tecrübeye baksa bu sıralananların kendi karşısına çıkma durumu, hele de olumsuzlukların gerçekleşme ihtimali aslında çok düşük bir orandır. Fakat her nedense insanoğlu belki hayatta karşısına çıkma ihtimali zayıf bir olayı ve onun olumsuz tarafını çok dert eder. İnsan yukarıda bahsettiğimiz fısıldamaların o derece tesirinde kalır ki o çok uzak tehlike sanki hemen karşısındaymış hissine kapılır. Çünkü ona bu uzak tehlikenin şimdiki korkusunu yaşatanların bu korkudan beslenen çok yakın menfaatleri bulunmaktadır.

Bütün bunların yanısıra insan kendisiyle başbaşa kaldığında, hele belli bir yaştan sonra karşısındaki en yakın tehdidin ölüm olduğunu düşünmeye başlıyor. Nerede, ne zaman ve nasıl geleceği bilinmeyen fakat geleceğinden asla şüphe edilmeyen ölüm. İşte insan için mutlak surette gerçekleşecek yegane yakın tehdit ölümdür. 

Kısacası ölüme hazırlık yapmayan insanın korkacağı/korkutulacağı tehlike çoktur..

Peyami Bayram
5 Nisan 2020
Arnavutköy, İstanbul


(*)Tehdit; Arapça tahdid(korkutma, tehdit etme) ve haddakırdı, yıktı, korkutarak ele geçirdi) kökünden gelen bizim dilimizde  g
özdağı, zılgıt, korkutma, yıldırma şeklinde karşılığı olan bir kelime.


(**)Tehlike; Arapça tahlika/tahluka(mahv, bela, helak olma) ve halaka(tükendi, helak oldu) kökünden gelen
1. Büyük zarar veya yok olmaya yol açabilecek durum, muhatara
2. Gerçekleşme ihtimali bulunan fakat istenmeyen sakıncalı durum
manalarına gelen bir kelime





01 Nisan 2020

Koronalı Günler 3

Koronalı Günler 3

Uyumuştuk ne güzel;
uyuşmuştuk bir kenarda,
kendi halimizde uyurgezer,
dünyadan bihaber;
biraz serseri, biraz derbeder..

Bendesi olduğumuz nesneler;
içimizdeki tükenmez hevesler,
aklımızı oyalayan herzeler,
bizi bizden alan şeyler
ve daha neler 
ve neler..

Uyanamadık;
yanıbaşımızda olan bitene..
Anlayamadık;
açlık, yokluk ve sürgünleri..
Farkına varamadık;
nedir savaş, terör, sanayi ve banka?
Bize ne diyor
devlet, hükümet ve yasalar?
Kime çalışıyor
BM, NATO ve uluslarası bilmem ne örgütü?
Kimden yana
bilim, film, medya ve de mafya?

Bir yanda 
sakin bir deniz gibi duran sinemdeki yürek,
öte yanda
fırtına bekleyen yelken iken aklımdaki fikirler..

Ve siren çaldı apansız..
Karşımızda; muhteşem Coronavirüs!
Mikroskobik bir yarı-canlı.
Yıktı koskoca devleri,
kapattı kapılarının üstüne evleri.
Birden tüm ışıklar yandı;
sahnedekiler provasız yakalandı..

Ve şimdi,
işte şimdi;
başlıyor yeni düzen,
hiç ara vermeden,
kurulur sahneler tez elden,
eski dekor fakat farklı renklerden,
Görmek isterseniz
bir yakından
bir de uzaktan bakın,
kimler var sahnede bize uzak
ya da bize yakın.
Yok yok,
zahmet etmeyin sakın!
Dinleyin siz yine herşeyi
televizyondan, haberlerden,
devam edin efendim uykunuza 
kaldığınız yerden..

Peyami Bayram
01.04.2020
Arnavutköy, İstanbul


26 Mart 2020

Koronalı Günler 1

Koronalı Günler 1

Evde kalalım, başımızı iki elimizin arasına alıp düşünelim;
Ne yaptık, ya da yapmamız gerekirken neleri yapmadık ki başımıza bir şeyler geldi?
Nerede hata yaptık, yapıyoruz?
Bilmeliyiz ki; başımıza ne gelirse kendi yüzümüzdendir.
Üzerimize düşeni yapmadan Allah'tan bir şey istemek haddi aşmaktır, kolaycılıktır, dini de hayatı da, dünyayı/doğayı da anlamamaktır.
Dua etmek; Tanrı'yı öne sürerek bir nevi kendine savaşçı, kalkan, mucizevi kahramanlıklar yapan bir lider ya da sihirbaz yapmak değil, bilakis ben bütün zihni, ilmi, bedeni, maddi, toplumsal çabayı gösterdim benim tüm imkanlarım tükendi gayrısına gücüm yetmez deyip durumu içtenlikle ve acziyetle arz etmektedir.
Ne güzel tasvir etmişti İstiklal şairimiz Mehmet Akif Ersoy;
bırak çalışmayı, emret oturduğun yerden,
yorulma, öyle ya, mevlâ ecîr-i hâsın iken!
yazıp sabahleyin evden çıkarken işlerini;
birer birer oku tekmîl edince defterini;
bütün o işleri rabbim görür: vazîfesidir...
yükün hafifledi... sen şimdi doğru kahveye gir!
çoluk çocuk sürünürmüş sonunda aç kalarak...
hudâ vekîl-i umûrun değil mi? keyfine bak!
o’nun hazîne-i in’âmı kendi veznendir!
havâle et ne kadar masrafın olursa... verir!
silâhı kullanan allah, hudûdu bekleyen o;
levâzımın bitivermiş, değil mi? ekleyen o!
çıkıp kumandası altında ordu ordu melek;
senin hesâbına küffârı hâk-sâr edecek!
başın sıkıldı mı, kâfî senin o nazlı sesin:
“yetiş!” de, kendisi gelsin, ya hızr’ı göndersin!
evinde hastalanan varsa, borcudur: bakacak;
şifâ hazînesi derhal oluk oluk akacak.
demek ki: her şeyin allah... yanaşman, ırgadın o;
çoluk çocuk o’na âid: lalan, bacın, dadın o;
vekîl-i harcın o; kâhyan, müdîr-i veznen o;
alış seninse de, mes’ûl olan verişten o;
denizde cenk olacakmış... gemin o, kaptanın o;
ya ordu lâzım imiş... askerin, kumandanın o;
köyün yasakçısı; şehrin de baş muhassılı o;
tabîb-i âile, eczâcı... hepsi hâsılı o.
ya sen nesin? mütevekkil! yutulmaz artık bu!
biraz da saygı gerektir... ne saygısızlık bu?
..

Peyami Bayram
25 Mart 2020
Arnavutköy, İstanbul

İnsani ilişkilerde kategorik değil analitik yaklaşım

Koronalı Günler 2

İnsani ilişkilerde kategorik yerine analitik yaklaşım

Ben;
ebeveynimi, ırkımı, cinsimi, bedeni özelliklerimi, doğduğum coğrafyayı ve tarihi kendim seçmedim.

ve sen; 
sen de bunları kendin seçmedin.

ve diğerleri;
hiç kimse yukarıda saydıklarımızı kendi seçmedi..

Evet,
ben Türkiye'de müslüman ve Türk, Türkçe konuşan devlet memuru baba ile ev hanımı bir annenin altıncı çocuğu olarak yirminci yüzyılda dünyaya gelmişim.

Sen ise;
ondokuzuncu yüzyılın sonlarında Rusya'da hristiyan ve Slav, Rusça konuşan çiftçi anne-babanın tek çocuğu olarak dünyaya gelmişsin.

Ya diğerleri;
Göbeklitepe sakinleri, Mısır piramitlerini yaptıran tanrı-krallar, Romalı asilller, Endülüs'te yaşamış Araplar, Orta Çağ Avrupası'nda yaşamış Germenler, İngiliz sömürgesindeki Hind askerleri, Bosna-Hersek savaşında Boşnak, Hırvat ya da Sırp köylüleri, Saddam Hüseyin'in zulmünde yaşarken üstlerine ABD bombaları yağan Iraklılar, New York'da, California'da lüks hayat yaşayan beyaz Amerikalılar, Kongo'da açlıkla mücadele eden zenciler, Çin'de baskı altına yaşayan Uygurlar ve daha niceleri..

Bu kategorik ayrımları kim yaptı?
Coğrafya kader mi gerçekten?
Yoksa tarih de kader mi?

Birinin miladi yedinci yüzyılda Mekke'de Arapça konuşan bir kabilenin mensubu olması onun tercihi ve seçimi olmadığı gibi diğerinin yirminci yüzyılın ortasında Sovyet Rusya'nın vatandaşı olarak Kolhoz'da çalışan bir işçinin çocuğu olması da bir tercihin veya seçimin sonucu değil elbette.

Bu kategorik ayrımlar ancak tanımlamak ve belirtme sıfatı olarak kullanılabilir.

Biz insanlar,
birbirinden farklı coğrafyalar ve değişik tarihlerde yaşasak, farklı dilleri konuşsak, değişik inançlara sahip olsak da;
yaklaşık olarak aynı şeylerden mutlu olur,
aynı şeylere güler,
aynı şeylerle sevinir, 
aynı şeylerle hüzünleniriz.
Aslında mayamız, yani atamız, yani temel olarak genlerimiz bir.
Biz Ademoğluyuz..
Yani büyük insanlık ailesiyiz..

Hangi tarihte, hangi coğrafyadan ve hangi ırktan, soydan, inançtan ve meşrepten olursa olsun kan döken, ırza musallat olan, anne-babaya hürmetsizlik eden, hırsızlık yapan, yalan söyleyen, yolsuzluk yapan, emanete hıyanet eden, gıybet eden, iftira atan, komşusuna kötülük eden kimse Ademoğullarınca sevilmez. Bu kötülükleri işleyen büyük insanlık ailesinden dışlanmayı hak eder.

Yine aynı şekilde hangi tarihte, hangi coğrafyadan ve hangi ırktan, soydan, inançtan ve meşrepten olursa olsun diğer insanlara karşı doğru sözlü, iyilik yapan, açları doyuran, yoksul ve düşküne yardım eden, öksüze ve yetime kol kanat geren, çok sevdiği malından ihtiyaç sahiplerine veren, yönetimi altındakilere adaletle hükmeden, yaşlılara, hastalara, engellilere ve güçsüzlere merhamet eden, çocuklara şefkat gösteren kimse herkesin sevgisini ve takdirini alır.

İşte bizim büyük insanlık ailesinde kimi, niçin sevmemiz ya da sevmememiz bu eylemlerle belirlenirse, yani kategorik değil analitik olursa aile bireyleri olarak birbirimizle barış içinde bir arada yaşamanın hazzını alırız. Kategorik ayrımlar ise hiçbir mantıklı ve geçerli bir sebebi olmadığı halde bizi birbirimize düşman etmekten başka bir işe yaramaz. İnsanlık tarihimiz bu haksız ve temelsiz kategorik yaklaşımlar sebebiyle savaşlar, istilalar, işgaller, sürgünlerle dolu. Bunların neticesinde nice zulümlerle haksız yere öldürülen, yerinden yurdundan çıkarılan, özgürlükleri kısıtlanan, evleri, yurtları, varlıkları ellerinden alınan ve nihayet öldürülen milyonlarca insan geldi geçti bu dünyadan.

Onbinlerce yıllık insanlık tarihinden hala bir ders çıkaramamışız.

Şimdi gözle göremediğimiz bir virüs karşısında anlarız umarım aczimizi ve aslında ne kadar da eşit kardeşler olduğumuzu...

Peyami Bayram
26 Mart 2020 
Arnavutköy, İstanbul












RAMAZAN 1447 CÜZ 30

OTUZUNCU CÜZ   Hicri 1447 yılında Ramazan ayı 29 günde hitama erdiği için bu son günde iki cüz birden okuduk ve Kur’an-ı Kerim’in kalbi ve...