terör etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
terör etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Mayıs 2023

Neden seçmenlerin %48’i Erdoğan’ı seçmedi?



Belki de soruyu şöyle sormalı: Neden ülkenin yarıya yakını mevcut cumhurbaşkanını istemiyor?

14 Mayıs 2023’te Türkiye 13ncü Cumhurbaşkanını ve TBMM’nin yeni üyelerini seçmek için sandığa gitti. Bu seçimde 21 yıldır iktidarda olan Ak Partinin ve dolayısıyla Cumhur İttifakının adayı yine cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan olurken muhalefetin büyük kanadı olarak ortaya çıkan Millet İttifakının adayı ise CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu oldu.

Muhalefet açısından bakınca 21 yıllık iktidarın ardından yüzü eskimiş, yıpranmış ve pek çok hatalarıyla malul olan iktidarın çeşitli kesimlerden yükselen itirazlar eşliğinde bu seçimi kaybetmesi kaçınılmaz gözüküyordu. İktidar açısından ise muhalefetin gittikçe güçlenen dip dalgasına nasıl bir plan ve projeyle karşı konulacağı telaşı vardı ilkin. Muhalefetin adayının kim olacağı bu açıdan iktidar için çok önemliydi. Erdoğan'ın karşısına çıkacak adayın kim olacağı ve bu adayı destekleyecek ittifakın nasıl bir kompozisyonu olacağı çok önem arz ediyordu. Dolayısıyla Erdoğan'ın ve karşısındaki adayın seçmenleri de buna göre vaziyet alacaklardı biraz da.

Kemal Kılıçdaroğlu'nun adaylığı 2018 seçimlerinde siyaset dışından getirilen bir adayın başarısızlığının görülmesinin yanında başka etkenlere de dayanıyor şüphesiz. Görülen veya benim anladığım o ki; sağ muhafazakar kitlenin karşısına sol sosyal demokrat adayla çıkılması gerektiğine karar verilmiş. Bunun için de muhalefetin en büyük partisinin lideri sayın Kılıçdaroğlu tercih edilmiş.

Bu tabloyla gidilen seçimde iktidarın başka hiçbir alternatif aday üzerinde düşünmeden doğrudan sayın Erdoğan'ı tercihinin sebebi de liderdeki karizmaya ve özgüvene dayalı olduğunu düşündürüyor.

Peki AK Parti ve MHP kadrolarında ve özellikle seçmeninde seçim süreci başlarken nasıl bir ruh hali vardı?

21 yıllık yorgun bir iktidar ve yüzü eskimiş siyasetçilerin özellikle bazı genç seçmende oluşturduğu bıkkınlık, bezginlikle beraber yenilik arayışı içten içe iktidar yanlılarını tedirgin ediyor ve kaybetmenin korkusunu ciddi olarak yaşıyorlardı. Buna karşılık muhalefet blokunun şekillenmeye başlamasıyla durum biraz değişti. HDP'nin Millet İttifakı'nı desteklemesi, Kandil'deki terörist unsurlardan destek açıklamaları gelmesi, FETÖ mensuplarının da açık ve aleni şekilde Erdoğan karşısında toplanması iktidarın, yani Cumhur İttifakı'nın elini güçlendirdi. 

Ancak muhalefet elindeki bütün vasıtalarla iktidara hukuksuzluk, yolsuzluk, kamu malının çarçur edilmesi, mutfaktaki yangın, geçim sıkıntısı gibi sokaktaki insanın yakınmaları ile yüklenmeye devam etti.

Erdoğan'ın yerli ve milli üretim, kalkınma, yollar, köprüler, savunma sanayii gibi hizmetler başta olmak üzere kullandığı enstrümanlarla Türkiye'nin beka sorununu ön plana çıkararak seçmenlerden oy talep etmesi, buna karşın muhalefeti de ötekileştirerek terör örgütleri PKK ve FETÖ ile işbirliği suçlamaları öyle gözüküyor ki bir kesim üzerinde hiç etkili olmamış ve belki tepkiselliğe bile neden olmuş.

Erdoğan'ın yönetim tarzında güçlü ve karizmatik lider figürünün öne çıktığını herkes görüyor. Bu tarz yönetim Türk aile geleneğinde, yani neredeyse her evde halen yaşıyor olmasıyla beraber modern yaşamın fiilen değilse de zihnen her kesimin içine sonuna kadar girdiğini dolayısıyla kendinde olanı iktidarda, liderde görmek istemeyen yeni bir nesil olduğu gerçeği göz ardı edilmemeliydi.

İktidar olmanın imkanları ve avantajları sonuna kadar kullanılırken benzer imkan ve kabiliyetin adalet sisteminde eksik bırakılması, hukukun üstünlüğü prensiplerinin yeterince hayata geçirilmemesi muhalif olmak için yeterliydi pek çok seçmen nazarında.

Yüksek kira artışları, artan enflasyon ve özellikle diplomalıların işsizlik sorunu gençlerin önemli bir kesiminde iktidara karşı duruşa sebep olmuştur.

Muhalefete PKK ve FETÖ ile işbirliği suçlaması yapılırken geçmişteki Kürt açılımı ve Fetullah ile yakın ilişkiler konusu bir kesimin cevabını bulamadığı ve eleştirmeye devam ettiği hususlar olarak öne çıkmış ve bu da o kesimin Erdoğan'a oy vermemesinde etkili olmuştur.

Sığınmacı sorunu kuşkusuz bu seçimin en önemli gündem maddelerinden biri olmuştur. Bilhassa Suriye iç savaşının çıkmasının ardından Türkiye'ye gelen düzensiz göçmenler başta olmak üzere Afganistan, İran ve Irak'tan da gelenlerle birlikte Türkiye'nin her yanında, özellikle de büyük şehirlerde göçmenlerin günden güne artışı halkın büyük çoğunluğunu rahatsız edici boyutlara ulaşmıştır. Bu tabloyu ensar-muhacir denklemiyle artık muhafazakar kitleye bile anlatamayan iktidarın bu sorunun çözümü için somut adımlar atmadığı ve hatta bir projesinin dahi olmadığını düşünen geniş bir kitle bulunmaktadır. Bununla beraber önceleri 250.000, şimdiyse 400.000 dolarlık gayrimenkul alan yabancılara vatandaşlık verilmesi de yine iktidarın en çok eleştirildiği konuların başında gelmektedir. Üstelik iktidar tabanını milliyetçi muhafazakar kesim oluşturmaktayken ve ülkenin bekası konuşulurken bu konuların üstünün örtülmesi veya çözümünün ertelenmesi iktidara önemli ölçüde oy kaybettirmiş gözüküyor.

Üzerine gidilmeyen yolsuzluklar, imar affı ve liyakatsiz atamalar en çok eleştirilen ve bundan da ötesi vebali büyük olan konulardır. Bu hususta da Erdoğan'ı affetmeyen bir kesim vardı, bunlar da oy vermeyenlerin arasındadır muhakkak.

Son olarak Erdoğan'ın 21 yıllık iktidar tecrübesiyle toplumun tüm kesimlerini daha kapsayıcı, bütünleştirici, ayrıştırmadan, ötekileştirmeden kucaklayıcı bir dil kullanması beklenirdi. Bilakis kendi kitlesi dışındakilere sıcak ve somut karşılık vermediğini düşünen azımsanmayacak bir kitlenin de Erdoğan'a oy vermediği anlaşılıyor.

Ülkeyi ve milleti ilgilendiren bir fikrin, bir eylemin tek bir tarafı yoktur, pek çok tarafı vardır. Doğru kararlar almak ve doğru adımlar atmak için eleştiriye, yani muhalefete ihtiyaç vardır. Muhalefet doğru, yerinde ve zamanında eleştiri yapma yetisidir. Fırsat kollayarak yeri geldiğinde iktidarı düşürme ve düşene bir tekme de ben atayım düşüncesinde olmak değildir, bilakis muhalefet ettiğinin düştüğü yerden görevi devam ettirebilmek için her an iktidara hazır olma bilinciyle yapılırsa ülkeye ve millete faydası olur. İyi bir muhalefetin ülke yönetimi için çok önemli olduğu bir gerçek. İktidara oy vermemek muhalefetin sadece bir anlık boyutudur. Muhalif seçmenlerin ve partilerin esas görevi seçimden sonra başlar; söylem ve iddialarının peşine ciddiyetle düşerlerse hem ülkenin daha iyi ve millete faydalı yönetimine katkı sağlamış olurlar hem de bir sonraki seçim için şimdiden bilfiil hazırlık yapmış olurlar.

Milletimizin sağduyusu ve kollektif aklıyla kendilerine iktidar veya muhalefet görevi verilmiş olan her iki tarafa da ülkemize ve insanımıza hayırlı hizmetler yapmayı ve kalıcı güzel eserler bırakmalarını diliyorum. Zira her zaman söylediğim ve kesinlikle inandığım şudur; 


Türkiye Cumhuriyeti dünyanın umududur ve Türk tüm dünya mazlumları için beklenendir. 


Peyami Bayram
31 Mayıs 2023
Arnavutköy, İstanbul

30 Mayıs 2023

Çoğunluk neden Kılıçdaroğlu’na oy vermedi?


“Bârika-i hakikat müsâdeme-i efkârdan doğar” 

Namık Kemal

(Bugünkü dille: Hakikatin şimşekleri fikirlerin çatışmasından doğar)


Öncelikle belirtmek isterim ki her işte; ister şahsi bir işimizde, ister ailede ve isterse bir işletmede işleri istişare ile yapmak en güzel neticeyi almanın en önemli ve vazgeçilmez şartıdır. Bu bağlamda toplumun her kesimini kapsayan, aziz şehitlerinizin mirası güzel ülkemizin yarınlarını etkileyen devlet idaresi asla istişare olmadan başarılı bir şekilde yürütülemez.  Cumhuriyet idaresi ve demokratik yöntem de bunun için uygun bir sistemdir. Bu sistemin sağlıklı ve yararlı yürümesi için öncelikle halkın seçimi şarttır. Seçimle iktidara gelen yönetim ve bu yönetim karşısındaki muhalefetin millet ve memleket için hayırlı, güzel ve yararlı işler üretebilmesi için yarış içinde olması gerekir. İktidarda olan kadar muhalefette olanların da memleketi ve milleti merkeze alan fikirler, projeler üretmesi çok önemlidir. Yani memlekette bolluk, bereket, başarı, gelişme ve mutluluk için iyi bir iktidar kadar iyi de bir muhalefet de mutlak şarttır. 


14 Mayıs 2023 günü cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi ile ikinci kez sandığa gittik. Bu seçimde de önceki 2018 seçimleri gibi Cumhur ve Millet olmak üzere iki ana ittifak öne çıkmıştı. Cumhur İttifakının adayı mevcut cumhurbaşkanı ve AK Parti lideri Recep Tayyip Erdoğan ve Millet İttifakının adayı ise ana muhalefet partisi CHP’nin lideri Kemal Kılıçdaroğlu idi. 


21 yıldır iktidarda olan bir liderin yorgun ve yıpranmış olmasının yanında, bu kadar uzun süreli iktidarın pek çok da hatası ve yanlışı olması kaçınılmazdır. Buna rağmen ittifak bileşenleri yine aynı liderle yola devam etme kararı verdiler. 

Muhalefet ise epey uzun bir süre boyunca ve defalarca bir araya gelerek öncelikle ittifak mutabakatında ancak anlaşmaya vardılar. Sonrasında ise bir aday konusunda fikir birliği yapmakta bir hayli zorlandılar ve seçime çok az bir süre kalmışken mutabakata göre açıkta görünen beş genel başkanın cumhurbaşkanı yardımcılığının yanına bir de Ankara ve İstanbul büyükşehirlerinin belediye başkanlarının da ilave edilerek Kemal Kılıçdaroğlu üzerinde tartışmalı olarak uzlaşıya varıldı. 


Böylece seçime iki ay gibi çok kısa bir süre kalmışken öne çıkan iki aday seçim yarışına başlamış oldu. Bir kere böylesine önemli bir seçimde bu süre tam bir rekabet için çok çok kısaydı. Bu kadar kısa sürede bırakınız detaylı seçmen portföyüne göre tüm seçim çevrelerinde saha çalışmaları yapmayı ne seçim stratejisi oluşturulabilir ne de aday ve kadro tanıtımı tam anlamıyla yapılabilirdi. Bu eksik altyapı ve gecikmiş yarış startı ile başlayan seçim kampanyası da aynı eksikler ve hataların yanı sıra bileşenlerin pek çok kusurları ile yürütülmeye çalışıldı. İkinci tura kalan seçimin geride kalan iki küçük adayının ikinci tur ile ilgili yaklaşımları ve Millet ittifakının süreci yenilgi psikolojisi ile yürütmeye çalışması ve düşük motivasyonu sandığa da yansıdı. 


Bu girişten sonra gelelim çoğunlukla vatandaş Millet İttifakı adayına neden oy vermedi sorusunun cevabına. Aslında yaşadığımız konfor, sürat ve değişimin başat göstergeleri olan dijital bilişim çağında 21 yıldır yüzü eskimiş ve pek çok hataları toplumun hemen her kesimi tarafından dile getirilen bir iktidarın değişmesini başta gençler olmak üzere büyük bir kitle istiyordu. Fakat muhalefetin büyük çoğunluğunun bir araya gelerek oluşturduğu Millet İttifakı bu talebi ortaya koyduğu yetersiz projelerle yönetemedi ve sandıkta  da kendi lehine yönlendiremedi. Şimdi bunları madde madde sıralayalım;


  1. İttifakın gerçekte ele gelir, hesaplanabilir iki ortağı vardı: CHP ve İyi Parti. Diğer partilerin getireceği oy oranı sanallıktan öte inandırıcı gelmedi ve boşluk dolduran, kalabalık görüntü veren ama içi boş yapı barizdi seçmen nazarında. 
  2. Altılı masa olarak deklare edilen ittifakın yedinci ortağı HDP olduğunu dünya alem bildiği halde sürekli üstü örtülü tutuldu. PKK terör örgütü ve uzantıları ile bağlantılı bir partinin bu denklemin bir parçası olduğu hep gizlendi. 
  3. 15 Temmuz 2016 darbe teşebbüsü sonrasında Türkiye Cumhuriyeti’nin en büyük mücadele verdiği devlet mekanizması içindeki hıyanet çetesi FETÖ’nün de Millet İttifakı için çok açık ve aleni destek vermesi muhalefet ittifakına tepkiyi artırdı. 
  4. Açıktan altı parti ve gizlenen PKK’nın uzantısı bir parti ile saklanan ABD derin güçlerinin uzantısı FETÖ’nün bir araya gelmesiyle Erdoğan’a karşı birik(tiril)miş bıkkınlık, kin, nefret ve intikam duygusunun mutlaka büyük bir oy oranıyla galebe çalacağı varsayımı/hesabı tutmamıştır. Duygusal ve düz matematik hesabının siyasette işe yaramayacağı öngörülememiştir. Geniş halk kitleleri güçlü yanda olmayı tercih etmiştir. 
  5. İktidarı devireceğini bu kadar garanti görmesine rağmen kazandığı takdirde kuracağı hükümetin nasıl şekilleneceği hakkında bol cumhurbaşkanı yardımcılığı dışında hiçbir program ve proje açıklanmamıştır. Hatta bol keseden dağıtılan bu yardımcıların hangisinin hangi alanda yetkilendirileceği dahi açıklanmamıştır. ABD’den yüksek ücretle ithal edilen danışman tanıtım toplantısına bile sadece online olarak bağlanarak ciddiyetten uzak bir görüntü verilmiştir.
  6. Seçimden aylar önce başlayan helalleşme çıkışı halkın bir kısmını heyecanlandırıp umutlandırmış olsa da seçim ittifakı içine alınan gizli ortaklar HDP ve FETÖ hükümlüleri ile KHKlılar da helalleşmeye dahil edileceği anlaşılınca kıymetten düşmüştür. Ayasofya’nın tekrar müzeye dönüşmesi söylemleri muhafazakar kesimde helalleşme söyleminin inandırıcılığını tamamen kaybettirmiştir. 
  7. Türkiye’nin son yıllarda terörle mücadele başta olmak üzere yurt içi ve yurtdışında elde ettiği askeri ve güvenlik başarıları hiçe sayıldığı gibi bu başarıların temelini oluşturan savunma sanayi ve milli istihbarat alanındaki gelişmeler için olumsuz ve motivasyon kırıcı açıklamalar, konuşmalar yapılmıştır. Bu verilen görüntü yerli ve milli söylemini öne çıkaran iktidarın karşısında üstelik PKK ve FETÖ uzantılarının da içinde bulunduğu düşünülen muhalefete fazlasıyla oy kaybettirmiştir. 
  8. Türkiye’nin diplomasi alanında dünyada itibarlı ve kilit roldeki konumunun getirdiği Suriye’nin kuzeyi, Libya ve Azerbaycan başta olmak üzere dünyanın çeşitli yerlerindeki askeri varlığının sonlandırılacağı açıklamaları hem özgüven noksanlığı hem de milletin gurur duyduğu gelinen noktadan geriye adım atmak olarak telakki edilmiştir. 
  9. Türkiye yüzyıllardır hem göç alan hem de göç veren bir ülkedir. Ancak son on yılda gelen göçmenlerin sayısal çokluğunun yanısıra köken ve nitelik olarak da ayrıma tabi tutulmadan plansız bir şekilde kabul edilmesi pek çok sorunu da beraberinde getirmiştir. Bu sorunları özellikle Suriye’deki güvenlik ve Türkiye’deki istihdam sorunu ile ilişkili düşünmeden sırf sokaktaki insanların mesnetsiz yakınmalarına karşılık “göçmenleri bir yıl içinde geldikleri yere göndereceğiz” demek bir yönüyle kulağa hoş gelse de sorunun çözüleceğine geniş kitleler inandırılamamıştır. Ayrıca dış politika ile ilgili tatmin edici bir strateji ve bunu yürütecek kadro da ortaya konulamamıştır. 
  10. Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin kaldırılacağı ve güçlendirilmiş parlamenter sistemin getirileceği söylenmiş ama bunun nasıl olacağı ikna edici olarak detaylı bir biçimde geniş kitlelere anlatılamamıştır. 
  11. İşsizlikle mücadele için somut hiç bir proje sunulamamış bilakis muhtarlıklara özel kalem müdürlüğü gibi absürt bile denemeyecek söylemlerle komik duruma düşülmüştür. 
  12. Ekonomi konusunda halkın geçim derdine köklü çözüm önerileri yerine her kesimin ağzına bal sürerek tribünlere oynanmış. Dile getirilen vaatlerin kaynağı ile ilgili ciddi bir çalışma ortaya konulamadığı gibi uyuşturucu parası getirmek gibi temelsiz ve gayri hukuki söylemler vaatlerin inandırıcılığını tamamen çürütmüştür. 
  13. Mevcut düzenin yolsuzluk, hukuksuzluk, nepotizm, israf ve benzeri pek çok derin sorunlar ihtiva ettiğini dile getirmelerine rağmen anayasa başta olmak üzere Türkiye’nin yapısal sorunlarına ilişkin hiç bir yapıcı, reforme edici program dile getirilmemiştir. 
  14. Sağlık sistemi ile ilgili hiçbir proje sunulmamıştır. 
  15. Sürekli gençlere hitap ederek oylarına talip olunduğu halde eğitim sistemimiz, çocuklarımız ve gençlerimizin nasıl bir geleceğe hazırlanacağı konusunda kapsamlı bir planlama ve proje sunulamamıştır. 
  16. Kadın, aile ve nüfus politikası hakkında seçim çalışmalarında akılda kalacak hiçbir somut çalışma ortaya konulmamıştır. 
  17. Bilim, teknoloji ve sanayi alanında gösterilen somut bir hedef olmamış, bu konulardaki yatırımlarla ilgili bir vizyon da ortaya konulmamıştır. 
  18. Tam da seçim süreci başladığı sırada meydana gelen asrın felaketinde “burada devlet yok, Kızılay çadır satıyor” gibi afetzedenin yarasına merhem olmayacak basit sosyal medya söylemlerine takılıp kalınması, buna mukabil deprem bölgesinde gerçekten olağanüstü bir yardım faaliyetinin hem kamu hem de STKlar eliyle yürütülmesi ve çok kısa sürede yaraların sarıldığının görülmesi muhalefetin en büyük hatası olmuştur. 
  19. Sosyal medya, özellikle Twitter’da aktif olan muhalif hesapların çokluğu ve aşınan etkileşimin yüksekliği de muhalefetin en büyük yanılgılarından biri olmuştur. Sokakların nabzını sanal mecradan anlamaya çalışmak gibi çok yanlış bir yol izlenmiş veya bu yolla birbirlerine gaz verme hatasına düşülmüştür.
  20. Yukarıda sıralanan gerekçelerin yanısıra ideolojik olarak birbirlerine benzemeyen ittifak bileşenlerinin nasıl bir yönetim biçimi ortaya koyacaklarının ipucunu daha aday belirleme aşamasında ikinci büyük ortağın masayı terk ederek tekrar dönmesi İyi Parti tabanında çatırdamalara sebep olduğu gibi geniş halk kitleleri tarafından da kuşkuyla izlenmiş ve büyük bir güvensizlik hissi uyanmıştır. 
  21. Bizzat protokole imza atanların dahi okumadığını sandığım yüzlerce sayfalık, binlerce maddelik ittifak protokolü hiçbir seçmenin ilgisini çekmemiştir. Zira geniş halk kitleleri sadece inandırıcı, ikna edici, kısa ve net ifadeleri görür ve duyar. 


Sonuç itibarıyla her ne kadar geniş halk kitleleri tarafından mevcut iktidarın noksanlıkları görülse ve değişim talep edilse de istikrar düşüncesi ve alternatif olarak sunulanın yukarıda belirtilen yetersiz ve güven vermeyen profili nedeniyle muhalefetin adayına yeterli destek verilmemiştir. 


Milletimizin sağduyusu ve kollektif aklıyla kendilerine iktidar veya muhalefet görevi verilmiş olan her iki tarafa da ülkemize ve insanımıza hayırlı hizmetler yapmayı ve kalıcı güzel eserler bırakmalarını diliyorum. Zira her zaman söylediğim ve kesinlikle inandığım şudur; 


Türkiye Cumhuriyeti dünyanın umududur ve Türk tüm dünya mazlumları için beklenendir. 


Peyami Bayram

30 Mayıs 2023

Arnavutköy, İstanbul 


14 Kasım 2017

İslam, Batı ve Müslümanlar

"Bir insanı haksız yere öldüren bütün insanlığı öldürmüş gibidir."

"Kendinize yapılmasını istemediğiniz şeyi başkasına yapmayın."

1.  "Müslüman"lara karşı zaten müteyakkız halde olan tüm Avrupa ve batılı ülkeler Fransa'daki olaylar üzerinden harekete geçirilmek isteniyor.

2. Beyaz Adam'ın Orta Doğu olarak adlandırdığı coğrafyada yüz yıl önce yapılan paylaşımın yenilenmesi isteniyor.
Şimdiki güçler oranında hisseler isteniyor diyebiliriz.

3. İslamofobiye haklılık kazandırılarak batılı ülkelerde "cadı avı" başlatılabilir. Böylece Avrupa'da artmakta olan Müslüman nüfus azaltılabilir.
Göçmenlerin girişine engel olmanın haklılığı ve bunlara karşı katı tutumun sürdürülerek kalıcı kılınması sağlanabilir.

4. Türkiye'nin bu süreçte safını netleştirmesi istenecektir.
Batı'dan yana mı yoksa Orta Doğu'lu ve Müslüman bir ülke olarak İslam safında mı?

5. Adına Batı'da "barış", "demokrasi" vs. bizim tarafta ise "İslami" dense veya adında "İslam" ve benzer çağrıştırıcı ifadeler olsa da zalimden yana olmak zulme ortak olmaktır.

6. Türkiye bu süreçte kilit konumdadır ve dünyaya yeni bir dil ve istikamet bulmalıdır.
Bu hem Batılılar hem de İslam ülkeleri için hayırlı bir tutum olacaktır.

Allah'tan başka bütün güç ve otoritelerin hakikatte zayıf ve bitici olduğuna inanıyorum.

Allah bütün masum ve mazlumların yardımcısıdır.

14/11/2015
İstanbul

06 Ocak 2017

Terör=Savaş biter mi?


Terör=Savaş biter mi?

Öncelikle altını kalın çizgilerle çizerek bir tanım yapmalıyız: 
Terör; modern zamanlarda egemen güçler tarafından  muhtelif ideoloji ve/veya mitlerle kurulan, farklı isimlerle piyasaya sürülerek her türlü silah, mühimmat, lojistik, istihbarat, mali ve eğitim yardımları ile desteklenerek global ölçekteki maksatlarına sinsice ulaşmak için hedef ülke veya bölgelerin meşru yönetimlerini nihai arzu ve isteklerini kabule zorlamaya matuf olarak silahlı çatışmalar, saldırılar, suikastler, katliamlar ve her türlü örgütsel şiddet eylemleri ile savaşın   maskeli olarak yürütülen namert halidir. 

Felsefecilerin, tarihçilerin ve bilim adamlarının deyimiyle, savaşlar kaynakları ele geçirmek için gündeme getiriliyor ve savaş öncesinde medya aracılığıyla manipülasyon yapılarak, insanlar acı günlere hazırlanıp, gerçekleşebilecek saldırıların sahibinin de haklı gösterilmesi için çalışılıyor.

Peki o hal de SAVAŞ NEDİR?

Savaş, Yunan atasözüne göre, “Yok ettiğinden daha fazla kötü insan ortaya çıkardığı için berbattır”, 
Sokrates’e göre, “Kötüyü iyiye yeğlemek insan doğasında yoktur ve bir insan iki kötüden birini seçmeye zorlandığında, kimse azını seçmek varken çoğunu seçmeyecektir.” 
Büyük Larousse savaşı, “Uluslar veya aynı ülkelerdeki iki teşkilatın (iç savaş) arasında, başka bir yolla elde edemediği şeyi kuvvet zoruyla almak, istediklerini kabul ettirmek ve başkasının isteklerine boyun eğmemek amacıyla girişilen kuvvet denemesi” olarak tanımlar.

Günümüz akademisyenleri de savaşın, politik ilişkilerin başka araçların desteği ile sürdürülmesinden başka bir şey olmadığına işaret eder. Akademisyenler, “Savaşlar insan öldürmek için değil, kaynakları, hammaddeleri ve pazarları ele geçirmek için, başka bir deyişle kâr için yapılır. Kâr eksenli bir iç politikanın dışa yansıması da kâr amaçlı olacaktır. Savaş, politikanın bir parçası olmaktan kurtulamaz. Politika beyindir, savaş sadece bir alettir, yoksa tersi değil. Bu durum itibariyle savaşın hiçbir zaman öz yasaları olamaz, dilbilgisi, mantığı olamaz. Politika bugün de eline kalem yerine, ikna yerine silahları almıştır. Suçlanması gereken savaşın etkileri değil, politikacılardır” der.

DAKİKADA 1.9 MİLYON DOLAR ASKERİ HARCAMA

Dünyada 2000 yılı verilerine göre, sadece bir dakikalık askeri harcamaya 1.9 milyon dolar ayrılıyor ve bu miktar harcanıyor. Yani herhangi bir yerde 2 saatlik zamanda 230 milyon dolar silahlanmaya gidiyor. Sadece yere döşeli mayınlardan haftada 800 kişi ölüyor. 2 saatlik zaman diliminde dünyanın değişik yerlerinde 10 insan patlayan mayınla ölüyor. Şimdiye kadar gerçekleşen savaşlarda dünyada milyarlarca insanın öldüğü biliniyor. Yine açıklamalara göre, savaş çığırtkanlığı yapılarak beyinler yönlendiriliyor. Yapılan manipülasyonlar, savaşı haklı hale getiriyor. 

KISACA BURAYA NASIL GELDİK?

Dünya genelinde 60-85 milyon arası insanın ölümü ve milyonlarca yaralı/sakat, şehirlerin yıkımı ve içler acısı atom bombası enkazı ile neticelenen İkinci Dünya Savaşı'nın ardından kurulan iki bloklu dünyada zaman zaman yaşanan bazı sıcak çatışmaları da içeren Soğuk Savaş 1991 yılında Sovyetler Birliği'nin dağılması ile son buldu.
Aslında biten bir şey yoktu, yeni paylaşımlar yapıldı ve çağın gelişmelerine uygun olarak yeni stratejiler ve yeni savaş yöntemleri ortaya konuldu.
Dolayısıyla 1991 yılında Sovyetler Birliği'nin dağılması ile yeni bir savaş dönemi başladı.
1991 yılından itibaren dünyadaki sıcak çatışmalara ana hatlarıyla bakacak olursak;

1991 Hırvatistan Savaşı
1992 Bosna Savaşı
1994 Birinci Çeçen-Rus Savaşı
1994 Ruanda Soykırımı
1999 İkinci Çeçen-Rus Savaşı
1998 Kosova Savaşı
2000 İkinci İntifada
2001 Afganistan Savaşı
2003 Irak Savaşı
2006 İsrail-Lübnan Savaşı
2008 Güney Osetya Savaşı
2009 Gazze Savaşı
2011 Libya İç Savaşı
2011 Suriye İç Savaşı(halen devam ediyor)
2012 Mali İç Savaşı
2012 Orta Afrika Cumhuriyeti'ndeki çatışmalar
2014 2014 Kırım bunalımı
2014 Donbass Savaşı
2014 2014 İsrail–Gazze çatışması

1991'den bu yana yukarıda belirtilen bölgesel çatışmalarda yaklaşık olarak 1.610.000 asker ve sivil ölmüş, 300.000'e yakın insan yaralanmış ve milyonlarca insan evlerini, yurtlarını terk etmiştir. Sadece Suriye'de 500.000'den fazla insan öldürülmüş 5.100.000 insan evini terk etmiş, 3.000.000'dan fazla insan yurt dışına çıkarak mülteci olmuş, 130.000 kişi kaybolmuştur. Ukrayna'da ise 6.500 kişi ölmüş, 1.177.000 kişi ülke içinde yer değiştirmiş, 763.632 kişi yurt dışına kaçmak zorunda kalmıştır. Bosna'daki savaşta sadece Srebrenitsa'da 8.372 ve Ruanda'da ise 800.000 sivil soykırıma uğratılmıştır.

Ayrıca yirminci yüzyılın ikinci yarısında dünya pastasının yeniden paylaşımı için yapılan İkinci Dünya Savaşı ile ilgili bir not düşmekte yarar var. Altı yıl süren bu savaş dünyanın dört bir yanında 24 milyonu asker 49 milyonu sivil olmak üzere tam 73 milyon insanın hayatına mal olmuştur.

Şunları da buraya ekleyelim de zalim kim, barbar kimmiş hafızaları  bir kez daha tazeleyelim; 
– 1. Dünya Savaşı’nda ölen her 100 kişiden 14’ü, 2. Dünya Savaşı’nda ölen her 100 kişiden 70’i, 1990’lardaki savaşlarda ölen 100 kişiden 90’ı sivildi.
– 1945-1992 yılları arasında gerçekleşen 149 savaşta 23 milyondan fazla insan öldü. Bunun yalnızca 3 milyonunu askerler oluşturdu. Bilinen o ki, savaşlarda genellikle 1 askerin ölümüne karşılık 1 sivil doğrudan, 14-15 sivilse açlık, susuzluk, bulaşıcı hastalıklar gibi nedenlerden ölmektedir.
– Son 10 yıldaki savaşlarda 2 milyon çocuk öldü. 6 milyon çocuk sakat kaldı. 12 milyon çocuk evsiz, 1 milyondan fazla çocuk anasız-babasız kaldı. 10 milyon çocuk psikolojik sarsıntı geçirdi ve on binlerce çocuk tecavüz ve işkenceye uğradı.
– Balkan savaşında Bosna’da 20 bin kadına tecavüz edildi.
– Körfez Savaşı’nda ABD müttefiki devletler, Irak-Kuveyt sınırına ve Basra kenti etrafına 1 milyon, Balkan Savaşları’nda da 64 ülkede 110 milyon patlamamış kara mayınının üzerine basacak insanları beklediği biliniyor.
– Dünyada bugün 500 bini bilim adamı olmak üzere 15 milyon kişi silah ve silah geliştirme endüstrisinde çalışıyor.

1990'lı ve 2000'li yıllar dünyada iletişimin hızla yayıldığı ve teknolojinin olabildiğince geliştiği yıllar olarak tarihe geçmiştir. Artan iletişim imkanları aynı zamanda bilgi kirliliği ile beraber kitlelerin çok kolay kontrol edilebilmeleri ve yönlendirilebilmelerine de imkan sağlıyor. 

Soğuk Savaş öncesinde ülkeler çoğunlukla sahip oldukları Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri'nden oluşan konvansiyonel silahların gücü nispetinde dünya ölçeğinde söz sahibi olabilmekte idiler. Soğuk Savaş yıllarında ise liderliğini SOVYET RUSYA ve ABD'nin yaptığı Doğu(Varşova Paktı) ve Batı Bloku(NATO) olarak iki kutba ayrılan dünyadaki süper güçler konvansiyonel gücün yanına nükleer gücü ve daha sonraki yıllarda ise "Yıldız Savaşları" olarak tabir edilen dijital elektronik sistemleri de eklemişlerdir. Şimdi ise buna "siber güçler" de eklenmiş ve dünya çok boyutlu "siber savaşlar" çağına girmiş bulunuyor. Çoğunlukla istihbarat örgütlerinin kıyasıya savaştığı bir süreçtir bu. Aslında belki de onlara günümüzde "istihbarat orduları" demek daha doğru bir tanımlama olur.

Önceleri kendi silahlı kuvvetleri ile işgal ettikleri ve/veya çatıştıkları ülke topraklarında şimdilerde istihbarat servisleri/ordularının yönettiği/yönlendirdiği yeni "siber savaş" döneminde bölge halkları içinden oluşturulan sözde karşıt grupların çatışması sağlanarak egemen güçlerin amaçları gerçekleştirilmektedir. 

Çatışma alanını mümkün olduğunca geniş tutarak önceden hazırlanmış taşeron örgüt elemanları ile hedef ülkenin dört bir yanında masum halka ve güvenlik güçlerine karşı can yakıcı darbeler vurmak suretiyle hedef ülkenin meşru yönetimini yıpratmak, güvenlik güçleri ve halkta yılgınlık, bezginlik, ümitsizlik, korku ve panik uyandırmak amaçlanıyor. Bu şekilde siyasi, ekonomik ve diplomatik olarak aciz bırakılmaya çalışılan hedef ülkede bu olayların adaletli bir yargılaması da yapılamazsa ülke halkı her açıdan içten veya dıştan gelebilecek sözde yardımlara olumlu bakmaya yönlendirilir. Bu ya içten gelen ve baştan beri oyunun kurucuları tarafından yönetilen/yönlendirilen askeri bir darbe veya farklı gerekçelerle ve değişik adlarla ülkeye girecek olan sözde barış/asayiş/koruyucu güçler olacaktır. Böylece hedef ülkeden elde edilmek istenenler bu yeni yapı ile yerli işbirlikçiler eliyle elde edilecektir.

Özet olarak yukarıda sıraladıklarımız bugün dünyada "terör" olarak adlandırılmaktadır. 

Terör örgütlerinin altyapısı ve işleyişinde en önemli katkı teknik anlamda "Beşinci Kol" olarak adlandırılan faaliyetlerdir.

"Delikli demir çıktı mertlik bozuldu" özdeyişinde ateşli silahların çıkmasıyla bilek bileğe mücadelenin silaha sahip olanın lehine namertçe bozulduğu ifade edilmişti atalarımız tarafından. Biz de bugün, 21. yüzyılda, terör örgütlerinin arkasına gizlenen dünyadaki bütün derin ve gizli güçlerin nasıl namertçe ve şeytani yöntemlerle dünyayı ve ülkemizi kana buladıklarını görüyor, devletlerin terör örgütleri eliyle gayrimeşru işleri nasıl namertçe çevirdiklerine tanıklık ediyoruz.

Dünyanın hiç bir yerinde terör olarak adlandırılacak bir olay veya terör örgütü olarak adlandırılacak bir yapı; 
- organizasyon, finansman, eğitim, silah-teçhizat ve eleman temini gibi konularda profesyonel yardım almadan ne örgüt olabilirler ne de eylem yapabilirler. 
- Bu profesyonel yardım elbette emperyal güçlerin istihbarat teşkilatları tarafından sağlanır. 
- Velev ki ideolojik altyapıları ve haklı gerekçeleri olan oluşumlar dahi olsa bu profesyonel yardıma mutlaka ihtiyaç duyacaklar ve ilgi alanındaki  bir veya birden çok istihbarat örgütünün kucağına oturacaklardır. 
- Sonrasında ilke ve amaçlar egemen güçlerin menfaatleri doğrultusunda revize edilerek kısa sürede büyütülen ve geliştirilen örgüt kontrolüne girdiği güçlerin amacına hizmet etmeye başlar.

Günümüzde dünyada çok güçlü devletlerin yanında onlardan daha da güçlü sermaye sahipleri/grupları vardır. Bu sermayedarların kimisi dünyadaki bir kaç ülkenin tamamından daha zengin ve dolayısıyla daha etkindir. Her biri; 
- güçlü bir sanayi üretimi,
- yeraltı kaynağı(petrol, gaz, maden),
- teknoloji,
- finans ve bankacılık
gibi çağın önemli güç ve egemenlik enstrümanları, satış ve dağıtım mekanizmaları ile bunlarla ilgili süreçleri ellerinde bulunduruyorlar. Bu sayede dünyanın güçlü devletlerini de arka planda bu sermaye sahiplerinin idare ettiğini söylesek çok yanılmış olmayız. 

Dolayısıyla böylesine büyük servet sahipleri devletleri, devletler istihbarat teşkilatlarını, istihbarat teşkilatları da kukla olarak terör örgütlerini kullanıyor günümüzde. Bu çarkı bilmezsek dünya ve Türkiye ile ilgili yaptığımız bütün tahlil ve yorumlarda yanılma ihtimalimiz çok yüksek olacaktır.


Bu bağlamda ülkemiz ve bölgemizdeki olaylara dönecek olursak;

1923'te kurulan Türkiye Cumhuriyeti yıllarca savaştığımız ülkeler tarafından 1924'te Lozan Antlaşması ile tanınarak uzun süren ağır savaş şartlarının yorgunluğu ile Misak-ı Milli sınırlarının çok gerisine ikna edilmek suretiyle  dünya siyasetinde yeni bir hüviyet kazanmıştı. Ancak bu antlaşma pek tabiidir ki düşmanların düşmanlıklarının bittiği anlamına gelmiyordu. 

Kim ne derse desin, bu bir hamaset değil, bir tesbit olarak söylemeliyiz ki; Batılıların Orta Doğu olarak adlandırdıkları bölgenin tarihi misyonunda egemen ve lider ülke Türkiye olarak belirgindir. Bölgede bağımsızlığını deyim yerindeyse kendi dişiyle tırnağıyla verdiği savaş neticesinde kazanmış yegane ülkedir Türkiye Cumhuriyeti. Bunu çok iyi bilen yirmi ve yirmibirinci yüzyılın dünya ölçeğindeki oyun kurucuları(egemen güçleri) Türkiye'nin bu tarihi misyonunun canlanmasını hiç bir zaman istemedikleri için ülkemiz ve bölgemiz üzerinde çok ince hesaplar ve sinsi oyunlar planlamışlardır.

Bu planlarını gerçekleştirmek için ülkemizi doğudan batıya, kuzeyden güneye çeşitli zamanlarda değişik vesilelerle sosyolojik, demografik, dini, kültürel, askeri vb her yönüyle etüd edip bu toprakların ve insanımızın her türlü hassasiyetini uygun zamanda ve yerde kullanmak üzere en ince detayına kadar tesbit etmişlerdir. Oynanacak olan istihbarat oyunları ve savaşlarındaki en önemli bilgi kaynağı böylece elde edilmiştir.

Aslında 27 Mayıs 1960 darbesinin öncesine kadar giden fakat belirgin olarak 1968 kuşağı ile başlayan bir süreç var geçmişte. 12 Eylül 1980 askeri darbesine kadar ülkemizde sağ-sol çatışmaları, yer yer Alevi-Sünni kışkırtması, temeli daha eskilere dayanan fakat yoğun olarak 1984'te başlayan PKK terör eylemlerinin yanı sıra bazı sözde dini yapılanmalar ve bunun karşısında katı laikçiler de kutuplaştırılan diğer taraflar olmuştur maalesef. 

Tüm bu saydıklarımız Türkiye'de potansiyel ayrıştırma-karıştırma alanları olarak modern dünyanın sömürgeci/emperyalist müstekbirleri tarafından ustaca kullanılmış ve kullanılmaya devam edilmektedir. 

Sağcı-solcu, ilerici-gerici, laik-şeriatçı, alevi-sünni, Türk-Kürt gibi etiketleme/ayrıştırma/saflaşmalar ülkeler ve toplumlar için tıpkı bünyeye giren bir virüs gibidir. 
Bünyenin en ufak bir zafiyetinde onu hasta eder, tedavisi gecikir ya da yanlış tedavi uygulanırsa ölüme götürür. 
Bu tür virüsleri Türkiye Cumhuriyeti topraklarında yayan istihbarat örgütleri ile yerli işbirlikçileri eskiden olduğu gibi bugün ve yarın da var olmaya devam edecektir.

Bu virüse karşı ve kamu yararı için hakkı ve adaleti savunmak, hoşgörü, itidal, kardeşlik en önemli hasletler olarak öne çıkmaktadır.

Bizim için bu oyunun içinde olmaktan kaçınma imkanı olmadığına göre huzur ve güvenliğimiz ile gelecek nesillerimiz için şiddeti kınarken başka bir kamplaşmaya, kutuplaşmaya veya çatışmaya sebep olacak beyanlardan kaçınılmalıdır. Zira terör örgütleri eliyle yapılmak istenen tam da budur. 

Medya ve özellikle de sosyal medya denilen istihbarat ordularının en çok kullandığı ortamlardaki bilgi kirliliği ve kasıtlı yönlendirmeler birinci derecede dikkat edilmesi gereken yerlerdir.

"Allah’a ve Elçisi'ne itaat edin ve birbirinizle çekişmeyin. Sonra gevşersiniz ve gücünüz, devletiniz elden gider. Sabırlı olun. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir." (8.Enfal Suresi,46.ayet)

Peyami Bayram
05/01/2017
İstanbul













RAMAZAN 1447 CÜZ 30

OTUZUNCU CÜZ   Hicri 1447 yılında Ramazan ayı 29 günde hitama erdiği için bu son günde iki cüz birden okuduk ve Kur’an-ı Kerim’in kalbi ve...