Kur'an etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kur'an etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

03 Mart 2026

RAMAZAN 1447 CÜZ 13

ONÜÇÜNCÜ CÜZ

On üçüncü cüz (Yusuf 53 - İbrahim 52), adeta bir "Zirveden Öze Dönüş" yolculuğudur. Bu cüzde Hz. Yusuf'un Mısır hazinesinin başına geçişiyle başlayan bölümde atıldığı, terk edildiği kuyudan vezirlik makamına yükselişini, Ra’d Suresi’nin sesiyle değil çağrıştırdıklarıyla insanı sarsan gök gürültüsünü ve İbrahim Suresi’de iman ve akidenin temellerini buluyoruz.

Bu cüz, "yönetimde liyakatin önemi", “makam ve yetkiye sahip olduğunda kendisine geçmişte yapılan kötülüğe iyilikle ve yapıcı/onarıcı bir planla karşılık verme” ile "insanın hesap vereceği günü hesaba katmadan yaşamasının dehşetli sonuçları" ibretlik hikayelerle anlatmaktadır.

 

On Üçüncü Cüzün Kısa Özeti

Cüz, Hz. Yusuf’a iftira atan vezirin karısının itirafıyla başlar ve Hz. Yusuf’un Mısır’ın ekonomik yönetimini devralmasıyla devam eder. Kıtlık yıllarının planlanması, kardeşleriyle olan o meşhur yüzleşmesi ve nihayet babası Yakup ile buluşup "rüyasının gerçekleşmesi" ile Yusuf Suresi muazzam bir final yapar. Ardından başlayan Ra’d Suresi, göklerin gürlemesinden nehirlerin akışına kadar tabiatın diliyle Allah’ı anlatırken; toplumsal değişimin ancak "bireysel değişimle" mümkün olduğunu ilan eder. Cüzün sonunda yer alan İbrahim Suresi ise insanlığı karanlıklardan aydınlığa çıkarma davasını, "güzel bir sözü" (kelime-i tayyibe) kökü derinde bir ağaca benzeterek açıklar.

 

Günümüze Işık Tutan Başlıklar

A. Cesur Yönetim ve Liyakat (Yusuf, 55)

Yusuf (as), hazinenin başına geçmek istediğinde gerekçesini şöyle açıklar: "Çünkü ben korumasını iyi bilirim ve bu işin uzmanıyım (hafîzun alîm)."

  • Kurumsal Yorum: Bir göreve talip olurken "niyet" kadar "ehliyet"in (yetkinlik/bilgi) şart olduğunu gösterir. Göreve talip olmada ve verilen görevi ifada gösterilmesi gereken hassasiyet başarı için gerekli olan en mühim şeydir.

B. Risk Yönetimi: Farklı Kapılardan Giriş (Yusuf, 67)

Hz. Yakup’un oğullarına "Şehre aynı kapıdan değil, ayrı ayrı kapılardan girin" tavsiyesi, bir tedbir ve strateji dersidir.

  • Stratejik Yorum: Tüm yumurtaları aynı sepete koymamak; riskleri dağıtmak ve dikkat çekmeden hedefe ilerlemek üzerine harika bir kurumsal taktik örneğidir.

C. Toplumsal Değişimin Yasası: İçsel Devrim (Ra’d, 11)

"Bir toplum kendindekini değiştirmedikçe, Allah da onlardaki durumu değiştirmez."

  • Sosyolojik Yorum: Reformun dışarıdan değil, içeriden başlaması gerektiğini söyler. Kurumsallaşma da sadece bir dosya kâğıdı değil, toplumdaki ortak zihniyet değişimidir.

D. İletişim Sanatı: Kelâmın Anatomisi (İbrahim, 24-26)

“Allah’ın nasıl bir misal getirdiğini görmedin mi? Güzel sözü, kökü sabit, dalları gökte olan güzel bir ağaca benzetti. O ağaç, rabbinin izniyle her zaman meyvesini verir. Öğüt alsınlar diye Allah insanlara böyle misaller getirmektedir. Kötü sözün misali de kökü yerden sökülmüş, ayakta duramayan kötü bir ağaçtır.”

Güzel söz (doğru fikir) kökü derinde, dalları gökte bir ağaca; kötü söz (yanlış fikir) ise topraktan koparılmış kararsız bir bitkiye benzetilir.

  • Çağlar üstü mesaj: Bir insanın yaptığı her şeyde "kalıcı eser" ile "geçici gürültü" arasındaki farkı anlaması şarttır. Hakikatle bağını koparan hiçbir eser/hizmet ayakta kalamaz.

 

En Dikkat Çekici ve Çarpıcı Ayetler

1. Nefsin İtirafı (Yusuf, 53)

" Yine de ben nefsimi temize çıkarmıyorum. Çünkü nefis, rabbimin acıyıp koruması dışında, daima kötülüğü emreder; şüphesiz rabbim çok bağışlayan, pek esirgeyendir."

  • Not: İnsanın hatasını kabul etmesi, suçunu itiraf etmesi kendi aleyhine gibi gözükse de insanın kendi içindeki o fıtri kontrolü kaybetmesi (şeytani dürtü)  ile yüzleşmesi aslında ilahi ve ebedi planda onu yücelten bir davranıştır.

2. Kalplerin Mutluluğu (Ra’d, 28)

"Onlar, iman eden ve kalpleri de dâimâ Allah'ı hatırlayıp anmakla doygunluk ve huzura eren kimselerdir. Haberiniz olsun ki, kalpler ancak Allah'ı hatırlayıp anmakla doygunluk ve huzura erer.”

Not: Modern dünyanın "anksiyete ve stres" sarmalına karşı, dijital uyaranlardan uzaklaşmayı da içeren adeta "içsel bir sessizlik” ve tefekkür ve tezekkürle “Rabbani odaklanma" reçetesidir.

3. Hakikat ve Köpük (Ra’d, 17)

" O, gökten su indirdi; su, vadiler dolusunca sel olup aktı. Bu sel, üste çıkan köpüğü taşıyıp götürdü. Yaktıkları ateşin üzerine koyup eriterek süs eşyası veya alet yapmak istedikleri madenlerden de üste böyle köpük çıkar. İşte Allah hak ile bâtıla böyle misal verir. Köpük atılıp gider; insanlara fayda veren şeye gelince, o dünya durdukça durur. İşte Allah böyle misaller getirir."

  • Not: Değer yaratmayan, sadece "şov" yapan yapıların uçuculuğunu; fayda üreten gerçek bilginin ise kalıcılığını (sürdürülebilirliği) anlatan muazzam bir metafor.

4. İbrahim’in "Güvenli Şehir" Duası (İbrahim, 35)

" İbrâhim şöyle dua etmişti: “Rabbim! Bu şehri güvenli kıl, beni ve çocuklarımı putlara tapmaktan uzak tut!'"

  • Not: Ekonomik kalkınmadan önce "güvenin" (asayiş ve adalet) gelmesi gerektiğini vurgulayan, devlet ve kurum yönetimi için temel bir önceliktir. “Önce ahlak ve maneviyat” ekseninde hareket etme bilinci.

 

On Üçüncü Cüzün "Yönetim ve Felsefe" Özeti

 

Kavram / Metafor

Kur’an’daki Sahne

Kurumsal / İnsani Karşılığı

Hafîz ve Alîm

Yusuf’un göreve gelişi.

Liyakat: Hem güvenilir (koruyan) hem de uzman (bilen).

Ayrı Kapılar

Yakup’un stratejisi.

Risk Dağıtımı: Tek bir kanala bağımlı kalmama.

Yıkılmaz Ağaç

Güzel Söz / Doğru İnanç.

Marka Değeri: Kökleri etik değerlere dayanan kalıcı itibar.

Köpük (Zebed)

Akarsu üzerindeki çer çöp.

Popülizm: Hızlı parlayan ama kalıcı olmayan geçici başarılar.

 

Günün Mesajı: On üçüncü cüzde yer alan en çarpıcı mesaj şudur: "Dışarıdaki dünyayı yönetmek istiyorsan, önce kendi içindeki 'yöneticiyi' (nefsini) tanı ve değiştir (Ra’d 11)." Bir kurumda, yönetimde, ülkede köklü bir değişim yapmak istiyorsan, köpük gibi parlayan geçici çözümlere değil, sarsılmaz ağaçlar gibi kökü derinde olan "güzel sözlere/ilkelere" tutunmalısınız.


20 Nisan 2023

Ramazan ayının düşündürdükleri 5

Kur’an-ı Kerim İslam inancının temel kaynağıdır. 


Cenab-ı Allah tarih boyunca insanlara elçiler aracılığı ile nasıl bir hayat yaşamaları gerektiğini iletmiştir. Bu iletişimde bazı elçilere sadece hitap, bazılarına ise hitap ile beraber kitap da vermiştir. Bu kitapların sonuncusu ise Allah’ın son elçisi Hz. Muhammed’e verilen Kur’an-ı Kerimdir. Bu kitap önceki kitapları ve elçileri tasdik edici son ve mükemmel kitap olarak 15 asırdan beri insanlığın elinde ilk günkü gibi duruyor. 


Peygamberimize ilk vahiy Ramazan ayında gelmeye başladığı için Ramazan ayında biz müslümanlar için her yıl Kuran’ı tekrar okuyup üzerinde derin derin düşünmek, tefekkür etmek ve akletmek çok önemli bir vazifedir. Bir yandan oruç tutmak suretiyle maddi, bedeni olarak arınmaya çabalarken öte yandan anladığımız dilden çokça Kuran okuyarak manevi yönden yaralarımızı tedavi eder, okuduğumuz her satırı iyice anlayıp hayatımıza çeki düzen veririz. 


Bu Ramazan ayında Kuran’ı tekrar okuduğumda yine üzerimde çok derin izler bıraktı. Bu kitap(Kuran) öyle bir kitaptır ki okudukça sizi içine çeker ve her seferinde yepyeni bir bakışla bambaşka yerlere götürür. Aslında ilk okuduğunuzda sıradan ifadeler gibi gelebilecektir. Ama kendi içinde öyle muazzam açılımlar var ki bunu sakin ve dingin bir zihinle ve tekrar tekrar okudukça anlayabilirsiniz. 


Allah’ın insanlara gönderdiği son ilahi kitap olan Kuran ölümden sonraki hayata inanan tüm insanlar için tek kurtuluş reçetesidir. Yüce kitabı bize gönderen Allah itirazı olanlara ise net bir şekilde meydan okuyor:


‘Yoksa “onu kendi uydurdu” mu diyorlar? O halde sen de onlara de ki: “Haydi siz de onun gibi uydurulmuş on sûre getirin. Allah’tan başka çağırabileceğiniz kim varsa onları da yardıma çağırın. Eğer doğru söylüyorsanız” 

(11 Hud:13)


‘De ki: “Andolsun, insanlar ve cinler bu Kur’ân’ın bir benzerini getirmek üzere toplansalar ve birbirlerine de destek olsalar, yine onun benzerini getiremezler.”

(İsra 17:88)


Evet, 15 asırdır hiçbir harfi bile değişmeden ilk hali ile bize aktarılan Kuranı Kerim gerçekten ilahi olarak korunmuş, bir benzeri de bugüne kadar ortaya konulamamış bir kitaptır. 


Yılın diğer aylarında da okumaya ve üzerinde çokça tefekkür etmeye devam edelim inşallah. Buna gerçekten çok ihtiyacımız var. 


‘Kişinin önünde ve arkasında Allah’ın emriyle onu kayıt ve koruma altına alan takipçiler vardır. Bir toplum kendisindekini değiştirmedikçe Allah onlarda bulunanı değiştirmez. Allah herhangi bir toplumun başına bir kötülük gelmesini diledi mi, artık onun geri çevrilmesi mümkün değildir. Onların Allah’tan başka yardımcıları da bulunmaz.’

(Rad 13:11)


Güle güle Ramazan. 

Bizi bayrama kavuşturan yüceler yücesi Allah’a sonsuz şükürler olsun. 


Peyami Bayram

20 Nisan 2023, 29 Ramazan 1444

Arnavutköy, İstanbul 


12 Nisan 2021

Ramazan ayı Kur'an ayı.

Ramazan ayı Kur'an ayı.

Kur'an-ı Kerim ilk defa bu ayda Hz. Muhammed(as)'e inmeye başladı.
Bu son ilahi kitapla Allah'ın insanlığa ilk emri ise; "Oku, Yaradan Rabbinin adıyla oku!" (Alak Suresi-1)

Peki, bu ilahi hitapla karşılaşan Allah'ın son Nebisi Hz. Muhammed(as) ne yaptı?
Doğruca kütüphanelere koşmadı, kitaplara sarılmadı.

Zaten uzunca bir süredir mağaraya/içine kapanarak kendini/nefsini okumaya çalışıyordu. 
Bu ilk mesajın şokunu atlatır atlatmaz hayatı, insanı, alemi, doğayı ve her şeyi okumaya başladı. Tabii ki Yüceler yücesi Allah'ın hidayeti ve keremiyle.
Bir daha da asla içine kapandığı o mağaraya dönmedi!

Ramazan ayına eriştiğimiz şu mübarek günde, alemlerin Rabbi'nin insanlığa son elçisi vasıtasıyla gönderdiği kitabı Ku'an-ı Kerim'e iman eden müslümanlar olarak bize düşen nedir?

Anlamak için Kur'an-ı Kerim'i okumak.
Ve çok önemli bir şey daha:
Bildiğimizi okumaktan vaz geçerek hayatı, ilmi, irfanı, insanı, doğayı ve alemi okumaya çalışmaktır.

Hayırlı Ramazanlar..

Peyami Bayram
12 Nisan 2021
30 Şaban 1442

İstanbul

03 Ekim 2017

Bilge Kral Aliya'nın kaleminden: Kur'an'ı nasıl okumalıyız?

Bilge Kral Aliya'nın kaleminden: Kur'an'ı nasıl okumalıyız?


Doğrusu Kur'an'ı defalarca okumuştum. Ancak daha önce "Kur'an'ı gerçek manada nasıl okumalıyız?" sorusunu sormamıştım.
 
Bu soru beni düşünmeye şevketti. Bunun için sizlere, kafamda oluşan düşünceler zincirini arz etmeye çalışacağım.
 
Her şeyden önce şunu göz önünde bulundurmalıyız ki, Kur'an-ı Kerim bölük pörçük edilemez. Kur'an'da siyakından koparılarak ele alınan her münferit ayet bize tam olarak gerçeği veremez. Ancak ondan bir cüzünü verir. Çünkü eğer Kur'an bir bütün olarak değerlendirilirse ancak tam bir gerçeği ifade eder. Sadece bazı ayetlerin ele alınması da kaçınılmaz olabilir. Ancak şunu bilmeliyiz ki bu sınırlı sayıdaki ayetler için geçerlidir. Bunu bir mozaik tablosuna benzetebiliriz. Bir mozaik tablosunda kırmızı veya siyah parçalar ancak diğer parçalar ile beraber anlam kazanır. Tabloya ait parçalardan sadece bir parçayı alırsak bu durumda tek basına aldığımız bu parça tabloyu oluşturan diğer parçalar olmaksızın tablonun güzelliğinden herhangi bir şeyi bize vermez. Bunu daha iyi açıklayabilmek için bazı örnekler vereceğim.
 
"Ey iman edenler, öldürme konusunda kısas sizin üzerinize farz kılındı." Kur'an ayeti kısası destekler. Diğer bir ayette ise affetme ve bağışlamaya çağrı yapılır. "Kötü bir işin cezası misliyledir. Kim ki bağışlar, ıslah ederse onun ecri Allah katındadır. Allah zalimleri sevmez." Bir ayette de, "Ey iman edenler Allah'ın sizin üzerinize helal kıldığı temiz (rızıkları), kendinize haram kılmayın ve haddi de aşmayın." Başka bir ayette de "Dünya hayatının çiçeği eşlere... " buna benzer misaller çoğaltılabilir.
 
Kur'an okuyan bir kimseye bazı ayetlerde tenakuz varmış gibi görünebilir. Ancak asla böyle bir şey söz konusu değildir. Bilakis durum bunun tam tersidir. İşin gerçeği ise Kur'an'ın ve İslam'ın yüksek ve en harikulade bir şekilde ayrıcalıklı olmasıyla ilgili bir durumdur. Zahiren Kur'an emirleri arasında tam bir uyum olmakla beraber ilk bakışta tenakuz varmış gibi gözükebilir. Çünkü Kur'an bizden sadece bir tek iş yapmamızı istemiyor. Bilakis iki işin beraber olmasını istiyor. O bizden sadece kısas yapmamızı istemiyor. Bununla beraber affetmemizi de istiyor. Bunu ters çevirerek de düşünebiliriz. O bizden sadece ahiret için çalışmamızı istemiyor aynı zamanda bu dünya için de çalışmamızı istiyor. Yani biri olmadan diğerinin olamayacağını vurguluyor. Bundan dolayı hak üzere olsalar bile -cezadan başka- hiçbir şey düşünemeyen Müslümanların imanı olgun bir iman (kamil iman) seviyesine ulaşamayacağı gibi, sadece affetmeyi düşünen Müslümanların imanı da olgun bir iman (iman-ı kamil) değildir. Öyleyse olgun Müslüman iki emri de bilip mutedil olan insandır.
 
Daha önce özetlediğimiz bu neticelere ulaşmak ancak Kur'an'ı bir bütün olarak değerlendirmeye tabi tutarsak mümkündür; yoksa sadece bir cüzünü alarak değil. Bunun için ben İslam'ı ve İslam risaletini tam olarak anlayabilmemiz ve bu yüksek seviyeye ulaşmamız için en iyi ve üstün aracı olarak bu üslubu (metodu) görüyorum.
 
Diğer bir mesele de periyodik ve devamlı olarak Kur'an okunmasının zaruriyetidir. Bu, Kur'an ışığının aydınlığını keşfetmemiz için en güvenilir yoldur diye düşünüyorum. Çünkü Kur'an'ı her bir okuyuşumuz bize O'ndan yeni şeyler anlamamıza yardımcı olacaktır. Kur'an'ı Kerim hiçbir değişikliğe uğramadan kalmıştır. Ancak değişen bir şey var, biz değiştik. Bizi kuşatan durumlar ve üzerinde yaşadığımız dünya değişti. İşte bu olağanüstü değişiklikler bizim yeni derinliklere dalmamıza neden oldu. Bu da daha önce okuduğumuz Kur'an-ı Kerim'den tamamen gafil kalmamıza yol açtı. Ve ansızın kalplerimizin derinliklerinde ayetlerin yankılarını işittiğimizde Kur'an'ın önceki öz anlamından tamamen gafil olduğumuzu fark ettik.
 
Herkesin bu durumu kendi kendine doğrulatması mümkündür. Ancak ben burada bazı şahsi tecrübelerimden örnekler vermek istiyorum.
 
Çok zaman önce, ömrümün ilk yıllarında Kur'an'ı Kerim okumam esnasında cihad, adalet ve amelden bahseden ayetler üzerinde duruyordum. Bunun delili o zamanlar not aldığım küçük defterimdir. Allah-u Teala diğer defterlerim arasından onun tahrib olmadan ulaşmasını bana bahşetti. Bu defter Kur'an-ı Kerim'den alınmış olan bu ayetlerle ve buna benzer ayetlerle dolu idi. Çok iyi hatırlıyorum bu ayetlerin birinde düşmanların ve istibdadın reddinin vücubu ile ilgili Müslüman kişinin şahsiyetinden bahseder, "Bir zulüm ve saldırıya uğradıkları zaman kendilerini savunurlar" (Şura, 39) ayetidir.
 
Ben her fırsatta yukarıda belirttiğim ayetler üzerinde durup düşünürken "bir" Allah-u Teala'dan bahseden ve dünya hayatının gelip geçici olduğunu anlatan ayetler dikkatimi çekti. Yani insanı düşünmeye yönelten ayetler, harekete değil... Allah-u Teala dışında her şeyin yok olup gideceği ile ilgili ayetlerin bütün benliğimi sardığını ve etkisinin şiddetini bugün bile çok iyi hatırlıyorum. Çünkü Allah'ın vadettiği gerçek çelişmez bir gerçekti. "Her şey fanidir. Ancak kerem ve iyilik sahibi Rabbin kalıcıdır (bakidir)." Yani Allah-u Teala tek başına bütün yıldızlardan önce ve onlardan sonra da baki idi. İşte bu tek başına ve değişmeyen hakikat idi. Annem, Allah'ın rahmetine intikal ettiği zaman kalbim hüzün ve keder dolu idi. Fecr Suresi'ndeki harikulade olan "Ey huzura eren nefisi Razı edici ve razı edilmiş olarak Rabbine dön. İyi kullarım arasına gir. Cennetime gir." (Fecr, 27-30) ayetlerini hiç o zamana kadar fark etmemiştim. Ancak ben bu ayetlerden daha iyi teselli olacak bir şey bulamamış ve kendi kendime şöyle soruyordum: "Kim annesi öldüğü zaman bir çocuğa ölümü kabullenmesi için bundan daha güzel bir söz söyleyebilir?"
 
Öyle ise Kur'an bir durumda şeriat, bir durumda da cihadı yüceltirken diğer bir durumda da zamanın ölçeklerinden çıkış yolu bulamayanlara tesellidir. Buna binaen kişisel durumumuza göre dikkatimizi bir şey çekebilirken diğer bir halde dikkatlerimizi daha başka yönlere çekebilir.
 
Bu ihtivanın Kur'ani yankıları insanın özel durumları ile ilgili olduğu gibi toplumsal düzey ve tarihi şartlarla da ilgilidir. O zaman toplumla veya tarihi şartlarla ilgili durumlar, etnik ayrılığın toplumu parçalaması, bakışlarımızı kadınların eşitliği, insanlığın ortak gelişmesi gibi bazı ayetlere öncelik verilmesine ve onlar üzerinde yoğunlaşmaya çevirir. Mesela dini hukukun çiğnendiği veya hangi türden olursa olsun bu konuda ayrılıkların ve ihtilafların baş gösterdiği bir toplumda üç kelimeden oluşan apaçık şu ayeti gündeme getirir, "Dinde zorlama yoktur."
 
Biz Müslümanlar ayetler arasında ayırım gözetmeyiz. Ancak gayri müslimler bu kısa Kur'an ayetinin, dini hoş görü açısından en yüksek ve harika manayı ifade ettiği konusunda ısrarlıdırlar. Bu yönde düşünmemiz mümkündür. Ancak bu konu kısa olan makalemizin çerçevesini aşar.
 
Şüphesiz Kur'an'ın okunmasından veya dinlenmesinden neyi kasdettiğimize de işaret etmemiz gerekir. Bazı insanlar Müslümanların genelinin Kur'an'ı anlamadıklarına bakarak bunu faydası az olan bir iş olarak görüyorlar. Bense bu görüşe katılmıyor ve asla unutamadığım bir olayı burada hatırlatmamın zorunlu olduğunu düşünüyorum. Seneler önce uluslararası bir İslami konferansa katılma fırsatı elde etmiştim. Konferans Avrupa'nın büyük şehirlerinden birinde düzenlenmişti. Konferansa birçok ulema ve düşünür İslam düşüncesinin yenilenmesi (tecdid) konusunda görüşlerini ve araştırmalarını sunmak üzere katılmışlardı. Her gün konferansın başlangıç ve bitiminde dünyanın meşhur kurralarından biri tarafından Kur'an-ı Kerim okunuyordu. Orada hazır bulunanlar büyük bir ilgi ile ulema ve konferansçıların kelimelerini dinliyordu. Ancak biz salonda bulunanlardan yüzlercesinin fısıldaşarak konuştuklarını, sandalyelerini hareket ettirdiklerini ve ellerindeki evrakların sayfalarını karıştırdıklarını duyuyorduk. Ancak Kur'an-ı Kerim'den ayetler okunmaya başlandığında ansızın duruyorlar ve salona sessizlik çöküyordu. Herkes nefes almamacasına büyük bir huşu ile okunan Kur'an-ı Kerim'i dinliyorlardı. Karinin ağzından Kur'an kelimeleri dökülmeye başladığı zamanki durum bir nehrin sessiz ve sakin bir şekilde " akmasına benziyordu. Sonra da insanı daha uzaklara alıp götüren bir şelalenin başına götürüyordu. Ancak olayın en zirve noktası anlatılamayacak, sadece yaşanacak bir hal olan son gün idi. Bu olay da karinin bize ayrılıktan önce özel olarak seçtiği Rahman Suresi hediyesidir. Bu harikulade meşhur sure ki, üslubunun güzelliği ve ayetleri arası uyumuyla onu anlatmak insanı aciz bırakıyor. Özellikle de Sure'de tekrarlanan, "Rabbinizin hangi nimetini yalanlıyorsunuz?" ayeti bütün dinleyenleri adeta derin bir okyanusun dibine çekti.
 
Ancak ben o anda şunu hissettim ki okunan ayetleri tamamen anlıyorum. Kendimi de konferans süresince orada bulunan diğerlerine daha yakın gördüm. Diğerlerinin yüzlerinde de aynı ifade okunuyordu. Sanki şöyle demek istiyorlardı: "Görmüyor musunuz? Hepimiz İslam'da kardeş değil miyiz?"
 
Bu olaydan sonra Kur'an'ı anlayarak okumanın önemini daha iyi anladım. Zira bütün Müslümanlar'ın kalpleri Kur'an'ı bu şekilde veya diğer bir şekilde anlayabilir. Ve anlamakla da yükümlüdürler.

Mimberu'l Hak ve'l-Hürriyye / Çeviri: Yusuf Aydın


06 Temmuz 2015

Kadir Gecesi



Elimizde bulunan muazzez kitabımız Kur'an-ı Kerim'in peygamberimiz Hz. Muhammed(sa) vasıtasıyla insanlığa bir hidayet kaynağı olarak indirilmeye başlandığı geceye verilen isimdir Kadir Gecesi.

Ve tabii ki düşünüp ibret alan, sakınan insanlara bir hidayet rehberidir Kur'an.
Vesile arayanlara kurtuluş reçeteleri sunan ilahi bir kitaptır Kur'an.
Tılsımlı bir cisim de değildir.
Kimseyi de çarpmaz haşa!
Öğüt almak isteyen için eşsiz bir kaynaktır.
Anlamak isteyen için apaçık bir dille anlatır.
Akleden kalplere hitap eder.

Alemlerin Rabbi Allah'ın insanlığa son vahyinin kitap hali Kur'an-ı Kerim, o kitabın insan halinde bize gösterilen şekli Hz. Muhammed(sa)'dir.

Şimdi bütün bunlar Kur'an-ı Kerim'de aşikar iken ve onun insan hali muazzez peygamberimiz Hz. Muhammed(sa) bize en güzel örnek iken bazılarımız o yüce mesaj Kur'an-ı Kerim'i terk edilmiş/dışlanmış halde bıraktı.(Furkan Suresi 30) 

Yani kitabın cismini muhafaza etmede en büyük özeni gösterdik, hatta çok daha ileri gidip onu yükseklere koyduk. Abdestsiz bile dokunmadık. Süslü ciltler, yaldızlı baskılar, muhtelif kılıflarla süsledik.
Sabah akşam her vakit okuduk.
Cüzler okundu, hatimler yapıldı.
Farklı ses tonları ve makamlarda kıraat olundu.
Yüzyıllardır milyonlarca hafız yetişti.

Şimdi 
ahvalimizi yeniden muhakeme etme vakti değil midir?
Ne oldu bize?

Hira Dağı'ndan ilk vahyi alıp evine giden peygamberin 23 yıllık tebliğ, mücahede ve mücadele döneminin ardından yaklaşık 900 yıl insanlığa hak ve adalet örnekleri vermiş, ilmin her alanında zirve şahsiyetler yetiştirmiş bir medeniyet sunan biz müslümanlar bugün ne haldeyiz?

Kur'an-ı Kerim'i her an yeniden ve doğrudan doğruya kendimize gönderiliyormuş gibi algılayıp, anlayarak ve çağa anlatarak okumazsak onun misyonuna uygun hareket etmiş olmayız.

Her Ramazan ayını ve her Kadir Gecesini yeni bir fırsat bilelim ve Kur'an-ı Kerim'in inzal olunuşuna tekrar şahitler olalım. 

Bu gece bizim Kader(Kadir) Gecemiz olsun.
Nitekim insanın Kur’an ile buluştuğu/tanıştığı gece bin aydan hayırlı, yani bir ömre bedeldir. 

Mademki ölüm var; o halde ölümden sonra yeniden dirilişe inananlar için hayat bu mutlak akıbete hazırlık sürecinden başka bir şey olmaması gerektir. 

Kur’an’ı; anlamak, idrakimize sindirmek, hayatımıza rehber edinmek için okumalıyız. 

Tekrar tekrar okuyalım.
"Okuma bilmeyen" bir Nebi gibi okuyalım.

Biz onu ıssız gecenin koynundaki yetim ve öksüz Muhammed(sa) gibi okur/anlarsak bizim de yanımızda Hatice, Ali, Ebubekir, Ömer olacaktır; bizim de hicret edecek bir Medinemiz, kan dökmeden fethedeceğimiz anayurdumuz, Mekkemiz olacaktır. 

Öyle okuyalım ki Kadir Gecesi bizim kader gecemiz olsun.

Böylece;

Bu çağın Selahaddin'i, Alparslan'ı ve Fatih'i bu ateşte kavrulacak ve dünyanın dört bir yanındaki zulüm gören mazlumlar ve yardıma muhtaç garibanın yardımına koşacaktır inşallah.

Yeniden Harezmi'ler, Farabi'ler, Mimar Sinan'lar, Yunus Emre'ler, Ali Kuşçu'lar, İbn-i Sina'lar, Cezeri'ler yetiştirmek için yeniden can-ı gönülden sarılalım ilahi vahye.

İnsanlığın başka kurtuluşu yok!

Peyami Bayram
06/07/2015, İstanbul






RAMAZAN 1447 CÜZ 30

OTUZUNCU CÜZ   Hicri 1447 yılında Ramazan ayı 29 günde hitama erdiği için bu son günde iki cüz birden okuduk ve Kur’an-ı Kerim’in kalbi ve...