siyasi parti etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
siyasi parti etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

04 Haziran 2023

Yeni Kabine



Gördünüz mü? 

Ne demiştim?

Siyasetle bu kadar ilgilenmeyin, hiçbirinizi/hiçbirimizi ne milletvekili ne de bakan yapmazlar dememiş miydim?

İşte öyle de oldu. 

Bu listede ve milletvekilleri arasında ben yokum ve hiçbir yakınım da yok. 

Parti ve siyaset için kardeşilerinizi, dost ve arkadaşlarınızı incittiğinize değmez. 

Şimdi herkes işine baksın. 

Varsa kırıp gücendirdiğiniz gidin özür dileyin ve helallik isteyin. 

Hayat devam ediyor. 

Dönelim güncel rutin yaşantımıza.

Seçilen tüm milletvekillerine ve yeni bakanlar kuruluna ülkemize, milletimize ve tüm insanlığa hayırlı hizmetlerde bulunmaları için dua ediyorum. 

Yine her zaman dediğimi tekrar ediyorum;

Türkiye Cumhuriyeti dünyanın umududur ve Türk tüm dünya mazlumları için beklenendir. 🇹🇷

Peyami Bayram

3 Haziran 2023

Arnavutköy, İstanbul

02 Haziran 2023

Seçmenler ne seçer ve seçilmişler ne yapar?

Çok taze bir seçimin ardından demokrasi, seçimler ve seçilmişler ile bir de  bu sistemin sağlıklı işlemesi için olmazsa olmazı hukuk üzerine düşündüklerimi kısaca paylaşmak isterim. 


Demokratik yönetimlerde seçim bir sonuç değil bir süreçtir aslında. Bu süreçte halk demokratik hayata imkanları, kabiliyetleri ile bilimsel ve entellektüel potansiyelleri nispetinde katılım sağlar. Bunun en asgarisi seçim günü sandığa giderek oy kullanmaktır. 


Siyasi partilerin maksatları ise ülke yönetimine demokratik yollarla gelmektir. 


Hukuk da hem ülkenin anayasa ve yasalar ile adaletle yönetilmesi hem de yönetim sisteminin ve demokratik hakların korunmasını, denetlenmesini sağlayan kurallar bütünüdür. 


2018 seçimleri ile ilk defa tanıştığımız cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi ile beş yıl süreliğine yasama organı olarak TBMM’de görev yapacak partili veya bağımsız milletvekilleri ve yürütmenin başı olarak da cumhurbaşkanı halk tarafından seçiliyor. Yürütme organı olan bakanlar kurulu ise seçilen cumhurbaşkanının seçtiği kişilerden oluşmaktadır. 


Bu sistemde demokratik ilkeler gereği partiler seçim bölgelerinde milletvekili adaylarını belirleyerek halkın oyuna sunulmak üzere Yüksek Seçim Kurulu’na bildirir.


Buraya kadar belki bilinen şeylerden söz ettim. Bu bağlamda iki ayrı hakkın yerine getirilmesi gerektiğini düşünüyorum;

  1. Milletvekili adaylık süreci partilerin liderlerinin iki dudağı arasından kurtarılmalı, partilere ön seçim şartı getirilmeli. Seçim bölgelerinde parti üyelerinin en az yüzde 51’nin katılacağı ön seçim yapılmalı. Böylece en azından bir partiye üye olarak aktif siyaset yapan vatandaşların kendi oy verecekleri adaylarını belirlemeleri sağlanmış ve demokrasi tabana yayılmış olur. Bu demokratik hukukun tam olarak tahakkuk etmesi için aktif siyasetin içinde olan seçmenin hakkıdır. 
  2. Cumhurbaşkanı adayları kazandığı takdirde çalışacağı kadroyu seçim kampanyası dönemi başlarken resmî olarak açıklamalı. Kimlerin hangi görevlere getirileceğini ve sorumluluklarının ne olacağını, hükümet programı dahil seçmenlere önceden ilan etmeliler. Kuru ve mesnetsiz seçim vaatleri unutulup gidiyor. Enkaz devraldık ve benzeri savunmalarla seçim sonrasında başka bir tabloyla karşı karşıya kalıyor seçmen kitlesi. Sadece cumhurbaşkanı adayları değil yardımcıları ve bakanlar kurulu adayları da görev alanları ile ilgili plan ve projeleri ile ilgili rakipleri ile kamuoyu önünde tartışmalıdır. Bu şekilde daha şeffaf ve rekabetçi bir sistem olur. Bu şekilde üretilen ve ilan edilen plan ve projelerin hem takibi daha kolay olur hem de kazanan taraf eğer karşı tarafın makul projeleri varsa onları da alıp kullanabilir. Bu da yine demokratik hukukun tam olarak tahakkuk etmesi için tüm seçmenlerin hakkıdır. 

Ben böyle düşünüyorum. Ne bileyim belki de siyaset erbabı bunları çoktan düşünmüştür ama uygulamak işlerine gelmemiştir. Olsun, ben bunları sıcağı sıcağına yazıp buraya bırakayım da. Ne olur ne olmaz. Söz uçar yazı kalır. 


Bence bunlar istikbal ve istiklalimiz açısından önemli konulardır. Çünkü her zaman aklımızda tutmalıyız ki; Türkiye Cumhuriyeti dünyanın umududur ve Türk tüm dünya mazlumları için beklenendir. 


Peyami Bayram

2 Haziran 2023

Arnavutköy, İstanbul 


31 Mayıs 2023

Neden seçmenlerin %48’i Erdoğan’ı seçmedi?



Belki de soruyu şöyle sormalı: Neden ülkenin yarıya yakını mevcut cumhurbaşkanını istemiyor?

14 Mayıs 2023’te Türkiye 13ncü Cumhurbaşkanını ve TBMM’nin yeni üyelerini seçmek için sandığa gitti. Bu seçimde 21 yıldır iktidarda olan Ak Partinin ve dolayısıyla Cumhur İttifakının adayı yine cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan olurken muhalefetin büyük kanadı olarak ortaya çıkan Millet İttifakının adayı ise CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu oldu.

Muhalefet açısından bakınca 21 yıllık iktidarın ardından yüzü eskimiş, yıpranmış ve pek çok hatalarıyla malul olan iktidarın çeşitli kesimlerden yükselen itirazlar eşliğinde bu seçimi kaybetmesi kaçınılmaz gözüküyordu. İktidar açısından ise muhalefetin gittikçe güçlenen dip dalgasına nasıl bir plan ve projeyle karşı konulacağı telaşı vardı ilkin. Muhalefetin adayının kim olacağı bu açıdan iktidar için çok önemliydi. Erdoğan'ın karşısına çıkacak adayın kim olacağı ve bu adayı destekleyecek ittifakın nasıl bir kompozisyonu olacağı çok önem arz ediyordu. Dolayısıyla Erdoğan'ın ve karşısındaki adayın seçmenleri de buna göre vaziyet alacaklardı biraz da.

Kemal Kılıçdaroğlu'nun adaylığı 2018 seçimlerinde siyaset dışından getirilen bir adayın başarısızlığının görülmesinin yanında başka etkenlere de dayanıyor şüphesiz. Görülen veya benim anladığım o ki; sağ muhafazakar kitlenin karşısına sol sosyal demokrat adayla çıkılması gerektiğine karar verilmiş. Bunun için de muhalefetin en büyük partisinin lideri sayın Kılıçdaroğlu tercih edilmiş.

Bu tabloyla gidilen seçimde iktidarın başka hiçbir alternatif aday üzerinde düşünmeden doğrudan sayın Erdoğan'ı tercihinin sebebi de liderdeki karizmaya ve özgüvene dayalı olduğunu düşündürüyor.

Peki AK Parti ve MHP kadrolarında ve özellikle seçmeninde seçim süreci başlarken nasıl bir ruh hali vardı?

21 yıllık yorgun bir iktidar ve yüzü eskimiş siyasetçilerin özellikle bazı genç seçmende oluşturduğu bıkkınlık, bezginlikle beraber yenilik arayışı içten içe iktidar yanlılarını tedirgin ediyor ve kaybetmenin korkusunu ciddi olarak yaşıyorlardı. Buna karşılık muhalefet blokunun şekillenmeye başlamasıyla durum biraz değişti. HDP'nin Millet İttifakı'nı desteklemesi, Kandil'deki terörist unsurlardan destek açıklamaları gelmesi, FETÖ mensuplarının da açık ve aleni şekilde Erdoğan karşısında toplanması iktidarın, yani Cumhur İttifakı'nın elini güçlendirdi. 

Ancak muhalefet elindeki bütün vasıtalarla iktidara hukuksuzluk, yolsuzluk, kamu malının çarçur edilmesi, mutfaktaki yangın, geçim sıkıntısı gibi sokaktaki insanın yakınmaları ile yüklenmeye devam etti.

Erdoğan'ın yerli ve milli üretim, kalkınma, yollar, köprüler, savunma sanayii gibi hizmetler başta olmak üzere kullandığı enstrümanlarla Türkiye'nin beka sorununu ön plana çıkararak seçmenlerden oy talep etmesi, buna karşın muhalefeti de ötekileştirerek terör örgütleri PKK ve FETÖ ile işbirliği suçlamaları öyle gözüküyor ki bir kesim üzerinde hiç etkili olmamış ve belki tepkiselliğe bile neden olmuş.

Erdoğan'ın yönetim tarzında güçlü ve karizmatik lider figürünün öne çıktığını herkes görüyor. Bu tarz yönetim Türk aile geleneğinde, yani neredeyse her evde halen yaşıyor olmasıyla beraber modern yaşamın fiilen değilse de zihnen her kesimin içine sonuna kadar girdiğini dolayısıyla kendinde olanı iktidarda, liderde görmek istemeyen yeni bir nesil olduğu gerçeği göz ardı edilmemeliydi.

İktidar olmanın imkanları ve avantajları sonuna kadar kullanılırken benzer imkan ve kabiliyetin adalet sisteminde eksik bırakılması, hukukun üstünlüğü prensiplerinin yeterince hayata geçirilmemesi muhalif olmak için yeterliydi pek çok seçmen nazarında.

Yüksek kira artışları, artan enflasyon ve özellikle diplomalıların işsizlik sorunu gençlerin önemli bir kesiminde iktidara karşı duruşa sebep olmuştur.

Muhalefete PKK ve FETÖ ile işbirliği suçlaması yapılırken geçmişteki Kürt açılımı ve Fetullah ile yakın ilişkiler konusu bir kesimin cevabını bulamadığı ve eleştirmeye devam ettiği hususlar olarak öne çıkmış ve bu da o kesimin Erdoğan'a oy vermemesinde etkili olmuştur.

Sığınmacı sorunu kuşkusuz bu seçimin en önemli gündem maddelerinden biri olmuştur. Bilhassa Suriye iç savaşının çıkmasının ardından Türkiye'ye gelen düzensiz göçmenler başta olmak üzere Afganistan, İran ve Irak'tan da gelenlerle birlikte Türkiye'nin her yanında, özellikle de büyük şehirlerde göçmenlerin günden güne artışı halkın büyük çoğunluğunu rahatsız edici boyutlara ulaşmıştır. Bu tabloyu ensar-muhacir denklemiyle artık muhafazakar kitleye bile anlatamayan iktidarın bu sorunun çözümü için somut adımlar atmadığı ve hatta bir projesinin dahi olmadığını düşünen geniş bir kitle bulunmaktadır. Bununla beraber önceleri 250.000, şimdiyse 400.000 dolarlık gayrimenkul alan yabancılara vatandaşlık verilmesi de yine iktidarın en çok eleştirildiği konuların başında gelmektedir. Üstelik iktidar tabanını milliyetçi muhafazakar kesim oluşturmaktayken ve ülkenin bekası konuşulurken bu konuların üstünün örtülmesi veya çözümünün ertelenmesi iktidara önemli ölçüde oy kaybettirmiş gözüküyor.

Üzerine gidilmeyen yolsuzluklar, imar affı ve liyakatsiz atamalar en çok eleştirilen ve bundan da ötesi vebali büyük olan konulardır. Bu hususta da Erdoğan'ı affetmeyen bir kesim vardı, bunlar da oy vermeyenlerin arasındadır muhakkak.

Son olarak Erdoğan'ın 21 yıllık iktidar tecrübesiyle toplumun tüm kesimlerini daha kapsayıcı, bütünleştirici, ayrıştırmadan, ötekileştirmeden kucaklayıcı bir dil kullanması beklenirdi. Bilakis kendi kitlesi dışındakilere sıcak ve somut karşılık vermediğini düşünen azımsanmayacak bir kitlenin de Erdoğan'a oy vermediği anlaşılıyor.

Ülkeyi ve milleti ilgilendiren bir fikrin, bir eylemin tek bir tarafı yoktur, pek çok tarafı vardır. Doğru kararlar almak ve doğru adımlar atmak için eleştiriye, yani muhalefete ihtiyaç vardır. Muhalefet doğru, yerinde ve zamanında eleştiri yapma yetisidir. Fırsat kollayarak yeri geldiğinde iktidarı düşürme ve düşene bir tekme de ben atayım düşüncesinde olmak değildir, bilakis muhalefet ettiğinin düştüğü yerden görevi devam ettirebilmek için her an iktidara hazır olma bilinciyle yapılırsa ülkeye ve millete faydası olur. İyi bir muhalefetin ülke yönetimi için çok önemli olduğu bir gerçek. İktidara oy vermemek muhalefetin sadece bir anlık boyutudur. Muhalif seçmenlerin ve partilerin esas görevi seçimden sonra başlar; söylem ve iddialarının peşine ciddiyetle düşerlerse hem ülkenin daha iyi ve millete faydalı yönetimine katkı sağlamış olurlar hem de bir sonraki seçim için şimdiden bilfiil hazırlık yapmış olurlar.

Milletimizin sağduyusu ve kollektif aklıyla kendilerine iktidar veya muhalefet görevi verilmiş olan her iki tarafa da ülkemize ve insanımıza hayırlı hizmetler yapmayı ve kalıcı güzel eserler bırakmalarını diliyorum. Zira her zaman söylediğim ve kesinlikle inandığım şudur; 


Türkiye Cumhuriyeti dünyanın umududur ve Türk tüm dünya mazlumları için beklenendir. 


Peyami Bayram
31 Mayıs 2023
Arnavutköy, İstanbul

30 Mayıs 2023

Çoğunluk neden Kılıçdaroğlu’na oy vermedi?


“Bârika-i hakikat müsâdeme-i efkârdan doğar” 

Namık Kemal

(Bugünkü dille: Hakikatin şimşekleri fikirlerin çatışmasından doğar)


Öncelikle belirtmek isterim ki her işte; ister şahsi bir işimizde, ister ailede ve isterse bir işletmede işleri istişare ile yapmak en güzel neticeyi almanın en önemli ve vazgeçilmez şartıdır. Bu bağlamda toplumun her kesimini kapsayan, aziz şehitlerinizin mirası güzel ülkemizin yarınlarını etkileyen devlet idaresi asla istişare olmadan başarılı bir şekilde yürütülemez.  Cumhuriyet idaresi ve demokratik yöntem de bunun için uygun bir sistemdir. Bu sistemin sağlıklı ve yararlı yürümesi için öncelikle halkın seçimi şarttır. Seçimle iktidara gelen yönetim ve bu yönetim karşısındaki muhalefetin millet ve memleket için hayırlı, güzel ve yararlı işler üretebilmesi için yarış içinde olması gerekir. İktidarda olan kadar muhalefette olanların da memleketi ve milleti merkeze alan fikirler, projeler üretmesi çok önemlidir. Yani memlekette bolluk, bereket, başarı, gelişme ve mutluluk için iyi bir iktidar kadar iyi de bir muhalefet de mutlak şarttır. 


14 Mayıs 2023 günü cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi ile ikinci kez sandığa gittik. Bu seçimde de önceki 2018 seçimleri gibi Cumhur ve Millet olmak üzere iki ana ittifak öne çıkmıştı. Cumhur İttifakının adayı mevcut cumhurbaşkanı ve AK Parti lideri Recep Tayyip Erdoğan ve Millet İttifakının adayı ise ana muhalefet partisi CHP’nin lideri Kemal Kılıçdaroğlu idi. 


21 yıldır iktidarda olan bir liderin yorgun ve yıpranmış olmasının yanında, bu kadar uzun süreli iktidarın pek çok da hatası ve yanlışı olması kaçınılmazdır. Buna rağmen ittifak bileşenleri yine aynı liderle yola devam etme kararı verdiler. 

Muhalefet ise epey uzun bir süre boyunca ve defalarca bir araya gelerek öncelikle ittifak mutabakatında ancak anlaşmaya vardılar. Sonrasında ise bir aday konusunda fikir birliği yapmakta bir hayli zorlandılar ve seçime çok az bir süre kalmışken mutabakata göre açıkta görünen beş genel başkanın cumhurbaşkanı yardımcılığının yanına bir de Ankara ve İstanbul büyükşehirlerinin belediye başkanlarının da ilave edilerek Kemal Kılıçdaroğlu üzerinde tartışmalı olarak uzlaşıya varıldı. 


Böylece seçime iki ay gibi çok kısa bir süre kalmışken öne çıkan iki aday seçim yarışına başlamış oldu. Bir kere böylesine önemli bir seçimde bu süre tam bir rekabet için çok çok kısaydı. Bu kadar kısa sürede bırakınız detaylı seçmen portföyüne göre tüm seçim çevrelerinde saha çalışmaları yapmayı ne seçim stratejisi oluşturulabilir ne de aday ve kadro tanıtımı tam anlamıyla yapılabilirdi. Bu eksik altyapı ve gecikmiş yarış startı ile başlayan seçim kampanyası da aynı eksikler ve hataların yanı sıra bileşenlerin pek çok kusurları ile yürütülmeye çalışıldı. İkinci tura kalan seçimin geride kalan iki küçük adayının ikinci tur ile ilgili yaklaşımları ve Millet ittifakının süreci yenilgi psikolojisi ile yürütmeye çalışması ve düşük motivasyonu sandığa da yansıdı. 


Bu girişten sonra gelelim çoğunlukla vatandaş Millet İttifakı adayına neden oy vermedi sorusunun cevabına. Aslında yaşadığımız konfor, sürat ve değişimin başat göstergeleri olan dijital bilişim çağında 21 yıldır yüzü eskimiş ve pek çok hataları toplumun hemen her kesimi tarafından dile getirilen bir iktidarın değişmesini başta gençler olmak üzere büyük bir kitle istiyordu. Fakat muhalefetin büyük çoğunluğunun bir araya gelerek oluşturduğu Millet İttifakı bu talebi ortaya koyduğu yetersiz projelerle yönetemedi ve sandıkta  da kendi lehine yönlendiremedi. Şimdi bunları madde madde sıralayalım;


  1. İttifakın gerçekte ele gelir, hesaplanabilir iki ortağı vardı: CHP ve İyi Parti. Diğer partilerin getireceği oy oranı sanallıktan öte inandırıcı gelmedi ve boşluk dolduran, kalabalık görüntü veren ama içi boş yapı barizdi seçmen nazarında. 
  2. Altılı masa olarak deklare edilen ittifakın yedinci ortağı HDP olduğunu dünya alem bildiği halde sürekli üstü örtülü tutuldu. PKK terör örgütü ve uzantıları ile bağlantılı bir partinin bu denklemin bir parçası olduğu hep gizlendi. 
  3. 15 Temmuz 2016 darbe teşebbüsü sonrasında Türkiye Cumhuriyeti’nin en büyük mücadele verdiği devlet mekanizması içindeki hıyanet çetesi FETÖ’nün de Millet İttifakı için çok açık ve aleni destek vermesi muhalefet ittifakına tepkiyi artırdı. 
  4. Açıktan altı parti ve gizlenen PKK’nın uzantısı bir parti ile saklanan ABD derin güçlerinin uzantısı FETÖ’nün bir araya gelmesiyle Erdoğan’a karşı birik(tiril)miş bıkkınlık, kin, nefret ve intikam duygusunun mutlaka büyük bir oy oranıyla galebe çalacağı varsayımı/hesabı tutmamıştır. Duygusal ve düz matematik hesabının siyasette işe yaramayacağı öngörülememiştir. Geniş halk kitleleri güçlü yanda olmayı tercih etmiştir. 
  5. İktidarı devireceğini bu kadar garanti görmesine rağmen kazandığı takdirde kuracağı hükümetin nasıl şekilleneceği hakkında bol cumhurbaşkanı yardımcılığı dışında hiçbir program ve proje açıklanmamıştır. Hatta bol keseden dağıtılan bu yardımcıların hangisinin hangi alanda yetkilendirileceği dahi açıklanmamıştır. ABD’den yüksek ücretle ithal edilen danışman tanıtım toplantısına bile sadece online olarak bağlanarak ciddiyetten uzak bir görüntü verilmiştir.
  6. Seçimden aylar önce başlayan helalleşme çıkışı halkın bir kısmını heyecanlandırıp umutlandırmış olsa da seçim ittifakı içine alınan gizli ortaklar HDP ve FETÖ hükümlüleri ile KHKlılar da helalleşmeye dahil edileceği anlaşılınca kıymetten düşmüştür. Ayasofya’nın tekrar müzeye dönüşmesi söylemleri muhafazakar kesimde helalleşme söyleminin inandırıcılığını tamamen kaybettirmiştir. 
  7. Türkiye’nin son yıllarda terörle mücadele başta olmak üzere yurt içi ve yurtdışında elde ettiği askeri ve güvenlik başarıları hiçe sayıldığı gibi bu başarıların temelini oluşturan savunma sanayi ve milli istihbarat alanındaki gelişmeler için olumsuz ve motivasyon kırıcı açıklamalar, konuşmalar yapılmıştır. Bu verilen görüntü yerli ve milli söylemini öne çıkaran iktidarın karşısında üstelik PKK ve FETÖ uzantılarının da içinde bulunduğu düşünülen muhalefete fazlasıyla oy kaybettirmiştir. 
  8. Türkiye’nin diplomasi alanında dünyada itibarlı ve kilit roldeki konumunun getirdiği Suriye’nin kuzeyi, Libya ve Azerbaycan başta olmak üzere dünyanın çeşitli yerlerindeki askeri varlığının sonlandırılacağı açıklamaları hem özgüven noksanlığı hem de milletin gurur duyduğu gelinen noktadan geriye adım atmak olarak telakki edilmiştir. 
  9. Türkiye yüzyıllardır hem göç alan hem de göç veren bir ülkedir. Ancak son on yılda gelen göçmenlerin sayısal çokluğunun yanısıra köken ve nitelik olarak da ayrıma tabi tutulmadan plansız bir şekilde kabul edilmesi pek çok sorunu da beraberinde getirmiştir. Bu sorunları özellikle Suriye’deki güvenlik ve Türkiye’deki istihdam sorunu ile ilişkili düşünmeden sırf sokaktaki insanların mesnetsiz yakınmalarına karşılık “göçmenleri bir yıl içinde geldikleri yere göndereceğiz” demek bir yönüyle kulağa hoş gelse de sorunun çözüleceğine geniş kitleler inandırılamamıştır. Ayrıca dış politika ile ilgili tatmin edici bir strateji ve bunu yürütecek kadro da ortaya konulamamıştır. 
  10. Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin kaldırılacağı ve güçlendirilmiş parlamenter sistemin getirileceği söylenmiş ama bunun nasıl olacağı ikna edici olarak detaylı bir biçimde geniş kitlelere anlatılamamıştır. 
  11. İşsizlikle mücadele için somut hiç bir proje sunulamamış bilakis muhtarlıklara özel kalem müdürlüğü gibi absürt bile denemeyecek söylemlerle komik duruma düşülmüştür. 
  12. Ekonomi konusunda halkın geçim derdine köklü çözüm önerileri yerine her kesimin ağzına bal sürerek tribünlere oynanmış. Dile getirilen vaatlerin kaynağı ile ilgili ciddi bir çalışma ortaya konulamadığı gibi uyuşturucu parası getirmek gibi temelsiz ve gayri hukuki söylemler vaatlerin inandırıcılığını tamamen çürütmüştür. 
  13. Mevcut düzenin yolsuzluk, hukuksuzluk, nepotizm, israf ve benzeri pek çok derin sorunlar ihtiva ettiğini dile getirmelerine rağmen anayasa başta olmak üzere Türkiye’nin yapısal sorunlarına ilişkin hiç bir yapıcı, reforme edici program dile getirilmemiştir. 
  14. Sağlık sistemi ile ilgili hiçbir proje sunulmamıştır. 
  15. Sürekli gençlere hitap ederek oylarına talip olunduğu halde eğitim sistemimiz, çocuklarımız ve gençlerimizin nasıl bir geleceğe hazırlanacağı konusunda kapsamlı bir planlama ve proje sunulamamıştır. 
  16. Kadın, aile ve nüfus politikası hakkında seçim çalışmalarında akılda kalacak hiçbir somut çalışma ortaya konulmamıştır. 
  17. Bilim, teknoloji ve sanayi alanında gösterilen somut bir hedef olmamış, bu konulardaki yatırımlarla ilgili bir vizyon da ortaya konulmamıştır. 
  18. Tam da seçim süreci başladığı sırada meydana gelen asrın felaketinde “burada devlet yok, Kızılay çadır satıyor” gibi afetzedenin yarasına merhem olmayacak basit sosyal medya söylemlerine takılıp kalınması, buna mukabil deprem bölgesinde gerçekten olağanüstü bir yardım faaliyetinin hem kamu hem de STKlar eliyle yürütülmesi ve çok kısa sürede yaraların sarıldığının görülmesi muhalefetin en büyük hatası olmuştur. 
  19. Sosyal medya, özellikle Twitter’da aktif olan muhalif hesapların çokluğu ve aşınan etkileşimin yüksekliği de muhalefetin en büyük yanılgılarından biri olmuştur. Sokakların nabzını sanal mecradan anlamaya çalışmak gibi çok yanlış bir yol izlenmiş veya bu yolla birbirlerine gaz verme hatasına düşülmüştür.
  20. Yukarıda sıralanan gerekçelerin yanısıra ideolojik olarak birbirlerine benzemeyen ittifak bileşenlerinin nasıl bir yönetim biçimi ortaya koyacaklarının ipucunu daha aday belirleme aşamasında ikinci büyük ortağın masayı terk ederek tekrar dönmesi İyi Parti tabanında çatırdamalara sebep olduğu gibi geniş halk kitleleri tarafından da kuşkuyla izlenmiş ve büyük bir güvensizlik hissi uyanmıştır. 
  21. Bizzat protokole imza atanların dahi okumadığını sandığım yüzlerce sayfalık, binlerce maddelik ittifak protokolü hiçbir seçmenin ilgisini çekmemiştir. Zira geniş halk kitleleri sadece inandırıcı, ikna edici, kısa ve net ifadeleri görür ve duyar. 


Sonuç itibarıyla her ne kadar geniş halk kitleleri tarafından mevcut iktidarın noksanlıkları görülse ve değişim talep edilse de istikrar düşüncesi ve alternatif olarak sunulanın yukarıda belirtilen yetersiz ve güven vermeyen profili nedeniyle muhalefetin adayına yeterli destek verilmemiştir. 


Milletimizin sağduyusu ve kollektif aklıyla kendilerine iktidar veya muhalefet görevi verilmiş olan her iki tarafa da ülkemize ve insanımıza hayırlı hizmetler yapmayı ve kalıcı güzel eserler bırakmalarını diliyorum. Zira her zaman söylediğim ve kesinlikle inandığım şudur; 


Türkiye Cumhuriyeti dünyanın umududur ve Türk tüm dünya mazlumları için beklenendir. 


Peyami Bayram

30 Mayıs 2023

Arnavutköy, İstanbul 


21 Nisan 2023

Siyaset Üzerine Denemeler 1

Siyaset ile ilgilenmek

Siyaset, siyasi partiler veya siyasi kişiler hakkında konuşmak ve tartışmak sıradan halktan olan kimselere hiç bir şey kazandırmaz. Bilakis çoğu zaman eş, dost, akraba, arkadaşların küslük ve dargınlıklarına sebep olabilmektedir. Bunu hemen herkes de bilir ama yine de konuşmalar, tartışmalar bir türlü bitmez. 


Günümüzde dijital ortamda görülen ve çok kısa sürede yayılan küçücük bilgi kırıntıları(aslında çoğu dezenformasyon ve manipülasyon olan şeyler) yüzünden insanlar birbirleri ile öyle ateşli tartışmalara giriyorlar ki sanırsın dünyanın en önemli meselesini çözecekler. Ya hu sizin neyinize o ne dedi, öteki nasıl cevap verdi, beriki ne yaptı. İnanın bunları tartışmanın biz sıradan vatandaşlar için hiçbir faydası yok. 


Türkiye’de alt gelir grubundan sıradan bir vatandaşımız hangi partiden milletvekili olabilir? Olsa olsa köyünde, mahallesinde muhtar olur. Muhtarlık şimdilerde eskisi gibi etkili, yetkili bir makam da değil zaten. 


Görünen o ki; siyasetçi dediklerimiz aslında demokratik rejimler vasıtasıyla kaldırıldığı söylenen elitist, aristokrat bir burjuva sınıfı oluşturmuş durumdadırlar günümüzde. Yanlarına da yine kendileri gibi halktan uzak, konforu yüksek bir takım üst düzey bürokratlar, sanayici/bankacı/finansçı kapitalistler ile dörtlüyü tamlayan olmazsa olmaz sözde din ve bilim adamlarını da alarak iktidarda veya muhalefette teşrik-i mesailerine devam ediyorlar. Bu küçük ama egemen azınlık geriye kalan kahir ekseriyetin ağzına bir parmak bal sürerek gözlerini boyamak suretiyle  ülkenin muazzam kaynaklarının kendi aralarında taksimini yapmak için bir araya gelirler çoğunlukla. İktidar ve muhalefet mensuplarının sahnede birbirlerine karşı sert ve çatışmacı tutumlarına karşın sahne gerisinde menfaat paylaşımı ve akçeli işlerdeki ilişkileri çok farklı yürümektedir. 


Tüm bu manzarayı görmeyen halkın kendisine servis edilen magazinel konulardaki çok basit ve detay konuları tartışmasının kime ne faydası var Allah aşkına söyler misiniz şimdi?


Ben söyleyim; halkın esas sömürü mekanizmasını ıskalayarak çok daha  tali meseleleri tartışması halktan kopuk elitist, aristokrat burjuva sınıfın ekmeğine yağ sürmektedir. İstedikleri tam da budur. 


Bu çerçevede siyaset; en aklı başında sıradan vatandaş için sadece seçim günü oy pusulasında önüne konulan kötülerden en az kötü olanına mühür basmaktan başka bir şey değildir. Çünkü halkın seçim değil geçim diye bir derdi vardır ve olmalıdır. Öyle ya; hangisi iktidara gelirse gelsin bu bakışla vatandaş için fazla değişen bir şey olmayacaktır. 


Peki bu durumda ülkemizin ve milletimizin menfaatine bir siyaset yapılamaz mı?


Yapılabilir elbette. 


Bunun için benim görebildiğim tek tutarlı ve mantıklı yol hariçten gazel okumayıp, sağda solda, sosyal medyada tartışmalara girmektense kendinize hangi siyasi partiyi daha yakın hissediyorsanız o partide aktif olarak görev almalısınız. Bu şekilde kendi başına bireysel olarak siyasi tartışmalar yapan kimseler hem içine girdikleri siyasi partilere güç katmış olurlar hem de belki o partinin içinde yanlış giden şeyleri görerek düzeltme imkanları olabilir. Böylelikle ideal olarak gösterilen katılımcı demokrasiye bir nebze de olsa katkı sağlanmış olacaktır. 


Maalesef biz eleştiriye açık ve katılımcı bir toplumsal geleneğin içinden gelmediğimiz için biat ederek, lider, önder, hoca, şeyh, reis vs bildiklerimizin peşine takılmayı seven sonra da bir şeyler yolunda gitmeyince ona çeşitli kılıflar giydirmeye çalışan kraldan çok kralcılık yapmayı seven bir toplumuz. 


Önce kendimiz nefsimizle iç muhasebe yapmayı, sonra da ailede eleştiriye açık ve katılımcı yönetim anlayışına geçmeyi becermeliyiz. Adaleti gerçekten istiyorsak bizzat kendimiz ve en yakınlarımız, sevdiklerimiz veya peşinden gittiklerimiz hakkında dahi olsa gerçeğin peşinde ve hakkın yanında olmalıyız. 


Emek vermediğimiz halde bize sunulan küçük büyük bütün nimetlerin mutlaka bize ödetilecek bir bedeli olacaktır. Gözümüzü boyayarak aslında zaten bize ait olan bir şeyleri lütfeder gibi bize verenler ya özgürlüğümüzü veya üzerinde oturup da farkında olmadığımız servetimizi elimizden alırlar. Böylece sömürü çarkı yürür gider. Sömürü yabancılar tarafından yapılınca kötü ve başa çıkılması, mücadele edilmesi gerekir de bizden birileri, yurdum insanı yapınca sessizce izlemek mi gerekir? Asıl siyaset, yani her şeyi yerli yerine koyma, haksızlığa karşı durma belki de bu yolda çokça çaba sarf etmektir. 


Kısacası neresinden bakarsanız bakın doğru ve halkın yararına siyaset ciddi emek ister. 


Alkışlamakla emek verdiğini sanmak ise ahmaklığın zirvesidir. 


Peyami Bayram

22 Nisan 2023

İstanbul

28 Mart 2023

Şahsiyetli olmak

Şahsiyetli olmak 


Bir futbol takımını tutuyor olabilirsiniz. Bir siyasi partinin çizgisini/ilkelerini benimsiyor olabilirsiniz. 

Bir liderin, bir önderin veya ünlü bir şarkıcı veya oyuncunun hayranı olabilirsiniz. 

Hatta fanatik düzeyde bir hayran veya taraftar da olabilirsiniz. 


İnsanın bir şeyleri sevmesi, benimsemesi veya taraftarı olması olağan bir durumdur. Yalnız bu durumun aşırılığı ve kronik bir hal almasını olağan dışı olarak gördüğüm için bunu ele almak istiyorum. 


Hani derler ya; durumu daha iyi anlamak için manzaraya biraz uzaktan, geniş açıdan bakmak gerekir diye. Şimdi gelin beraberce buna bir göz atalım. 


Şöyle bir düşünün; o taraftarı veya hayranı olduğunuz takım, parti, lider veya şarkıcı/oyuncu size ne kadar yakın bir mesafede? Yani fiziksel olarak siz onu ne kadar mesafeden görüyorsunuz, ne kadar temas kurabiliyorsunuz? Ona rahatça dokunabilir, mesela tokalaşabilir misiniz, doğrudan herhangi bir soru sorabilir misiniz? Doğrudan en ufak bir eleştiri yöneltebilir misiniz? Ya da düşünün; onunla sizin sosyal statünüz, ekonomik durumunuz, gerçek günlük yaşam biçiminiz ne oranda benzeşiyor? Veya ne bileyim siz onun ortamına girebilir misiniz veya aynı ortamda bulunsanız neleri paylaşabilirsiniz? Onun/onların yaşadığı mahalle/muhite siz girebilir, orada yaşayabilir misiniz?


Ve o size ne verir?


Bunları ciddi ciddi düşünmeli ve gerçeklerle yüzleşmelisiniz. Aksi taktirde kendi kişiliğinizi kurgulanmış bir hayal aleminde duygusal sömürüye terk etmiş olabilirsiniz. 


Aslında o hayranlık duyduğunuz kişi/kurum maddi açıdan sizden çok çok büyük, erişemeyeceğiniz bir kurmaca sosyal statüdedir. Bu durumda size bazen hileli senaryolar, bazen sihirli sözler, bazen aldatıcı/çeldirici görseller ve belki bazen nefsinize hoş gelecek umut vaat eden sözler sarf ederek  çoğunlukla sizin zaaflarınızı istismar ederler. Çünkü onlar bu statüden çok büyük maddi menfaatler elde etmektedirler. Böylece onlar konfor alanlarını umarsızca ve azgınca genişletmeye devam ederler. 


Siz hep verirsiniz ve sadece duygusal tatmin beklersiniz. O ise hem duygusal hem de maddiyat olarak sizden hep alır. Böylece aranızdaki mesafe sürekli daha fazla açılır. Onun sizden gittikçe uzaklaşması sizin gözünüzde onu daha da yükseltir ve yüceltir. Çünkü siz maddi bir karşılık almadan sürekli onun için emek veriyorsunuz, mütemadiyen onun size üstten baktığı/bakacağı kulenin tuğlalarını kendi ellerinizle üst üste diziyorsunuz. Onu öyle bir yere koyuyorsunuz ki ona erişilmezlikle beraber adeta bir dokunulmazlık da atfediyorsunuz. Kendi kendinizi düşürdüğünüz bu halde karşınızdaki öyle bir yücelmiştir ki gözünüzde artık sizin için iyinin, doğrunun ve güzelliğin zirvesidir artık o. Bu şekilde farkında bile olmadan kendi putunuzu yontmuş olursunuz zamanla. Artık o bir efendi ve siz de adeta bir köle olmuşsunuzdur. Hem de gönüllü bir köle!


Aman diyeyim kendinizi böyle ucuza, bedavaya, hatta üste bedel ödeyerek hiç kimseye, hiç bir şeye kul/köle etmeyin. 


Sevgide, hayranlıkta ve tarafgirlikte ölçülü davranmadan kendini ve kişiliğini kaybetmenin sonu sadece hüsran ve ızdıraptır. Bir vehimle yücelttikleri kimseler ihtiyaç duyduğu anda insanın yüzüne bile bakmazlar ve dahi ‘peşime takılmanızı ben demedim, siz kendiliğinizden gelip peşime takıldınız’ diyerek yüzüstü bırakırlar. 


Şahsiyet sahibi olanlar ise izzet ve haysiyetini her şeye rağmen koruyanlardır. Çünkü onlar hiçbir şeye muhtaç olmayan, övülmeye gerçekten layık olan ve karşılıksız veren, sevginin asıl kaynağı, göklerin ve yeryüzünün tek ve benzersiz yaratıcısı, insanın görebildiği ve göremediği her şeyin hakiki sahibi olan Allah’tan başkasına ümit bağlamaz, O’ndan başkasına içtenlikle hayranlık duymazlar. Zira Allah insana şah damarından daha yakın, insana hesapsız rızık veren, her türlü noksanlıktan uzak, evrenin tek ve rakipsiz hükümdarı, her şeyi gören, işiten ve kaydeden, ölümden sonra da hesapları adaletle görecek tek hakimdir. Hayat sınavını başarıyla tamamlayanlara ebedi hayatta sonsuz huzur ve mutluluğu da mutlak iyiliğin asıl sahibi olan Allah verecektir. 


Suistimal edilmemek, emekleri ve zamanı boşa israf etmemek ve bertaraf olmamak için Allah’ın tarafında olmak şarttır. 


Ebedi huzur ve mutluluğu kazanmak için şahsiyet sahibi olmak gerekir.


Peyami Bayram 

28 Mart 2023 / 6 Ramazan 1444

Arnavutköy, İstanbul 






06 Şubat 2022

İki grup

Devleti sağmal inek yerine koyup, üstelik sütünü haksız yere aldığı halde o ineğe bir tutam ot bile vermeyenler bir yanda öte yanda devleti kıymetli bir emanet olarak gören ve onun zerresine zarar gelmeden bir sonraki emanetçiye kadar onu koruyup, ona değer katıp teslim etme gayreti gösterenler var. 


İlk gruptakiler ikinci gruptakilerin önüne geçerse herkes helak olur. İkinci gruptakilerin emaneti koruma mesuliyetinin yanında devletin bekası ve milletin selameti için ilk gruptakilerin haksızlık ve hukuksuzluklarına da göz yummadan mücadele etmesi kaçınılamaz bir ödevdir.


Bu iki grubun hangi parti, purti, cemaat, cemiyet, din, mezhep ve ırktan olduğuna bakmadan mümeyyiz bir akılla onların amelleri, yani ne işledikleriyle ilgilenmek hikmetli insanın yoludur. 


Unutmayalım!

Türkiye Cumhuriyeti dünyanın umududur.


🇹🇷🇹🇷🇹🇷


Peyami Bayram

5 Şubat 2022


24 Haziran 2019

23 Haziran 2019 Seçim Sonuçları

23 Haziran 2019 Seçim Sonuçları 

Seçim sonucu İstanbul için inşallah hayırlı olur.
Kazanan bir aday veya bir kadro değil İstanbul halkı olur umarım.
Seçim sonuçları sadece İBB Başkanı seçimi ile sonuçlanmış olmayacak gibi duruyor. Beklenen muhtemel gelişmeler şöyle olacak sanki;
Türkiye siyaseti yeniden tasarlanacak,
CHP için muhafazakâr duyarlılık önemli ve öncelikli olacak,
AK Parti aldığı yenilgiyi ve seçmenin mesajını mutlaka değerlendirecek ama kadroların yenilenmesi dahi partide olacak reformun önüne geçemeyecek.
Sağ muhafazakâr yelpazede yeni açılımlar ortaya çıkacak,
Milliyetçi kesim siyaset yapma temellerini ve tarzlarını yeniden gözden geçirecek.
Sol siyaset kalmadığı ve ideolojilere rağbet olmadığı için Türkiye'nin yeni solu HDP üzerinden devam edecek. HDP de terör örgütleriyle ilişkisini kısıtlayarak bu kulvardaki alanını genişletmek için çaba gösterecek.
Yukarıdaki gelişmeler doğal olarak ülkemizi bir erken seçime götürür.
Siyaseti izlemeyi bile bilmediğimiz, demokrasiyi sadece sandıkta oy vermekten ibaret bellediğimiz için kampanya süresince verilen sözlerin ve seçim vaatlerinin takipçisi olamayacağız ve çoğunluğu bir sonraki seçime kadar unutulup gidecek muhtemelen.
Bu meyanda Türkiye'nin son 40 yıllık siyasetini bilfiil yaşayarak gözlemlemiş birisi olarak Ekrem İmamoğlu'nun beni yanıltmasını gönülden arzu ediyorum.

Peyami Bayram
24.06.2019
İstanbul

17 Haziran 2019

İBB SEÇİMLERİ

İBB adayları Binali Yıldırım ile Ekrem İmamoğlu'nun çıktığı İsmail Küçükkaya moderatörlüğündeki tartışma programı öncelikle karşılıklı insani ve demokratik ölçülerde, bel altına vurmadan fikirlerin tartışılabilmesini ortaya koyması açısından yeni siyasi hayatımız için iyi bir başlangıç oldu diyebiliriz.

Bu tür tartışmaların doğal olarak galibi ve mağlubu olmaz. Herkes tuttuğu tarafın üstünlüklerini görür. Lakin kampanya süresince kendi adayına odaklandığı için karşı taraf hakkında daha az ve dolaylı bilgi sahibi olur. Bu tür tartışmalar bu açıdan faydalı olabilir. Aynı zamanda medeni bir şekilde fikirlerin insanca  tartışılması ve karşıt görüşlerin sorunlara çözüm alternatiflerini sergilemesi için uygun bir zemin ve güzel bir örnek oluşturmaktadır.

Biz seçmenler için siyaset her ne kadar bir hizmet yarışı gibi sunulsa da ülkemizde politikacıların bu işten nemalandıklarını göz ardı edemeyiz. Umulur ki bu tür kamuya açık tartışmalar ile daha şeffaf hale gelecek bir siyaset gerçekten halka hizmetten başka hiç kimsenin rant ve menfaat aracı olamasın.

Hukukun üstünlüğünü sağlayamaz, adaleti tesis edemezsek hiç bir dünya görüşü bize huzur ve refah getiremeyecektir.

Ülkemiz ve İstanbulumuz için hayırlısını dilerim.

Merak edenler için elbette benim de bir oyum var ama önemli olan oyumun rengini buradan beyan etmek değil, milletimin selâmeti için dua etmek daha evlâdır.

Peyami Bayram
17.06.2019
İstanbul

30 Mart 2019

31 Mart 2019 Yerel Seçimleri ve Düşündürdükleri

 Yarın(31 Mart 2019) Türkiye'de mahalli idareler seçim yapılacak.

Son saatlerde benim içimdeki hisler önceki seçimlerden biraz farklı.
Artık seçilmişlerin/siyasetçilerin farklı bir rol üstlendikleri, demokrasi oyununda seçenler ve seçilenler arasında üzerinde fazla düşünülmeyen farklı bir ilişki olduğunu düşünüyorum. Her iki taraf da aslında -miş gibi yapıyor, hatta bunu seçmenler(halk) sanki daha çok yapıyor gibi. Siyasetçinin varacağı bir hedefi elde edeceği şahsi çıkarları olabilir. Ancak halkın seçimlerden beklentisi oldukça farklı gibi geliyor bana. Halk biraz daha yüzeysel, hayalperest, ütopik ve belki manevi(dini değil duygusal anlamda) bakıyor ve bu bakışıyla muhtemeldir ki farkında bile olmadan -miş gibi davranıyor. Çok sevdiğim arkadaşım, dostum Dr. Ali Kemal Güler'in sık kullandığı bir lafı vardır "deli numarası yapma" diye, işte tam bu noktada aklıma o geliyor. Zaten çoğunlukla insanlar hakikatin peşinde değiller. O halde yine bu oyuncular ve izleyenler/oylayanlar arasındaki sıradan hikaye devam edecek demek ki.

Benim yarınki seçimle ilgili son sözüm ise kısaca şöyle:

Sandıkta demokrasi olmaz.
Sandıktan demokrasi çıkmaz.
Sandık halkın önünde oynanan oyunların oylamasıdır.
Demokrasi hukukun üstünlüğü ile olur. Hukukun üstünlüğü ise yargının bağımsızlığı ile.
Şimdi perde kapanırken ışıkları söndürüp muhtemel sonuçları düşünüp oy kullanma zamanı.

Peyami Bayram
30/03/2019
İstanbul

RAMAZAN 1447 CÜZ 30

OTUZUNCU CÜZ   Hicri 1447 yılında Ramazan ayı 29 günde hitama erdiği için bu son günde iki cüz birden okuduk ve Kur’an-ı Kerim’in kalbi ve...