02 Şubat 2024

Şehir ve Biz


Büyük şehirlerde yaşayan insanlar olarak sık sık şu konularda ya dostlarla dertleşir ya da kendi kendimize yakınır dururuz;

- şehrin yoğunluğu, 

- kalabalığın boğuculuğu, 

- trafiğin çekilmezliği, 

- temel yaşam giderlerinin pahalı olması, 

- insan ilişkilerinin az, mekanik ve çoğu zaman sahte olması,

- çevre kirliliği,

- eğitim ve sağlık hizmetlerinin kişi başına düşen kısmının aşırı yetersizliği,

- yeşile, doğaya hasret kalma.

Bu sorunları ne çözebiliriz ne de şehri terk edebiliriz.

Korkarım bu acınası halde ölüp gideceğiz.

Bakın, Cenab-ı Allah İsrailoğulları'nı Mısır'da firavun zulmünden kurtardı, Kızıldeniz'i yardı ve ardısıra onları takip eden firavun ordusunu denizde boğdu. Çölde onlara bulutlarla gölgelik yaptı, gökten bıldırcın ve kudret helvası gibi nimetler verdi ve onlar bunca kurtuluş, mucize ve nimetleri bilfiil yaşadıkları halde daha neler neler istediler ve Hz. Musa'nın onlara cevabı ne olmuş işte o ayetler;

"Hani siz, “Ey Mûsâ! Biz bir tek yiyecekle dayanamayacağız. Bizim için rabbine dua et de bize toprağın mahsullerinden; sebzelerinden, kabakgillerinden, sarımsağından, mercimeğinden, soğanından bitirsin” demiştiniz. Mûsâ ise, “İyiyi kötü ile değişmek mi istiyorsunuz? Şehre inin; istedikleriniz orada var” dedi. Zillete, fakru zarûrete mahkûm oldular; Allah’ın gazabına uğradılar. Bu durum, Allah’ın âyetlerini inkâr etmeleri ve haksız yere peygamberleri öldürmelerinin, bütün bunlar da isyan etmeleri ve haddi aşmalarının sonucuydu."

Bakara 61

Bizim durumumuz çok mu farklı?

Aliya İzzetbegoviç de günümüzdeki yansımasını böyle tasvir ediyor.

Istanbul  

Peyami Bayram

2 Şubat 2022

Arnavutköy,

31 Ocak 2024

Diploma, beceri ve tecrübe


Elindeki imkanları ve kaynakları en uygun şekilde kullanabilmek için gerekli olan sadece diploma, zeka veya tecrübe değil. 

Belki bunların hepsinin de gerekli olduğu durumlar olabilir. Ama günümüzde sadece diplomaya yönlendirilen gençlerin çok dikkat etmeleri gerekir ki; diploma her şey değildir. 

Diploma bir durum belgesidir. Yani diploma; bir süreliğine, bir eğitim/öğretim kurumuna devam etmiş ve müfredattaki dersleri başarıyla tamamlamış olmayı ifade eder. Hele de günümüzde bu kadar çok diplomalının olduğu bir vasatta kıymet ifade eden şeyin tek başına diploma olmadığını o diplomayı eline alıp iş atamaya koyulan kimseler görmektedir. 

Gerçek hayattan fiilî çaba ve tecrübelerle alınan diploma ise olgunluk, özgünlük ve yüksek başarıya işaret eder, hakikî özgüveni de ancak bu verir insana. 

Peyami Bayram
31 Ocak 2024
Arnavutköy, İstanbul 

30 Ocak 2024

Zamanın bereketi


Bizim çocukluğumuz 1970lerin Türkiye’sinde geçti. Biz memur olan babamızın bizleri okutabilmek için vazife yaptığı başkent Ankara’da kömür sobasının etrafında ısınmaya çalışarak geçiriyorduk kış aylarını. Yazları gittiğimiz Kayseri Bünyan’daki köyümüzde ise elektrik yoktu seksenlere kadar. Gerçi Ankara’da da çok sık elektrik kesilirdi ama en azından elektrik şebekesi vardı. Telefon mahallede bir kaç evde olurdu. Dükkanların bile pek çoğunda telefon olmazdı. 

Dedemlerin zamanında radyo yayınları başlamış ve gazetenin ulaşamadığı yerler için önemli bir iletişim ve eğlence aracı olmuş. Yetmişli yıllarda ise televizyon hayatımıza girdi. Siyah beyaz, tüplü, uzaktan kumandası olmayan, sadece tek bir kanalı(TRT) olan, öyle ki televizyon cihazının üzerindeki diğer kanal tuşlarının ne işe yaradığını bilmediğimiz, evlerin baş köşesine konulan, üzerine danteller örtülen, bazen de vazo konulan bir cihazdı. Akşama doğru İstiklâl Marşı ile yayına başlamasını herkesin sabırsızlıkla beklediği televizyonda önce yayın akışı özetlenir, sonra çizgi film, haberler, bazen bir yarışma, bazen bir eğlence veya yerli ya da yabancı bir film ve yine yayın bitince Anıtkabir’de bir askerî kıtanın bayrak çekme merasimi ile İstiklâl Marşı çalınırdı. Sonunda da ekranda “televizyonunuzu kapatmayı unutmayınız” uyarısı dakikalarca ekranda kalırdı. 


Babamların nesli ahir ömürlerinde renkli televizyon ve çok kanallı yayınlar ile tüm gün, 24 saat yayını da gördüler. 


Gelelim bizim nesle. Siyah beyaz televizyon ile başlayan iletişim teknolojileri ve cihazları ile münasebetimiz doksanlarda başlayan, ikibinlerde yaygınlaşan cep telefonu ve internet ağı ile bugünkü yapay zeka teknolojisine kadar geldik. Bizim nesil derken kısmen 1950 ve çoğunlukla da 1960lı yıllarda doğanları kastediyorum. Bu nesil sobalı sınıflarda gerçekten adı gibi kara olan ve üzerine tebeşirle yazılan karatahtada ders işleyen , tek tip siyah önlüğü ile okula giden, erkeklerin saçları üç numara traşlı, kızların kurdele ile bağlanmamış olursa okula alınmayan bir nesildi. 


Televizyon bizim neslin iletişimden öte ana eğlence aracı olmuştu. Cumartesi ve pazar günleri gündüz yayınlarında bol bol eğlence ve yarışma programları ile yerli ve yabancı filmler diziler gittikçe çoğaldı. Tek kanal olduğu zamanlarda heyecanla takip edilen diziler ve hafta sonları yayınlanan filmlerdeki replikler herkesin hafta boyunca neredeyse birinci gündemi oluyordu. Fakat o yıllarda yayınlar akşam en geç 23 civarında bitiyordu. Böylece o meşhur bayrak merasimi herkes için yatma saatine de işaret ediyordu. Televizyonu olmayan aileler birbirlerine program izlemek için gitmişlerse onların da kalkma vakti gelmiş demekti yayın bitince. 


Böylece teknoloji günlük hayatımızın içine girdi ve bütün ailelerin, hatta toplumun gündelik yaşamını domine eder oldu. 


Gelelim günümüze. Çok kanallı olmaktan çok daha öte internet ile birleşen televizyon dünyanın dört bir yanından 24 saat canlı izlenebilen bir cihaz olarak hayatımızın merkezine yerleşmiş vaziyette. İnternet ağına bağlanan akıllı telefonlar ve televizyonlar hepimizi gerçek dünyadan çok ekranlara, ekranların sunduklarına, izlenen ve takip edilenlerin tesir alanına mahkum eden yeni bir dünya düzeninin araçları oldular. 


Şimdi en muhafazakar insanların dahi kulakları sabah namazına kalkmak için ezanda değil akıllı telefonunda. E tabii ki kalkmışken de eline telefonu alınca ilgili olduğu dünyada, arkadaş çevresinde neler olduğuna da bir bakmadan olmaz hani, değil mi?


Gün içinde araç kullanırken bile telefonla ilgilenmek, toplantı esnasında arada mesajlarına bakmak, arkadaşlarla buluşmalar veya aile meclislerinde herkesin bir köşede ve gözü ekranda olması artık öyle sıradanlaştı ki farkında bile olamıyoruz bu tuhaf halimizin. 


Zaman diyorduk değil mi? Zaman yukarıda anlattığım bizim çocukluk yıllarımızdaki gibi yine 24 saat belki ama artık farklı bir 24 saat yaşıyoruz. Mesela dünyanın en uzak köşesinde aramızda 12 saat zaman farkı olan birisi ile her an konuşmak, canlı görüşmek mümkün hale gelmiş olması bizi yaşadığımız konumdaki zamanın ve kendi o anki fiziksel veya bilişsel durumumuzun dışında bambaşka ve yeni geliştiğini gözlemlediğimiz bir sanal ortam duygusu ile baş başa bırakıyor. Bu bazen uzaktaki hiç tanımadığımız bir sanal arkadaş ile iletişim veya dünyanın bilmem neresindeki bir spor müsabakasını izlemek veya sanal bir oyuna dahil olmak gibi çok farklı şeyler olabiliyor. Dolayısıyla bu durumda insan yaşadığı ortamdaki zaman boyutundan çıkmış oluyor aslında. 


Gelelim bu sanal ortamda oyalanırken gerçek zamanda nelerin farkına varamadığımızı, hayatın hangi yönünü ıskaladığımızı sorgulamaya. 


  • İlk önce uyku düzenimizi bozduk. Sağlıklı bir uyku uyuyarak dinlenemeyen insan bedensel ve zihinsel aktivitelerinde güçsüzlük ve yetersizlik hissediyor. Sürekli yorgun insanları çoğunlukla bu yüzden görüyoruz etrafımızda. 
  • Gerçek yaşamımızda aslî sorumluluklarımızı zamanında ve uygun şekilde yerine getiremiyoruz. Bu da ferdî ve ailevî olarak az gelişmişlik ile maddî sorunları, bunalımları ve adlî vakaları zincirleme peşi sıra getiriyor. 
  • Başta aile olmak üzere akraba, eş, dost, arkadaşlık ilişkileri çok yüzeysel hale geliyor. 
  • İş ve üretim performansı düşüyor. 
  • Ayrıca gerçek hayattan kopuk, sanal alemin tesiri altında kalan modern çağın insanı tamamen dezenformasyon ile manipülasyona maruz kaldığını hiç anlayamadan kendi öz duygu ve düşüncelerini değil yönlendirildiği kişiliğin onu sevk ettiklerini yaşıyor.
  • Bu küresellik baskısı altında yerellik kaybolup gidiyor. 
  • Aslında çok renkli ve çeşitli gözüken ve bu yüzden çekiciliğine kapılınan hayat tarzı bilakis monoton, sıradan ve tekdüze bir yaşamı hepimize dayatıyor maalesef. 


Bu ve benzeri sakıncalardan kurtulmak ve gerçek hayata katkı sunarak her türlü iş ve eylem ile üretime katkıda bulunmak için ânı yaşamak en güzeli. İçinde bulunduğumuz gerçek ortamı ve zamanı dolu dolu yaşamak bulunduğumuz gerçek ortamlara değer katmak, canlı ve zinde tutmak için çalışmak, bir gayeye, bir maksada ve bir hedefe varmak için gayret göstermek beden ve ruh sağlığımız açısından en iyi sonuçları verecektir. 


Bu arada belirtmekte yarar var, en büyük dedelerimiz de bir günü 24 saat olarak yaşıyorlardı. Şimdi iletişim ve ulaşımın çok hızlandığı modern çağda bizim için de bir gün 24 saat. Onlar her şeyi kendileri hazırlamak ve üretmek zorundaydılar. Bizlerse neredeyse her şeyi önümüzde hazır buluyoruz. Fakat çok garip bir şekilde bizim çağımızda hemen herkes aynı şeyden şikayetçi; zaman yetmiyor. 


Her ne kadar zamanın farklı boyutlarda algılanması düşünülse de insan için kaybedilen zaman asla geri kazanılamaz. Sanırım 24 saatin her anını yaşarken bunu hatırdan çıkarmamak en doğrusudur. 


Vaktiniz bereketli olsun efendim..


Peyami Bayram

30 Ocak 2024

Arnavutköy, Istanbul 


27 Ocak 2024

UAD ve insanlık adına umut



ULUSLARARASI ADALET DİVANI, Güney Afrika'nın İsrail aleyhine açtığı Soykırım Davasında verdiği ara kararlarını şu şekilde özetlenmiş:

- Mahkeme İsrail tarafından açılan davanın düşürülmesi talebini reddetti.

- Soykırım suçuna gerekçe olabilecek olayların yaşandığı gerekçesiyle İsrail'in soykırım suçundan yargılanmasına karar verdi.

- Güney Afrika'nın talep ettiği ihtiyati tedbirleri, durumun aciliyetini göz önünde bulundurarak yerinde buldu.

- İhtiyati tedbir kararı gereği, İsrail'den derhal askeri harekatları durdurmasını ve bir ay içinde mahkemeye durum raporu sunmasını istedi.

- İsrail'in saldırısına maruz kalan Gazzelilerin, Soykırım Sözleşmesi'nin 2. maddesindeki 'korunan grup' tanımını karşıladığına hükmedildi.

Buradan benim çıkardığım ise;

1. Dünyada vicdan ve insanlık hâlâ bitmemiş. Hukukun üstünlüğüne inanan insanların varlığı insanlığın geleceği adına ümidimi artırdı. 

2. Savaş suçunda ve soykırımda çok ileri giden İsrail ile katliamların baş sorumlusu Netenyahu her ne kadar daha başlarken bu mahkemenin kararlarını kabul etmeyeceğini ve uygulamayacağını söylese de artık faydası yok. Hiçbir suçlu güle oynaya idam sehpasına gitmez zira. 

3. Uluslarası hukuk, uluslararası kuruluşlar ve bilcümle devletler için bundan sonrası bundan öncesi gibi asla olmayacak. Bu karar bir milat olacak kanaatindeyim. 

4. Bütün insanlık alemi olarak dünyanın herhangi bir köşesinde herhangi bir mazlumun sesine duyarsız kalmanın da bir insanlık suçu olması gerektiğini etraflıca düşünmeliyiz.

5. BM’in beşli çetesi ve İslam İşbirliği Teşkilatı başta olmak üzere tüm devletlerin hükümetleri ve parlamentoları birbirlerinden bağımsız olarak bu kararı uygulamak üzere derhal karar almalıdır. Bu tavır samimiyetten öte hukuka saygının, insanlığa karşı vazifenin vecibesidir. 

6. Ferdî olarak da bu gelişmeleri iyi takip ederek analiz etmek hepimizin boynumuzun borcudur. Merhum Aliya İzzetbegoviç’in dediği gibi; “tarihi Allah yazar, biz nerede duracağımızı seçeriz..”

Peyami Bayram

26 Ocak 2024

24 Ocak 2024

Mehmet Akif Ersoy

 

İstiklâl Marşımızın şairi olarak bilinir. Lakin
o sadece bir şair veya edip değil Türk yurdunun istiklâl mücadelesindeki en önemli köşe taşlarındandır.
 

Alimdir. 

Mütefekkirdir. 

Mücahittir.

Şairliği şahitliğidir. Burası bilhassa çok önemlidir. Yazdığı her bir mısraı ya bizzat yaşamıştır veya yaşananlara şahitliğini en derin hissiyatıyla mısralara dökerek hem o devirde hem de sonrasında yaşayanlara aktarmıştır. 

İslâm aleminin asırlar boyunca ilim üreten, keşifler yapan, zaferler kazanan bir medeniyetin mirasçısı olarak yirminci asra girilen yıllarda içinde bulunduğu durum hakkında çok isabetli tespitler ve teşhisler yapmıştır. Bunları şu ana başlıklar altında toplamıştır. 

  • Cehalet
  • Tembellik 
  • Ümitsizlik 

Bu bataklıktan çıkılmadan ne hakiki manada istiklâl kazanılabilir ne de istikbalin güvende olacağından söz edilebilir. 

Teşhis ettiği hastalıkların tedavisini de eserlerinde veciz bir şekilde herkesin anlayabileceği seviyede anlatmıştır. Buradaki anlaşılabilirlik ilmî ve felsefî seviye olarak ifade edilmektedir. Şiirlerini aruz vezniyle ve bir Osmanlı aydını olarak engin kelime hazinesiyle yazdığı için günümüzde bizim gibi oldukça sığ kelime hazinesi olan sıradan insanların anlaması için biraz lügat karıştırması icap eder. Tespit ettiği sorunların tedavisi için de eserlerinde şunları ısrarla vurgulamıştır;

  • Güncel/çağdaş bilim
  • Gayretli, sistemli ve çok çalışma
  • Maksada dönük arzu ve istek


“Şudur cihanda benim en beğendiğim meslek: 
Sözüm odun gibi olsun; hakîkat olsun tek!”


Diyen Mehmet Akif Bey, yukarıda da belirttiğimiz gibi şiirini şahsiyetinde yaşamış bir şair olarak bu teşhisleri ile tedavi önerilerini hiç kimseden ve hiçbir makamdan çekinmeden apaçık ve dosdoğru ifade etmiştir. 


O’nun mücadelesini ve mücahedesini anlayabilmek için Safahat’ı satır satır ve sindire sindire okumak gerekir. Bu okuma ile modern çağda Türk milletinin doğu ile batı, eski ile yeni arasındaki çırpınışlarının mükemmel analizini görmek mümkündür. 


Benim kanaatimce günümüzün Türk aydını Mehmet Akif Ersoy’u yakından tanımadan ne günümüzü anlayabilir ne de ayağı yere basan bir gelecek tasavvuru kurabilir. 


Modern çağda dinimizi, tarihimizi ve konumumuzu dosdoğru anlayamadığımızı şu satırlarda çok net ifade ettiğini görüyoruz:


🕊️🍀🕊️🍀🕊️🍀🕊️


“Doğrudan doğruya Kuran’dan alıp ilhamı;

Asrın idrakine söyletmeliyiz İslam’ı”


🕊️🍀🕊️🍀🕊️🍀🕊️


İnmemiştir hele Kur’ân, bunu hakkıyle bilin,

Ne mezarlıkta okunmak, ne de fal bakmak için!


🕊️🍀🕊️🍀🕊️🍀🕊️


“Arkasından takla attın en denî bir şöhretin;
Düştü takken, çıktı cascavlak o kel mâhiyyetin!
Bir külâh kapmaksa şâyet bunca hırsın gâyesi;
Kendi nâmûsun olur, ergeç onun sermâyesi…”


“Düşme ey âvâre millet bunların hızlânına ;
Vâkıfız biz hepsinin pek muhtasar irfânına;
Şark’a bakmaz, Garb’ı bilmez, görgüden yok vâyesi;
Bir kızarmaz yüz, yaşarmaz göz, bütün sermâyesi!..


🕊️🍀🕊️🍀🕊️🍀🕊️


“O ihtişamı elinden niçin bıraktın da;

Bugün yatıp duruyorsun ayaklar altında?

“Kadermiş!” öyle mi? Hâşâ bu söz değil doğru;

Belânı istedin Allah ta verdi… Doğrusu bu!”


🕊️🍀🕊️🍀🕊️🍀🕊️


“Ne istenirse, elbette, sonuç öyle çıkar;

İlâhî iradenin sana zulmetmek ihtimali mi var?

“Çalış!” dedikçe Şeriat, çalışmadın, durdun;

Onun hesabına birçok hurafe uydurdun!

Sonunda bir de “tevekkül” sokuşturup araya;

Zavallı dini çevirdin onunla maskaraya!”


🕊️🍀🕊️🍀🕊️🍀🕊️


“Düşünmüyor kimin için indiğini Kuran’ın…

Allah’ı gösterecek, muhatabı sorulsa kitabın!

Bütün yüce buyruklara savaş açan şu serseri;

Allah’a havale ediyor bütün yükümlülüklerini!”


🕊️🍀🕊️🍀🕊️🍀🕊️


“Hâlikın nâ-mütenâhî adı var en başı «Hak»;

Ne büyük şey kul için hakkı tutup kaldırmak;

Hani ashâb-ı kirâm ayrılalım derlerken;

Mutlaka sûre-i ve’l-asr’ı okurmuş bu neden?

Çünkü meknûn o büyük sûrede esrâr-ı felâh;

Başta iman-ı hakîkî geliyor sonra salâh;

Sonra hak sonra sebât: İşte kuzum insanlık;

Dördü birleşti mi yoktur sana hüsrân artık.”


🕊️🍀🕊️🍀🕊️🍀🕊️


“Kahraman Ordumuza” ithafı ile yazdığı ve daima göğsümüzü gere gere okuduğumuz, Türk İstiklâl mücahedesini en güzel bir surette tasvir eden İstiklâl Marşı’nı millete mâl olduğuna işaret ederek Safahat’ına almayan merhum Mehmet Akif Ersoy’un Türk askeri ve ordusunu Çanakkale Şehitleri şiirindeki şu muhteşem tasviri İslam tarihine mührünü vuran Türk ordusu ve askerinin en mükemmel anlatımıdır:


🕊️🍀🕊️🍀🕊️🍀🕊️


“Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar... 
O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar, 
Yaralanmış temiz alnından, uzanmış yatıyor; 
Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor! 
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker! 
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer. 
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhîd’i... 
Bedr’in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi... 
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın? 
“Gömelim gel seni târîhe” desem, sığmazsın. 
Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb... 
Seni ancak ebediyyetler eder istîâb. 
“Bu, taşındır” diyerek Kâ’be’yi diksem başına; 
Rûhumun vahyini duysam da geçirsem taşına; 
Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ nâmıyle, 
Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle; 
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan, 
Yedi kandilli Süreyyâ’yı uzatsam oradan; 
Sen bu âvîzenin altında, bürünmüş kanına, 
Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına, 
Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem; 
Gündüzün fecr ile âvîzeni lebrîz etsem; 
Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana... 
Yine bir şey yapabildim diyemem hâtırana.”


🕊️🍀🕊️🍀🕊️🍀🕊️


Azîz hatırasına hürmet ve rahmetle Türkiye’nin her il ve ilçesinde okullar, kütüphaneler, mahalleler, caddeler ve daha pek çok yerlerin yanı sıra çocuklarımıza verdiğimiz ismiyle de halen aramızda yaşatıyoruz çok şükür Mehmet Akif Ersoy’u. Umarım Safahat’ta idealize ettiği Asım’ın nesline yine O’nun çizdiği çerçevede gerekli şuuru da verebiliriz. 


Peyami Bayram

24 Ocak 2024

Arnavutköy, İstanbul 

16 Ocak 2024

Ben + Sen + O = Biz olur muyuz?

Ülkelerin büyük çoğunluğunu teşkil eden yönetilen kesimdir. Yönetenler ise lider veya önder pozisyonunda olanlardır. Siyasi, ideolojik ve manevî liderler/önderler geniş kitlelere tesir etmektedirler. Onların tesir alanları ellerinde bulunan çeşitli güçlerin çarpan etkisiyle oldukça geniş olmaktadır. Bununla beraber fikir, sanat ve ilim yoluyla halka yön vermeye çalışanların çabalarının sonuçlarının son zamanlarda yaygınlaşan medyatik rol model olanların etkisinden daha fazla olduğunu ise hiç sanmıyorum.


Ülkemizde aile, iş okul, komşuluk ve diğer tüm sosyal alanlarda kişiler birbiriyle konuşarak anlaşmakta çoğu zaman zorluk çekmektedir. Bunun birinci nedeni herkes öncelikle kendisinin tanınması ve kabul edilmesi gerektiğini düşünüyor. Karşısındakini dinlemek, tanımak ve anlamak gibi bir önceliği bulunmayan kişiler doğal olarak birbirleri ile anlaşma değil çatışma yaşıyorlar. 


“Söz gümüşse sükût altındır” demiş bizden önceki hikmetli kimseler. Şimdiki zamanda çoğunlukla gümüşü israf ediyoruz ve altını da tasarruf etmiyoruz maalesef. 


Memleketimizde her kültürden, her fikir ve inançtan insan zenginliğimizden bahsederiz yeri geldiğinde. Ama iş birbirimize tahammül etmeye geldiğinde herkesin kendi mensubiyeti ağır basıyor nedense?


Yıllarca sağcı-solcu, ilerici-gerici, alevî-sünnî, Kürt-Türk, müslim-gayrimüslim, laik-dindar gibi kutuplaşmalarla millet ve ülke olarak çok zaman kaybettik. Bu zaman içerisinde pek çok maddi kayıplar da verdik. Zaten bizi bu çatışmaların içine sokup körükleyenlerin maksadı da buydu. 


Sözün özü; milletin en küçük sosyal parçası ailede nasıl bir kardeşlik hukuku varsa toplumsal yaşamın her alanında da farklılıklarımızla bir arada yaşama bilinci kazanmalıyız. 


Kardeşlik hukuku bencil olmamayı, karşımızdakini dinlemeyi, önce bilgi edinmeyi, sonra tanımayı, sonra anlamayı, sonra anlamlandırmayı ve en sonunda konuşmayı gerektirir. Biliyorum, biraz fazla idealize eden bir çerçeve çizdiğimin farkındayım. Fakat globalizm adı altında tüm dünyayı kendi çiftlikleri yaparak kendi seçkin zümreleri dışında kalanlara köle muamelesi yapma planlarına sahip sözde global efendilerin karşısında yıkılmamak, yenilmemek ve dahi sürülmemek için “biz” olabilmeliyiz. Ancak bu şekilde onların sömürü ve yok etme planlarını bertaraf edebiliriz. Ben, sen ve o olarak teker teker onların karşısında çok zayıf birer hedef olmaktansa farklılıklarımızı bir kenara bırakıp bir araya gelerek “biz” olmaktan başka çıkar yol yoktur.


Fikirler daima tartışılabilir yeter ki neyi ve niçin savunduğunuzu bilin. 

Karşınızdakini tanımak ve anlamak için dinleyin. Böylece vereceğiniz cevabınız olur, belki kendi fikrinizi daha iyi anlatmanın da bir yolunu bulursunuz.

En önemlisi de maksadınız çatışma değil anlaşma olursa  yapılan şey “biz bize” bir konuşma olur. İşte o zaman ortak düşmanı görüp ona karşı birlik olabiliriz. 


Peyami Bayram

16 Ocak 2024

Arnavutköy, İstanbul 








RAMAZAN 1447 CÜZ 30

OTUZUNCU CÜZ   Hicri 1447 yılında Ramazan ayı 29 günde hitama erdiği için bu son günde iki cüz birden okuduk ve Kur’an-ı Kerim’in kalbi ve...