22 Haziran 2020

Tezat

Tezat

oldum olası hep aynı soru;
kim yanlış, nerde doğru?
nedendir insanın zoru?
fikir herkeste var;
boş tenekeden çok ses çıkar.
öyle bir dünya ki;
sözde yönler farklı,
menzil hep aynı..
sağ ve sol nedir?
ileri ya da geri?
hep kendini hak bilir,
muhatabı serseri..

izah ediniz muhterem zevat
nedir bu tezat?

herkes kendince haklı,
düşünmeyiz;
onun fikri neden farklı..
yeryüzünde cismimiz muvakkat..
sanmayın ebedidir saltanat.
dün çoktan geçti,
bugün kralsan
çok değil yarın;
toprak üstünde mermer taht..
"ben" demekle huzur olmaz..
kin, öfke, haset ve hırsı olan
dünyada iflah olmaz,
semadaki yıldız toprağa konmaz..
kuşların dilini anlayan Süleyman olsan
bir dirhem altın cebinde ebedi kalmaz..
hem biliriz ölüm kat'idir,
yoktur hiç kimseye ikinci bir fırsat
o halde neden insan böyle rahat?
bir somun ekmek ve su yetmedi,
türlü türlü nimet istedi,
Rahman fazlasını verdi.
nen kalır geriye
bu hayattan bakiye?
aynaya bir bak ;
içini görmeye çalış
kendinle göz göze gelmeye alış,
sararan yapraklara bakıp da 
ibret al istersen tabiattan,
gel vazgeç bu inattan,
olduğu gibi kabullen fıtratı,
koştur özgürlüğe
bindiğin atı,
nefsin elinde
esarette kalırsan;
kötülüğü yutan 
ateşin içine hazırlan..
hiç olmazsa;
utanmadan unutursan
unutmadan utan..

Peyami Bayram
22 Haziran 2020
Arnavutköy, İstanbul


20 Haziran 2020

Her türlü yazı, şiir yazanlara dostça bir kaç uyarı

Her türlü yazı, şiir yazanlara dostça bir kaç uyarı

Sosyal medyada herkesin bir köşesi, bir sayfası var çok şükür. Yani herkes yazar, herkes muharrir. Bunda bir sıkıntı yok, belki böylesi daha iyi. Eskiden sadece gazetede köşesi olanlar ahkam keserdi nitekim.

Neyse, ben buralarda bir şeyler yazan arkadaşları öncelikle cesaretlerinden ötürü tebrik ediyorum. Zira burada milyonlarca insan var ama çoğunluk sessiz. Mesela benim bu sayfadaki arkadaşlarım 2700 civarında olmasına rağmen belki yüz bilemediniz ikiyüz kişi aktif gözüküyor. Diğerleri çoğunlukla gizliden izliyor, ben onlara RÖNTGENCİ diyorum. Olsun, beğenmeseler ve yorum yapmasalar da hiç olmazsa okuyorlar sağ olsunlar.

Şimdi gelelim sadede;

Yazı yazarken öncelikle büyük küçük harf kullanımına dikkat ediniz. Bu mecrada tamamen büyük harfle yazmak konuşurken bağırarak konuşmak gibidir. 

Noktalama işaretlerinden sonra bir boşluk bırakırsanız yazınız daha okunaklı olur.

Türkçede 'de' ve 'da' birleşik yazıldığında "kelimenin de hali" olur, dahi anlamı vermek için bunlar ayrı yazılır.

Bir de  manasını bilmediğiniz kelimeleri yazılarınızda kesinlikle kullanmayın, yoksa bazen cümleleriniz hiç istenmeyen anlamlar alabilir.

Yazdıklarınızı en az iki kez okumadan kesinlikle yayınlamayın.

Son olarak; içinizden geldiği gibi yazmaya çalışın fakat lafı çok uzatmayın ki okuyanlar sıkılmasın.

Herkese iyi akşamlar diliyorum.

Peyami Bayram
19 Haziran 2020
İstanbul

12 Haziran 2020

Ağlamak

Ağlamak

mani olamazsın bazen
boşanır yaşlar
göz pınarlarından aniden
bir resim, bir koku, bir çehre
hatta bir taştır müsebbibi
o an başlar
birikmiş duygu sağanağı
sanki o karşılaşmayı 
bekliyordur pusuda
öyle bir haldir işte;
içinde kendini bulduğun
kendiliğinden içinde bulunduğun
bırak süzülsün yaşlar 
belki kalp açılır
başka bir fasıl başlar..

ağlamak insanın içini yıkar
sanmayın her ağlama insanı yakar
belki kelimelerin bendini yıkar..

bir umuttur ağlamak
kimi sitem
kimi öfkeden
belki bir serzeniş sevgiden
gözyaşı yoksa derinden
yavandır yakarış
içli bir isyanın sessiz ifadesi
kavuşmanın ve sevincin taşkın nişanesi
hüznün sembolü olsa da
ha çocukluk ha ileri yaşlarda
masumiyetin dışavurumu
gözlerdeki yaşlarda..

Peyami Bayram
12 Haziran 2020
Kahramanmaraş

06 Haziran 2020

Benim Yurdum



Benim Yurdum

cömerttir toprağın,
koynunda besledin bizi;
hiç aç kalmadık,

soğuktur ırmağın
suladığın yemyeşil vadilerde;
terledikçe susadık,

dağlarında binbir çeşit çiçek var;
arılar nice türlü bal yapar,
aşıklar türkü söyler,
Mehmedim destan yazar,
yiğitlik bize atadan yadigar,
çayırda güreş tutar pehlivanlar,
yufka yüreklidir analar,
bir de gelinlik kızlar;
kurban olur erine, oğluna
yine de salar gurbete
bilmez ki değer mi 
çektiği zahmete,
sılaya külfete,
ve umduğu nimete..

bir de mevsimleri vardır yurdumun;
sanki göç habercisidir,
her ilkbahar ve güz;
yeniden göç davetidir,
oğlan ve kız ovada gürbüz.

yaylada kuzu otlatırdı eskiler yazın,
sonra gençleri şehirlere gitti akın akın;
köyünde gütmedi davarlarını, kuzularını;
kodamanlar gütsün diye şimdi 
yetiştirir kendi yavrularını..

getirdiler diktiler kentlere sanayiyi,
bir de yüksek binaları,
kimse hesap etmedi ne kötü ne iyi
büyükler bilirdi elbet her şeyi.

herkese iş lazım nihayet
amma ve lakin;
ne proje var ne plan,
siyasette bin bir türlü yalan,
ne şehir kaldı elde ne yeşil alan,
kazanmanın yolu oldu talan,
parti yandaşı oldu köylü kentli
öyle ya, bu devirde; 
kimse kimseye ekmek vermezdi.

oysa ne vakit elimiz ekmek tutardı; 
gözümüz bölüşmeye kardeş arardı.
modern olduk şimdi,
ekmek dolu çöplüklerimizde
kul hakkı mı kaldı bizde?
haramı kim sevmezdi
içimizde?

dağlarımda yine kuşlar ötüyor,
derelerim şırıl şırıl akıyor,
Mehmedim nöbette,
ayyıldızım dalgalanıyor.

şükrederim daima Allahım;
bilirim ki azizdir vatanım,
aczimizi bağışla,
"içimizdeki beyinsizler yüzünden
bizi helak etme Allahım"
akıl ver bize Allahım,
feraset ver bize Allahım,
hepimize hidayet ver Allahım,
toprağımızı bereketli,
neslimizi iffetli,
nefsimizi izzetli,
idarecilerimizi hepimizden faziletli kıl Allahım..

Peyami Bayram
6 Haziran 2020
Arnavutköy, İstanbul






02 Haziran 2020

"YAHUDİLEŞME" BİR HASTALIKTIR

"YAHUDİLEŞME" BİR HASTALIKTIR

"Yahudi" nitelemesi güncel dilde daha çok Musevi dinine inananlar veya İsrailoğulları kavminden olanlar için kullanılır.

Kur'an-ı Kerim Hicaz bölgesinde Arap toplumda, Kureyş kavminden bir Nebi/Resul'e inmiş olsa da içinde en çok bahsi geçen kavim İsrailoğullarıdır ve yine kıssa olarak da en çok onlara gönderilen nebi/resullerin kıssaları yer alır.

Bilindiği gibi insanlar dinimizde imanla ilgili  üç halde bulunur. Kişi; ya tam olarak inanmış ve inandığının gereğini yerine getirmeye ömrünü adamıştır, ki buna mü'min denir. ya hiç bir şekilde inanmaz ve inkar eder, buna kafir denir veya üçüncü durumda karmaşık ve net olmayan bir insan tipi vardır ki bu da münafık olarak adlandırılır en sade şekliyle. Teslimiyetle ilgili ise durum tamamen farklıdır.  Bir de kişinin ilahi olduğuna inandığı/düşündüğü bir takım kurallara/törelere/adetlere tabi olması durumu vardır, bu durumdaki kişiye ise müslüman denilir.

İnsan kendi inancına göre diğer inançtakileri de bir konuma sokar. Çoğunlukla karşı cepheye attığı diğer inanç mensupları için bazı nitelemeler yapar. Bu kategorize etme öyle bir hal alır ki ötekileştirme, ayrıştırma, dışlama, yok sayma gibi menfi toplumsal ilişki türlerinden tutun karşılıklı olarak silahların çekildiği savaş, sürgün, katliam ve soykırım gibi insanlığın en kötü hallerine kadar gidebilir ve tarih boyunca da gitmiştir maalesef.

Kur'an-ı Kerim insanlığa gelen son ilahi mesajın içeriği olarak ve onu insanlığa tebliğ etmekle görevlendirilen Hz. Muhammed(as) icraatıyla bilfiil insanoğlunun dünyada barış içinde bir arada yaşamanın ne olduğu ve nasıl olacağını göstermişti. Zira ilk insan ve ilk nebi olan Hz. Adem'den beri Allah'ın kendi gönderdiği kurallar bütünü olan sisteme(din) verdiği ad İslamdır ve anlam olarak barış, selamettir. İnsanların birarada barış içinde yaşaması için Allah'ın önerdiği yurdun adı da Kur'an-ı Kerim'de Daru-s Selam(Barış Yurdu) olarak geçmektedir. Yerlerin ve göklerin mutlak ve yegane sahibi olan Allah yarattığı insanı cins, yaş, toplumsal statü, ırk, coğrafya, dil, tarih/kronoloji ve hatta bizim anladığımız anlamda din olarak bir ayrıma tabi tutmadan akletme yetisi ile doğruyu yanlıştan ayırt etme kabiliyeti ve bu yönde ortaya koyduğu iradesinden sorumlu tutacağını/tuttuğunu bildirmiştir. Bu meyanda her insan akletmekle mükellef, öğrenmeye memur ve bildiği/öğrendiği kadar yapmak durumunda olan bir yaratıktır. Akleden bir varlık olarak irade sahibi olduğundan seçme, tercih etme özgürlüğü olan insan yaptığı seçimle hareket eder ve bunun sonucunda ortaya koyduğu eylemle yargılanır. Zerre miktarı iyilik veya kötülüğün kaydedildiği bir hesabın muhakemesi neticesinde hak ettiği mükafat veya cezayı alır.

Allah bir kavmi, bir ırkı, bir coğrafyayı veya bir tarih kesitini niçin lanetlesin? O, yukarıda saydığımız gibi kullarının maddi, dünyevi durum veya konumları ve hatta dilleriyle söyledikleri bile değil ahlaki tutum, insani davranış ve işledikleri eylemlere bakıyor.

Hesap gününde hangi tarih kesitinde, nerede ve hangi kavme mensup olarak yaşadığımız değil, nasıl bir hayat sürdüğümüz önümüze serilecek.

















26 Mayıs 2020

Kelime, Söz ve Kitap

Kelime, Söz ve Kitap

"İnsanlar konuşa konuşa, hayvanlar koklaşa koklaşa anlaşır" diye bir atasözümüz vardır. İletişim kurmanın en temel yolu konuşmada birbirimize kelimeler yoluyla duygu, düşünce ve durum bildiririz. Kelimeler anlam yüklüdür, cümleler ise bu kelimelerden oluşan bir anlam yumağıdır. İnsan inşa edeceği cümleyi bilgi dağarcığındaki kelimelerle ifade eder. Seslendirdiğimiz cümleler bizim eserimizdir ve artık sözümüz olmuştur.

Derler ya "kişi söylediğinin esiri, söylemediğinin hakimidir", aslında hakim olduğunu dile getiren kişi bilgedir, hikmetlidir. İçindeki gizli uyarıyla birlikte söz söylemenin vebalini belirtir bu veciz ifade aslında.

Günümüz insanı kelimelerin anlamından ve bağlamından kopmuş söz müsrifi bir halde konuşuyor, yazıyor. Herkesin, her an ve her yerde her konuda konuşması gerekiyormuş gibi mütemadiyen kelimeleri ardı ardına boca eden bir densizlik almış başını gidiyor. Bu durum iletişim değil tamamen bir kakofoni, yani ses itişmesi, tenafür. Bu insanlararası bir iletişim olamaz. Olsa olsa etkileşim, kavga, kargaşa olur ve buradan çıkacak olan sonuç da insanın hayrına bir şey olmaz.

İdeal iletişimde ya karşınızdakine bir şey verirsiniz, ya ondan bir şey alırsınız veya her ikisi birden gerçekleşir. Fakat günümüzde her türlü medya ile beraber hele sosyal medya denilen mecrada harcanan vakte oranla alınan fayda çoğu zaman yok denecek kadar az maalesef. Bunun nedeni yukarıda değindiğimiz gibi yetersiz bilgi, gereksiz ilgi ve pervasız bir cesaretle konuşulup, yazılanlardır.

Yuhanna İncili "önce söz vardı" diye başlar. Hayat sözle başladı ve sözle devam eder. Sözlerini en iyi söyleyen kitaplardır. Çünkü kitabın iki kapağı arasında bir bütünlük içinde söyleyeceği sözü anlatır yazar. Bunu okuyan da bu bütünlüğün ifade edilebildiği ölçüde o sözden istifade eder.

İnanmak ise işitilen sözün ifade ettiğinin bizim anlam dünyamızda karşılık bulması ile ilgilidir. Önkabul olarak çocukluğumuzdan beri belletilmiş olan şeyler bir inanç konusu olmaktan ziyade yerleşik geleneğe tabi olmaktır. Analitik ve mukayeseli bir dinleme insanı işittiği sözlerden kendi sorularını sormasına ulaştırır.

Önümüzde iki kitap durur biri kendi sözlerimiz ve eylemlerimizden oluşan, bizim eserimiz olan hayat kitabımız, ki bunu ölünceye kadar yazmaya devam ediyoruz. Diğeri ise inandığımızı iddia ettiğimiz kitap ya da kitaplar. Biri bizim hayatımızı bütün detaylarıyla anlatır, diğeri dikkate almamız için hayatı bize anlatır.

Neticede bu iki kitaptan sorumluyuz.

Ne diyordu ilahi kitap: "önce söz vardı"

Evet söz hep vardı ve var olacak; insan olana, insan kalana..

Peyami Bayram
26 Mayıs 2020
Arnavutköy, İstanbul




23 Mayıs 2020

Bizim Bayramlarımıza Ne Oldu?




Bizim Bayramlarımıza Ne Oldu?

İlk defa bu bayramda coronavirus sebebiyle sokağa çıkma kısıtlaması var.

Evet çok farklı bir bayram yaşayacağız. Evde kalacağız, yalnız bir bayram yaşayacağız. Fakat hatırlamakta fayda var; belki 25-30 yıldır bayramlarımız çok değişti.

Sanırım seksenli yıllarda başlayan çalışanlar için uzun (uzatılmış demek daha doğru) bayram izinleri çoğu zaman hafta tatilleri ile birleşince dokuz güne ulaştı. Bu süre neredeyse bir çalışanın yıllık izin süresi kadar bir tatil demektir. Modern çağın sunduğu geniş imkanlar ile otomobil sahibi olan hane sayısının artması, turizm tesislerinin nispeten ucuzlaması(veya  hane halkının gelir seviyesinin artması), çocuk sayısının azalması, tatil kültürünün değişmesi ve en önemlisi yeni neslin geleneksel hayattan uzaklaşarak modern batılı yaşam tarzının etkisinde kalması ile bayramlar Bayram olmaktan çıkıp çoktan "tatil"e dönüşmüştü.

Bu modern bayram zamanlarında çalışan büyük nüfusun yaşadığı şehirler boşalır Ege ve Akdeniz sahillerine bir akın başlardı. Büyük ebeveynler reklam filmlerine bile konu olacak şekilde evde yalnız kalır, mahallede kalanlar da televizyonun başından kalkıp birbirine ziyarete gitmez. En yakın komşular ve akrabalarla bile SMS, WhatsApp veya sosyal medya yoluyla bayramlaşılır olmuştu. Çok yakın ve samimi birkaç kişi telefonla aranır, televizyon, internet ve akıllı telefon ile bayramlar eğlenceli hale getirilir olmuştu zaten.

Bizim bayramlarım bambaşkaydı.
Gelin biraz onu yâd edelim.

Ramazan'ın sonuna erişmenin rehaveti çökerdi üstümüze arefe günlerinde. Bir yandan evde hanımlar bayram temizliği yapar, yemekler ve tatlılar hazırlardı. Erkekler şeker, çikolata, lokum, kolonya, meyve gibi ikramlıklar alırdı. Çocuklara bayramlık elbiseler, pabuçlar alınır. Vefat etmiş aile büyükleri unutulmaz, kabir ziyaretleri yapılırdı arefe günlerinde. Bir de fıtır sadakasını verememiş olanlar son gün telaşıyla onu ulaştırmaya çalışırdı. Son orucu açmak için oturulan iftar sofralarında biraz buruk, biraz neşeli, biraz da telaşlı bir hal olurdu doğal olarak.

Bazı bayramlarda da imkanlar nispetinde sılayı rahim yapılırdı. Ya maaile veya aile fertlerinin bir kısmı ile memlekete aile büyüklerinin yanına gidilir onları bayramda yalnız bırakmaz, bayram sevincini ve coskuşu birlikte yaşanırdı. Bazen de büyükler gelirdi, evlerimize bereket, saadet ve huzur getirir, bize bayramı gerçekten bayram ettirirlerdi.
Bayram sabahı namaz için erkekler camiye giderken hanımlar da son hazırlıklarını tamamlar, yerlere yeni veya mis gibi silinmiş kurutulmuş halılar, masalara, sehpalara örtüler serilir, ortaya ikramlıklar konulur. Otuz günlük aradan sonra bir arada yapılacak ilk kahvaltı sofrası özenle hazırlanırdı.

Erkekler, çocuklarla birlikte camide bayram namazını eda ettikten sonra cami cemaati ile bayramlaşmayı müteakip fırından taze ekmek alarak eve gelirdi. Bayram hazırlıkları ile mis gibi kokan evde herkes tertemiz bayramlıkları ile büyükten küçüğe bayramlaşmak için sıraya dizilirdik. Küçükler büyüklerin elini öper, sarılır kucaklaşır bayramlaşırdık. Küçüklere bayram harçlığı vermek en güzel adetlerimizdendi.

Böylece neşeli, mutlu ve huzurlu bir şekilde kahvaltı yapılırdı. Çocuklar derhal harçlıkları ile çatapat gibi oyuncaklar almaya bakkala koşar, sonra komşuları dolaşır bayramlaşır, şeker ve harçlık toplardı.

Herkes önce yakın komşu ve akrabadan başlayan bayramlaşma ziyaretlerine giderdi. Kısa süren bayram ziyareti esnasında kolonya, şeker, çikolata ile  şerbet, ayran, çay veya kahve gibi içeceklerin yanında baklava, kadayıf, yaprak sarması gibi yiyecek ve tatlılar ikram etmek, çocuklara harçlık vermek adettendi.

Bizim bayramlarımızda yeniden sağlıkla bir araya gelip kucaklaşmak dileğiyle bütün müslümanların Ramazan Bayramı'nı tebrik eder, büyüklerin, şehit aileleri ve gazilerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden, güzel Türkiyem'in toprağından öperim.
🌹🇹🇷😊

Peyami Bayram
23 Mayıs 2020

Arnavutköy, İstanbul

RAMAZAN 1447 CÜZ 30

OTUZUNCU CÜZ   Hicri 1447 yılında Ramazan ayı 29 günde hitama erdiği için bu son günde iki cüz birden okuduk ve Kur’an-ı Kerim’in kalbi ve...