02 Haziran 2020

"YAHUDİLEŞME" BİR HASTALIKTIR

"YAHUDİLEŞME" BİR HASTALIKTIR

"Yahudi" nitelemesi güncel dilde daha çok Musevi dinine inananlar veya İsrailoğulları kavminden olanlar için kullanılır.

Kur'an-ı Kerim Hicaz bölgesinde Arap toplumda, Kureyş kavminden bir Nebi/Resul'e inmiş olsa da içinde en çok bahsi geçen kavim İsrailoğullarıdır ve yine kıssa olarak da en çok onlara gönderilen nebi/resullerin kıssaları yer alır.

Bilindiği gibi insanlar dinimizde imanla ilgili  üç halde bulunur. Kişi; ya tam olarak inanmış ve inandığının gereğini yerine getirmeye ömrünü adamıştır, ki buna mü'min denir. ya hiç bir şekilde inanmaz ve inkar eder, buna kafir denir veya üçüncü durumda karmaşık ve net olmayan bir insan tipi vardır ki bu da münafık olarak adlandırılır en sade şekliyle. Teslimiyetle ilgili ise durum tamamen farklıdır.  Bir de kişinin ilahi olduğuna inandığı/düşündüğü bir takım kurallara/törelere/adetlere tabi olması durumu vardır, bu durumdaki kişiye ise müslüman denilir.

İnsan kendi inancına göre diğer inançtakileri de bir konuma sokar. Çoğunlukla karşı cepheye attığı diğer inanç mensupları için bazı nitelemeler yapar. Bu kategorize etme öyle bir hal alır ki ötekileştirme, ayrıştırma, dışlama, yok sayma gibi menfi toplumsal ilişki türlerinden tutun karşılıklı olarak silahların çekildiği savaş, sürgün, katliam ve soykırım gibi insanlığın en kötü hallerine kadar gidebilir ve tarih boyunca da gitmiştir maalesef.

Kur'an-ı Kerim insanlığa gelen son ilahi mesajın içeriği olarak ve onu insanlığa tebliğ etmekle görevlendirilen Hz. Muhammed(as) icraatıyla bilfiil insanoğlunun dünyada barış içinde bir arada yaşamanın ne olduğu ve nasıl olacağını göstermişti. Zira ilk insan ve ilk nebi olan Hz. Adem'den beri Allah'ın kendi gönderdiği kurallar bütünü olan sisteme(din) verdiği ad İslamdır ve anlam olarak barış, selamettir. İnsanların birarada barış içinde yaşaması için Allah'ın önerdiği yurdun adı da Kur'an-ı Kerim'de Daru-s Selam(Barış Yurdu) olarak geçmektedir. Yerlerin ve göklerin mutlak ve yegane sahibi olan Allah yarattığı insanı cins, yaş, toplumsal statü, ırk, coğrafya, dil, tarih/kronoloji ve hatta bizim anladığımız anlamda din olarak bir ayrıma tabi tutmadan akletme yetisi ile doğruyu yanlıştan ayırt etme kabiliyeti ve bu yönde ortaya koyduğu iradesinden sorumlu tutacağını/tuttuğunu bildirmiştir. Bu meyanda her insan akletmekle mükellef, öğrenmeye memur ve bildiği/öğrendiği kadar yapmak durumunda olan bir yaratıktır. Akleden bir varlık olarak irade sahibi olduğundan seçme, tercih etme özgürlüğü olan insan yaptığı seçimle hareket eder ve bunun sonucunda ortaya koyduğu eylemle yargılanır. Zerre miktarı iyilik veya kötülüğün kaydedildiği bir hesabın muhakemesi neticesinde hak ettiği mükafat veya cezayı alır.

Allah bir kavmi, bir ırkı, bir coğrafyayı veya bir tarih kesitini niçin lanetlesin? O, yukarıda saydığımız gibi kullarının maddi, dünyevi durum veya konumları ve hatta dilleriyle söyledikleri bile değil ahlaki tutum, insani davranış ve işledikleri eylemlere bakıyor.

Hesap gününde hangi tarih kesitinde, nerede ve hangi kavme mensup olarak yaşadığımız değil, nasıl bir hayat sürdüğümüz önümüze serilecek.

















26 Mayıs 2020

Kelime, Söz ve Kitap

Kelime, Söz ve Kitap

"İnsanlar konuşa konuşa, hayvanlar koklaşa koklaşa anlaşır" diye bir atasözümüz vardır. İletişim kurmanın en temel yolu konuşmada birbirimize kelimeler yoluyla duygu, düşünce ve durum bildiririz. Kelimeler anlam yüklüdür, cümleler ise bu kelimelerden oluşan bir anlam yumağıdır. İnsan inşa edeceği cümleyi bilgi dağarcığındaki kelimelerle ifade eder. Seslendirdiğimiz cümleler bizim eserimizdir ve artık sözümüz olmuştur.

Derler ya "kişi söylediğinin esiri, söylemediğinin hakimidir", aslında hakim olduğunu dile getiren kişi bilgedir, hikmetlidir. İçindeki gizli uyarıyla birlikte söz söylemenin vebalini belirtir bu veciz ifade aslında.

Günümüz insanı kelimelerin anlamından ve bağlamından kopmuş söz müsrifi bir halde konuşuyor, yazıyor. Herkesin, her an ve her yerde her konuda konuşması gerekiyormuş gibi mütemadiyen kelimeleri ardı ardına boca eden bir densizlik almış başını gidiyor. Bu durum iletişim değil tamamen bir kakofoni, yani ses itişmesi, tenafür. Bu insanlararası bir iletişim olamaz. Olsa olsa etkileşim, kavga, kargaşa olur ve buradan çıkacak olan sonuç da insanın hayrına bir şey olmaz.

İdeal iletişimde ya karşınızdakine bir şey verirsiniz, ya ondan bir şey alırsınız veya her ikisi birden gerçekleşir. Fakat günümüzde her türlü medya ile beraber hele sosyal medya denilen mecrada harcanan vakte oranla alınan fayda çoğu zaman yok denecek kadar az maalesef. Bunun nedeni yukarıda değindiğimiz gibi yetersiz bilgi, gereksiz ilgi ve pervasız bir cesaretle konuşulup, yazılanlardır.

Yuhanna İncili "önce söz vardı" diye başlar. Hayat sözle başladı ve sözle devam eder. Sözlerini en iyi söyleyen kitaplardır. Çünkü kitabın iki kapağı arasında bir bütünlük içinde söyleyeceği sözü anlatır yazar. Bunu okuyan da bu bütünlüğün ifade edilebildiği ölçüde o sözden istifade eder.

İnanmak ise işitilen sözün ifade ettiğinin bizim anlam dünyamızda karşılık bulması ile ilgilidir. Önkabul olarak çocukluğumuzdan beri belletilmiş olan şeyler bir inanç konusu olmaktan ziyade yerleşik geleneğe tabi olmaktır. Analitik ve mukayeseli bir dinleme insanı işittiği sözlerden kendi sorularını sormasına ulaştırır.

Önümüzde iki kitap durur biri kendi sözlerimiz ve eylemlerimizden oluşan, bizim eserimiz olan hayat kitabımız, ki bunu ölünceye kadar yazmaya devam ediyoruz. Diğeri ise inandığımızı iddia ettiğimiz kitap ya da kitaplar. Biri bizim hayatımızı bütün detaylarıyla anlatır, diğeri dikkate almamız için hayatı bize anlatır.

Neticede bu iki kitaptan sorumluyuz.

Ne diyordu ilahi kitap: "önce söz vardı"

Evet söz hep vardı ve var olacak; insan olana, insan kalana..

Peyami Bayram
26 Mayıs 2020
Arnavutköy, İstanbul




23 Mayıs 2020

Bizim Bayramlarımıza Ne Oldu?




Bizim Bayramlarımıza Ne Oldu?

İlk defa bu bayramda coronavirus sebebiyle sokağa çıkma kısıtlaması var.

Evet çok farklı bir bayram yaşayacağız. Evde kalacağız, yalnız bir bayram yaşayacağız. Fakat hatırlamakta fayda var; belki 25-30 yıldır bayramlarımız çok değişti.

Sanırım seksenli yıllarda başlayan çalışanlar için uzun (uzatılmış demek daha doğru) bayram izinleri çoğu zaman hafta tatilleri ile birleşince dokuz güne ulaştı. Bu süre neredeyse bir çalışanın yıllık izin süresi kadar bir tatil demektir. Modern çağın sunduğu geniş imkanlar ile otomobil sahibi olan hane sayısının artması, turizm tesislerinin nispeten ucuzlaması(veya  hane halkının gelir seviyesinin artması), çocuk sayısının azalması, tatil kültürünün değişmesi ve en önemlisi yeni neslin geleneksel hayattan uzaklaşarak modern batılı yaşam tarzının etkisinde kalması ile bayramlar Bayram olmaktan çıkıp çoktan "tatil"e dönüşmüştü.

Bu modern bayram zamanlarında çalışan büyük nüfusun yaşadığı şehirler boşalır Ege ve Akdeniz sahillerine bir akın başlardı. Büyük ebeveynler reklam filmlerine bile konu olacak şekilde evde yalnız kalır, mahallede kalanlar da televizyonun başından kalkıp birbirine ziyarete gitmez. En yakın komşular ve akrabalarla bile SMS, WhatsApp veya sosyal medya yoluyla bayramlaşılır olmuştu. Çok yakın ve samimi birkaç kişi telefonla aranır, televizyon, internet ve akıllı telefon ile bayramlar eğlenceli hale getirilir olmuştu zaten.

Bizim bayramlarım bambaşkaydı.
Gelin biraz onu yâd edelim.

Ramazan'ın sonuna erişmenin rehaveti çökerdi üstümüze arefe günlerinde. Bir yandan evde hanımlar bayram temizliği yapar, yemekler ve tatlılar hazırlardı. Erkekler şeker, çikolata, lokum, kolonya, meyve gibi ikramlıklar alırdı. Çocuklara bayramlık elbiseler, pabuçlar alınır. Vefat etmiş aile büyükleri unutulmaz, kabir ziyaretleri yapılırdı arefe günlerinde. Bir de fıtır sadakasını verememiş olanlar son gün telaşıyla onu ulaştırmaya çalışırdı. Son orucu açmak için oturulan iftar sofralarında biraz buruk, biraz neşeli, biraz da telaşlı bir hal olurdu doğal olarak.

Bazı bayramlarda da imkanlar nispetinde sılayı rahim yapılırdı. Ya maaile veya aile fertlerinin bir kısmı ile memlekete aile büyüklerinin yanına gidilir onları bayramda yalnız bırakmaz, bayram sevincini ve coskuşu birlikte yaşanırdı. Bazen de büyükler gelirdi, evlerimize bereket, saadet ve huzur getirir, bize bayramı gerçekten bayram ettirirlerdi.
Bayram sabahı namaz için erkekler camiye giderken hanımlar da son hazırlıklarını tamamlar, yerlere yeni veya mis gibi silinmiş kurutulmuş halılar, masalara, sehpalara örtüler serilir, ortaya ikramlıklar konulur. Otuz günlük aradan sonra bir arada yapılacak ilk kahvaltı sofrası özenle hazırlanırdı.

Erkekler, çocuklarla birlikte camide bayram namazını eda ettikten sonra cami cemaati ile bayramlaşmayı müteakip fırından taze ekmek alarak eve gelirdi. Bayram hazırlıkları ile mis gibi kokan evde herkes tertemiz bayramlıkları ile büyükten küçüğe bayramlaşmak için sıraya dizilirdik. Küçükler büyüklerin elini öper, sarılır kucaklaşır bayramlaşırdık. Küçüklere bayram harçlığı vermek en güzel adetlerimizdendi.

Böylece neşeli, mutlu ve huzurlu bir şekilde kahvaltı yapılırdı. Çocuklar derhal harçlıkları ile çatapat gibi oyuncaklar almaya bakkala koşar, sonra komşuları dolaşır bayramlaşır, şeker ve harçlık toplardı.

Herkes önce yakın komşu ve akrabadan başlayan bayramlaşma ziyaretlerine giderdi. Kısa süren bayram ziyareti esnasında kolonya, şeker, çikolata ile  şerbet, ayran, çay veya kahve gibi içeceklerin yanında baklava, kadayıf, yaprak sarması gibi yiyecek ve tatlılar ikram etmek, çocuklara harçlık vermek adettendi.

Bizim bayramlarımızda yeniden sağlıkla bir araya gelip kucaklaşmak dileğiyle bütün müslümanların Ramazan Bayramı'nı tebrik eder, büyüklerin, şehit aileleri ve gazilerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden, güzel Türkiyem'in toprağından öperim.
🌹🇹🇷😊

Peyami Bayram
23 Mayıs 2020

Arnavutköy, İstanbul

Bayram Ola, Alvarlı Efe

NUTK-İ ŞERÎF

Cân bula cânânını
Bayrâm o bayrâm ola
Kul bula sultânını
Bayrâm o bayrâm ola

Hüzn ü keder def' ola
Dilde hicâb ref' ola
Cümle günâh af ola
Bayrâm o bayrâm ola

Mevlâ bizi afv ede
Gör ne güzel 'ıyd ola
Cürm ü hatâlar gide 
Bayrâm o bayrâm ola

Feyz-i mehabbet-i Hakk
Nur-i hidâyet siyâk
Cennet-i a'lâ durak 
Bayrâm o bayrâm ola

Hakk'ı seven merd-i şîr
Kalbi olur müstenîr 
Allah ola destigîr 
Bayrâm o bayrâm ola

El tuta kitâbını
Dil tuta hitâbını
Cân tuta şitâbını
Bayrâm o bayrâm ola

Mevlâ'yı cândan seven 
Rızâ-yı Hakk’a eren 
Lutf-i Hudâ'ya güven 
Bayrâm o bayrâm ola

Hakk’ı seven dil ü cân 
Aşkı eden heyecân 
Feth ola bâb-ı cinân 
Bayrâm o bayrâm ola

Ganîler ede kerem 
Ref’ ola derd-i verem 
Sahî ola muhterem 
Bayrâm o bayrâm ola

Nûr-i hidayet dola 
Dilde hidâyet bula 
Nâsırın Allah ola 
Bayrâm o bayrâm ola

Tevhîd ede zevk ile
Hakk’ı seve şevk ile
Tasdîk inerse dile
Bayrâm o bayrâm ola

Dildeki Rahmân ola
Derdlere dermân ola
Âzâde fermân ola
Bayrâm o bayrâm ola

Lutfî’ye lutf u kerem 
Dâhil-i bâb-ı harem 
Dâima Allah direm 
Bayrâm o bayrâm ola

Alvarlı Efe Muhammed Lutfî


Anlam Bilgisi
ref': ortadan kaybolma
'ıyd: bayram
Cürm: suç
siyâk: üslup
şîr: aslan
müstenîr: nur dolu, parlak
destigîr: tutan el
şitâb: acele etmek
dil ü cân: canı gönül
bâb-ı cinân: cennetlerin kapısı
Sahî: cömert
Nâsır: yardımcı

16 Mayıs 2020

Adem'in Çocukları 2

Adem'in Çocukları 2

Ne sen beni dinledin,
Ne ben seni anladım.
Sen beni suçlu bildin,
Ben seni masum sandım.

Tanımadık,
anlamadık,
çünkü dinlemedik
can kulağıyla birbirimizi
Sormadık neydi derdimizi.

Bilen varsa söylesin,
herkes hakkını istesin;
bir somun ekmek
bir tas çorba
ve bir bardak su.
Kopardığımız fırtanaysa;
denizlerde dalga doğrusu.

Kim haklı diye sormayın,
herkes haklı zira,
kendinizi yormayın.

Ölümü düşünmeden
ne konuşun, ne çalışın, ne de yazın
Kim bilir;
kim kime muhtaç kalır
ya kışın ya da yazın.
Unutmayın bir de;
Kardeşiz hepimiz
ortak babamız Adem'de..

Can çıkmadan çıkmaz huy,
sen yine de vicdanın sesini duy.
Sende olanı ver.
Elin uzanırsa ya uzak ya da yakın,
Kimseden bir şey isteme sakın.
Zahmet verme hizmetçine bile;
Gün olur hepsi gelir dile..

Doğruluk yolun olsun,
Yüzüne tebessüm dolsun.
Verirken dahi son lokmanı;
Sorgulama hiç kimsedeki imanı.

Yarını düşün;
Çünkü ölüm var.
Bugünü yaşa;
Aldığın nefes kadar.
Dün yaptığın iyiliği unut,
Kabahatlerini hatırla;
Tevbe için elini çabuk tut.

Hep Allah'a sığın,
Yalnız O'na secde et
Yalnız O'ndan iste,
Batılı terk et..
Ne varsa içinde
döküleceği günden sakın
İçindeki gizli sandığın.

O hiçbir şeye muhtaç değildir;
Samimiyet 
Rabbinin tek isteğidir.
Teslim olursan O'na
Tasa yok artık sana..

Peyami Bayram
14 Mayıs 2020
21 Ramazan 1441
İstanbul 

11 Mayıs 2020

KORONALI GÜNLER 9 Gerçek Kurtuluş

KORONALI GÜNLER 9

Gerçek Kurtuluş

Nefes alıp veren, düşünen ve akleden insanın yaşam serüveni aslında çok da uzun sayılmaz. Kronolojik olarak yılların sayısıyla bakınca ortalama 70-80 yıllık insan ömrünün normal koşullarda neredeyse ilk 18 yılı çocukluk ve ergenlik son 10 yılı da yaşlılık ve hastalık olarak düşülse geriye net 40-50 yıl civarı bir ömür kalır.

İyi bir ebeveyn ilk çocukluk ve ergenlik yıllarında çocuğuna doğru rehberlik yapabilmişse ne ala. Yok böyle bir imkan olmamışsa hayata 1-0 yenik başlayan bir genç insan karşımızdadır. Bu problemli durum bir kenarda dursun şimdilik.

Genç insan her şekilde hayatı tanımaya çalışacak. Okul, iş, aile, ekonomi,bilim, sanat, hukuk, sosyal hayat, siyaset vs ile ilgili konuları bir bir öğrenme sürecini tecrübe edecektir. Gündelik yaşamda karşılaştığı ya da karşılaşması muhtemel durumları ya birebir yaşayarak veya gözlem ya da eğitim yoluyla öğrenmiş olacak.

Bunların yanı sıra kendini bekleyen malum ve muhakkak kaçınılmaz bir akıbeti, yani ölümü de merak edecek. Öyle ya, bu hayatın bir de sonu var. Hiç hatırına getirmek istemese de bu gerçek her an karşısında duracak. Kimi zaman hastalıkla, kimi zaman yakınlarının vefatı ile ölüm kişinin gündeminin tam ortasına oturacaktır.

Ölüm gündeme gelince hayatın içindeki hususlar tekrar gözden geçirilecek, ister istemez bir durum muhakemesi yapılacaktır. Ölümün soğukluğu, korkutucu olması ve belki de belirsizliği aslında ölümden sonra yeniden dirilişe inanıp inanmamakla ilgilidir. Şayet kişinin zihin ve gönül dünyasında ölüm ve ölümden sonrası için bir tasavvur, bir inanç ve buna bağlı bir yorum mevcutsa  fazla zorlanmadan hayat yolculuğuna devam edecektir.

Yukarıda ebeveynin çocukluk ve ergenlik yıllarında yapmış oldukları rehberliğin önemine bir vurgu yapmıştık. Kişiyi dosdoğru bir inanca sağlam temellerle bağlayan ebeveynin çocukları hayat ve ölüm denklemini çözmekte fazla zorluk yaşamazlar. Bilgiyi kuru bir ezber olarak yüklemek yerine kaynak kodları ve araştırma yollarını öğreten ebeveynlerin çocukları da ilim, akıl ve muhakeme yoluyla denklemin çözümünü başarabileceklerdir. Bunun dışındakilerin hayat yolunda iyi okul ve öğretmen, doğru arkadaş ve çevre en büyük şansları olacaktır.

İnsanın hayat ve ölüm konusunda kafasının rahat olması için Allah ve ahiret konularına da iyi çalışmış olması gerekir. O halde Allah nedir ve nasıldır? Ahiretin mahiyeti nedir? gibi soruların cevap bulması şarttır. İnandığı tanrının nasıl olduğunu bilmeyen bir insanın inandığını söylemesi sadece boş bir söz değil aynı zamanda insanın hapsolduğu bir zindandır. Bu insan teslim olduğu kuvveti tanımayan bir esir konumundadır. Esaret kişinin özgür tabiatına aykırı bir durumdur. Kurtuluş çabası içinde olan insan daima kaybettiğini sandığı özgürlüğü aramak ister. Beden ve fiziki yaşam koşulları ile mahdut olması bu çabasında yaratıcı kudrete teslimi zorunlu kılar onu. Bu yüzden bir an evvel teslim olduğu kuvveti çok iyi tanıyıp O'nun kuvvetini ve kudretinin yüceliğini tam anlamıyla idrak ederek O yüce kudrete teslimiyeti O'na aidiyete, O'nunla hemhal olmaya, O'nun safına geçme yoluna evirmelidir. Böylelikle esaret biter O yüce kudretin aciz ve fakat gönüllü bir bendesi olarak özgürlüğe kanat açılır. 

İşte hakiki iman burada başlamıştır. Şimdi kitapla tanışma ve bu kitabı ona ulaştıran Allah'ın elçisini tanımak elzemdir. Zamanın ve mekanın mutlak hakiminin tanıtımı olan kitap ve o yolun mürşidi olan peygamberler ile tanışmak ve O'nun arzında yolculuk yapmak yolu şaşırmamak ve zamanı israf etmemek için en büyük nimettir.

Bundan sonrası artık kişinin O'nun cephesinde olması ve her şeye o gözle bakmasıdır. Artık bütün maksat tanıdığı O; en merhametli, sınırsız hazinelerinden hesapsız nimetler sunan, son derece affedici, ilmi sonsuz, son derece hikmetli, her şeyi işiten ve gören, hayatı ve ölümü yaratan, ölümden sonra yeniden diriltecek ve şaşmaz adaletle hesap görücü olan, alemleri kucaklayan tek ve benzersiz yaratıcının rızasını kazanmaktır. Bu yolda olmak ise hem insanı mutmain eder hem de yüceler yücesi Yaradan'ın rızasını getirir. Bu yolda yaşamak gibi ölmek de Hakk'a ve hakikate şahit olmaktır.

İşte gerçek hayat yolu budur ve bu yolun sonunda ölüm bir son değil kısıtlı dünya yaşamından yepyeni, ebedi bir aleme yeniden doğuştur. Akleden bir kalple bilip tanıdığı alemlerin Rabbi olan Allah'ın rızasını kazanmış olarak ebedi alemde tekrar diriliştir.

Ne mutlu bu gerçek kurtuluşa erenlere..

Peyami Bayram
11 Mayıs 2020
Arnavutköy, İstanbul


08 Mayıs 2020

KORONALI GÜNLER 8

Salgın var deyip
salgının olduğundan
daha büyük
bir korku saldılar
dünya insanlarına.
Şimdi salınan korkuyla
gelen ve gelecek olan
asıl felaketin getireceği
salgını bekleyedurun.
Virüs ne yapabilirdi?
Hiç düşündünüz mü?
Ya virüs korkusu?
Peki, ne yaptı bize bu virüs korkusu?
Korku bittiğinde
ardından bize neler bırakacak?
Virüsün enkazı mı büyük olurdu,
yoksa korkunun
ve de korkuya hükmeden iradenin
tüm insanlığa bırakacağı enkaz mı?
Ya da şöyle mi sormalı;
birilerinin
geride bırakmayı planladıkları
ve kurmayı tasarladıklarının
ne olduğunu anlamak için
daha ne kadar
elimiz kolumuz bağlı
beklememiz gerekiyor?

Tarih boyunca dünyaya nizam vermek isteyen güçler
önceleri insan ve silah gücünü kullandı.
Sonra insan, silah ve siyaset/ittifaklar kullanıldı.
Son çeyrek asırda bilgi ve bilişim teknolojileri ile medya çok önemli bir güç haline geldi.
Şimdi yeni dünya düzeni için yapılması olası alternatif savaş türlerinin(konvansiyonel, nükleer veya vekalet savaşları) hiç birisi dünyanın dört bir yanında milyarlarca insanı aciz bir şekilde ortada bir savaş olduğunun farkında bile olmadan sonucu bekler halde bırakamazdı.

Türkiye Cumhuriyeti olarak biz bu savaştan inşallah en az hasarla çıkan ülkelerden oluruz.

Yeni bir dünya düzeni kurulurken insanlığın yine en asli ve temel ihtiyacının hukukun üstünlüğü ve bireysel olarak ahlâklı insan olmanın her zaman en önemli hususlar olduğunu hatırda tutmalıyız.

Sağlıkla kalın,
her türlü hijyenin yanında bilgi, enformasyon ve medyatik hijyeni asla ihmal etmeyin,
zihnen uyanık olun,
aklınızı kimsenin elinde oyuncak etmeyin,
aileniz, dostlarınız ve yakınlarınızla
birlik ve beraberlik bağlarını güçlü tutun,
ülke içinde ve dışında bütün insanlarla barış içinde kardeşçe bir arada yaşamanın yollarını arayın.
Ne olursa olsun biz ve bizden sonraki nesiller bu dünyada insan kardeşlerimizle kalacağız. Bunu hiç unutmayalım.
Komşu komşunun külüne muhtaçtır.
Hepimizin ihtiyacı var birbirimizin güzel sözüne.
Tebessüm yakışır her insanın yüzüne.

Esen kalın.

Selam ve sevgilerimle.

Peyami Bayram
8 Mayıs 2020
Arnavutköy, İstanbul

DİJİTAL SAVAŞTA BLACKROCK VE ALADDIN KARŞISINDA TÜRKİYE

DİJİTAL/TEKNOLOJİK SAVAŞ’ın arkasındaki BLACKROCK ve ALADDIN Türkiye’nin son dönemde geliştirdiği "Milli Finans ve Veri Kalkanı"na...