23 Aralık 2016

Hayat bir nefestir..

Hayat bir nefestir; aldığın kadar.
Hayat bir kafestir; kaldığın kadar.
Hayat bir hevestir; daldığın kadar.

23.12.2016

15 Aralık 2016

Vatan Sağolsun III (dünyanın gözdesi İstanbul)













Vatan Sağolsun III
(dünyanın gözdesi İstanbul)

Kasvetli bir şehirdi 
çocukluğumun Ankara'sı,
kışın kömür karası
is kokan havası
kışın çamurlu,
yazın tozlu yolları,
hipodromda resmi geçit
askerin sert adımları
yine de diyemem bahtımın karası
ne güzel günlerdi 
çocukluğumun hatırası,

başkent olsa da Ankara;
hep gözdeydi,
hep öndeydi İstanbul
kısmetini bekleyen iffetli bir kız gibi
alımlı olsa da bir o kadar sade ve temiz
duygu dolu bir şehirdi şairlere ilham veren..
film mekanları İstanbul'dur,
tarih İstanbul'dan fışkırır.
zengin oğlan İstanbulludur
fakir kız Anadolu'dan
gurbetçilerin menzil-i maksududur
yurdun dört bir yanından kopup gelene
taşı toprağı altın hep İstanbuldur..

bütün yolların kesiştiği,
doğunun batıdaki nihai noktası
batının doğuya giriş kapısı,
içinden deniz akan
yeşili erguvan kokan
martıların kanatlarında uçtuğum
İstanbul'um..
dünyanın gözü O'nda
O'nun gözü dünyada,
yurdun bütün çocuklarına
kucak açmış bir ana..
gümrah bir nehir
besler bütün yurdu.
İstanbul'um
seni kimler vurdu?
biliriz yöresinde kahpelik bulunur 
bu hep böyledir Bizans'tan beridir
ne ölür bu şehir
ne de geri döner yolundan
kim çıksa karşısına savurur
düşmanı biliriz de
dost bilinenler sinsice vurur
biliriz bitmez bu savaş
ne hainler tükenir
ne de annelerin, 
yetimlerin gözünde yaş..
dinleyin
ey nadanlar!
zalimin beslemeleri!
silahların efendisi!
küffarın ta kendisi!
"Korkma!" diye başlayan
İstiklal Marşı'nı yazan bir millettir bu
korkmaz evvel Allah 
ölümü korkutan yiğitler
yer yarılsa, gök patlasa 
yıkılmaz imandır kalesi
her haneden dua dua yükselen al bayrağın sesi
kefensiz yatanlar namusudur toprağın.
bak diriltiyor 
ölüm saçan taarruzlarınız bizi
hakikatte kimmiş gösteriyor kader tek tek 
kapısının önünde beklediklerimizi.

ayranla bulgur ziyafettir bize 
şehitlik ve gazilik ünvandır bizde
korkmadık yüzyıl önce
korkmayız binyıl sonra
bilmekteyiz gözünüz var İstanbul'da
bilin ki bizim de sözümüz var İstanbul'a
ne modern ordularınız yenebildi
ne de sahte mehdileriniz
yenilmeyiz!
buradayız, 
bekleriz..
gelsin  yine örgütlerin
ya da bilmem ne bela uşakların
ya şehidin oğlu ya da babasıdır en önde
"vatan sağolsun" der gider yine
senin o çok korktuğun ölüme...

Peyami Bayram
14/12/2016, İstanbul









02 Aralık 2016

“Kitabı okuyup durduğunuz halde kendinizi unutur da başkalarına mı iyiliği emredersiniz? Düşünmez misiniz?”


“Kitabı okuyup durduğunuz halde kendinizi unutur da başkalarına mı iyiliği emredersiniz? Düşünmez misiniz?” (Bakara- 44) 

konuşuyoruz doludizgin ardımıza bakmadan,
ne bıraktık geride umursamadan,
bitmeyecek bir yol gibi yürüdükçe düşünmeden
önümüze ne çıkar ileride bilmeden..

sigortasız çalışan işçilerin yırtık pabuçları,
göçmenlerin dilenci çocukları
yalaka bir iktidar yosmasının şen kahkahalarına kurban gider..
umutsuz işsizlerin banka hacizleri çocuklarının süt parasına uzanırken
patronların cilalı ayakkabıları Ankara koridorlarında gıcırdar..
öğle namazını müteakip cenazesi kılınan şehidin
bayrağa sarılı tabutundan süzülen bir annenin gözyaşları 
hangi generalin apoletindeki yıldızları ıslatır?
ya da hangi bakanın makam aracında ısınır şehidin boynu bükük yetimi?

okullara her gün yeni bir şeyler öğrenmek için koşmayı çoktan bıraktı
çoktan seçmeli bir hayata adapte etmeye çalıştığımız yeni nesil..
hazreti internetin kutsal bilgi kaynağı  
herkes için her konuda daima hazır ve nazır,
kime lazım ki büyüklerin bilgi ve tecrübesi?

nasılsa herkes akşam televizyonun karşısına geçip 
alıyor kanalizasyondan payına düşen günlük dozunu..
boş verin siz yangında ölen küçük çocukları
yeryüzünde onlar kadar masum ne kaldı?
hepimizin keyfi yerinde,
her yanımız ateş çemberi içinde 
bizde cümbüş bir başka şenlikli.
haydi aldatmayalım birbirimizi;
ne birimiz ötekinden daha fedakar, 
ne de beriki daha diğerkam.
hangi eğriyi düzeltmek için nasır tuttu ellerimiz?
ne zaman göz yaşlarımız suladı umut bahçelerini 
merhamet selleriyle?
bir felaket varsa 
o da masum çocukların biteviye tüketilen istikbaldeki sevinçleridir.

utanmadan unutacaksak
bari unutmadan utansak
ya da ebediyen unutulsak bir kuytuda...

Peyami Bayram
02/12/2016
İstanbul




01 Aralık 2016

33. İl Müftüleri İstişare Toplantısı Sonuç Bildirgesi 28-30 Kasım 2016 / Adana

http://webdosya.diyanet.gov.tr/anasayfa/UserFiles/Document/TextDocs/368ae404-cb6d-40df-b694-aea5866ecd89.pdf


33. İl Müftüleri İstişare Toplantısı Sonuç Bildirgesi 28-30 Kasım 2016 / Adana 

Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından yürütülmekte olan hizmetleri değerlendirmek üzere düzenlenen 33. İl Müftüleri İstişare Toplantısı 28-30 Kasım 2016 tarihleri arasında Adana’da gerçekleştirilmiştir. Başkanlığın üst düzey yetkilileri ve 81 il müftüsünün katılımıyla gerçekleşen toplantıda, “15 Temmuz Süreci ve Din Hizmetlerine Etkisi (Sorunlar ve Çözüm Önerileri)” ana başlığı altında çalıştaylar ve özel oturumlar düzenlenmiş, merkez birimlerinin planladığı çalışmaların sahadaki yansımaları değerlendirilmiştir. Toplantı boyunca yapılan müzakere ve istişareler sonucunda aşağıdaki hususların kamuoyuyla paylaşılmasında fayda görülmüştür: 

Bu vesileyle toplantı öncesinde Adana'da gerçekleştirilen menfur terör saldırısında ve dün gece meydana gelen yangın faciasında hayatını kaybeden kardeşlerimize Allah’tan rahmet niyaz ediyor, yakınlarına, Adanalılara ve tüm milletimize baş sağlığı diliyoruz. 

1. Milletimiz 15 Temmuz darbe girişimini feraset ve cesaretiyle durdurmuştur. Bu hain darbe girişimi bir kez daha göstermiştir ki, din kisvesi altında menfaat devşiren, ayrıştıran ve sinsi planlarıyla toplumumuzun bilincinde derin yaralar açan din istismarcılarına karşı etkin mücadele yürütülmesi kaçınılmazdır. Menfur terör hareketinin ve bu hareketin beslendiği hastalıklı düşüncelerin izale edilmesinde, milli birlik ve beraberliğimizin güçlendirilmesinde, millet olma şuurunun pekiştirilmesinde toplumun bütün kesimlerine büyük görevler düşmektedir. Diyanet İşleri Başkanlığının bütün müftülükleri ve yurt sathında her düzeyde görev yapan din görevlileriyle birlikte darbe girişimi karşısında sorumlu ve kararlı tutumu milletimiz tarafından takdirle karşılanmıştır. Başkanlığımız, darbe girişiminin ardından da din ve mukaddesatı istismar eden zihniyet ve odaklara karşı toplumu bilgilendirme ve aydınlatma görevini aksatmadan sürdürme kararlılığındadır. 

2. FETÖ/PDY,samimiyet, ihlas ve hayırseverlik gibi dini değerlerimizi; imam, vaiz ve cemaat gibi İslâm’ın en temel kavramlarını istismar ederek en büyük zararı maalesef yüce dinimize vermiştir. FETÖ/PDY, halkımız arasında şüphe, kuşku ve endişe ortamı oluşmasına neden olmuş, milletimizin arasındaki güveni tahrip etmiştir. Ailelere acı, anne babalara hüsran, aldatılmışlara hayal kırıklığı ve pişmanlık yaşatmıştır. Şimdi millet olarak hepimize düşen görev, bu kaygı ve şüphe ortamını ortadan kaldırmak, güveni yeniden her düzeyde tesis etmek için basiretle, var gücümüzle çalışmaktır. 

3. 15 Temmuz kalkışmasını planlayanlar, bu hain girişime destek sağlayanlar adalet önünde hesap vermeli ve hukuk nezdinde hak ettikleri en ağır cezaya çarptırılmalıdırlar. Maşeri vicdanı, şehitlerimizin ve milletimizin hukukunu korumak bakımından adaletin işletilmesi son derece önemlidir. Yürütülen hukuki süreçlerde, hak, hukuk, adalet ve masumiyet ölçülerinin ihlal edilmemesi için azami gayretin gösterildiği açıktır. FETÖ/PDY ile mücadele edilirken başka hak ihlalleri ve mahrumiyetlerin yaşanmaması için de büyük özen gösterilmesi gerektiği izahtan varestedir. 

4. Darbe girişimi sonrasında, dinî oluşum ve yapılar irdelenmeye, sorgulanmaya ve kimi tartışmalara konu edinilmeye başlanmıştır. Bu kabil yapılara karşı kaygı, endişe ve şüphelerin çoğaldığı bu süreçte Başkanlığımız, İslam’ın ana kaynaklarına, tarihi bilgi birikim ve tecrübesine göre sağlıklı bir din anlayışının yerleşmesi; hurafeci, sapkın, batıl inanış ve düşüncelerin izalesi için üzerine düşen vazifeyi yapmaya devam edecektir. Toplumun din güvenliğini tehdit eden oluşumların önlenmesi için milletin vicdan hürriyetini güvence altına alacak düzenlemelerin yapılması ertelenemeyecek bir zorunluluktur. 

5. Ülkemizde son dönemde görünümleri ve etki alanları giderek artan bir takım türedi dinî hareketler dikkat çekmektedir. Şahıs merkezli gelişen bu tür oluşumlar, kendileri dışındaki herkesi karalayarak hatta tekfir ederek çarpık bir din anlayışı oluşturmaya çalışmakta; İslam’ın evrensel değerlerinden uzak kişisel ve hizipsel menfaatleri öncelemektedir. Alternatif Cuma namazları, çarpık fetvaları, sözde eğitim faaliyetleri, ilkesiz radyo ve televizyon yayınları ile taraftar toplamaya çalışan bu grupların toplumsal hasarlarını önlemek için gerekli tedbirler alınmalıdır. 

6. İslam’ın yüce değerleriyle ve gayesiyle uyuşmayan, din adına İslam’ın ahlak ve iffet değerlerini ayaklar altına alan, din istismarı üzerinden ticaret yapan, Müslümanların dini duygularını sömüren, toplumumuza bidat ve hurafelerle örülü gerçek dışı bir din anlayışı sunan yazılı, görsel ve işitsel yayınlar hakkında ilgili kurumlar denetim mekanizmalarını işletmelidir. 

7. Bazı çevrelerin kendi görüş ve düşüncelerini tek doğru, indî mütalaalarını, rüya ve vehimlerini hakikat olarak sunması, bunu kabul etmeyenleri ise bidat ve küfür ehli olarak itham etmesi İslam’ın sahih bilgisi ile bağdaşmayan açık bir sapkınlıktır. 

8. Lafızcı, şekilci, indirgemeci, tek tipçi ve parçacı yorumlarla kendilerinden olmayanları tekfir ederek Müslümanları ayrıştıran, ötekileştiren, şiddeti körükleyen, İslamofobiyi besleyen habis tezahürler İslam’ın inancından, ahlakından ve tarihinden derin bir kopuş ve sapmadır. 

9. Batı dünyasında Müslümanlara yönelik ayrıştırıcı tutum ve davranışların artması, camilere yönelik saldırıların çoğalması, yurt dışındaki millet varlığımızın sorgulanmaya başlanması kaygı vericidir. Yabancı düşmanlığının radikal bazı siyasiler ve ırkçı söylemlerle tırmanışa geçtiği, İslam ve Müslüman karşıtlığının bazı ülkelerde iç siyasi mülahazalarla sistematik hale getirildiği görülmektedir. Sürecin küresel barış ve güvenliği tehdit edecek bir noktaya doğru evrildiği esefle müşahede edilmektedir. 

10. Bölücü terör örgütü ve işbirlikçilerinin yol açtığı maddi-manevi tahribatın giderilmesi için başlatılan çalışmalar aksatılmadan sürdürülmelidir. Bu kapsamda Başkanlığımızın hazırlamış olduğu acil eylem planı kararlılıkla uygulanmaya devam edilmelidir. 

11. İletişim araçlarının ve teknolojik imkânların sınır tanımadığı günümüzde, genç kuşaklar birtakım yayın ve telkinlerle bedensel ve ruhsal istismara maruz kalmakta, milli ve manevi değerlerimizden uzaklaşmaya itilmektedir. Bu gidişatın doğuracağı olumsuzlukların önlenebilmesi için gençliğin zihin dünyasını koruyacak, maneviyatlarını güçlendirecek, kimlik ve aidiyet bilinçlerini pekiştirecek çok boyutlu çalışmalar yürütülmelidir. 

12. Camilerin toplumu kucaklayan, vaaz ve hutbeleriyle insanlara yön veren, huzur, güven, birlik ve bütünlük aşılayan manevi merkezler olması, Başkanlığımızın öteden beri üzerinde özenle durduğu aslî hedeflerindendir. Bu kapsamda gençlerin, kadınların, çocukların camiyle buluşması daima teşvik edilmeli, engelli vatandaşlarımızın camiye erişimi konusunda yapılan çalışmalar artırılarak devam ettirilmelidir. 

13. Gerek ülkemizdeki muhtaçların gerekse misafir olarak ağırladığımız milyonlarca sığınmacı kardeşimizin yaralarını sarmada, hayata tutunmalarını kolaylaştırmada milletimizin hayır, hasenat, sadaka, zekât gibi bağışların önemli bir payı ve katkısı olduğu açıktır. Zenginlerin malları üzerindeki fakir ve ihtiyaç sahiplerine ait payın dağıtılması, fakirlik, yoksulluk ve yoksunluk içinde yaşayan kesimlerin sorunlarının çözümü için de büyük bir imkândır. Diyanet İşleri Başkanlığının bu kabil hayri ibadetlere rehberlik yapması görevlerinden bir tanesidir. Başkanlığın bu tür mali ibadetlerin ifasında da halkımıza rehberlik etmesi için gerekli düzenlemeler yapılmalıdır. 

14. Diyanet İşleri Başkanlığının gelişen ve değişen şartlara göre nitelikli insan ihtiyacını karşılamak için din eğitim ve öğretim müfredatının her düzeyde yeniden değerlendirilmesi aciliyet kesbetmektedir. Bu kapsamda Dini Yüksek İhtisas Merkezlerinin de araştırma ve inceleme ünitelerini içerecek biçimde yeniden yapılandırılması, akademik bilgi ile ilişkilendirilmesi ve Başkanlığın ulusal ve uluslararası ölçekte yürüttüğü hizmetleri deruhte edecek nitelikli insan kaynağını sağlayacak düzeye getirilmesi zorunluluk arz etmektedir. Bu yöndeki düzenlemeler bir an önce hayata geçirilmelidir. 

15. Tarihi tecrübesi ve birikimiyle Diyanet İşleri Başkanlığı her geçen gün hizmet kapsamını ve kalitesini artırma gayretindedir. Gerek yurt içinde gerekse gönül coğrafyamızda yürüttüğü hizmetlerle küresel bir teşkilata dönüşen Başkanlığımızın, belli kişi ve kesimlerce eleştiri sınırlarının da ötesine geçerek itibarsızlaştırılmak istenmesi, karalama ve iftiralara maruz bırakılması bütün teşkilat mensupları ve aziz milletimiz tarafından üzüntü ve esefle karşılanmaktadır. Milletimizin dini-manevi hayatına rehberlik eden Başkanlığımıza yönelik bu tür haksız, yersiz, mesnetsiz ve tutarsız ithamlar, milletimizin vicdanını yaralamaktadır. 

Kamuoyuna saygıyla duyurulur

23 Kasım 2016

Herkese candan selamlarımla,


Herkese candan selamlarımla,

Dünya sınavında yarım asırlık süreyi aşmış aciz bir kulum.

Sınavın soruları anlık olarak bazen çok çetin geçti.
Gaflet içinde olup sınavın farkında olmadan geçip giden kısmının da hesabının çetin olacağından şüphem olmamakla beraber bundan dolayı sadece Rabbim'in merhametine ve mağfiretine sığınıyorum.

Akıp giden zaman içinde takvim yapraklarının gösterdiği günler ve saatlerin yanında bir çok mekan ve yüzlerce insan biriktirdim kendi hayat kitabımda. 

Yaşadığım, havasından ve suyundan tükettiğim mekanlara karşı bir sorumluluğum olduğu gibi o mekanların da benim yarım asırlık tecrübemde derin izleri olduğunu biliyorum. 

Bu duygularla yaşadığım, bizzat bulunduğum, içinden geçtiğim tüm mekanları Allah'ın birer ayeti olarak gördüm. Her ayetin bir emanet olduğu düşüncesiyle ona zarar vermemeyi bir vazife olarak bildim. Sonraki nesle tahrif ve tahrip edilmeden ulaşması için gayret ettim.

Herkes gibi benim de hayat sahnemde rol alan insanlar oldu. Kimi zaman başrolü paylaştığım, bazen figüranlık yapan, bazen de seyirci kalan nice insanlar...

Hayatımdan çok insan geldi geçti.
Kimiyle sanki bitmeyecek bir dostluğumuz vardı.
Kimiyse ailemden biri gibi olmuştu.
İnsanlara daima olumlu yaklaştım. Tasvip etmesem de hiç kimseye düşüncelerinden dolayı düşmanca bakmadım. 

Meraktayım, bir zamanlar bu kadar yakın olduğum bazı insanlar neden şimdi yoklar?
Nerede o eski can dostlar?
Yoksa hepsi birer rüya mıydılar?

Vermeyi daima öncelikli tuttum hayatta ve öyle yaptım imkanlarım nispetinde.
Paylaşmak beni hep mutlu etti.
Kimseden karşılıksız bir şey istemedim ve beklemedim.

Darılsam da gücensem de kimseye küsmedim.
Küsenleri barıştırmaya gayret ettim hep.
Bana küsenlerle barışmak için ilk adımı atan çoğunlukla ben oldum.

Selamı kesenlere bir selam daha verdim.
Asla kimseye kin gütmedim.

Söz verdiysem sözümden dönmedim.
Kimseyi bilerek ve kasten bekletmedim.

Umudum hep canlı kaldı.

Dedim ya sadece kaybettiğim candan bildiğim dostlarıma yanıyorum.
Geçip giden yıllarıma hayıflanıyorum.
Fakat yine de inanıyorum ki ben kaybetmedim.
Ne zamanımı ne de insanlarımı.
Kaybolup gidenler bana sadece birer renk bıraktılar.
Ömür defterimdeki geniş ufuklu rengarenk manzaraların içinde capcanlı bir renk.
Hiçbirini silmem, acısıyla tatlısıyla hepsi benim.
Hepsi benden.

Bir de öyleleri var ki;

Varlıkta, yoklukta, hastalıkta, sağlıkta, cenazede, düğünde, neşede ve kederde hep bir ve beraber olduklarım.

Daima gülen yüzleriniz, sıcacık selamlarınız, uzakları yakın eden vefanız, azı çok eden fedakarlığınız..

Hesapsız, riyasız, önyargısız, acabasız, amasız, bütün kaygılardan uzak hep seven, güven veren, samimi ve içten..

Yarım asırlık hayatımda bana kalan ve bende kalan;

öncelikle bu dünyadan ayrılıp ahirete irtihal etmiş, bana hayat yolculuğunun asıl sermayesi olan sevgi ve merhameti öğreten sevgili anneme ve babama Allah'tan sonsuz rahmet diliyorum, 
hayat yoldaşım sevgili eşimi, çocuklarımı, bütün kardeşlerimi, dostlarımı, akrabalarımı, arkadaşlarımı en içten selam ve muhabbetle kucaklıyorum. 

Vefat etmiş olan kardeşlerim, atalarım, akrabalarım ve dostlarımı da hayır ve rahmetle yad ediyorum.

Hayat sizlerle güzel, 
Hepinize teşekkür.
Rabbime sonsuz kere şükür.

Peyami Bayram
17/10/2016
İstanbul


17 Kasım 2016

Sosyal Medya neresidir, ben kimim ve siz kimlerdensiniz?

Önce bir kaç tanıdık eş dostla bazı anları, anıları paylaşma ve belki toplu haberleşme aracı olarak başladı.
İlk başlarda tanıdıklar arası iletişim, sohbet, muhabbet ve bazen tartışma platformuna dönüştü.
Sonra yakın arkadaş, akraba ve dostların yanına sizin tanımadığınız onların akraba, arkadaş ve bilumum çevreleri dahil oldu.
Derken duyan geldi.
Ne mi oldu?
İşte şimdiki haline döndü.
Birden herkes birbiri ile "arkadaş" oldu.
Beğenmeler, paylaşmalar gırla gitti.
İletişim dili açısından sorunlu, adaba mugayir ve hakaret içeren paylaşımlar ve yorumlar işin en dayanılmaz yanıydı.

Sanal arkadaşlıklar bazen ilginç tesadüflere ve candan buluşmalara vesile olsa da çoğunlukla sığ ve pasif bir ilişki olarak bir kenarda durmakta.
Bu sanal ortam sahteliklere de çok açık. Adı üstünde ortam sanal olunca sanal kimlikler de çok oluyor haliyle.
Kimlikler neyse de kişilikler de sanal olmaya başladı sanki bu sanal alemde.

Bir de sanal ortamda gerçek kimliklerin ifşası veya tespiti yapılır oldu.
Eski bir dostunuzun, akrabanızın veya halen aynı iş yerinde birlikte çalıştığınız arkadaşınızın sosyal medya paylaşımlarından onun hakkında kanaat edinmeler.
Kafanızda canlandırdığınız muhayyel dünya ve tasavvurunuzdaki kişilerle örtüşmediğini görürsünüz bazen sanal dünyadaki kişilerinizi.
Halbuki her gün gerçek dünyada çeşitli maskeler ve makyajlarla dolaşan o kişilerin sanal dünyada yaptıkları da bundan farklı bir şey değil. Ne ki sizin her iki ortama da, sanal ya da gerçek nasıl baktığınız önem kazanıyor burada.

Bu sanal dünyada işin bir de çok garip bir yanı var ki burası adeta ölümsüz bir alem. Siz hesabınızı kapatmadığınız sürece sanal alem sizi her daim sağlıklı, uyumaz, yatmaz ve hatta ölmez olarak görür. Ölümlü olmak biz yaratılmışların en önemli vasıflarından biri iken bu alemde ölemezsiniz. Ölenlerle irtibatınızı da devam ettirebilirsiniz. Bu insanın varoluşsal yanında müthiş bir yanılsamaya sebep olmakta ve korkarım ki sonraki nesillerde ruhsal çöküşlere dahi sebep olabilecektir.

Kimse kimseyi sevmek, beğenmek zorunda olmadığı gibi takip etmek ve/veya arkadaş olmak/kalmak zorunda da değildir ne gerçek hayatta ne de sanal ortamda.

İşte bu sanal sosyallik bizi gerçek dünyadaki sahici ilişkilerimizi çok zedeledi. Kimlik ve kişilik yapılarımızı olumsuz yönde etkiledi. Gerçek hayattaki duyarlılıklarımızı neredeyse yok etti. Sosyal medyada ve dijital ortamdaki paylaşım, yorum, beğenme, slogan atma, laf sokma, arkadaşlıktan çıkarma, arkadaş ekleme gibi daha bir çok sanal eylem gerçek hayatta yapmamız gerekirken yap(a)madıklarımızı ikame eder hale geldi.


Aman ha kendimize dikkat edelim! 
Bu sanal alemi gerçek sanmaya başlıyor insanoğlu. 
Biz "üç günlük dünya", "yalan dünya" gibi tanımladığımız ölümlü hayatı bile bu kadar ciddiye almayan bir mazinin çocuklarıyız.
Sevdiklerimizle sıcacık muhabbetli ortamlar kadar değerli hiç bir şey yok.
Tüm sahteliklerden uzak, kim ise gönlünüzde kıymet verdikleriniz dokunun onlara, sarılın onlarla.
Göz göze, diz dize hep birlikte canlı canlı sevinin, sevilin, sevişin.

Peyami Bayram
17/11/2016


09 Kasım 2016

MANİFESTO

http://mehmetefe.com/musluman/

O halde yüzünü, Allah’ı bir tanıyarak dine,
Allah’ın insanları üzerine yaratmış olduğu fıtratına (doğana) doğrult.
Allah’ın yaratışında değişiklik bulunmaz. İşte dosdoğru din budur.
Fakat insanların çoğu bilmezler.” (Rûm Sûresi:30)
“Yeryüzünde yürüyen bütün hayvanlar ve uçan bütün kuşlar
sizin gibi birer ümmettirler.” (En’am Sûresi:38)
Yaratılanı severim, barışı severim; hümanist değilim.
Şiddete, teröre, baskıya, zorbalığa, dayatmaya karşıyım. Yeryüzünde herkes için barış isterim ama zulme uğrayanların safında savaşmaktan çekinmem. Nefsi müdafaaya inanırım. Pasifist değilim.
Herkes için adil paylaşım isterim; komünist değilim.
Putlara, idollere, hegemonyaya, kula kulluğa, insanın insan üstünde salahiyetine, bir üst katta duranın aşağıdakinden üstünlüğüne, piramit düzenine karşıyım. Organize din, kurumlaşmış dogmalarla mücadele etmeyi teyakkuz bilirim. Düşünmeyi, akletmeyi ibadet bilirim. Aklımın, seçimler yapma özgürlüğümün kutsal emanetim olduğuna inanırım. (O yüzden aklı bulandıran, beyni uyuşturan, düşünmeyi devre dışı bırakan somut ya da soyut hiç bir şeye, -ilaç ve aşk hariç- itibar edemem.) Ne tarih, ne kültür, ne de gelenekte sorgulamayacağım tabu yoktur. Normal diye bir kutsalım da yoktur; normal, daha iyiden yana değişmesi için katkıda bulunacağım etrafımdaki hayattır. Aklım ve inancım ideolojiye engeldir; devrimci etiketi bana dar gelir; anarşist de değilim.
Dünyanın herkes için olduğuna, çevremizin atalarımızın mirası değil, çocuklarımızın emaneti olduğuna, hayvanların insanlar tüketsin için yaratılmadığına, insanın dünyanın sahibi değil parçası olduğuna, dünyanın içindeki herkese yetmesi gerektiğine inanırım; ekolojist değilim.
İnsanların gerçek ihtiyaç ve hayrına tekabül etmedikçe bir otun bile kesilmesine razı değilim. Sınırsız olanın arzular olduğunu bilirim, ihtiyaçların değil; bilirim ve arzuların frenlenmesi gerektiğine inanırım. Tüm eylemlerimin güdüsü, “yapabilir miyim?” değil, “yapmam doğru olur mu?” sorusudur. Hakkımdan fazlasını istemem. Tüketici değilim.
Herkesin güvenlik, eğitim, sağlık, ulaşım, bağımsızlık, özgürlük, hukuk önünde eşitlik hakları olduğuna inanırım; bana düşmanlık edenler dahil herkesin giyinme, beslenme, barınma, hürriyet, onurlu bir hayat gibi tüm temel ihtiyaçlarının temel hak olduğuna inanırım ve herkes için isterim bunları; sosyalist değilim.
Emperyalizme, kolonyalizme, sömürüye, tekelciliğe, faize, paranın, gücün veya artık değerin temerküzüne karşıyım ama Marxist-Leninist değilim.
Hayatın sürekli bir evrim olduğuna, ölümün bile bu evrimin parçası olduğuna inanırım; ateist değilim.
Bireyin kültürel normları, gelenekleri, toplumsal öğretileri, egemen olanı, statükoyu her zaman sorgulaması gerektiğine inanırım; reformist ya da modernist değilim.
Sözü dinlemeye ve en güzeline, akla en uygununa uymaya inanırım; hür seçimlere; toplumsal sözleşmeye; kamu hayatına dönük karar süreçlerinde istişare ve katılıma, azınlıkların çoğunluğa karşı korunması gerektiğine ve her sesin duyulmaya hakkı olduğuna inanırım; demokrat değilim.
Her sesin kendini fade özgürlüğüne, sivillerin kamu kurumlarını kontrol görevi ve hakkına, ticarete, hakkıyla kazanılması şartıyla özel mülkiyete asla karşı değilim ama Liberalist değilim.
Kadınlarla erkeklerin birbirlerinin tamamlayıcısı, eşiti olduğuna inanırım; üstünlüğü ancak iyilik ve insanlara hayırlı davranışlarda yarışmak bağlamında düşünebilirim; iyiliğin veya kötülüğün cinsiyeti olmadığına inanırım; ama egalitaryen ya da Feminist değilim.
Varlık temelli hiç bir karşıtlığım yoktur; aslolan hallerdir; kötülüğü kötüler yapar, ötekiler değil. İyilik ve kötülüğün cinsiyeti, ırkı, kutsal bir vatanı, ulu önderi, kutsal devleti veya bayrağı yoktur; o yüzden Kemalist, nasyonalist, faşist ya da goşist hiç değilim.
İnandıklarımı bana ayrıcalık sağlayan bir üstünlük olarak göremem. İmtiyazlarla korunmuş makamlara itibar edemem. Allah ne beni yetkilendirmiş bir polit büro şefidir ne de benim takımın golcüsü. Allah herkesin yaratıcısı ve rabbidir. Zulüm ve şirk kadar en çok lanetlenen şeyin kibir olduğuna inanırım. “Müstekbirler”in dini istikbardır. Mütevazi bir cahil, kibirli bir alimden daha hayırlıdır. Karanlıkların en tahammül edilmezlerinden biri, hakikati bulduğuna inanan, hakikati tekelinde gören bir aydındır. İnsanları inançlarıyla değil, davranışları ve halleriyle değerlendiririm; niyetleri değil beyanı ve davranışları esas alır; inancın yargısını Allah’a havale ederim. Özel hayatın dokunulmazlığına inanırım. Düşmanlarımın özel hayatı benim özel hayatımdan daha değersiz değildir. Okumaya ve paylaşmaya inanırım. En büyük cihadım, insanlar elimden ve dilimden emin oluncaya kadar kendimi terbiye çabasıdır. Bana yapılmasını istemediğim şeyi başkasına yapmamam gerekir. Bir insanın maddi veya manevi herhangi bir hakkını ihlal etmenin, kul hakkına tecavüz etmek suçunun affedeni ancak hakkına tecavüz edilen olur; Allah’ın tövbe edildiğinde şirki bile bağışladığını ama kul hakkını ancak kulun bağışladığını bilirim. Bağışlanmamış kul hakkı, kalbime eklenecek en büyük kara noktalardan, hayatın ölümden sonraki aşamasında taşıyamayacağım yüklerden, en ağır zulümlerdendir; bilirim. Benim öncülerim şöyle demişti: “Öyle hareket et ki, davranışların herkes için geçerli olsun; ne sana göre değişsin ne de başkalarına göre.” “Herkes için adalet” isterim; tarafsız değilim.
  • Gücü değil, paylaşmayı;
  • piramidi değil, halkayı / camiyi;
  • İktidarı değil; sorumluluğu;
  • monolitik olanı değil, küçük olanı;
  • katedrali değil, piyasayı da değil, alış-verişi;
  • reklamı değil, tavsiyeyi;
  • hiyerarşiyi değil, dayanışmayı;
  • imtiyazı değil, ehliyeti;
  • şarlatanlığı değil, hakiki yeteneği;
  • taklidi değil, orijinali;
  • onaylanmışı değil, dışlananı;
  • standardı değil, farklı olanı;
  • bağışlananı değil, kazanılanı;
  • ulufeyi değil, cesareti;
  • rekabeti değil, işbirliğini;
  • diplomayı değil, üretkenliği;
  • iltimas ve kayırmayı değil, liyakatı ve hakedişi;
  • verili olanı değil, değiştirebileceklerimi;
  • tüketmeyi değil, üretmeyi;
  • patenti değil, katkıyı;
  • yalanı değil, güzeli;
  • sahip olmayı değil, sevmeyi;
  • statiği değil, değişkeni;
  • masaüstünü değil, ayaküstünü;
  • ‘bölme’yi değil, parkı;
  • Hukuk, siyaset, eğitim, bilgi, ve teknolojide kapalıyı değil, açığı;
  • Windows’u değil, Linux’u;
  • Explorer değil Firefox’u tercih ederim. Davasız değilim.
Yaratıcı’ya inanıyorum, Yaratıcı’nın yarattıklarını boş bırakmadığına, Yaratıcı’nın bizi ona muhataplar olarak yarattığına inanıyorum. Yaratıcı’nın mesajı Kuran’ın, Yaratıcı ve birbirimiz arasında “son ahit” olduğuna inanırım. Deist değilim.
İnsanlara iyiliği tavsiye ederken karşılık beklemeyi, davet ederken ücret istemeyi aşağılık bulurum. “Dinci” değilim.
Ruhbanlara, din uzmanlarına, insanlarla Allah arasında aracılara, şeyhlere, efendilere, kurtarıcılara inanmıyorum ama “dinsiz” değilim.
Halkı isteseler de istemeseler de düzeltmeyi görev sayan bir kibirden Allah’a sığınırım. En temel deklarasyonuna, Hz. Peygamberin bile Allah’ın kulu ve elçisi olduğuna tanıklık ederek başlayan bir özgürlük hareketine mensubum. Zafer için prensiplerimden hiç birini feda etmeyi mübah görmediğimden, haddini aştığı için zıddına dönüşen bir “İslamcı” değilim. Parçalamayı, ele geçirmeyi, yenmeyi değil; kucak açmayı, birleştirmeyi ve paylaşmayı esas almam gerektiğine inanırım. Çağdaş zulmün ve emperyalizmin ideolojik aygıtlarına ve araçlarına direniş mirasımdır “İslamcılık”; dinim değil.
İnananların kardeşliğine inandığım gibi tüm insanların Adem’in çocukları olduğuna inanırım. Yeryüzünü mescidim bilirim. Bana ait olanı kutsayamam, başkasına ait olanı alamam. Zulüm “bizden” diye hoş göremem; mazlum bizden mi değil mi diye soramam. Zulme uğrayanların dili, dini, ırkı, cinsiyeti yoktur; vatanları kalbimin ortasıdır. Kol kırılsın yen içinde diyerek haksızlığı örtmenin suç ortaklığı olduğuna inanırım. İnanırım ki, susanların en kötüsü, ezenler dindar diye susan dindardır; konuşanların en kötüsü, zulmü aklamak ve itiraz edenleri karalamak için konuşandır. Haksızlığa tanıklık etmeyi, onu teşhir etmeyi görev bilirim. Suç ve cezanın kanuni olması ilkesine ve kanunların her zaman değişime açık olması gerektiğine inanırım. Kanunun suç saymadığı bir fiilden insanları cezalandırabilen hiç bir hukuku onaylayamam. Suçlunun, kanunda belirtilen cezadan daha ağır bir ceza almasına razı olmayı zorbalığa razı olmak sayarım. Dinime hakaret edenin, hırsızlıktan idam edilmesine razı olmayı zulme ortaklık sayarım. Suçu delillerle ispatlanmamış herkesi masum kabul ederim, delillerle ikna olana kadar da öyle davranırım. Mesele ilkelerim olduğunda ne çoğunluğa boyun eğerim, ne azınlığa tahammül ederim. İlkelerim yanımdakilerin veya karşımdakilerin sayısıyla kaim değildir. Yalnız Allah’a kulluk etmek isteyen ve adalet üstüne sözleşmiş insanların ümmetçisiyim ama asla ırkçı veya milliyetçi değilim.
Kısacası; amasız, kayıtsız ve şartsız: Müslümanım.
Burada özetlediğim ilkelerin, her gün yeniden taşımayı hak etmem gereken ilkeler olduğuna inanırım. Tüm küçük tercihlerimde kalbime bir beyaz ya da bir siyah nokta eklendiğine; noktaların bana büyük tercihlerimde doğru tercihi yapma kondisyonu ve cesareti kazandırdığına inanırım. Bu ilkelerden uzaklaştığım oranda alçaldığıma inanırım. Bu ilkelerle hareket etme çaba ve teyakkuzumu varoluş sorumluluğumun temeli sayarım. Dualarım, zikirlerim, ibadetlerim, nerede olursam olayım Müslümanların sembolik kalbine dönüşüm, Yaratıcı’nın muhatabı olmaya layık olmak yani bu ilkelerle yaşamak arzumun ifadeleridir. Lamım, cimim vardır.
Ve nihayet: Bir tek insana zulmedilmesine razı olmak pahasına özgür olmaktansa, sefil ve tutsak yaşayıp elleri temiz bir Müslüman ölmeyi tercih ederim.
Müslümanım.

RAMAZAN 1447 CÜZ 30

OTUZUNCU CÜZ   Hicri 1447 yılında Ramazan ayı 29 günde hitama erdiği için bu son günde iki cüz birden okuduk ve Kur’an-ı Kerim’in kalbi ve...