30 Haziran 2023

Kavramlar ve Gerçekler

İnsan hayatı düşünce ve eylem, fikir ve hareket, iman ve amel şeklinde yani soyut ve somut iki alanda yürür. 


Gündelik yaşantımızı maddi ihtiyaçları karşılamak ve gelir gider dengesini sağlamak için uğraş vererek geçiririz. Ya mal ve hizmet üretiminin bir parçası ya da tüketimin tarafında oluruz. Sabahtan akşama kadar içinde bulunduğumuz bu durum hepimizin gerçekliğidir. 


Ortaya konulan emek ve sermayenin karşılığında elde edilen gelir, ihtiyaçlar için yaptığımız harcamalar gider olarak herkesin bildiği şeylerdir. İhtiyaçların zamana ve zemine göre değişkenlik gösteren zaruretlerden mi kaynaklandığı yoksa reklam ve bir takım sosyal baskının sonucunda mı ortaya çıktığı sorunsalını şimdilik bir kenara bırakalım. 


Toplumun çoğunluğu bu döngünün içinde ömür sermayesini tüketmekteyken toplumlar üzerinde hükümferma olanlar için zaman farklı işlemektedir. Onlar halkın yukarıda açıklanan basit yaşam sürecine nasıl müdahil olabilecekleri üzerinde çalışmalar yürütürler. Çünkü onların da asıl gelir kaynağı halkın yönetilmesi/yönlendirilmesi üzerindendir. Bu düzen şimdi olduğu gibi tarih boyunca da hep böyle olmuştur. 


Tarihin en eski çağlarından beri hüküm süren neredeyse tüm hükümdarlar saltanat ya da iktidarlarını sağlama almak ve daha da güçlendirmek, topraklarını genişletmek ve servetlerini arttırmak için tebalarını sürekli yeni hedeflere doğru faaliyet halinde tutmuşlardır. Bunu yaparken de muhakkak surette halkı bir şeylere inandırmak durumundaydılar. Tabii ki her şeyin bir bedeli vardır. Bu bedeli ödemek için elde ettikleri ganimetten, servetten, şöhretten veya devletten tebaaya küçük de olsa bir paye vererek yapılan seferler, savaşlar ve kazanılan servetle yapılan yatırımlar için halkı ikna etme siyaseti güdülmüştür. 


Eski çağlara nazaran modern dünyada tarımın yanında sanayi, ticaret, enerji, her türlü hizmet ile finans ve bilim de üretim segmentleri arasına katılmasıyla siyasetin yönetmesi gereken enstrümanlar epeyce  çeşitlenmiştir. 


Bu bağlamda öncelikle yönetimin teorik, yani kavramsal bir zemini olmak zorundadır. Halkı yönetmeye aday liderler veya siyasetçiler halkın inanç, gelenek ve tarihi sürecine uygun, sağlam ve tutarlı bir zemine dayanan peşinden gidilecek ve hatta uğrunda can verilecek yüce bir mefkûre ortaya koymalıdır. Halkın önüne konulan bu mefkûre hayal olmaktan öte ona yüklenen anlam ile halka motivasyon kaynağı ve varılacak bir hedef olarak mutasavver bir ufuktur. Burada kavramlar devreye girer ki geniş kitleler için tahrik ve teşvik edici etki bıraksınlar. Geri planı çok iyi tahlil edilerek bir bütün olarak ortaya konulan kavramlar kitlelerin tahsil edilecek hasılattan bir pay almanın heyecanıyla harekete geçmesi için yeterli olacaktır. 


Bu arada; eğer topluma önderlik etmek isteyenlerin, özellikle de lider pozisyonunda olan kişilerin inandırıcı ve hayran bırakan iyi bir hikayesi yoksa kavramlar boşlukta kalacaktır ve halkın itibar etmeyeceği bir söylem de başarısız olacaktır. 


İlk çağlar veya modern zamanlardaki insanların öz itibarıyla bir farkı olmadığını söyleyebiliriz. Teknik ve medeniyet farklılığı olsa da insanların temel ihtiyaçları ve tepkilerini etkileyen beşeri duyguları hep aynıdır. Dolayısıyla insanların yönetilmesi ve yönlendirilmesi de teknik farklılıklar dışında aslında daima aynı etki ve tepki mekanizması ile sağlananmıştır. 


Soyut/manevi planda;

Bayrak, vatan, millet ve şehitlik kavramları geçmişten günümüze ve bugünden de yarınlara bir perspektif içinde sunulmalıdır. Halkı ile liderin bizzat kendisi aynı hikayenin içinde yer almalı ki yola çıkacak olanlar için hiç bir tereddüte mahal olmasın. 


Somut/maddi planda;

Bu “kutsal” yolculukta her ne kadar zahmetin ve külfetin çoğu halkın üzerinde olsa da tarihi tecrübelerin gösterdiği gibi halk zaruri ihtiyaçları karşılandığı ölçüde inandığı liderle yol yürümekten asla çekinmez. 


Sonuç;

Maddi ve manevi, somut ve soyut ilkelerin eylem birlikteliği toplum dinamiklerinin mihenk noktasıdır. Bunu sağlayan siyaset başarılı olabilir. Güçlü liderlik bunu öngörebilmek, ona uygun yol göstermek ve gereklerini yerine getirebilmektir. 


Peyami Bayram

17 Haziran 2023

Fatih, İstanbul 

16 Haziran 2023

Tatil kitabı


Okullar tatil oldu.

Tüm öğrenciler için uzun bir yaz tatili başladı.

"Öğleye kadar yatın,

bol bol televizyon izleyin,

sabahlara kadar online oyunlar oynayın,

elinizden telefonu, tableti bırakmayın,

abur cubur yiyeceklerle doldurun midenizi,

sakın odanızdan, evinizden dışarı çıkmayın,

çevrenizde,  yörenizde ne var, ne yok hiç ilgilenmeyen,

anne, baba ve büyüklere yardım falan edeyim demeyin,

tatil yerlerinde ya da evinizde kitap falan okumayın, aklınızdan bile geçmesin.."

diyen içinizdeki kötü sese kulaklarınızı tıkayın.

Çünkü;

Sevgili yavrular, 

hayatın tatili yok, öğrenmenin, ilerlemenin, bilgi biriktirmenin, öğrendiklerini pekiştirmenin ve üzerine yeni şeyler katmanın tatili olmaz. 

Tatil zamanları bunları yapmak için müthiş fırsattır.

Bu fırsatı iyi değerlendirenler hayatı daha doğru ve dolu dolu yaşarlar ve bu fırsat zamanlarındaki birikimleri onlara ömür boyu kazanç sağlar.

Dinlenmek mi dediniz?

Evet, elbette dinleneceksiniz, hem de eğleneceksiniz. Öğrenmenin zevkiyle eğlenin, farklı etkinlikler yaparak dinlenin, yeni şeyler keşfederek hayatın tadını çıkarın.


Bütün çocuklarımızı öncelikle geride bıraktıkları bir yıl için tebrik ediyorum. Hepsinin sağlıklı, neşeli, eğlenceli, bereketli bir yaz geçirmelerini diliyorum. 🌷

Unutmayın;

dersler ve sınavlar bitmez hayatta,

Şimdi sadece teneffüs arasındasınız. 🤗


Peyami Bayram

14.06.2023

İstanbul

07 Haziran 2023

Beyaz gelinlik



Gelinlik giymiş 

kızlar gördüm

bahçede;

öyle saf ve temiz,

heyecan veren,

cennet muştusu gibi

dupduru ve lekesiz..

Sordum;

sen bizde ne gördün

güzellikler müjdecisi?

Sustu ve

dökmeye başladı 

yapraklarını

içli gözyaşları gibi

sessiz, sessiz..

Yoksa sen de mi

bencileyin 

kimsesiz?


Peyami Bayram

7 Haziran 2022

Arnavutköy, İstanbul 

06 Haziran 2023

Muhakeme vakti



Kazananın

Kaybedenin

Düşüp düşüp tekrar kalkanın

Onlara alkış tutanın

Fırsat kollayıp köşe kapanın

Marifetmiş gibi kenarda duranın

Çok bilmiş konuşup hiç bir iş yapmayanın

Görmeyen, duymayan

Ve dahi konuşmayanın 

Haklı, haksız

Yanlı, yansız

Şampiyonluk kupası kaldıran

Ya da küme düşen

Hepsi bizden

Bizde de var hepsinden

Bir arada yaşarız

Ama bazen şaşarız 

Gücümüzü birleştirsek

Ne zorluklar aşarız 

Durun, çok gürültü etmeyin 

Biraz da sükunet lazım 

Vicdanınızı dinleyin 

Ötekinin de hakkı var deyin

İçinizdeki yanlışı engelleyin 

Gönül pazarında güller sergileyin

Gülün adı olmasın tek

Gülün hep birlikte sonsuza dek..


Peyami Bayram

6 Haziran 2023

Arnavutköy, İstanbul 




04 Haziran 2023

Yeni Kabine



Gördünüz mü? 

Ne demiştim?

Siyasetle bu kadar ilgilenmeyin, hiçbirinizi/hiçbirimizi ne milletvekili ne de bakan yapmazlar dememiş miydim?

İşte öyle de oldu. 

Bu listede ve milletvekilleri arasında ben yokum ve hiçbir yakınım da yok. 

Parti ve siyaset için kardeşilerinizi, dost ve arkadaşlarınızı incittiğinize değmez. 

Şimdi herkes işine baksın. 

Varsa kırıp gücendirdiğiniz gidin özür dileyin ve helallik isteyin. 

Hayat devam ediyor. 

Dönelim güncel rutin yaşantımıza.

Seçilen tüm milletvekillerine ve yeni bakanlar kuruluna ülkemize, milletimize ve tüm insanlığa hayırlı hizmetlerde bulunmaları için dua ediyorum. 

Yine her zaman dediğimi tekrar ediyorum;

Türkiye Cumhuriyeti dünyanın umududur ve Türk tüm dünya mazlumları için beklenendir. 🇹🇷

Peyami Bayram

3 Haziran 2023

Arnavutköy, İstanbul

02 Haziran 2023

Seçmenler ne seçer ve seçilmişler ne yapar?

Çok taze bir seçimin ardından demokrasi, seçimler ve seçilmişler ile bir de  bu sistemin sağlıklı işlemesi için olmazsa olmazı hukuk üzerine düşündüklerimi kısaca paylaşmak isterim. 


Demokratik yönetimlerde seçim bir sonuç değil bir süreçtir aslında. Bu süreçte halk demokratik hayata imkanları, kabiliyetleri ile bilimsel ve entellektüel potansiyelleri nispetinde katılım sağlar. Bunun en asgarisi seçim günü sandığa giderek oy kullanmaktır. 


Siyasi partilerin maksatları ise ülke yönetimine demokratik yollarla gelmektir. 


Hukuk da hem ülkenin anayasa ve yasalar ile adaletle yönetilmesi hem de yönetim sisteminin ve demokratik hakların korunmasını, denetlenmesini sağlayan kurallar bütünüdür. 


2018 seçimleri ile ilk defa tanıştığımız cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi ile beş yıl süreliğine yasama organı olarak TBMM’de görev yapacak partili veya bağımsız milletvekilleri ve yürütmenin başı olarak da cumhurbaşkanı halk tarafından seçiliyor. Yürütme organı olan bakanlar kurulu ise seçilen cumhurbaşkanının seçtiği kişilerden oluşmaktadır. 


Bu sistemde demokratik ilkeler gereği partiler seçim bölgelerinde milletvekili adaylarını belirleyerek halkın oyuna sunulmak üzere Yüksek Seçim Kurulu’na bildirir.


Buraya kadar belki bilinen şeylerden söz ettim. Bu bağlamda iki ayrı hakkın yerine getirilmesi gerektiğini düşünüyorum;

  1. Milletvekili adaylık süreci partilerin liderlerinin iki dudağı arasından kurtarılmalı, partilere ön seçim şartı getirilmeli. Seçim bölgelerinde parti üyelerinin en az yüzde 51’nin katılacağı ön seçim yapılmalı. Böylece en azından bir partiye üye olarak aktif siyaset yapan vatandaşların kendi oy verecekleri adaylarını belirlemeleri sağlanmış ve demokrasi tabana yayılmış olur. Bu demokratik hukukun tam olarak tahakkuk etmesi için aktif siyasetin içinde olan seçmenin hakkıdır. 
  2. Cumhurbaşkanı adayları kazandığı takdirde çalışacağı kadroyu seçim kampanyası dönemi başlarken resmî olarak açıklamalı. Kimlerin hangi görevlere getirileceğini ve sorumluluklarının ne olacağını, hükümet programı dahil seçmenlere önceden ilan etmeliler. Kuru ve mesnetsiz seçim vaatleri unutulup gidiyor. Enkaz devraldık ve benzeri savunmalarla seçim sonrasında başka bir tabloyla karşı karşıya kalıyor seçmen kitlesi. Sadece cumhurbaşkanı adayları değil yardımcıları ve bakanlar kurulu adayları da görev alanları ile ilgili plan ve projeleri ile ilgili rakipleri ile kamuoyu önünde tartışmalıdır. Bu şekilde daha şeffaf ve rekabetçi bir sistem olur. Bu şekilde üretilen ve ilan edilen plan ve projelerin hem takibi daha kolay olur hem de kazanan taraf eğer karşı tarafın makul projeleri varsa onları da alıp kullanabilir. Bu da yine demokratik hukukun tam olarak tahakkuk etmesi için tüm seçmenlerin hakkıdır. 

Ben böyle düşünüyorum. Ne bileyim belki de siyaset erbabı bunları çoktan düşünmüştür ama uygulamak işlerine gelmemiştir. Olsun, ben bunları sıcağı sıcağına yazıp buraya bırakayım da. Ne olur ne olmaz. Söz uçar yazı kalır. 


Bence bunlar istikbal ve istiklalimiz açısından önemli konulardır. Çünkü her zaman aklımızda tutmalıyız ki; Türkiye Cumhuriyeti dünyanın umududur ve Türk tüm dünya mazlumları için beklenendir. 


Peyami Bayram

2 Haziran 2023

Arnavutköy, İstanbul 


31 Mayıs 2023

Neden seçmenlerin %48’i Erdoğan’ı seçmedi?



Belki de soruyu şöyle sormalı: Neden ülkenin yarıya yakını mevcut cumhurbaşkanını istemiyor?

14 Mayıs 2023’te Türkiye 13ncü Cumhurbaşkanını ve TBMM’nin yeni üyelerini seçmek için sandığa gitti. Bu seçimde 21 yıldır iktidarda olan Ak Partinin ve dolayısıyla Cumhur İttifakının adayı yine cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan olurken muhalefetin büyük kanadı olarak ortaya çıkan Millet İttifakının adayı ise CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu oldu.

Muhalefet açısından bakınca 21 yıllık iktidarın ardından yüzü eskimiş, yıpranmış ve pek çok hatalarıyla malul olan iktidarın çeşitli kesimlerden yükselen itirazlar eşliğinde bu seçimi kaybetmesi kaçınılmaz gözüküyordu. İktidar açısından ise muhalefetin gittikçe güçlenen dip dalgasına nasıl bir plan ve projeyle karşı konulacağı telaşı vardı ilkin. Muhalefetin adayının kim olacağı bu açıdan iktidar için çok önemliydi. Erdoğan'ın karşısına çıkacak adayın kim olacağı ve bu adayı destekleyecek ittifakın nasıl bir kompozisyonu olacağı çok önem arz ediyordu. Dolayısıyla Erdoğan'ın ve karşısındaki adayın seçmenleri de buna göre vaziyet alacaklardı biraz da.

Kemal Kılıçdaroğlu'nun adaylığı 2018 seçimlerinde siyaset dışından getirilen bir adayın başarısızlığının görülmesinin yanında başka etkenlere de dayanıyor şüphesiz. Görülen veya benim anladığım o ki; sağ muhafazakar kitlenin karşısına sol sosyal demokrat adayla çıkılması gerektiğine karar verilmiş. Bunun için de muhalefetin en büyük partisinin lideri sayın Kılıçdaroğlu tercih edilmiş.

Bu tabloyla gidilen seçimde iktidarın başka hiçbir alternatif aday üzerinde düşünmeden doğrudan sayın Erdoğan'ı tercihinin sebebi de liderdeki karizmaya ve özgüvene dayalı olduğunu düşündürüyor.

Peki AK Parti ve MHP kadrolarında ve özellikle seçmeninde seçim süreci başlarken nasıl bir ruh hali vardı?

21 yıllık yorgun bir iktidar ve yüzü eskimiş siyasetçilerin özellikle bazı genç seçmende oluşturduğu bıkkınlık, bezginlikle beraber yenilik arayışı içten içe iktidar yanlılarını tedirgin ediyor ve kaybetmenin korkusunu ciddi olarak yaşıyorlardı. Buna karşılık muhalefet blokunun şekillenmeye başlamasıyla durum biraz değişti. HDP'nin Millet İttifakı'nı desteklemesi, Kandil'deki terörist unsurlardan destek açıklamaları gelmesi, FETÖ mensuplarının da açık ve aleni şekilde Erdoğan karşısında toplanması iktidarın, yani Cumhur İttifakı'nın elini güçlendirdi. 

Ancak muhalefet elindeki bütün vasıtalarla iktidara hukuksuzluk, yolsuzluk, kamu malının çarçur edilmesi, mutfaktaki yangın, geçim sıkıntısı gibi sokaktaki insanın yakınmaları ile yüklenmeye devam etti.

Erdoğan'ın yerli ve milli üretim, kalkınma, yollar, köprüler, savunma sanayii gibi hizmetler başta olmak üzere kullandığı enstrümanlarla Türkiye'nin beka sorununu ön plana çıkararak seçmenlerden oy talep etmesi, buna karşın muhalefeti de ötekileştirerek terör örgütleri PKK ve FETÖ ile işbirliği suçlamaları öyle gözüküyor ki bir kesim üzerinde hiç etkili olmamış ve belki tepkiselliğe bile neden olmuş.

Erdoğan'ın yönetim tarzında güçlü ve karizmatik lider figürünün öne çıktığını herkes görüyor. Bu tarz yönetim Türk aile geleneğinde, yani neredeyse her evde halen yaşıyor olmasıyla beraber modern yaşamın fiilen değilse de zihnen her kesimin içine sonuna kadar girdiğini dolayısıyla kendinde olanı iktidarda, liderde görmek istemeyen yeni bir nesil olduğu gerçeği göz ardı edilmemeliydi.

İktidar olmanın imkanları ve avantajları sonuna kadar kullanılırken benzer imkan ve kabiliyetin adalet sisteminde eksik bırakılması, hukukun üstünlüğü prensiplerinin yeterince hayata geçirilmemesi muhalif olmak için yeterliydi pek çok seçmen nazarında.

Yüksek kira artışları, artan enflasyon ve özellikle diplomalıların işsizlik sorunu gençlerin önemli bir kesiminde iktidara karşı duruşa sebep olmuştur.

Muhalefete PKK ve FETÖ ile işbirliği suçlaması yapılırken geçmişteki Kürt açılımı ve Fetullah ile yakın ilişkiler konusu bir kesimin cevabını bulamadığı ve eleştirmeye devam ettiği hususlar olarak öne çıkmış ve bu da o kesimin Erdoğan'a oy vermemesinde etkili olmuştur.

Sığınmacı sorunu kuşkusuz bu seçimin en önemli gündem maddelerinden biri olmuştur. Bilhassa Suriye iç savaşının çıkmasının ardından Türkiye'ye gelen düzensiz göçmenler başta olmak üzere Afganistan, İran ve Irak'tan da gelenlerle birlikte Türkiye'nin her yanında, özellikle de büyük şehirlerde göçmenlerin günden güne artışı halkın büyük çoğunluğunu rahatsız edici boyutlara ulaşmıştır. Bu tabloyu ensar-muhacir denklemiyle artık muhafazakar kitleye bile anlatamayan iktidarın bu sorunun çözümü için somut adımlar atmadığı ve hatta bir projesinin dahi olmadığını düşünen geniş bir kitle bulunmaktadır. Bununla beraber önceleri 250.000, şimdiyse 400.000 dolarlık gayrimenkul alan yabancılara vatandaşlık verilmesi de yine iktidarın en çok eleştirildiği konuların başında gelmektedir. Üstelik iktidar tabanını milliyetçi muhafazakar kesim oluşturmaktayken ve ülkenin bekası konuşulurken bu konuların üstünün örtülmesi veya çözümünün ertelenmesi iktidara önemli ölçüde oy kaybettirmiş gözüküyor.

Üzerine gidilmeyen yolsuzluklar, imar affı ve liyakatsiz atamalar en çok eleştirilen ve bundan da ötesi vebali büyük olan konulardır. Bu hususta da Erdoğan'ı affetmeyen bir kesim vardı, bunlar da oy vermeyenlerin arasındadır muhakkak.

Son olarak Erdoğan'ın 21 yıllık iktidar tecrübesiyle toplumun tüm kesimlerini daha kapsayıcı, bütünleştirici, ayrıştırmadan, ötekileştirmeden kucaklayıcı bir dil kullanması beklenirdi. Bilakis kendi kitlesi dışındakilere sıcak ve somut karşılık vermediğini düşünen azımsanmayacak bir kitlenin de Erdoğan'a oy vermediği anlaşılıyor.

Ülkeyi ve milleti ilgilendiren bir fikrin, bir eylemin tek bir tarafı yoktur, pek çok tarafı vardır. Doğru kararlar almak ve doğru adımlar atmak için eleştiriye, yani muhalefete ihtiyaç vardır. Muhalefet doğru, yerinde ve zamanında eleştiri yapma yetisidir. Fırsat kollayarak yeri geldiğinde iktidarı düşürme ve düşene bir tekme de ben atayım düşüncesinde olmak değildir, bilakis muhalefet ettiğinin düştüğü yerden görevi devam ettirebilmek için her an iktidara hazır olma bilinciyle yapılırsa ülkeye ve millete faydası olur. İyi bir muhalefetin ülke yönetimi için çok önemli olduğu bir gerçek. İktidara oy vermemek muhalefetin sadece bir anlık boyutudur. Muhalif seçmenlerin ve partilerin esas görevi seçimden sonra başlar; söylem ve iddialarının peşine ciddiyetle düşerlerse hem ülkenin daha iyi ve millete faydalı yönetimine katkı sağlamış olurlar hem de bir sonraki seçim için şimdiden bilfiil hazırlık yapmış olurlar.

Milletimizin sağduyusu ve kollektif aklıyla kendilerine iktidar veya muhalefet görevi verilmiş olan her iki tarafa da ülkemize ve insanımıza hayırlı hizmetler yapmayı ve kalıcı güzel eserler bırakmalarını diliyorum. Zira her zaman söylediğim ve kesinlikle inandığım şudur; 


Türkiye Cumhuriyeti dünyanın umududur ve Türk tüm dünya mazlumları için beklenendir. 


Peyami Bayram
31 Mayıs 2023
Arnavutköy, İstanbul

RAMAZAN 1447 CÜZ 30

OTUZUNCU CÜZ   Hicri 1447 yılında Ramazan ayı 29 günde hitama erdiği için bu son günde iki cüz birden okuduk ve Kur’an-ı Kerim’in kalbi ve...