23 Kasım 2016

Herkese candan selamlarımla,


Herkese candan selamlarımla,

Dünya sınavında yarım asırlık süreyi aşmış aciz bir kulum.

Sınavın soruları anlık olarak bazen çok çetin geçti.
Gaflet içinde olup sınavın farkında olmadan geçip giden kısmının da hesabının çetin olacağından şüphem olmamakla beraber bundan dolayı sadece Rabbim'in merhametine ve mağfiretine sığınıyorum.

Akıp giden zaman içinde takvim yapraklarının gösterdiği günler ve saatlerin yanında bir çok mekan ve yüzlerce insan biriktirdim kendi hayat kitabımda. 

Yaşadığım, havasından ve suyundan tükettiğim mekanlara karşı bir sorumluluğum olduğu gibi o mekanların da benim yarım asırlık tecrübemde derin izleri olduğunu biliyorum. 

Bu duygularla yaşadığım, bizzat bulunduğum, içinden geçtiğim tüm mekanları Allah'ın birer ayeti olarak gördüm. Her ayetin bir emanet olduğu düşüncesiyle ona zarar vermemeyi bir vazife olarak bildim. Sonraki nesle tahrif ve tahrip edilmeden ulaşması için gayret ettim.

Herkes gibi benim de hayat sahnemde rol alan insanlar oldu. Kimi zaman başrolü paylaştığım, bazen figüranlık yapan, bazen de seyirci kalan nice insanlar...

Hayatımdan çok insan geldi geçti.
Kimiyle sanki bitmeyecek bir dostluğumuz vardı.
Kimiyse ailemden biri gibi olmuştu.
İnsanlara daima olumlu yaklaştım. Tasvip etmesem de hiç kimseye düşüncelerinden dolayı düşmanca bakmadım. 

Meraktayım, bir zamanlar bu kadar yakın olduğum bazı insanlar neden şimdi yoklar?
Nerede o eski can dostlar?
Yoksa hepsi birer rüya mıydılar?

Vermeyi daima öncelikli tuttum hayatta ve öyle yaptım imkanlarım nispetinde.
Paylaşmak beni hep mutlu etti.
Kimseden karşılıksız bir şey istemedim ve beklemedim.

Darılsam da gücensem de kimseye küsmedim.
Küsenleri barıştırmaya gayret ettim hep.
Bana küsenlerle barışmak için ilk adımı atan çoğunlukla ben oldum.

Selamı kesenlere bir selam daha verdim.
Asla kimseye kin gütmedim.

Söz verdiysem sözümden dönmedim.
Kimseyi bilerek ve kasten bekletmedim.

Umudum hep canlı kaldı.

Dedim ya sadece kaybettiğim candan bildiğim dostlarıma yanıyorum.
Geçip giden yıllarıma hayıflanıyorum.
Fakat yine de inanıyorum ki ben kaybetmedim.
Ne zamanımı ne de insanlarımı.
Kaybolup gidenler bana sadece birer renk bıraktılar.
Ömür defterimdeki geniş ufuklu rengarenk manzaraların içinde capcanlı bir renk.
Hiçbirini silmem, acısıyla tatlısıyla hepsi benim.
Hepsi benden.

Bir de öyleleri var ki;

Varlıkta, yoklukta, hastalıkta, sağlıkta, cenazede, düğünde, neşede ve kederde hep bir ve beraber olduklarım.

Daima gülen yüzleriniz, sıcacık selamlarınız, uzakları yakın eden vefanız, azı çok eden fedakarlığınız..

Hesapsız, riyasız, önyargısız, acabasız, amasız, bütün kaygılardan uzak hep seven, güven veren, samimi ve içten..

Yarım asırlık hayatımda bana kalan ve bende kalan;

öncelikle bu dünyadan ayrılıp ahirete irtihal etmiş, bana hayat yolculuğunun asıl sermayesi olan sevgi ve merhameti öğreten sevgili anneme ve babama Allah'tan sonsuz rahmet diliyorum, 
hayat yoldaşım sevgili eşimi, çocuklarımı, bütün kardeşlerimi, dostlarımı, akrabalarımı, arkadaşlarımı en içten selam ve muhabbetle kucaklıyorum. 

Vefat etmiş olan kardeşlerim, atalarım, akrabalarım ve dostlarımı da hayır ve rahmetle yad ediyorum.

Hayat sizlerle güzel, 
Hepinize teşekkür.
Rabbime sonsuz kere şükür.

Peyami Bayram
17/10/2016
İstanbul


17 Kasım 2016

Sosyal Medya neresidir, ben kimim ve siz kimlerdensiniz?

Önce bir kaç tanıdık eş dostla bazı anları, anıları paylaşma ve belki toplu haberleşme aracı olarak başladı.
İlk başlarda tanıdıklar arası iletişim, sohbet, muhabbet ve bazen tartışma platformuna dönüştü.
Sonra yakın arkadaş, akraba ve dostların yanına sizin tanımadığınız onların akraba, arkadaş ve bilumum çevreleri dahil oldu.
Derken duyan geldi.
Ne mi oldu?
İşte şimdiki haline döndü.
Birden herkes birbiri ile "arkadaş" oldu.
Beğenmeler, paylaşmalar gırla gitti.
İletişim dili açısından sorunlu, adaba mugayir ve hakaret içeren paylaşımlar ve yorumlar işin en dayanılmaz yanıydı.

Sanal arkadaşlıklar bazen ilginç tesadüflere ve candan buluşmalara vesile olsa da çoğunlukla sığ ve pasif bir ilişki olarak bir kenarda durmakta.
Bu sanal ortam sahteliklere de çok açık. Adı üstünde ortam sanal olunca sanal kimlikler de çok oluyor haliyle.
Kimlikler neyse de kişilikler de sanal olmaya başladı sanki bu sanal alemde.

Bir de sanal ortamda gerçek kimliklerin ifşası veya tespiti yapılır oldu.
Eski bir dostunuzun, akrabanızın veya halen aynı iş yerinde birlikte çalıştığınız arkadaşınızın sosyal medya paylaşımlarından onun hakkında kanaat edinmeler.
Kafanızda canlandırdığınız muhayyel dünya ve tasavvurunuzdaki kişilerle örtüşmediğini görürsünüz bazen sanal dünyadaki kişilerinizi.
Halbuki her gün gerçek dünyada çeşitli maskeler ve makyajlarla dolaşan o kişilerin sanal dünyada yaptıkları da bundan farklı bir şey değil. Ne ki sizin her iki ortama da, sanal ya da gerçek nasıl baktığınız önem kazanıyor burada.

Bu sanal dünyada işin bir de çok garip bir yanı var ki burası adeta ölümsüz bir alem. Siz hesabınızı kapatmadığınız sürece sanal alem sizi her daim sağlıklı, uyumaz, yatmaz ve hatta ölmez olarak görür. Ölümlü olmak biz yaratılmışların en önemli vasıflarından biri iken bu alemde ölemezsiniz. Ölenlerle irtibatınızı da devam ettirebilirsiniz. Bu insanın varoluşsal yanında müthiş bir yanılsamaya sebep olmakta ve korkarım ki sonraki nesillerde ruhsal çöküşlere dahi sebep olabilecektir.

Kimse kimseyi sevmek, beğenmek zorunda olmadığı gibi takip etmek ve/veya arkadaş olmak/kalmak zorunda da değildir ne gerçek hayatta ne de sanal ortamda.

İşte bu sanal sosyallik bizi gerçek dünyadaki sahici ilişkilerimizi çok zedeledi. Kimlik ve kişilik yapılarımızı olumsuz yönde etkiledi. Gerçek hayattaki duyarlılıklarımızı neredeyse yok etti. Sosyal medyada ve dijital ortamdaki paylaşım, yorum, beğenme, slogan atma, laf sokma, arkadaşlıktan çıkarma, arkadaş ekleme gibi daha bir çok sanal eylem gerçek hayatta yapmamız gerekirken yap(a)madıklarımızı ikame eder hale geldi.


Aman ha kendimize dikkat edelim! 
Bu sanal alemi gerçek sanmaya başlıyor insanoğlu. 
Biz "üç günlük dünya", "yalan dünya" gibi tanımladığımız ölümlü hayatı bile bu kadar ciddiye almayan bir mazinin çocuklarıyız.
Sevdiklerimizle sıcacık muhabbetli ortamlar kadar değerli hiç bir şey yok.
Tüm sahteliklerden uzak, kim ise gönlünüzde kıymet verdikleriniz dokunun onlara, sarılın onlarla.
Göz göze, diz dize hep birlikte canlı canlı sevinin, sevilin, sevişin.

Peyami Bayram
17/11/2016


09 Kasım 2016

MANİFESTO

http://mehmetefe.com/musluman/

O halde yüzünü, Allah’ı bir tanıyarak dine,
Allah’ın insanları üzerine yaratmış olduğu fıtratına (doğana) doğrult.
Allah’ın yaratışında değişiklik bulunmaz. İşte dosdoğru din budur.
Fakat insanların çoğu bilmezler.” (Rûm Sûresi:30)
“Yeryüzünde yürüyen bütün hayvanlar ve uçan bütün kuşlar
sizin gibi birer ümmettirler.” (En’am Sûresi:38)
Yaratılanı severim, barışı severim; hümanist değilim.
Şiddete, teröre, baskıya, zorbalığa, dayatmaya karşıyım. Yeryüzünde herkes için barış isterim ama zulme uğrayanların safında savaşmaktan çekinmem. Nefsi müdafaaya inanırım. Pasifist değilim.
Herkes için adil paylaşım isterim; komünist değilim.
Putlara, idollere, hegemonyaya, kula kulluğa, insanın insan üstünde salahiyetine, bir üst katta duranın aşağıdakinden üstünlüğüne, piramit düzenine karşıyım. Organize din, kurumlaşmış dogmalarla mücadele etmeyi teyakkuz bilirim. Düşünmeyi, akletmeyi ibadet bilirim. Aklımın, seçimler yapma özgürlüğümün kutsal emanetim olduğuna inanırım. (O yüzden aklı bulandıran, beyni uyuşturan, düşünmeyi devre dışı bırakan somut ya da soyut hiç bir şeye, -ilaç ve aşk hariç- itibar edemem.) Ne tarih, ne kültür, ne de gelenekte sorgulamayacağım tabu yoktur. Normal diye bir kutsalım da yoktur; normal, daha iyiden yana değişmesi için katkıda bulunacağım etrafımdaki hayattır. Aklım ve inancım ideolojiye engeldir; devrimci etiketi bana dar gelir; anarşist de değilim.
Dünyanın herkes için olduğuna, çevremizin atalarımızın mirası değil, çocuklarımızın emaneti olduğuna, hayvanların insanlar tüketsin için yaratılmadığına, insanın dünyanın sahibi değil parçası olduğuna, dünyanın içindeki herkese yetmesi gerektiğine inanırım; ekolojist değilim.
İnsanların gerçek ihtiyaç ve hayrına tekabül etmedikçe bir otun bile kesilmesine razı değilim. Sınırsız olanın arzular olduğunu bilirim, ihtiyaçların değil; bilirim ve arzuların frenlenmesi gerektiğine inanırım. Tüm eylemlerimin güdüsü, “yapabilir miyim?” değil, “yapmam doğru olur mu?” sorusudur. Hakkımdan fazlasını istemem. Tüketici değilim.
Herkesin güvenlik, eğitim, sağlık, ulaşım, bağımsızlık, özgürlük, hukuk önünde eşitlik hakları olduğuna inanırım; bana düşmanlık edenler dahil herkesin giyinme, beslenme, barınma, hürriyet, onurlu bir hayat gibi tüm temel ihtiyaçlarının temel hak olduğuna inanırım ve herkes için isterim bunları; sosyalist değilim.
Emperyalizme, kolonyalizme, sömürüye, tekelciliğe, faize, paranın, gücün veya artık değerin temerküzüne karşıyım ama Marxist-Leninist değilim.
Hayatın sürekli bir evrim olduğuna, ölümün bile bu evrimin parçası olduğuna inanırım; ateist değilim.
Bireyin kültürel normları, gelenekleri, toplumsal öğretileri, egemen olanı, statükoyu her zaman sorgulaması gerektiğine inanırım; reformist ya da modernist değilim.
Sözü dinlemeye ve en güzeline, akla en uygununa uymaya inanırım; hür seçimlere; toplumsal sözleşmeye; kamu hayatına dönük karar süreçlerinde istişare ve katılıma, azınlıkların çoğunluğa karşı korunması gerektiğine ve her sesin duyulmaya hakkı olduğuna inanırım; demokrat değilim.
Her sesin kendini fade özgürlüğüne, sivillerin kamu kurumlarını kontrol görevi ve hakkına, ticarete, hakkıyla kazanılması şartıyla özel mülkiyete asla karşı değilim ama Liberalist değilim.
Kadınlarla erkeklerin birbirlerinin tamamlayıcısı, eşiti olduğuna inanırım; üstünlüğü ancak iyilik ve insanlara hayırlı davranışlarda yarışmak bağlamında düşünebilirim; iyiliğin veya kötülüğün cinsiyeti olmadığına inanırım; ama egalitaryen ya da Feminist değilim.
Varlık temelli hiç bir karşıtlığım yoktur; aslolan hallerdir; kötülüğü kötüler yapar, ötekiler değil. İyilik ve kötülüğün cinsiyeti, ırkı, kutsal bir vatanı, ulu önderi, kutsal devleti veya bayrağı yoktur; o yüzden Kemalist, nasyonalist, faşist ya da goşist hiç değilim.
İnandıklarımı bana ayrıcalık sağlayan bir üstünlük olarak göremem. İmtiyazlarla korunmuş makamlara itibar edemem. Allah ne beni yetkilendirmiş bir polit büro şefidir ne de benim takımın golcüsü. Allah herkesin yaratıcısı ve rabbidir. Zulüm ve şirk kadar en çok lanetlenen şeyin kibir olduğuna inanırım. “Müstekbirler”in dini istikbardır. Mütevazi bir cahil, kibirli bir alimden daha hayırlıdır. Karanlıkların en tahammül edilmezlerinden biri, hakikati bulduğuna inanan, hakikati tekelinde gören bir aydındır. İnsanları inançlarıyla değil, davranışları ve halleriyle değerlendiririm; niyetleri değil beyanı ve davranışları esas alır; inancın yargısını Allah’a havale ederim. Özel hayatın dokunulmazlığına inanırım. Düşmanlarımın özel hayatı benim özel hayatımdan daha değersiz değildir. Okumaya ve paylaşmaya inanırım. En büyük cihadım, insanlar elimden ve dilimden emin oluncaya kadar kendimi terbiye çabasıdır. Bana yapılmasını istemediğim şeyi başkasına yapmamam gerekir. Bir insanın maddi veya manevi herhangi bir hakkını ihlal etmenin, kul hakkına tecavüz etmek suçunun affedeni ancak hakkına tecavüz edilen olur; Allah’ın tövbe edildiğinde şirki bile bağışladığını ama kul hakkını ancak kulun bağışladığını bilirim. Bağışlanmamış kul hakkı, kalbime eklenecek en büyük kara noktalardan, hayatın ölümden sonraki aşamasında taşıyamayacağım yüklerden, en ağır zulümlerdendir; bilirim. Benim öncülerim şöyle demişti: “Öyle hareket et ki, davranışların herkes için geçerli olsun; ne sana göre değişsin ne de başkalarına göre.” “Herkes için adalet” isterim; tarafsız değilim.
  • Gücü değil, paylaşmayı;
  • piramidi değil, halkayı / camiyi;
  • İktidarı değil; sorumluluğu;
  • monolitik olanı değil, küçük olanı;
  • katedrali değil, piyasayı da değil, alış-verişi;
  • reklamı değil, tavsiyeyi;
  • hiyerarşiyi değil, dayanışmayı;
  • imtiyazı değil, ehliyeti;
  • şarlatanlığı değil, hakiki yeteneği;
  • taklidi değil, orijinali;
  • onaylanmışı değil, dışlananı;
  • standardı değil, farklı olanı;
  • bağışlananı değil, kazanılanı;
  • ulufeyi değil, cesareti;
  • rekabeti değil, işbirliğini;
  • diplomayı değil, üretkenliği;
  • iltimas ve kayırmayı değil, liyakatı ve hakedişi;
  • verili olanı değil, değiştirebileceklerimi;
  • tüketmeyi değil, üretmeyi;
  • patenti değil, katkıyı;
  • yalanı değil, güzeli;
  • sahip olmayı değil, sevmeyi;
  • statiği değil, değişkeni;
  • masaüstünü değil, ayaküstünü;
  • ‘bölme’yi değil, parkı;
  • Hukuk, siyaset, eğitim, bilgi, ve teknolojide kapalıyı değil, açığı;
  • Windows’u değil, Linux’u;
  • Explorer değil Firefox’u tercih ederim. Davasız değilim.
Yaratıcı’ya inanıyorum, Yaratıcı’nın yarattıklarını boş bırakmadığına, Yaratıcı’nın bizi ona muhataplar olarak yarattığına inanıyorum. Yaratıcı’nın mesajı Kuran’ın, Yaratıcı ve birbirimiz arasında “son ahit” olduğuna inanırım. Deist değilim.
İnsanlara iyiliği tavsiye ederken karşılık beklemeyi, davet ederken ücret istemeyi aşağılık bulurum. “Dinci” değilim.
Ruhbanlara, din uzmanlarına, insanlarla Allah arasında aracılara, şeyhlere, efendilere, kurtarıcılara inanmıyorum ama “dinsiz” değilim.
Halkı isteseler de istemeseler de düzeltmeyi görev sayan bir kibirden Allah’a sığınırım. En temel deklarasyonuna, Hz. Peygamberin bile Allah’ın kulu ve elçisi olduğuna tanıklık ederek başlayan bir özgürlük hareketine mensubum. Zafer için prensiplerimden hiç birini feda etmeyi mübah görmediğimden, haddini aştığı için zıddına dönüşen bir “İslamcı” değilim. Parçalamayı, ele geçirmeyi, yenmeyi değil; kucak açmayı, birleştirmeyi ve paylaşmayı esas almam gerektiğine inanırım. Çağdaş zulmün ve emperyalizmin ideolojik aygıtlarına ve araçlarına direniş mirasımdır “İslamcılık”; dinim değil.
İnananların kardeşliğine inandığım gibi tüm insanların Adem’in çocukları olduğuna inanırım. Yeryüzünü mescidim bilirim. Bana ait olanı kutsayamam, başkasına ait olanı alamam. Zulüm “bizden” diye hoş göremem; mazlum bizden mi değil mi diye soramam. Zulme uğrayanların dili, dini, ırkı, cinsiyeti yoktur; vatanları kalbimin ortasıdır. Kol kırılsın yen içinde diyerek haksızlığı örtmenin suç ortaklığı olduğuna inanırım. İnanırım ki, susanların en kötüsü, ezenler dindar diye susan dindardır; konuşanların en kötüsü, zulmü aklamak ve itiraz edenleri karalamak için konuşandır. Haksızlığa tanıklık etmeyi, onu teşhir etmeyi görev bilirim. Suç ve cezanın kanuni olması ilkesine ve kanunların her zaman değişime açık olması gerektiğine inanırım. Kanunun suç saymadığı bir fiilden insanları cezalandırabilen hiç bir hukuku onaylayamam. Suçlunun, kanunda belirtilen cezadan daha ağır bir ceza almasına razı olmayı zorbalığa razı olmak sayarım. Dinime hakaret edenin, hırsızlıktan idam edilmesine razı olmayı zulme ortaklık sayarım. Suçu delillerle ispatlanmamış herkesi masum kabul ederim, delillerle ikna olana kadar da öyle davranırım. Mesele ilkelerim olduğunda ne çoğunluğa boyun eğerim, ne azınlığa tahammül ederim. İlkelerim yanımdakilerin veya karşımdakilerin sayısıyla kaim değildir. Yalnız Allah’a kulluk etmek isteyen ve adalet üstüne sözleşmiş insanların ümmetçisiyim ama asla ırkçı veya milliyetçi değilim.
Kısacası; amasız, kayıtsız ve şartsız: Müslümanım.
Burada özetlediğim ilkelerin, her gün yeniden taşımayı hak etmem gereken ilkeler olduğuna inanırım. Tüm küçük tercihlerimde kalbime bir beyaz ya da bir siyah nokta eklendiğine; noktaların bana büyük tercihlerimde doğru tercihi yapma kondisyonu ve cesareti kazandırdığına inanırım. Bu ilkelerden uzaklaştığım oranda alçaldığıma inanırım. Bu ilkelerle hareket etme çaba ve teyakkuzumu varoluş sorumluluğumun temeli sayarım. Dualarım, zikirlerim, ibadetlerim, nerede olursam olayım Müslümanların sembolik kalbine dönüşüm, Yaratıcı’nın muhatabı olmaya layık olmak yani bu ilkelerle yaşamak arzumun ifadeleridir. Lamım, cimim vardır.
Ve nihayet: Bir tek insana zulmedilmesine razı olmak pahasına özgür olmaktansa, sefil ve tutsak yaşayıp elleri temiz bir Müslüman ölmeyi tercih ederim.
Müslümanım.

07 Kasım 2016

TÜRKİYE'DE HUKUK ZİHNİYETİ

TÜRKİYE'DE HUKUK ZİHNİYETİ

Yrd. Doç. Dr. Emir KAYA tarafından yürütülen bir proje çalışmasında elde edilen sonuçlar oldukça ilginç.

Anket uygulaması 21 Şubat - 31 Mart 2016 tarihleri arasında 4170 katılımcı ile yüz yüze görüşme ve internet yoluyla gerçekleştirilmiştir. Sonuçlar mesleğe göre analiz edilmiştir.

Tüm katılımcılara göre Türkiye’de;
* Hukuk ve toplum %38 oranında uyumludur.
* Hukuk sistemi %35 oranında adalet üretmektedir.
* Kanunlar toplum vicdanını %34 oranında tatmin etmektedir.
* Mevzuat %73 oranında Batı kaynaklıdır.
* Hukuk-siyaset ilişkisi %24 oranında düzgündür.
* “Adamına göre muamele” %85 oranındadır.
* Kurallara uymayanlar %67 karlı çıkmaktadır.
* Kamu görevlileri %39 oranında güvenilirdir.
* Kamu kurumları %37 oranında güvenilirdir.
* Genel olarak insanlar %40 oranında adildir.
* Ortak adalet anlayışı %37 oranında yerleşmiştir.
* Toplumsal kamplaşmalar hukuku %78 oranında bozmaktadır.
* Toplum kaynaklı kaygılar %78 düzeyindedir.

Cevapların birlikte değerlendirilmesiyle oluşan hukuki memnuniyet ölçeğine göre Türkiye’de;
* Hukukun toplumdaki karşılığı %33’tür.
* Güven hissi %38 düzeyindedir.
* Ayrımcılığa uğrama kaygısı %81 düzeyindedir.
* Genel hukuki memnuniyet %33’tür.

* Hukuku; %69 oranında “ülke içi gruplaşmalar”, %11 oranında “uluslararası faktörler” ve %8 oranında “ortak ilke arayışları” şekillendirmektedir.
* Hukuk politikaları; %48 oranında “devletin güçlü ve devamlı olması”, %18 oranında “toplumu dönüştürme”, %12 oranında “toplum düzeni”, %9 oranında “adaletin tesisi” ve %3 oranında “özgürlükleri koruma” amacını öne çıkarmaktadır.

Hukuk fakültesi öğrencileri;
* Hukuk fakültelerinin kişilik gelişimine %58 olumlu, %38 olumsuz etkiler yaptığını düşünmektedir. * Derslerin %76 oranında ulusal hukuk hakkında olduğunu belirtmektedir. * Adaletsiz olmaktansa işsiz olmayı %77 oranında tercih edeceklerini belirtmiştir. * Sınav başarısı ile adalet bilinci arasında %29 ilişki olduğunu belirtmiştir. * Hukuk konularından %65 oranında kısıtlılık, %32 oranında özgürlük alt mesajını almaktadır. * Fakültelerin hukuk eğitimine yaklaşımını tercih sırasında %5 oranında dikkate almaktadır. * Hukuk eğitiminin temelinin %66 oranında “adalet anlayışını geliştirmek” olduğunu düşünmektedir. * Derslerde insani değerlere %3, teknik bilgiye %76 oranında ağırlık verildiğini belirtmektedir. * İşe girme süreçlerinin kamu sektöründe %27, özel sektörde %39 düzeyinde adil olduğu kanaatindedir. * Türkiye’de iş bulmak için liyakati %87 oranında yetersiz, güçlü sosyal bağlantıların olmasını ise %76 oranında yeterli görmektedir. * Hukuk hakkında genel olarak %16 oranında pozitif düşünceler içindedir.

Hukuk fakültesi öğretim elemanları;
* Öğrencilerin konuların %36’sını hazmederek öğrendiğini belirtmektedir. * Sınav başarısı ile adalet bilinci arasında %27 ilişki olduğunu belirtmektedir. * Türkiye’deki hukuk fakültelerini Batı haricindeki ülkelere %20 ilgili bulmaktadır. * %52 oranında kariyerin ilerlemesini, %33 oranında maddi geliri, %5 oranında araştırma faaliyetlerini ve %4 oranında öğretim faaliyetlerini önemsediklerini belirtmektedir. Avukatlar;
* Hakim ve savcıları %36 oranında adil bulmaktadır. * Yargının yakın geleceği hakkında %22 oranında olumlu düşünmektedir. * Yargıyı %32 oranında dünyayla entegre bulmaktadır. * Hukuk pratiğinin fakültede anlatılanlardan %76 oranında farklı olduğu kanaatindedir. * Yargı işlerinin %67 oranında şablonlara bağlı yapıldığını düşünmektedir. * Müvekkillerinin %87 oranında davayı kazanmayı, %11 oranında adaleti önemsediğini düşünmektedir. * Hakim ve savcıların terfi notu, çıkan iş sayısı ve onanma oranı gibi kriterleri %90 oranında, tarafların tatminini %2 oranında önemsediği kanaatindedir. * Hakim ve savcılar için sosyal statünün %54, kariyerin %19, konforun %19, hakkaniyetin ise %3 oranında vazgeçilmez olduğunu düşünmektedir.
Hakim-Savcılar;
* Avukatları %39 oranında dürüst bulmaktadır. * Yargının yakın geleceği hakkında %49 oranında olumlu düşünmektedir. * Yargıyı %48 oranında dünyayla entegre bulmaktadır. * Yargı işlerinin %68 oranında şablonlara bağlı yapıldığını düşünmektedir. * Yargı yönetimini %46 oranında adil bulmaktadır. * Bağımsızlığın ve tarafsızlığın %44 oranında sağlandığı kanaatindedir. * Hukuk sisteminin adaleti sağlamaya %56 oranında izin verdiği kanaatindedir. * Yargının yükünü %92 oranında taşıdıklarını belirtmektedir. * Avukatların %80 oranında para kazanmayı, %11 oranında davayı kazanmayı, %6 oranında imajlarını ve %1 oranında adaletin tesisini önemsediği kanaatindedir. * Vicdan-Kanun ilişkisinde %81 oranında vicdanı, %15 oranında kanunu öncelikli görmektedir. Diğer kamu çalışanları;
* Birimlerinde gereksiz evrak işinin %67 oranında olduğunu belirtmektedir. * İdarecilerin kişiliğinin %76 düzeyinde performansa etki ettiğini belirtmektedir. * Kamu kurumlarını yeniliklere %44 düzeyinde açık bulmaktadır. * Devlette özlük haklarına ilişkin düzenlemeleri %41 oranında adil bulmaktadır. * Kurumlarını çalışanlara karşı %48 oranında adil bulmaktadır. * Kurumlarına %53 oranında güvenmektedir. * Kurumlarının ülkedeki siyasi durumdan %76 düzeyinde etkilendiğini belirtmektedir. * Mesleklerini %64 oranında şablonlara bağlı icra ettiklerini belirtmektedir.


Katılımcıların Mesleğe Göre Dağılımı

Meslek Sayı %
Hukuk Fakültesi Öğrencisi 1723 41,3
Hukuk Fakültesi Öğretim Elemanı 201 4,8
Avukat 639 15,3
Hakim-Savcı 135 3,2
Diğer Kamu Çalışanı 484 11,6
Tüm diğer kategoriler 915 22,0
Cevapsız 73 1,8

Toplam 4170 100,0

Sevmek

Sevmek;
öyle bir şey işte,
sevdiğine kavuşmaksa 
bedel ister,
O'nun kirinden,
kokusundan
bulaştıkça
üstüne başına;
seversin,
tıpkı bir çocuk gibi. 
Aslında kir değil;
o bir izdir,
nişanesidir,
yâr olmanın, 
yârenlik etmenin..

Kınayanlar olsa da;
sevgi emek verilince 
kazanılan bir cevherdir... 

Peyami Bayram
07/11/2015, İstanbul

31 Ekim 2016

Olsun..

kendim için ne istesem;
sende bir fazlası olsun..
ne fazlası, ne eksiği olsun;
zenginde olan fakirde olsun..
kim varından vermezse;
yokluk ahiri olsun..
güçlü ile zayıf bir minderde olsun;  
öfkesini yenen galip olsun..
bilenlerle bilmeyenler bir arada olsun;
ilme talip olana ilim nasip olsun..
helal dar gelir harama bakana,
haram yok hükmünde helali arayana;
yeter ki gözünde kanaat olsun..
alemde ne varsa hepsi ayan olsun;
kötüsü benden, iyisi senden olsun..
adalet bize lazım beyim;
hukuk sizin olsun..

Peyami Bayram
31/10/2016

RAMAZAN 1447 CÜZ 30

OTUZUNCU CÜZ   Hicri 1447 yılında Ramazan ayı 29 günde hitama erdiği için bu son günde iki cüz birden okuduk ve Kur’an-ı Kerim’in kalbi ve...