27 Ocak 2016

Dikkat köpek var!

Dikkat köpek var!


Köpekler insanlarla en fazla bir arada yaşayan bir kaç hayvan cinsinden biridir. Öyle ki dostluğu da hasımlığı da, korunmayı da sakınmayı da bu hayvanla veya bu hayvan sayesinde öğrenir insanoğlu.
Yani kısacası; bazen hakaret nitelemesi bazen övünme ifadesi bazen de korkutma ünlemi olarak kullanılan köpekler daima yakınımızda!
Atalarımızın ince kavrayışı ve engin birikimi ile üretilen hikmetli sözleri hatırda tutarak daha insanca yaşamak ve adam gibi adam olmak için "köpekleşmek"ten uzak durmalı ve itlerle araya mesafe koymalı..

Buyurun dilimizdeki köpeklerle ilgili başlıca atasözü, özdeyiş veya deyimlerden derleyebildiklerim.

§  aç at yol almaz, aç it av almaz
 iş gördürdüğünüz kimselerin haklarını tam olarak vermezseniz kendilerinden yararlanamazsınız.
§  aç it fırın duvarını deler
 aç kimse karnını doyurmak için önüne çıkan engellerin tamamını aşar ve isteğini elde eder.
§  açık kaba it değer (siyer)
 gizli kalması gereken şeyler herkese söylenirse bundan büyük zararlar doğar.
§  ak köpeğin (itin) pamuk pazarına (pamuğa, pamukçuya) zararı vardır
 kötü şey, görünüşte iyi şeye benziyorsa iyi şeyin değeri azalır.
§  akılsız köpeği (ahmak iti) yol kocatır
 iyice düşünülmeden, tasarlanmadan yapılmaya çalışılan iş sırasında birçok sorun ortaya çıkar ve kolay bir iş bile zorlaşır.
§  an iti, kap sopayı
 saldırgan biriyle karşılaşma olasılığı varsa kendini korumaya hazırlıklı ol.
§  at izi it izine karışmak
 iyiyi kötüden ayıramayacak kadar bir karışıklık ortaya çıkmak.
§  at ölür, itlere bayram olur
 değerli kimselerden birinin ölümü veya görevden ayrılması, kimi zaman aşağılık kimselerin işine yarar.
§  at yedi günde, it yediği günde (belli olur, semirir)
 değerli kişilikler zamanla gelişir, kısa sürede beliren kişilikler gerçek değer taşımayanlardır.
§  ata da soy gerek, ite de
 bütün yaratıkların soylusu üstün niteliktedir.
§  ata et, ite ot vermek
 bir işi ters yapmak.
§  atım tepmez, itim kapmaz deme
 size çok bağlı olan kimseler bile zaman gelir sizi incitebilirler.
§  atın tepmezi, itin kapmazı olmaz
 size çok bağlı olan kimseler bile zaman gelir sizi incitebilirler.
§  bekârın parasını it yer, yakasını bit
 bekâr kimse parasını gereksiz harcar, yaşayışı ise düzensizdir.
§  boş ite menzil olmaz
 aylak kimsenin yeri yurdu belli değildir.
§  çarşı iti ev beklemez
 başıboş gezmeye alışanlar, disiplinli iş yapmaya gelemezler.
§  garip itin kuyruğu bacağı arasında (götünde, kıçına kısık) gerek (olur)
 sığıntı durumunda olan kişi, yabancı bir yerde hiçbir şeye karışmamalı, sessiz, kendi hâlinde yaşamalıdır.
§  ısıracak it (köpek) dişini (dişlerini) göstermez
 kötülük edecek kimse önceden haber vermez, belli etmez.
§  ıssız eve it buyruk
 aklı başında kimselerin sahip çıkmadığı iş, aşağılık kimselerin elinde kalır.
§  it ağzını kemik tutar
 aşağılık bir kimsenin ağzını kapamak için ona bir çıkar sağlamak yeter.
§  it değmekle (işemekle) deniz pis olmaz
 doğruluğuna, dürüstlüğüne herkesin inandığı bir kimse, aşağılık kimselerin atmak istedikleri çamurla kirletilemez.
§  it derisinden post olmaz
 aşağılık kimse veya şey, yüce ve temiz bir amaca hizmet edemez.
§  it dişi domuz derisi
 sevilmeyen iki kişi arasındaki anlaşmazlıktan duyulan hoşnutluğu anlatan bir söz.
§  it gibi çalışmak
 çok çalışmak, yorulmak.
§  it ite (buyurur), it de kuyruğuna
 işi yapmak istemeyen onu mutlaka başkasına ısmarlar.
§  it iti ısırmaz
 aynı düşüncede ve aynı yapıda olan insanlar birbirlerine zarar vermezler, birbirlerini korurlar.
§  it iti suvatta bulur
 aşağılık kişiler birbirlerini kendi gibilerinin toplandığı yerde bulurlar.
§  it itin ayağına (kuyruğuna) basmaz
 başkasına kötülük etmek konusunda aynı şeyi düşünenler birbirlerini incitmezler.
§  it itle gezer
 kötü biri ancak kendisi gibi kötü olan birisiyle arkadaş olur.
§  it izi at izine karışmak
 at izi it izine karışmak.
§  it kağnı gölgesinde yürür de kendi gölgesi sanırmış
 başkasının korumasıyla iş yapan akılsız kişi, desteklendiğini unutarak kendi gücüne inanır.
§  it ölüsü gibi
 çok ağır.
§  it sürü, para kazan
 ekmek parası kazanmak için it sürümek gibi bir iş tutmak bile ayıp değildir.
§  it sürüsü kadar
  hkr. çok kalabalık.
§  it ulur, birbirini bulur
 aşağılık bir kimse bir konu üzerinde sesini yükselttiğinde aynı amacı güdenler onun etrafında toplanırlar.
§  it ürür, kervan yürür
 gerçekleşmesi doğal olan işler engellenemez.
§  ite atsan yemez
 “çok kötü, berbat” anlamında kullanılan bir söz.
§  ite ot, ata et vermek
 ata et, ite ot vermek.
§  iti an, taşı eline al (çomağı hazırla)
 saldırgan biriyle karşılaşmas olasılığı bulunan kimse kavgaya hazır olmalıdır.
§  iti ite kırdırmak
 kötülüğü kötülük aracılığıyla ortadan kaldırmak.
§  iti (köpeği) öldürene sürütürler
 çığırından çıkmış olan bir işin düzeltilmesi, bu işe yol açan kimseye düşer.
§  itin ahmağı baklavadan pay umar
 aptal kişi, eline geçme olasılığı bulunmayan bir nimeti bekler.
§  itin götüne (kıçına) sokmak
  kaba rezil etmek.
§  itin (köpeğin) duası kabul (makbul) olsa (-ydı) gökten kemik yağar (-dı)
 aşağılık kişinin istediği olsaydı dünya, yalnız kendisinin işine yarayan, başkalarını rahatsız eden şeylerle dolardı.
§  itin kuyruğunda
  tkz. pek çok, pek bol.
§  itin ölümü gelirse cami duvarına işer
 herkesin üzerine titrediği, kutsal saydığı şeyi kötüleyen, bozan kimse mutlaka kötü bir sonuçla karşılaşır.
§  itle çuvala girilmez
 edepsiz ve saldırgan bir kimse ile bir konu üzerinde tartışmak ve kavgaya tutuşmak doğru değildir.
§  itle dalaşmaktan çalıyı dolaşmak yeğdir
 edepsiz kimse ile uğraşmamak için onun bulunduğu yerden uzaklaşmak gerekir.
§  itle yatan bitle kalkar
 değersiz, kötü kimselerle ilişki kuranlar kötü huylar edinirler.
§  karnı tok it gölgede yatar
 akılsız kişi bugün karnını doyurunca yarını düşünmez, yan gelir yatar, keyfine bakar.
§  komşu iti komşuya ürümez
 komşudaki uygunsuz kişi, başkalarını incitse de komşusunu rahatsız etmez.
§  koz gölgesi kız gölgesi, söğüt gölgesi yiğit gölgesi, dut gölgesi it gölgesi
 ağaçların gölgeleri bile doğal özelliklerini yansıtır, koz, yani ceviz ağacının altında insan, herkesin peşinde koştuğu bir kızın yanındaymışçasına mutluluk duyar; söğüdün gölgesi, boylu boslu bir yiğidin güvenini kazanır; dut ise altına meyvelerini döktüğü için gölgesi çıkarcıların üşüştüğü bir yerdir.
§  kör itin öldüğü yer
 çok uzakta olan yer: “Sabah sabah kör itin öldüğü yerlerde işim yok.” -O. Kemal.
§  sahipsiz eve it buyruk
 kimsenin ilgilenmediği, benimsemediği sahip çıkmadığı işler üzerinde değersiz kişiler egemenlik kurarlar.
§  ardında yüz köpek havlamayan kurt, kurt sayılmaz
 önemli kimseleri çekemeyip onlara dil uzatanlar çok olur.
§  av köpeği avdan kalmaz
 hazıra konmayı alışkanlık yapmış kimse her zaman bu yolu izler.
§  azan kurda kızan köpek
 belalı kişinin hakkından kötü kişi gelir.
§  bakmakla usta olunsa (öğrense), köpekler (kediler) kasap olurdu (kasaplığı öğrenirdi)
 yapılmadan yalnızca nasıl yapıldığı görülerek hiçbir şey öğrenilemez.
§  çok havlayan köpek ısırmaz
 karşısındakini bağırıp çağırmakla korkutmaya çalışan kimse eylemli bir saldırıda bulunmaz.
§  davetsiz yere kedilerle köpekler gider
 bir yere çağrılmadan gitmek, kişiyi aşağılatan bir davranıştır.
§  dişi köpek kuyruğunu sallamayınca, erkek köpek ardına düşmez
 kadın istek göstermezse, yüz vermezse erkek onun peşine düşmez.
§  eşeğin ölümü köpeğe ziyafettir (düğündür)
 bir kişinin uğradığı zarar kimi zaman bir başkası için çıkar kaynağı olur.
§  hâline köpekler bile güler
  tkz. çok kötü bir duruma düşenler için kullanılan bir söz.
§  ısıracak it (köpek) dişini (dişlerini) göstermez
 kötülük edecek kimse önceden haber vermez, belli etmez.
§  iti (köpeği) öldürene sürütürler
 çığırından çıkmış olan bir işin düzeltilmesi, bu işe yol açan kimseye düşer.
§  itin (köpeğin) duası kabul (makbul) olsa (-ydı) gökten kemik yağar (-dı)
 aşağılık kişinin istediği olsaydı dünya, yalnız kendisinin işine yarayan, başkalarını rahatsız eden şeylerle dolardı.
§  kedi ile köpek gibi
 birbirleriyle geçinemeyen, anlaşamayan kimseler için söylenen bir söz.
§  kılık kıyafet köpeklere ziyafet
 giyinişi ve görünüşü kötü ve tiksindirici olanlar için söylenen bir söz.
§  kısmetsiz köpek, sabaha karşı uyuyakalır
 Tanrı kendisine kısmet vermemiş olan yaratık, yararlanılacak şeyi elde etmek kolaylaştığı zaman, başka bir işle uğraştığı için bundan yoksun kalır.
§  köpeğe atsan yemez
 “çok kötü (yiyecek)” anlamında kullanılan bir söz.
§  köpeğe dalaşmaktan çalıyı dolanmak yeğdir
 edepsiz kimse ile uğraşmamak için onun bulunduğu yerden uzaklaşmak gerekir.
§  köpeğe gem vurma, kendini at sanır
 kendisine değeri varmış gibi davranılan değersiz kişi, gerçekten değeri bulunduğuna inanır.
§  köpeğe hoşt, kediye pişt dememek
 kendisine zarar verenlerden korunmak için en küçük bir tepkide bulunmamak.
§  köpeği dövmeli ama sahibinden utanmalı
 sana sataşan kişiyi hırpalarken onu korumakta olan saygı gösterdiğin kimseyi gücendirmemeye de dikkat etmelisin.
§  köpeğin ağzına kemik atmak
  hkr. karşı gelerek bağırıp çağıran birini susturmak için ona bir çıkar sağlamak.
§  köpeğin ahmağı baklavadan pay umar
 aptal kişi, eline geçme olasılığı bulunmayan bir nimeti bekler.
§  köpek bile yal yediği kaba pislemez
 köpek bile yem yediği kaba saygılı davranırken insanın geçimini sağlayan yere, kendisine bu geçimi hazırlayan kimseye kötülük etmesi düşünülemez.
§  köpek ekmek veren (yediği) kapıyı tanır
 köpek bile kendisini besleyen yeri bilir, davranışlarıyla duygularını belli eder, insan da bundan ders almalı, gördüğü iyiliği unutmamalıdır.
§  köpek gibi
 çok yaltaklanan: “Kız ona derdini yanarken, paşanın Tevfik'i buldurması için köpek gibi yalvarırken, o gözlerini tavana dikiyor, cevap vermiyordu.” 
§  köpek sahibini ısırmaz
 kişi ne kadar aşağılık olursa olsun, kendini benimseyip koruyana kötülük etmez.
§  köpek suya düşmeyince yüzmeyi öğrenmez
 kişi, bir tehlike karşısında her yerden umudu kesilip kendine güvenmekten başka çare kalmadığını anlamadıkça kurtuluş yolunu bulamaz.
§  köpek sürünmekle etek kesilmez
 terbiyesiz kimsenin sataşmasıyla temiz kişi lekelenmiş olmaz.
§  köpek yese kudurur
 çok ağır ve onur kırıcı sözler için söylenen bir söz.
§  köpekle dalaşmaktan çalıyı dolaşmak yeğdir
 edepsiz kimse ile uğraşmamak için onun bulunduğu yerden uzaklaşmak gerekir.
§  köpekle yatan pire ile kalkar
 uygunsuz kişilerle ilişkide bulunanın sonu kötü olur.
§  köpeksiz köy bulmuş da çomaksız (değneksiz) geziyor
 kendisine engel olacak, karşı çıkacak kimse olmadığı için istediği gibi davranıyor.
§  köpeksiz sürüye (köye) kurt girer (iner)
 koruyucusuz kalan yere veya ülkeye düşman girer.
§  kurban etiyle köpek tavlanmaz
 kimi şeyler, yararlı da olsa herkese verilmez.
§  kurda konuk (komşu) giden, köpeğini yanında götürür
 saldırgan biriyle karşılaşacak olan kişi, kendisini koruyacak önlemler almalıdır.
§  kurt kocayınca köpeğin maskarası olur
 güç ve yeteneğini yitiren insan, basit ve kendini bilmezlerce aşağılanır.
§  kurtla görüşürsen köpeği yanından ayırma
 saldırgan biriyle karşılaşacak olan kişi, kendisini koruyacak önlemler almalıdır.
§  ürümesini bilmeyen köpek sürüye kurt getirir
 beceriksiz kimselerin iyilik yapayım derken zarara yol açtıklarını anlatan bir söz.
§  üşüntü köpekler mandayı paralar
 birlikten güç doğar.
§  yağ yiyen köpek tüyünden belli olur
 durup dururken yaşama düzeyinde bir yükselme olan kişi, kendisinden şüphe edildiği gibi çalıp çırpıyor demektir.

Peyami Bayram
İstanbul, 26/01/2016

20 Ocak 2016

Ebat

Boyumun ölçüsü tabuttan kısa,
kilom da darasız kefen miktarı.
Çıktım bir yola tamamı çok kısa,
İçimde kalan son nefes miktarı..

Peyami Bayram
20/01/2016, İstanbul

30 Aralık 2015

Biraz nostalji ve günümüz

Biraz nostalji ve günümüz...

1977 yılında henüz 11 yaşında bir çocuk olmama rağmen o yıllardan beri insan ve toplumsal yaşamla ilgili konularda gözlem yapma veya gözlemleri okumaya devam etmekteyim. 


O yıllarda televizyon ve internet gibi hayatımızı işgal eden gizli güçler henüz yoktu. 
Belki televizyon vardı fakat gündelik yaşantımızı yönlendirmede etkisi bugünküne oranla çok çok azdı. 

İnsanlar daha çok gazete, dergi, kitap okur, çeşitli sohbet ortamlarında bulunur ve birbirleriyle yüzyüze iletişime geçerlerdi. Doğrudan iletişimin bir diğer yolu da mektuplardı. 

Evet, biz doğrudan iletişime geçmek istediğimiz insanlara fiziken ulaşmamız mümkün olamadığında mektup yazardık. Bu kişiye özel bir durumdu. Onun için vakit ayırmak, duygularını toparlayıp düzenleyip kağıda dökmek ve bunu iletmek için maddi bir bedel de ödemek gerekirdi. 

Yılbaşı ve bayramlarda tebrik kartları satılırdı ve herkes aile ve sosyal çevresine göre ve tabii ki bayramın cinsine göre kartlar satın alırdı. Herkes için ayrı ayrı tebrik ve iyi dileklerini ve tek tek adreslerini de yazılarak bir bedel karşılığında postalanırdı. 1990'lı yıllara gelinceye kadar ben de her bayram bu alışkanlığımı sürdürdüm. 

O yıllarda telefon herkeste ve her yerde olmazdı. Olsa da iletişim imkanları hat olmaması, hışırtı ve benzeri gibi sebeplerle ya çok zayıftı ya da pahalıydı. Dolayısıyla iletişimin her türlüsü kıymetliydi ve karşı taraf da bu kıymetin farkında idi. Hele ulaşım çok daha zahmetli ve pahalı idi. Yani bir akrabanızı veya bir arkadaşınızı ziyaret etmeniz bazen ve bazılarınca çok lüks denilecek kadar maliyetli idi. Havayolu ise yalnızca yurtdışına gidenlerin -ki onlar çok özel insanlardı- kullandığı çok pahalı ve ayrıcalıklı bir ulaşımdı.

Okullarda mektup yazmayı ve telefon açmayı öğretirlerdi öğretmenlerimiz. Hatta ilkokuldayken öğretmenimizle birlikte postaneye giderek telefon etmeyi ve mektubu postaya vermeyi pratik olarak öğrendiğimizi çok iyi hatırlıyorum.

İzci Kampı yolculuğu (1979) 
Şimdiki zamanda çocuklar iletişimin içine doğuyorlar fakat büyük bir iletişimsizlik var insanlar arasında. Bunun sebebi belki her şeyin otuz-kırk yıl öncesine göre daha bol  olması ve kolay elde edilebilinir olması diyebiliriz sanırım.

Sosyal medya üzerinden aynı anda dünyanın her bir tarafındaki arkadaş, akraba, kardeş ve tanıdık tanımadık takipçi(ne demekse) anlık mesaj iletmek mümkün şimdiki zamanda.

Ben samimi söyliyeyim; eski zamanlarda değer verdiğim bir yakınıma yılbaşı veya bayram tebriği yazdığımda veya aldığımda hissettiğim güzel duyguları bugün ne gönderdiklerim ne de aldığım tebrik e-postası, sosyal medya mesajı veya smslerden alamıyorum. Zira kişiye özel olarak, bedel ödenerek alınan ve el emeği ile hazırlanan bir tebrik kartının manası çok derindi çok.

Aslında çoğaldıkça azaldık mı ne?

Yine de günün icabı buradan herkesin gelmekte olan 2016 yılını tebrik eder, sağlık, mutluluk ve esenlikler dilerim.

Peyami Bayram
31/12/2015, İstanbul

24 Aralık 2015

Uzaktaki Tanrı

Tanrı ne kadar uzakta 
veya kim O'na yakın?

Önce sanki bir iltifat gibi varlığını kabul edersin, sonra O'na uzaklarda bir yer seçer kendinden olabildiğince uzaklaştırırsın.
Kendinden ne kadar uzakta tutmak istersen o kadar uzağa atarsın O'nu. 
Uzağa gönderen bizzat kendin olduğundan istediğinde çağırır, kendine yaklaştırır, yakınlık kurar, samimi olur, hatta emrine amade edersin. 

Hem böylece O'nu uzağında tutmakla kendine ait özgür bir hayat alanı açmış olursun(!).

Ne istesen yaptırırsın O'na. 
İste sana iş, aş, sağlık, aşk, evlat, mal, makam vs versin. 
Ya da düşmanları, hastalıkları, belaları, musibetleri def etsin. 
Fakire gökten sofra indirsin, mazluma yardım için gökten melek göndersin. 
Senin güvenliğin için gökten inen O'nun orduları savaşsın.
Çoluk çocuğa doğru yolu ve istikameti yine O'nun görünmez varlıkları göstersin. 
Dünyada ne kadar savaş, arsızlık, yolsuzluk, hırsızlık, fitne ve fücur varsa hepsine O çözüm bulsun. 

O artık senin “özel Tanrı”ndır, artık O “sana özel bir Tanrı”dır..

Sen de "kazandığın" nimetleri hoyratça şükrederek tüketirken bir yandan da nerede noksan veya aksayan bir şey varsa O'na hayıflanır durursun. Ne de olsa eksik bırakan ya da yanlış yapan O'dur senin nezdinde.

Öyle ya O'nu sen istediğin gibi yonttun. Nesini beğenmezsen rahatça eleştirebilirsin. Nasıl olmasını istersen öyle konuşturursun. Ne duymak istersen onu söyletirsin. Ne olmasını arzu edersen onu yaratmasını istersin. O'nun iradesi senin egonun altında kalır çoğu zaman!

Kendin için yarattığın özel Tanrı'nın "yetersiz" kaldığını veya bazı konularda iletişim kurma becerisi gösteremediğini düşünürsün. O'na söz geçiremediğini düşündüğün ve belki de torpil(!) gereken bir noktada "özel" beceri ve hünerleri olan "aracılar" senin için hazır beklemektedirler. 

"Aracı" olmayı meslek edinmiş olanlar senin için durumun niteliğine uygun bir çok yol ve yöntemler bilirler. İster yazılı(muska, sihir, büyü vb), ister sözlü(farklı şekillerde okuma, üfürme, telkin, dua vb) olarak senin için uzaktaki Tanrı'n ile özel iletişime geçmek onların çok özel ihtisaslarıdır. Dahası sana o gizemli alemden bir takım "haberler" de verirler. Onlar senin anlamayacağın bir lisanla okur, yazar ve konuşurlar ki bu da "iş"lerini daha efsunlu kılmak içindir. Bir kısmının insanlar üzerinde daha etkili, çoğu kere diğer aracılarla rekabet unsuru olarak kullandıkları "cin"lerden dostları ve hizmetçileri/yardımcıları bile vardır. 

Bir de bu meslek erbabınca (t)üretilmiş bazı "çok özel" zamanlar ve mekanlar vardır. Senin bir insan olarak rutin bir şekilde Tanrı'n ile kuracağın ilişkiyi düzenlemek ve bundan da bir menfaat devşirmek için planlanmış, her devirde ve her coğrafyada farklılaşabilen ayartıcı promosyonlardır bunlar.

Bu aracı taifesi çok çeşitlidir. Kavuklusu var, cüppelisi var, filozofu var, lider olanı var, önder olanı var, seyyid olanı var, alim olanı, profesörü, yaşlısı, genci, eski sürüm, yeni sürüm, sosyetesi, avamı, yazanı, çizeni, okuyanı, üfleyeni ile şimdilerde ekranlarda ve sanal alemde olanı ve daha pek çok. 

Aracıları arada tutmayı istiyorsun. Zira Tanrı'yı uzaklaştıran kendinsin ve O'nun uzakta bir yerlerde durması için arada bir şeyler olmalı. 
Bu da insanın kendi kendine oynadığı çok kurnazca ve bir o kadar budalaca bir oyun!

Atalarından, ebeveyn, akraba, arkadaş, okul vb çevrenden aldığın "Tanrı" hakkındaki bilgi ve birikim kısaca ve öz olarak böyledir.

Gelelim hakikate!

Bir hiç iken bir damla meniden anne rahminde tesadüfen(!) bir çiğnem ete dönüşen sen!

Acziyet ve iradesizlik hallerini ne çabuk unuttun!

Hiç göklere ve dağlara bakmaz mısın?
Ey bir tek atomun parçalanmasındaki gücü ve dehşeti gören bu çağın insanı!
Kim toprağın altındaki tohumları yaran, ölüden diriyi çıkaran?

Görmez misin gecenin ardından sabahı?
Günün içindeki geceyi?
Dünyanın bir yanı sımsıcak yazı yaşarken bir yanında titreten kışı?
Ölüm gibi seni bir nefes ötede bekleyen mutlak sonu da bilmez misin?

Yerden bitenlerin gökten inenlere muhtaç olduğunu görmez misin ey insan?
Güneşin ayla ve yıldızlarla raksına şahitlik etmiyor musun?

Nedir bu dünyada ebedilik beklentisi?
Mal, makam, evlat, şöhret ve şehvet için biriktirdiğin günahları kim saklar güçlü hafızalarda?

Niçin görmüyorsun yanı başındaki mazlumu?
Fakirlik kaderidir(!) değil mi senin yanındaki, yörendeki ve dahi elinin altındakilerin?
Babasının canını alan Tanrı bakar değil mi yetimin yüzüne, bunun için mi elin gitmez onun başını okşamaya?

Tarih de okumaz mısın?
Görmez misin nice haller gelmiş insanoğlunun başına?
Ne krallar, padişahlar, liderler, führerler, başkanlar, halifeler ve dahi peygamberler gelip geçti yerle gök arasından. Hiç biri kalmadı yeryüzünde. Hepsi toprağa karıştı. Unutuldu çoğunun adı bile. 

Ey insan, bu gidiş nereye?
Her insanı sonunda mutlak bir ölümün beklediği bu hayat ne için yaşanıyor ve ne yolda tüketilecek? 

Şimdi bir daha bak senin Tanrı'n nerede?
Nasıl bir Tanrı'ya inanıyorsun?

Ey "İnanmıyorum" diyen kişi, senin de o inanmadığını söylediğin Tanrı'yı çok uzaklara gönderenden tek farkın senin Tanrı ile doğrudan ya da aracılar vasıtasıyla irtibat kurma isteğin yok hepsi bu! 
Sen de başka avuntular bulmuşsun kendine sonu kaçınılmaz olarak ölüme giden hayat yolunda. 
Dön de bir bak içine. 
Neler var neler..
Ne aşklar, ne ideolojiler, ne teknolojiler, ne felsefeler, ne liderler, ne bilimler, ne filmler ve daha neler neler..

"Müslümanım" diyen, "iman ediyorum/inanıyorum" diyenler ise bir kez daha gözden geçirmelidir kendi inancını. 
Neye inandığını, nasıl ve niçin inandığını başkasına izah için değil bilakis kendi kendine açıklığa kavuşturmalıdır.

"Siz ey imana ermiş olanlar! Sımsıkı sarılın Allah'a ve Peygamber'e olan inancınıza ve O'nun Peygamberi'ne safha safha indirdiği ilahî kelâma ve daha önce indirdiği vahye: Zira Allah'ı, meleklerini, vahiyleri, peygamberleri ve Ahiret Günü'nü inkar eden, gerçekten şiddetli bir sapıklığa düşmüştür." (Nisa 136)

Şimdi bir bak inandığını iddia ettiğin senin Tanrı'n Allah mı?

"ALLAH -O'ndan başka ilah yoktur; 
O her Zaman Diridir, 
Bütün Varlıkların Kendi Kendine Yeterli Yegane Kaynağıdır. 
Ne uyuklama tutar O'nu, ne de uyku. 
Yeryüzünde ve göklerde ne varsa hepsi O'nundur. 
O'nun izni olmaksızın nezdinde şefaat edebilecek olan kimdir? 
O, insanların gözlerinin önünde olanı da, onlardan gizli tutulanı da bilir; oysa O dilemedikçe insanlar O'nun ilminden hiçbir şey edinemez, hiçbir şey kavrayamazlar. 
O'nun sonsuz kudreti ve egemenliği gökleri ve yeri kaplar ve onların korunup desteklenmesi O'na ağır gelmez. Gerçekten yüce ve büyük olan yalnızca O'dur." (Bakara 255)

"De ki: O Allah birdir.
Her şey her halinde o Allah'a muhtaçtır; O hiçbir şeye muhtaç değildir.
O doğurmamış, doğmamış,
Hiçbir şey O'na denk olmamıştır." (İhlas 1-4)


"Elçi ve O'nunla birlikte olan müminler, Rabbi tarafından o'na indirilene inanırlar: Hepsi, Allah'a, meleklerine, vahiylerine ve elçilerine inanırlar; O'nun elçilerinden hiç biri arasında ayrım yapmazlar ve: “İşittik ve itaat ettik. Bize mağfiret et ey Rabbimiz, zira bütün yolculukların varış yeri Sensin!” derler." (Bakara 285)


Ölümlü, aciz bir insan olarak;
Allah'tan başka kulluk etmeye layık hiç bir varlık olmadığına iman eden,
O'nun için bütün sahte Tanrılara "hayır" diyen,
O'nu iç benliğinde hisseden,
O'na pazarlıksız bir şekilde teslim olan,
ayartıcılardan ve parazitlerden uzak duran
mü'min ve muvahhid  insandır
Allah'a yakın olanlar..

"GERÇEK ŞU Kİ, insanı yaratan Biziz ve onun iç-benliğinin ona ne fısıldadığını Biz biliriz: çünkü Biz ona şah damarından daha yakınız." (Kaf 16)

Peyami Bayram
21/12/2015, İstanbul






16 Aralık 2015

İRAN İZLENİMLERİM

Dünyanın kuruluş tarihi olarak en eskilerinden(M.Ö. 625) olduğu halde halen yaşayan belki bir kaç ülkesinden birisi.

1.648.195 km2 lik yüz ölçümü ile Türkiye'nin yaklaşık iki katı.
77.177.000 nüfusu ile yaklaşık olarak ülkemizle aynı.

Petrol ve doğalgaz gibi çağımızın en önemli enerji kaynaklarına sahip.
Dahası; bu enerji kaynağı ürünleri ihraç edebilen bir ülke.
Yani bu anlamda dışa bağımlılığı yok, bilakis getirisi var.
Coğrafi konumu ve iklim şartları itibariyle tarım ürünlerinde de ihracat yapan bir ülke.

Kısacası dünyada çağımızın en önemli iki unsuru olan enerji ve tarım(gıda) ürünlerinde hiç bir dış bağımlılığı olmadan yaşayabilecek dünyanın ender ülkelerinden birisi. Bununla beraber diğer önemli bir husus olarak yeterli su kaynaklarının olduğunu da belirtelim.

Çok uzun bir tarihi geçmişi olan, kökleri Pers İmparatorluklarına dayanan İran çok önemli bir kültür ve medeniyet havzası aynı zamanda. Dolayısıyla turizm açısından da çok önemli bir bölge.  Bu meyanda müzik, sinema, resim, mimari ve elbette özellikle edebiyatta çok önemli eserler veren ve sanatçılar yetiştiren bir ülke İran.

İran'da 1979 yılında İslami devrimi gerçekleştiren kadronun lideri İmam Ruhullah Humeyni'nin yeri apayrı.
Humeyni 36 yıl sonra hala ülkenin vazgeçmediği bir lider olarak duruyor.

İran devrimi dini bir söylem ve içerikle isimlendirilmiş ve biçimlendirilmiş olduğundan İmam Humeyni'nin vefatının ardından makamı boş kalmamış ve devrimi gerçekleştirenlerden bir başkası, Ayetullah Seyyid Ali Hamaney İslam Inkılâbı'nın dini lideri olmuş. Bu makam Cumhurbaşkanlığı makamının da üstündeki bir mollalar heyetinin reisliğidir.
Yani İran'da son karar merciinde bir dini lider bulunuyor.

Tarihteki her devrim gibi İran devrimi de kendi masal/efsane/mitlerini üretmiş, buna bağlı olarak da tabii ki Humeyni gibi efsanevi bir kahraman türetmiş.
Humeyni'nin kabri Tahran'da kendi adıyla anılan havalimanına yakın bir konumda, anlatılan sade yaşantısına zıt, çok büyük bir kompleks içerisinde, son derece ihtişamlı ve lüks bir yapının içinde bulunuyor.

İran'ın resmi/anayasal ideolojisi Şii İslam ve lideri İmam Humeyni, O'nun yaşayan temsilcisi ise Ayetullah Seyyid Ali Hamaney.

Rejimin Batı ve özellikle ABD karşıtlığı, İsrail düşmanlığı ülkenin bütün dünyaca bilinen esas stratejik mihveri.
Bununla beraber İslam ülkelerinin bir çoğu ile de sağlıklı ilişkileri olduğu söylenemez. Suudi Arabistan ve Mısır başta olmak üzere bir çok Sünni İslam ülkesi ile ilişkilerinin sorunlu olduğunu söylemek gerek. Bu durum İran'ın dünyadaki yalnızlığını bir kat daha artırıyor. Bu sebeple olsa gerek onlar da batının ve Sünni İslam dünyasının alternatifi olarak Şii dünyasının liderliğini elde tutma çabasının yanısıra Rusya, Venezuella, Hindistan ve Çin ile ilişkilerini güçlü tutmaya çalışıyor.

İslam dininin Şii yorumunun genel itibariyle tarihte ilk ortaya çıkışı siyasi bir tutum olarak görülmektedir. Ancak günümüzde siyasi duruşun yanında akide ve fıkıh ölçeğinde de çok farklı yorumların olduğunu söylemek gerekir.

Günümüz dünyasında İslam Dini'nin devlet yönetiminde esas referans olarak kabul edildiği bir kaç ülkeden birisi olan İran'da sosyal hayatta sokaktaki insanın karşı karşıya kaldığı en önemli bir kaç konunun yansımalarını ve bunlarla ilgili gözlemlerimi burada aktarmak isterim.
İlk olarak onlarda "hicab" dedikleri bizde başörtü/tesettür denilen konu.

İran İslam Cumhuriyeti'nde kadınlar dışarıda başörtülü olmak zorundalar. Ancak bu örtü sanıldığı gibi baştan ayağa siyah bir çarşaf şeklinde bir zorunluluk değil. Belki devrimin ilk yıllarında farklı uygulanmış olabilir fakat şimdiki uygulamada kadınların giyim kuşamında bir batılı ülkeden farkı başlarının gerisine doğru da olsa bir örtü bulundurmaları ki bu onların saç rengi ve şeklini gizlemiyor, bir de kısa etek veya şort giyemiyor olmaları. Bunun dışında kadınların sosyal hayatın içinde siyaset, spor, sanat ve iş hayatı gibi her yerde aktif ve etkin oldukları bir gerçek.

Dörde kadar evliliğin yasal olduğu İran'da başka İslam ülkelerinde olmayan farklı bir evlenme(!) şeklinin var olduğunu öteden beri duyardım fakat İran'da resmen tanındığını öğrendiğimde çok şaşırdım. Muvakkat/geçici nikah akdi işlemi; Arapça "mut'a" veya Farsça "sika" denilen bu nikah resmi olarak ve mollalar, yani din adamları tarafından, belli bir süre belirtilerek ve şahit gerekli olmadan yapılıyormuş. Dünyanın her yanında ve tarihin her döneminde olan gayri meşru ilişkiye burada maalesef bizatihi dini "meşruiyet" kazandırılmış.

Diğer bir konu ise faiz. En son açıklanan resmi rakamlara göre İran'da yıllık enflasyon %7,8 iken bankalar mevduata  %20 civarında faiz veriyorlar.  Evet bu faiz de bir "İslam Cumhuriyeti" olan İran'da yasal, yani "meşru". Bu durum piyasalarda para kıtlığına ve ticarette vadeli alışverişin artmasına, dolayısıyla hayat pahalılığı yani enflasyonun daha da artmasına sebep olmaktadır.

Ayrıca dünyanın hemen hemen bütün kapitalist ekonomilerinde görülen gelir dağılımındaki büyük uçurum burada da derhal göze çarpmakta. Alt gelir grubu ve onların yaşadığı mekanlar ile üst gelir grubundakiler arasındaki fark çok belirgin bir şekilde gözlemlenebiliyor. Bir de bu meyanda sokakta yatan evsizlerin İran ile büyük düşman(şeytan!) ABD'de gördüklerimden bir farkı yoktu!

Şia'nın mezhebî olarak eleştirisini yapacak bilgi düzeyinde olmadığımı özellikle belirterek burada bir kaç gözlemimi daha aktarmak isterim.
Daha önce 2007 yılındaki İran seyahatimde Meşhed şehrini iş gezisi için ziyaret etmiş, bu vesileyle gördüğüm Meşhed'de  Oniki İmam'ın sekizincisi olan İmam Rıza'nın türbesini de görme fırsatım olmuştu. Zaten Meşhed'e giden birinin bunu farketmemiş olması imkansız. Havalimanına iner inmez İmam Rıza sizi karşılıyor. Şehrin her yerinde tıpkı Medine'deki gibi "Harem" istikametini gösteren yön tabelaları sizi türbeye yönlendiriyor. Şii inancında ziyaret mekanları çok önem arz ediyor. Burası da Şii inancında çok önemli bir merkez. Benim oradaki en çarpıcı gözlemim insanların İmam Rıza'nın kabrine yönelerek secde etmeleriydi, tıpkı bizdeki Oruç Baba, Telli Baba veya Eyüp Sultan türbelerinde bazı cahillerin yaptığı gibi. 

Şii inancı için bir diğer ziyaret yeri ve en önemlisi ise Kerbela.
Malum Kerbela peygamberimiz Hz. Muhammed(as)'in torunu, Hz. Ali ve Hz. Fatıma'nın oğlu Hz. Hüseyin ve ailesinin şehid edildiği yer.
Her yıl şiiler akın akın Kerbela'ya ziyarete ve yas törenlerine iştirak etmeye gidiyorlar. Muharrem ayının onuncu gününe rast gelen Kerbela olayı aynı zamanda Şia'nın da miladı hükmünde olsa gerek, dolayısıyla çok önem atfedilen bir tarih. Bu tarih resmi tatil ve bu günde çok özel anma merasimleri düzenleniyor. 

Öyle ki bu merasimler kırkıncı güne kadar sürüyor. İşte bu son İran seyahatimin son günü(2 Aralık 2015) "erbain", yani Hz. Hüseyin ve ailesinin Şehadetinin kırkıncı gününe denk geldi. 10 Muharrem gibi bugün de resmi tatil. Her kutsal merkezde matem merasimleri düzenleniyor. Fakat en büyük merasim Kerbela'da. Günlerdir İran televizyonları ve gazeteleri Kerbela'ya giden iki milyonu aşkın ziyaretçi akınından söz ediyor, dünyanın her yanından(!) ziyaretçilerle röportajlar yayınlıyor, yollardaki kilometrelerce uzayan ziyaretçilerin yaya ve araçlı konvoylarını gösteriyorlar. Sık sık dini lider Ayetullah Seyyid Ali Hamaney'in vaazları ile matem neşideleri eşliğinde ağlayan insanlar ekranlarda gösteriliyor. Bu şekilde adeta Şia'nın gücünü bütün dünyaya göstermek istiyorlar, aynı zamanda da Şiilere moral ve güven vermeye çalışıyorlar. Kim bilir belki de maksat bu sayısal çoğunluğu her yıl daha da artırarak Sünni dünyanın Hacc'daki  büyük buluşmasına rakip bir karşılık oluşturmaktır.

Şehrin her yanında resmi ve özel binalarda, yollarda bayraklar ve flamalarda "ya Hüseyin", "ya Fatıma" ibareleri var.  Yanısıra siyah üzerine yazılmış "Ya Sarullah", yani "ey Allah'ın kanı" anlamına gelen ve Hz. Hüseyin'in kanına nisbet edilen ifadenin yer aldığı büyük bir bayrağı da büyük bir meydanda gördüm.

Bunlarla beraber Tahran'ın merkezi bir yerinde çok büyük bir binanın tüm cephesini kaplayan bir resimde;
Bir tepeye ABD bayrağını diken Amerikan askerleri ve etrafında ezilerek öl(dürül)müş müslümanlar resmedilmişti. Bu eserde; yakın zamanda hacda şeytan taşlamada meydana gelen izdihamda ölenlerin çoğu İranlı olması hasebiyle aslında Suudi Arabistan yönetiminin bunu bilinçli yaptığı ve bu işte ABD ile işbirliğine gittiği çok sert bir üslupla ifade ediliyormuş. Ne gariptir ki ben ilk gördüğümde ABD bayrağının ve askerinin etkileyici muzafferliğini hissettim!

İran: Özgürlüklerin kısıtlandığı bir ülke.

Uydu anteni yasak, internet kısıtlı, facebook ve twitter yasak. Dahası mobil iletişim de oldukça sorunlu, mesela uluslararası dolaşımda iken yabancılara SMS iletişimi dahi neredeyse yok gibi. Kısacası muhalif görüşlerin dile getirilmesinin önünde çok engel var.

Bütün bunlar ne adına?
Din adına.
İslam adına.

Halbuki İslam dünyasında söz sahibi olmak isteyen, dünyaya İslam Dini'ni bir model olarak sunmak isteyen İran Yönetimi mesela dünyada çok az ülkenin sahip olduğu elindeki çok güçlü kaynakları daha verimli kullanarak, faizi ve olumsuz bütün sonuçlarını kaldırarak öncelikle kendi halkına müreffeh bir hayat sunabilir, öncelikle dünyadaki diğer müslümanlara bilahare bütün insanlığa iddia ettiği gibi huzurlu ve müreffeh bir toplum ve devlet modelini gösterebilirdi.


Tıpkı Sünni İslam inancındaki zenginliği ile meşhur Suudi Arabistan başta olmak üzere diğer bir çok İslam ülkesi gibi İran da dünyada zulüm, açlık ve yoksulluk yüzünden göç eden insanların sığınabilecekleri sıcak bir kucak olamıyor maalesef.







14 Aralık 2015

Yol, dost, gayret ve İman

Yol mu aradın bulamadın;
Aç kitabı hidayet var!

Dost mu aradın bulamadın;
Dostluğun kadar dostun var!

İş mi aradın bulamadın;
Gayretin kadar işin var!

Güç mü aradın bulamadın;
İmanın kadar Rabbin var!

Peyami Bayram
23/10/2015
İstanbul-Bakü

Sandık

Ne mal ne haz ne hayal sandığın;
Mahkeme-i Kübra'ya gidecek çeyiz sandığın..

Peyami Bayram
14/11/2015, İstanbul 

RAMAZAN 1447 CÜZ 30

OTUZUNCU CÜZ   Hicri 1447 yılında Ramazan ayı 29 günde hitama erdiği için bu son günde iki cüz birden okuduk ve Kur’an-ı Kerim’in kalbi ve...