24 Ocak 2024

Mehmet Akif Ersoy

 

İstiklâl Marşımızın şairi olarak bilinir. Lakin
o sadece bir şair veya edip değil Türk yurdunun istiklâl mücadelesindeki en önemli köşe taşlarındandır.
 

Alimdir. 

Mütefekkirdir. 

Mücahittir.

Şairliği şahitliğidir. Burası bilhassa çok önemlidir. Yazdığı her bir mısraı ya bizzat yaşamıştır veya yaşananlara şahitliğini en derin hissiyatıyla mısralara dökerek hem o devirde hem de sonrasında yaşayanlara aktarmıştır. 

İslâm aleminin asırlar boyunca ilim üreten, keşifler yapan, zaferler kazanan bir medeniyetin mirasçısı olarak yirminci asra girilen yıllarda içinde bulunduğu durum hakkında çok isabetli tespitler ve teşhisler yapmıştır. Bunları şu ana başlıklar altında toplamıştır. 

  • Cehalet
  • Tembellik 
  • Ümitsizlik 

Bu bataklıktan çıkılmadan ne hakiki manada istiklâl kazanılabilir ne de istikbalin güvende olacağından söz edilebilir. 

Teşhis ettiği hastalıkların tedavisini de eserlerinde veciz bir şekilde herkesin anlayabileceği seviyede anlatmıştır. Buradaki anlaşılabilirlik ilmî ve felsefî seviye olarak ifade edilmektedir. Şiirlerini aruz vezniyle ve bir Osmanlı aydını olarak engin kelime hazinesiyle yazdığı için günümüzde bizim gibi oldukça sığ kelime hazinesi olan sıradan insanların anlaması için biraz lügat karıştırması icap eder. Tespit ettiği sorunların tedavisi için de eserlerinde şunları ısrarla vurgulamıştır;

  • Güncel/çağdaş bilim
  • Gayretli, sistemli ve çok çalışma
  • Maksada dönük arzu ve istek


“Şudur cihanda benim en beğendiğim meslek: 
Sözüm odun gibi olsun; hakîkat olsun tek!”


Diyen Mehmet Akif Bey, yukarıda da belirttiğimiz gibi şiirini şahsiyetinde yaşamış bir şair olarak bu teşhisleri ile tedavi önerilerini hiç kimseden ve hiçbir makamdan çekinmeden apaçık ve dosdoğru ifade etmiştir. 


O’nun mücadelesini ve mücahedesini anlayabilmek için Safahat’ı satır satır ve sindire sindire okumak gerekir. Bu okuma ile modern çağda Türk milletinin doğu ile batı, eski ile yeni arasındaki çırpınışlarının mükemmel analizini görmek mümkündür. 


Benim kanaatimce günümüzün Türk aydını Mehmet Akif Ersoy’u yakından tanımadan ne günümüzü anlayabilir ne de ayağı yere basan bir gelecek tasavvuru kurabilir. 


Modern çağda dinimizi, tarihimizi ve konumumuzu dosdoğru anlayamadığımızı şu satırlarda çok net ifade ettiğini görüyoruz:


🕊️🍀🕊️🍀🕊️🍀🕊️


“Doğrudan doğruya Kuran’dan alıp ilhamı;

Asrın idrakine söyletmeliyiz İslam’ı”


🕊️🍀🕊️🍀🕊️🍀🕊️


İnmemiştir hele Kur’ân, bunu hakkıyle bilin,

Ne mezarlıkta okunmak, ne de fal bakmak için!


🕊️🍀🕊️🍀🕊️🍀🕊️


“Arkasından takla attın en denî bir şöhretin;
Düştü takken, çıktı cascavlak o kel mâhiyyetin!
Bir külâh kapmaksa şâyet bunca hırsın gâyesi;
Kendi nâmûsun olur, ergeç onun sermâyesi…”


“Düşme ey âvâre millet bunların hızlânına ;
Vâkıfız biz hepsinin pek muhtasar irfânına;
Şark’a bakmaz, Garb’ı bilmez, görgüden yok vâyesi;
Bir kızarmaz yüz, yaşarmaz göz, bütün sermâyesi!..


🕊️🍀🕊️🍀🕊️🍀🕊️


“O ihtişamı elinden niçin bıraktın da;

Bugün yatıp duruyorsun ayaklar altında?

“Kadermiş!” öyle mi? Hâşâ bu söz değil doğru;

Belânı istedin Allah ta verdi… Doğrusu bu!”


🕊️🍀🕊️🍀🕊️🍀🕊️


“Ne istenirse, elbette, sonuç öyle çıkar;

İlâhî iradenin sana zulmetmek ihtimali mi var?

“Çalış!” dedikçe Şeriat, çalışmadın, durdun;

Onun hesabına birçok hurafe uydurdun!

Sonunda bir de “tevekkül” sokuşturup araya;

Zavallı dini çevirdin onunla maskaraya!”


🕊️🍀🕊️🍀🕊️🍀🕊️


“Düşünmüyor kimin için indiğini Kuran’ın…

Allah’ı gösterecek, muhatabı sorulsa kitabın!

Bütün yüce buyruklara savaş açan şu serseri;

Allah’a havale ediyor bütün yükümlülüklerini!”


🕊️🍀🕊️🍀🕊️🍀🕊️


“Hâlikın nâ-mütenâhî adı var en başı «Hak»;

Ne büyük şey kul için hakkı tutup kaldırmak;

Hani ashâb-ı kirâm ayrılalım derlerken;

Mutlaka sûre-i ve’l-asr’ı okurmuş bu neden?

Çünkü meknûn o büyük sûrede esrâr-ı felâh;

Başta iman-ı hakîkî geliyor sonra salâh;

Sonra hak sonra sebât: İşte kuzum insanlık;

Dördü birleşti mi yoktur sana hüsrân artık.”


🕊️🍀🕊️🍀🕊️🍀🕊️


“Kahraman Ordumuza” ithafı ile yazdığı ve daima göğsümüzü gere gere okuduğumuz, Türk İstiklâl mücahedesini en güzel bir surette tasvir eden İstiklâl Marşı’nı millete mâl olduğuna işaret ederek Safahat’ına almayan merhum Mehmet Akif Ersoy’un Türk askeri ve ordusunu Çanakkale Şehitleri şiirindeki şu muhteşem tasviri İslam tarihine mührünü vuran Türk ordusu ve askerinin en mükemmel anlatımıdır:


🕊️🍀🕊️🍀🕊️🍀🕊️


“Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar... 
O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar, 
Yaralanmış temiz alnından, uzanmış yatıyor; 
Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor! 
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker! 
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer. 
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhîd’i... 
Bedr’in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi... 
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın? 
“Gömelim gel seni târîhe” desem, sığmazsın. 
Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb... 
Seni ancak ebediyyetler eder istîâb. 
“Bu, taşındır” diyerek Kâ’be’yi diksem başına; 
Rûhumun vahyini duysam da geçirsem taşına; 
Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ nâmıyle, 
Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle; 
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan, 
Yedi kandilli Süreyyâ’yı uzatsam oradan; 
Sen bu âvîzenin altında, bürünmüş kanına, 
Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına, 
Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem; 
Gündüzün fecr ile âvîzeni lebrîz etsem; 
Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana... 
Yine bir şey yapabildim diyemem hâtırana.”


🕊️🍀🕊️🍀🕊️🍀🕊️


Azîz hatırasına hürmet ve rahmetle Türkiye’nin her il ve ilçesinde okullar, kütüphaneler, mahalleler, caddeler ve daha pek çok yerlerin yanı sıra çocuklarımıza verdiğimiz ismiyle de halen aramızda yaşatıyoruz çok şükür Mehmet Akif Ersoy’u. Umarım Safahat’ta idealize ettiği Asım’ın nesline yine O’nun çizdiği çerçevede gerekli şuuru da verebiliriz. 


Peyami Bayram

24 Ocak 2024

Arnavutköy, İstanbul 

16 Ocak 2024

Ben + Sen + O = Biz olur muyuz?

Ülkelerin büyük çoğunluğunu teşkil eden yönetilen kesimdir. Yönetenler ise lider veya önder pozisyonunda olanlardır. Siyasi, ideolojik ve manevî liderler/önderler geniş kitlelere tesir etmektedirler. Onların tesir alanları ellerinde bulunan çeşitli güçlerin çarpan etkisiyle oldukça geniş olmaktadır. Bununla beraber fikir, sanat ve ilim yoluyla halka yön vermeye çalışanların çabalarının sonuçlarının son zamanlarda yaygınlaşan medyatik rol model olanların etkisinden daha fazla olduğunu ise hiç sanmıyorum.


Ülkemizde aile, iş okul, komşuluk ve diğer tüm sosyal alanlarda kişiler birbiriyle konuşarak anlaşmakta çoğu zaman zorluk çekmektedir. Bunun birinci nedeni herkes öncelikle kendisinin tanınması ve kabul edilmesi gerektiğini düşünüyor. Karşısındakini dinlemek, tanımak ve anlamak gibi bir önceliği bulunmayan kişiler doğal olarak birbirleri ile anlaşma değil çatışma yaşıyorlar. 


“Söz gümüşse sükût altındır” demiş bizden önceki hikmetli kimseler. Şimdiki zamanda çoğunlukla gümüşü israf ediyoruz ve altını da tasarruf etmiyoruz maalesef. 


Memleketimizde her kültürden, her fikir ve inançtan insan zenginliğimizden bahsederiz yeri geldiğinde. Ama iş birbirimize tahammül etmeye geldiğinde herkesin kendi mensubiyeti ağır basıyor nedense?


Yıllarca sağcı-solcu, ilerici-gerici, alevî-sünnî, Kürt-Türk, müslim-gayrimüslim, laik-dindar gibi kutuplaşmalarla millet ve ülke olarak çok zaman kaybettik. Bu zaman içerisinde pek çok maddi kayıplar da verdik. Zaten bizi bu çatışmaların içine sokup körükleyenlerin maksadı da buydu. 


Sözün özü; milletin en küçük sosyal parçası ailede nasıl bir kardeşlik hukuku varsa toplumsal yaşamın her alanında da farklılıklarımızla bir arada yaşama bilinci kazanmalıyız. 


Kardeşlik hukuku bencil olmamayı, karşımızdakini dinlemeyi, önce bilgi edinmeyi, sonra tanımayı, sonra anlamayı, sonra anlamlandırmayı ve en sonunda konuşmayı gerektirir. Biliyorum, biraz fazla idealize eden bir çerçeve çizdiğimin farkındayım. Fakat globalizm adı altında tüm dünyayı kendi çiftlikleri yaparak kendi seçkin zümreleri dışında kalanlara köle muamelesi yapma planlarına sahip sözde global efendilerin karşısında yıkılmamak, yenilmemek ve dahi sürülmemek için “biz” olabilmeliyiz. Ancak bu şekilde onların sömürü ve yok etme planlarını bertaraf edebiliriz. Ben, sen ve o olarak teker teker onların karşısında çok zayıf birer hedef olmaktansa farklılıklarımızı bir kenara bırakıp bir araya gelerek “biz” olmaktan başka çıkar yol yoktur.


Fikirler daima tartışılabilir yeter ki neyi ve niçin savunduğunuzu bilin. 

Karşınızdakini tanımak ve anlamak için dinleyin. Böylece vereceğiniz cevabınız olur, belki kendi fikrinizi daha iyi anlatmanın da bir yolunu bulursunuz.

En önemlisi de maksadınız çatışma değil anlaşma olursa  yapılan şey “biz bize” bir konuşma olur. İşte o zaman ortak düşmanı görüp ona karşı birlik olabiliriz. 


Peyami Bayram

16 Ocak 2024

Arnavutköy, İstanbul 








11 Ocak 2024

Hangi hayat?

“Bunlara ne oluyor ki öğütten yüz çevirip duruyorlar?
Sanki onlar, ürkmüş yaban eşekleri gibidirler; Arslandan korkup-kaçmışlar.
Hayır; her biri, kendisine açılmış sahifelerin verilmesini ister.
Hayır; onlar şüphesiz ahiretten korkmuyorlar.
Gerçek (şu ki), o (Kur’an,) elbette bir öğüttür.
Artık kim dilerse, öğüt alıp-düşünür.”
(75 Müddessir Suresi Ayet 49-55)

İnsan dış dünyadaki verileri almak, gerekli olduğunda iletişim kurmak veya verilere göre hareket etmek üzere dünyaya geldiği andan itibaren duyu organlarını kullanır.
Önceleri bu veri alış-verişi hayatta kalmak için gerekli olan fiziksel ihtiyaçlarla sınırlıdır. Ebeveyn ile aile, çevre, okul gibi diğer eğitici faktörlerin eşliğinde gelişme safhalarında duyuların kullanımı konusunda eğitilir, yönlendirilir. 
Zeka denilen eşya ile ilişki kurma becerisinin gelişimi ve ardından akıl denilen olaylarla ilişki kurma ve muhakeme yeteneğinin gelişmesi ile artık birey olan insanoğlu kendi duyularını yönlendirmeye başlar. Gelen verileri yorumlar ve bu yorumlardan yola çıkarak kendi özgün duruşunu ve tutumunu geliştirir.
Soyut düşünme ve akletme yeteneği ile  dünyadaki varlığına dair bir fikir sahibi olan birey artık buna uygun kendi yol ve yöntemini belirlemiştir. 
Kişinin bu bağlamda ölümü hesap etmeksizin hareket etmesi mümkün olamayacaktır. Zira zıtlıklar dünyası veya çift kutupluluk da denilen bu yaşam döngüsünde hayatın diğer yüzü olan ölüm bütün çıplaklığıyla insanın karşısında durmaktadır.
Bu durumda insan ya beşeri bir takım ideolojilere veya ilahi dinlere yönelir.
Her iki durumda da yaptığı ölüm gerçeğinin çaresizliğine karşı bir vaziyet almadan başka bir şey değildir aslında.
Hangi dünya görüşü, ideoloji veya din bireyin duyu organları vasıtasıyla iç dünyasından dış dünyasına bir yol bulursa kişinin yolu o olur.
İnsan bu yönelişte yukarıda da vurguladığımız gibi öncelikle ve başta ebeveyn olmak üzere aileden, okuldan ve çevreden alınan etkilerin yanı sıra aklı ve iradesi ile ya bunların tesiri altında kalarak veya kendi mecrasını bularak istikamet tercihini yapar.
Ölümden sonrasında da bir hayat olduğuna inanan insan ile buna inanmayanlar arasında hayatla ölüm kadar fark vardır. 
Ölüm ve sonrasındaki safahata inanmanın bu dünyada yaşarken getirdiği sorumluluk aynı zamanda ölüm sonrasındaki ebedi hayata giriş sınavı niteliğindedir. 
Hem ebedi mutlu bir hayat hem de sorumluluktan uzak bir dünya yaşantısının tezatlığı apaçık değil mi?
İnsan zihni öyle kurnaz oyunlar ortaya koyuyor ki kendisi bile bunun bir tuzak olduğunu fark edemiyor. 
Ebedilik arzusu ile yanan nefis bu dünyada kalıcı olmadığını, mutlak surette ölümün kendisini beklediğini bilmesine rağmen dünyadaki pek çok şeye sahip olmak adına mantıken çok saçma olsa da kendisini bekleyen mutlak sonu hiçe sayabiliyor. Böylece insanoğlu kendisini bekleyen mutlak gerçek olan ölüm ve dolayısıyla ölümden sonraki hesap günü ile ardından gelecek ebedi hayata değil de olumlu ve olumsuz her türlü ihtimali barındıran dünyadaki hazların, heveslerin ve arzuların peşinde koşmaya odaklanıyor.

Matematiksel olarak ifade edecek olursak; ortalama insan ömrünü 80 yıl kabul edelim, ahiretteki ebedi hayatın da sonsuz olduğunu düşünelim. Şimdi 80'in sonsuza oranı nedir matematiksel olarak? 
80/sonsuz=0
Evet kocaman bir sıfır. Yani sonsuzun yanında 80 değil 880 olsa dahi sonuç aynı olacaktır: sıfır.
İşte sonsuz hayat karşısında dünyadaki ömür süresi ister 80 olsun isterse 880 yıl olsun görüldüğü gibi son derece kıymetsiz kalıyor.
Şu kısa ve sonsuz hayat karşısında değersiz olan hayatı son derece değerli hale getirmek bizim elimizde. 

“Allah, iman edenlerin dostu ve yardımcısıdır; onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. İnkâr edenlere gelince, onların dostu da tâğutlardır ki, onları aydınlıktan karanlıklara sürüklerler. Onlar ateş ehlidir; orada ebedî olarak kalacaklardır.”   Bakara(2/257)

“Rabbimiz Allah'tır” deyip sonra da dosdoğru istikamet üzere olanlar için ne bir korku vardır, ne de mahzun olurlar. Onlar Cennet ehlidirler; yaptıklarına karşılık ebediyen orada kalacaklardır.   Ahkaf(46/13-14)

Peyami Bayram
11 Ocak 2024
Arnavutköy, İstanbul


KAYITTAYIZ

Sanal ortamda dijital verilerinizi shift+delete ile  silseniz dahi tamamen kaybolmadığını bilenler bilir. 

Gerçek hayatta yaptıklarımız da iyi veya kötü ne varsa bütün detayları ile kayıt altına alınmıştır ve alınmaktadır. 
Bu kayıtlardan istemediklerinizi tamamen silmeniz ancak o kayıtları muhafaza edenin merhametine bağlıdır. 

O her şeyi bilen, her şeyden haberdar olan Allah aynı zamanda çok merhametli ve affetmeyi seven bir otorite sahibidir.
Ancak hepimiz bedenen ölümlü bir hayata sahibiz.
İçimizde sakladıklarımız dahil yaptığımız her şey bir gün bütün detayları ile ortaya dökülecektir. 
Wkileaks belgelerinden bin beter. 
Bütün şahitlikleri ile beraber, hem iyilikler hem de kötülükler.
Kim ister içinin dışına çıkmasını, gizliliklerin ayan beyan olmasını?

Bir düşünsek
Bu beden giysisinden sıyrılınca geriye sadece yapıp ettiklerimiz kalacak.
Bıraktığımız izler bizi yaşatacak ya da kahredecek.

Öteki hayat, ahiret veya öbür dünya denilen ölümden sonraki hayatın başka türlü olacağını mı sanıyorsunuz?
İnanmazsanız dilediğinizi yapın.
Tutan kim ki sizi kendi özünüzden başka?

Peyami Bayram
16/12/2016

ALGORİTMA VE HAREZMİ



Algoritma sözcüğü, Özbekistan'ın Harezm, bugünkü Türkmenistan'ın Hive kentinde doğmuş olan Ebu Abdullah Muhammed İbn Musa el Harezmi'den gelir. Bu alim 9. yüzyılda cebir alanındaki algoritmik çalışmalarını kitaba dökerek matematiğe çok büyük bir katkı sağlamıştır. "Hisab el-cebir ve el-mukabala (حساب الجبر و المقابلة)" kitabı dünyanın ilk cebir kitabı ve aynı zamanda ilk algoritma koleksiyonunu oluşturur. Latince çevirisi Avrupa'da çok ilgi görür. Alimin ismini telaffuz edemeyen Avrupalılar "algorizm" sözcüğünü "Arap sayıları kullanarak aritmetik problemler çözme kuralları" manasında kullanırlar. Bu sözcük daha sonra "algoritma"ya dönüşür ve genel kapsamda kullanılır.

Kimdir mü'min?

Ufak bir menfaat görüp yönünü haktan kırmayan,

Nefsini harama yaklaştırmayan,

Elini pis işlere bulaştırmayan,

Dilini yalana alıştırmayan,

Aklını kiraya verip zihnini donuklaştırmayan,

Yakınlarını kendinden uzaklaştırmayan,

Tebessümü yüzünden eksiltmeyen,

Düz görünüp eğri gitmeyen,

Yüze gülüp arkadan söz etmeyen,

Ölçüde, tartıda hile bilmeyen,

Haddini bilip de hudut çiğnemeyen,

Zalime karşı durup mazlumu ezdirmeyen,

Muhtaç olsa bile en yakınına sezdirmeyen,

Sağ elinin verdiğini sol eline bildirmeyen,

Çalışmayı ilke edinip tembellik etmeyen,

Allah'tan başkasına kulluk edip önünde eğilmeyen,

Kusurlarından dönüp tövbe etmekten çekinmeyen,

Şükründe samimi olup, nimete nankörlük etmeyen,

İhtiyaçtan fazlasına tamah edip aşırılığa gitmeyen,

Bildikleriyle amel edip, bilmediklerinde ısrar etmeyen,

Kendisine yapılmasını istemediğini başkasına reva görmeyen,

Yoksulu, yetimi, yolda kalmışı hor görmeyen,

Mal, makam ve çoklukla öğünmeyen,

Komşusundan habersiz olmayan,

Olduğu gibi görünüp görünmediği gibi olmayan,

Az bilip çok konuşmayan,

Çok konuşup sözüne yalan, yanlış karıştırmayan,

Allah'tan başkasına ilahlık yakıştırmayan,

Cömert olup cimrilerle hesap kırıştırmayan,

Sade yaşayıp gösterişe dalıp israf yarıştırmayan,

Zalime karşı mertlikten çekinmeyen,

Hak yoluna baş koyup geri çekilmeyen,

Mutlak hesabın dünyada değil ahirette olduğunu bilen,

Tek başına kalsa da "Allah yar" diyen..


Peyami Bayram

11 Ocak 2024

Arnavutköy, İstanbul










gidenin ardından

yürüdüğün yollarda iz bırakmadan,

ayağında toz bırakmadan..

kokunu unutturup,

gittin buralardan..

sarılmadan,

ağlamadan, sızlanmadan

gittin buralardan..


bilmiyorum,

huzurun var mı

gittiğin yerde?

bıraktığına pişman mısın

ardındakileri?

yoksa, 

yoksa sen de bilmeden mi gittin

vardığın yere..


Peyami Bayram

11 Ocak 2024

Arnavutköy, İstanbul


RAMAZAN 1447 CÜZ 30

OTUZUNCU CÜZ   Hicri 1447 yılında Ramazan ayı 29 günde hitama erdiği için bu son günde iki cüz birden okuduk ve Kur’an-ı Kerim’in kalbi ve...