03 Aralık 2023

Arayış



Bir İbrahim olasım vardı;
ateşlere dalan..
Bir Musa olaydım; 
önünde deniz yarılan..
Bir İsa olsam;
ölü ruhları uyandıran
Bir Muhammed gibi;
Yaradan Rabbin adıyla okuyan..

Bir yerlerden başladım hep yarıda kaldı,
Nefsim her defasında aklı esir aldı.

Gözüm sürekli kuytuda bir günah arar,
Kaçtım, sığındım Rabbime tekrar ve tekrar.

Günler, aylar geçti içim huzur bulmadı,
Yaban elde sorularım cevap bulmadı.

İçimdeki ıssızlık sadık bir dost arar, 
Döşüme sıcak bir nefes olacak kadar. 

Mushafta buldum hakikatin izlerini,
Bütün nebi ve resullerin özlerini.

Dua ile yere serilir gökler,
Secde ile göğe yükselir yerler.
Yüreği Rahman'a teslim ederler;
İblise korkudur kahraman erler..

Peyami Bayram
3 Aralık 2023
Arnavutköy, İstanbul 

22 Kasım 2023

..mış gibi yapmak yerine sahici olmak


İnsan her sabah uyandığında zaman ve mekan algısı otomatikman çalışmaya başlar.  Normal bir insan günlük rutinlerini yerine getirerek güne başlar.

Bazı insanlar için günlük yaşam oldukça zahmetli ve yorucudur. Bunun sebebi işlerinin çok ve çeşitli olması değil. Bu zahmetli sürecin asıl sebebi gün içinde birden fazla kişilik rolü yapmak zorunda kalmalarındandır.

İçinde taşıdığı duygular ve düşüncelerle dışına yansıttıkları farklı olan insanlar böyledir. Bu insanlar günlerini, aylarını ve sonunda ömrünü harcadığı bu yolda bir açıdan başarılı ve kazançlı gözükse de hiç bir zaman tam anlamıyla iç huzurunu bulamazlar.

Evet, o insanlar yiyip içip, gezip tozup, eğlenip gülüp yaşıyor olabilir. Dıştan görünen ve bir çoklarına çok cazip gelen bu yaşantının o insanları bir türlü mutlu ve huzurlu etmediğini anlamak için titiz bir gözlem yapmak yeterlidir. Özellikle teknolojinin geniş imkanlarını kullanan günümüz insanı için bunu gözlemlemek çok zor değil.

Çok para kazanan, makam, mevki ve hatta nüfuz sahibi olan bu insanların mutsuzluğu  ibretlik bir durumdur aslında. Diğer bir ifadeyle insanın bir türlü tatmin olamaması durumudur bu. Zira her arzuladığı emeline kolaylıkla ve kısa sürede ulaştıktan sonra onun hiçbir kıymeti kalmıyor. 

Çünkü arzular tükeniyor, maddi hazlar biteviye tüketiliyor. Çünkü bu hedeflerin, hayallerin hepsi maddi bir bedel istiyor. Tıpkı bir alışveriş gibi. Yeterli parayı, bedeli bulur, temin eder ve istediğiniz malı veya hizmeti alırsınız ve böylece alışveriş tamamlanır. Maddi bir bedel ve maddi bir karşılık.

İnsanın beklentileri, hayalleri ve umudu maddiyat eksenli olunca bu sınırlı ve kısıtlı dünyada aradığı tatmini bulması asla imkan dahilinde olamaz.

Her şeyden önce insanın kendi hayat süresi buna yetmez. 

Doğumdan ölüme kadar azami seksen yıllık ömrü olsa -ki bu sürenin tamamı bile sınırsız arzu ve istekler için yok hükmünde bir an gibidir- bu sürenin ilk on yılını çocukluk, son on yılını yaşlılık/acizlik, geri kalan 60 yılın üçte birine denk gelen 20 yılını uykuda geçen süre olarak kabul edersek verimli olabilecek belki 40 yıllık bir süreden bahsediyoruz. Kırk yıl hiç durmadan dinlenmeden elde edebileceği maddi şeyler için uğraş veren bir insanın elde edeceklerinin ve tadacağı hazzın tamamı sonuçta yine bu dünyada kalacak. Hayat parantezi kapandığında geride kalanlar onun için bir hiç hükmünde olacaktır. O insanın bir türlü yakalayamadığı iç huzuruyla ilgili sır ise işte bu son cümlenin içinde saklıdır. 

Yani buradan bir şey götürememek. 

Yani maddi dünyada kendisine ne kadar zevk verse de kazandıklarının, elde ettiklerinin tamamının burada kalacak olması. 

Yani, o çok değer verdiği bedeninin bile diğer tüm değer verdiği, peşinde koştuğu ve tüm vaktini harcadığı mal, mülk, servet adına ne varsa hepsiyle beraber geride kalacak olması.

Her kim buradan maddi bir şey götüremeyeceğini erkenden anlayıp da hayatını ona göre düzenlemeye başlarsa gerçek mutluluğu, gönül rahatlığını ve her türlü maddiyatın önüne geçen manevi tatmini yakalar.

Bunun için ..mış gibi yapmak, farklı rolleri yaşamak yerine doğal hayatın, yani fıtratın, yani yaradılış yasalarının akışına kendimizi bırakmalıyız.

Selamla başlayalım güne.

Güler yüzle karşılayalım çevremizdekileri.

Paylaşalım neyimiz varsa elimizde.

Güzel yanlarını görelim sevdiklerimizin.

Yetime, kimsesize, yoksula merhametle destek olalım.

Kendi menfaatimiz için değil tüm insanlık için çalışalım, araştıralım, üretelim.

Bütün gücümüz ve cesaretimizle mazlumun yanında, zalimin karşısında duralım.

Tüm bunları bizi yaratan ve rızıklandıran, yerdeki ve göklerdeki her şeyin yegane sahibi, ölümden sonra bizi tekrar diriltip asla şaşmaz ve yanılmaz bir şekilde hesabı görecek olan yüceler yücesi Allah rızası için yapalım.

İşte o zaman geride bıraktığımız her ne varsa ziyan olmayacaktır.

Gerçek tatmin ve hazzın en yücesi Allah'ın rızasını kazanmaktır.


Peyami Bayram

22 Kasım 2023

Arnavutköy, İstanbul




16 Kasım 2023

İsrailoğulları, Yahudileşmek, Yahudilik, Siyonizm ve İsrail/ 2. YAHUDİLEŞMEK

De ki: Ey yahudiler! Bütün insanlar değil de, yalnız, kendinizin Allah'ın dostları olduğunuzu iddia ediyorsanız, bunda da samimi iseniz, haydi ölümü temenni edin (bakalım)!”

Cuma 62/6


Giriş yazımızda şöyle bir tasvir yapmıştık;

- İsrailoğulları bir kavimdir.
- Yahudileşmek bir temayüller zinciri ve bir süreçtir. 
- Yahudilik bir durumdur. 
- Siyonizm yahudileşme sürecinden geçip şeytanla kolkola girmiş bir grubun sapkın zihninin ürettiği bütün insanlığa karşı kurulmuş bir cürüm örgütünün ideolojisidir.
- İsrail bu siyonist örgütün faillerinin içinde toplandığı dünyanın baş belası sözde devlettir.

Birinci yazımızda bir kavim olarak İsrailoğulları’ndan kısaca söz etmiştik ve bu kavmin nasıl Yahudileştiğini bir sonraki bölümde irdelemek üzere yazıyı sonlandırmıştık.

Yahudileşmenin ne menem bir şey olduğunu kavramak için bir kavmin, bir toplumun ve hatta bir ferdin halden hale geçebildiğini, imandan küfre ve teslimiyetten isyana sürüklendiğini bütün detayları ile görmeliyiz.

Öncelikle kendi kitaplarından başlayalım. Ahd-i Atîk’te İsrâiloğulları bir taraftan Tanrı’nın kavmi, mukaddes millet olarak takdim edilirken (Çıkış, 19/5-6) diğer taraftan kötü davranışları sebebiyle bizzat İsrâil Tanrısı onları tenkit etmektedir. Çünkü onlar;

- Mûsâ ve Hârûn’a karşı gelmiş (Sayılar, 16/2-3),

- Rabb’in gözünde kötü olanı yapmış,

- Yahve’yi bırakıp Baal ve Molok gibi ilâhlara, bu arada altın buzağıya tapmış (Çıkış, 32/1-6; Hâkimler, 3/7, 4/1, 10/6; I. Samuel, 7/3-4),

- zina etmiş (Hâkimler, 8/33),

- Allah’a verdikleri sözü tutmamış, ahidlerini bozmuş, ibadethâneleri yıkmış, peygamberleri öldürmüş (I. Krallar, 19/14),

- başka ilâhlardan korkmuş, Allah’ın şeriatını bırakıp diğer milletlerin kanunlarını benimsemişlerdir (II. Krallar, 17/7-23; Yeremya, 32/30-35).

Yine Ahd-i Atîk’e göre;

- İsrâil dönek, Yahuda haindir (Yeremya, 3/1-22).

“Öküz kendi sahibini, eşek de efendisinin yemliğini bilmekte, fakat İsrâil rabbini bilmemektedir” (İşaya, 1/3).

Yahudi kutsal kitabı, İsrâiloğulları’nın doğru yoldan sapmaları ve başka ilâhlara kulluk etmeleri sebebiyle peygamberler tarafından kınandıklarını ve azapla tehdit edildiklerini gösteren örneklerle doludur.

İsrailoğulları Kur’an-ı Kerim’de de en çok bahsi geçen bir kavim olarak yer almaktadır. Yukarıda alıntılanan Ahd-i Atîk’te geçen konuların neredeyse aynısı Kur’an-ı Kerim’de de geçmektedir. Cenab-ı Hak açılış suresi olarak Fatiha’dan hemen sonra Bakara Suresinin başında hikmetli kitabın Allah’tan sakınanlar için bir hidayet kaynağı olduğunu bildiriyor. Bunun ardından da üç ayetle kurtuluşa erecek olanlar diye müjdelediği Allah’tan sakınan mü’min kullarını tanıtıyor. Hemen arkasından gelen iki ayette ise kısaca kafirleri/nankörleri tanıtıyor. Bundan sonra gelen onüç ayette ise iç dünyaları oldukça karışık olan ikiyüzlüler/münafıklar tanıtılıyor. Sonra ondokuz ayetle insanın yaratılışı, Rabbi ile misakı, iblisin asiliği ve Adem’i ve eşini ayartması, bunun neticesinde de cennetten(veya cennet gibi bir yaşamdan) tard edilmeleri anlatılıyor.

İşte bundan sonra uzunca bir bölümde, yüzden fazla ayetle İsrailoğulları hakkında oldukça tafsilatlı bilgiler verilmiştir. Bu bölümün başında “Ey İsrailoğulları!” hitabı ile seslenen Cenab-ı Hak bir yandan bu kavme hitap ederken bir yandan da hem vahyin ilk muhatabı olanlara ve hem de bugüne kadar gelmiş ve gelecek bütün hidayet arayışındaki insanlara sesleniyor;

“Size bağışladığım nimetimi anımsayın. Bana verdiğiniz sözü tutun ki Ben de size verdiğim sözü yerine getireyim. Ve yalnızca, Bana karşı gelmekten sakının”(2/Bakara 40) ayeti ile, önemli bir hatırlatma ve uyarıyla söze başlıyor ve şöyle devam ediyor;

“Yanınızdakini “tasdik edici” olarak gönderdiğimize inanın.

Onu Küfr edenlerin ilki siz olmayın.

Ayetlerimi az bir değere değişmeyin.

Ve Bana karşı takvalı olun.

“Hakk’ı Batıl’la” karıştırıp, bile bile “Hakk’ı” gizlemeyin.

Salâtı ikame edin, zekâtı yapın.

Ve rukû edenlerle birlikte rukû edin.

İnsanlara birr(İyi olan her şey, bütün iyilikler) olmalarını buyuruyorsunuz da kendinizi unutuyor musunuz?

Oysa Kitap’ı da okuyorsunuz.

Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?

Sabır ve salâtla yardım isteyin.

Kuşkusuz bu içtenlikle itaat edenlerden başkasına ağır gelir.

Onlar ki: Rabb’lerine kavuşacaklarını ve kesinlikle O’na döneceklerini bilirler.

Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetimi ve size alemler üzerinde(varlıklar aleminde) lütufta bulunduğumu hatırlayın.

Öyle bir günden korunup sakının ki: Hiç kimse bir başkasına yardım edemez.

Kimseden şefaat kabul edilmez.

Kimseden fidye de alınmaz.

Kimseye yardım da edilmez.”(2/Bakara 41-48)

Sonrasında Hz. Musa döneminde kadınlarını sağ bırakıp, oğullarını boğazlayarak azabın en kötüsüne uğratan Firavun’un adamlarından kurtarmış, ardından denizin yarılarak kurtuluşları ile peşlerine takılan Firavun’un ordusu ile birlikte boğulması hatırlatılıyor(2/Bakara 49-50) ve;

“Musa ile kırk gece için sözleşmiştik.

Sonra siz, onun arkasından buzağı(putu) edinerek zalimleştiniz.” (2/Bakara 51)

hatırlatması yapılıyor ve;

“Sonra, bunun ardından, belki şükredersiniz diye sizi affettik.

Doğru yolu bulasınız diye, Musa’ya Kitap’ı ve Furkan’ı verdik.

Hatırlayın! Musa, halkına: “Ey halkım! Siz buzağıyı edinmekle kuşkusuz kendinize zulmettiniz.

Hemen tevbe edin ve böylece nefislerinizi öldürün.

Bu Bâri’nizin(Sizi aklayan, kötülüklerden uzaklaştıran, arındıran yaratıcınızın) yanında sizin için hayırlı olandır.” demişti.

Sonra da O, tevbenizi kabul etmişti.

Kuşkusuz O, Tevbeleri Kabul Eden’dir,

Rahmeti Kesintisiz’dir.” (2/Bakara 52-54)

Sonraki ayette ise kavminin tekrar nasıl küstahlaşarak haddi aştığını anlatıyor;

“Hani siz: “Ey Musa! Allah’ı açıkça görmedikçe sana asla inanmayız.” demiştiniz de o an, bakıp dururken, sizi yıldırım gürültüsü yakalamıştı.”(2/Bakara 55)

Görüldüğü gibi İsrailoğulları sürekli yoldan çıkma eğiliminde ve haddi aşma durumundalar. Ve merhametlilerin en merhametlisi olan yüce Rabbimiz de her defasında onları affedip bir fırsat daha sunuyor onlara. Bu öyle bir haddi aşmaydı ki Cenab-ı Hak onlara bir yıldırım hızında ve o şiddette adeta ölümü yaşattı bir anda.

“Sonra, şükredesiniz diye ölümünüzün(yoldan çıkmanızın,haddi aşarak adeta ölmüş gibi olmanızın) ardından sizi dirilttik(yeniden bir fırsat verdik).” (2/Bakara 56)

“Ve bulutları üzerinize gölge yaptık.

Size menn(bir çeşit helva) ve bıldırcın bağışladık.

“Size rızık olarak verdiklerimizin temiz olanlarından yiyin.” dedik.

Onlar, Bize zulmetmediler, fakat kendilerine zulmediyorlardı.”(2/Bakara 57)

Evet, öyle ya bir insan, veya bir kavim Allah’a karşı gelmek suretiyle ne ederse kendine eder, alemlerin ve tüm zamanların yegane hakimi olan Allah bakidir. Ne olursa insana/kavme olur gerek bu dünyada gerekse ahirette.

Sonra yine bir itaatsizlik teşebbüsünde bulunur İsrailoğulları;


“Hani: “Şu şehre girin, orada dilediğinizden bol bol yiyin.

O kapıdan secde(onların yasa ve kurallarını kabullenerek) ederek girin.

Ve bizi bağışla deyin ki Biz de yanlışlarınızı bağışlayalım.

İyilik yapanlara daha fazlasını vereceğiz.” demiştik.

Fakat zalimler, sözü, söylenenden başka bir şekle soktular.

O zalimlere, doğru yoldan sapmalarına karşılık gökten bir azap indirdik.”(2/Bakara 58-59)


Ve tekrar bir nimet ve tekrar bir isyan;

“Hani! Musa, halkı için su istemişti.

Biz de demiştik ki: “Asanla kayaya vur.”

Bunun üzerine kayadan on iki göz su fışkırmıştı.

Her grup hangi kaynaktan içeceğini bilmişti.

Allah’ın verdiği rızıktan yiyin, için fakat asilik yaparak yeryüzünde bozgunculuk çıkarmayın.

Hani! Musa’ya: “Ey Musa, asla tek çeşit yiyeceğe dayanamayız.

Rabb’inden bizim için yerden çıkan ürünlerden; sebzesinden, acurundan, sarımsağından, mercimeğinden, soğanından çıkarmasını iste.” demiştiniz.

Musa da: “Daha değerli olanı(onurlu bir hayatı) daha değersiz olanla(onursuz bir hayatla) değiştirmek mi istiyorsunuz?

O halde şehre inin; sizin istedikleriniz orada var.” dedi.

Böylece, onların üzerine alçaklık ve yoksulluk damgası vuruldu.

Ve Allah’ın gazabına uğradılar.

Bu, Allah’ın ayetlerine inanmadıklarından ve nebilerini haksız yere öldürmelerindendi.

Bütün bunlar, onların asileşip haddi aşmalarındandır.”(2/Bakara 60-61)


Ve bu asiliğin ardından yine yüceler yücesi Allah’ın kullarına merhametli müjdesi;

“İman edenler, Yahudiler, Nasranîler(Hristiyanlar) ve Sâbiîler; kim Allah’a ve Ahiret Günü’ne iman edip sâlihâtı(Kötülüğe karşı mücadele etmek. Bozuk olan şeyi düzeltmeye çalışmak, düzeltici olmak, yapıcı olmak, düzeltmeye teşvik etmek, iyiye yönlendirmek) yaptı ise ödüllerini Rabb’leri verecektir. Ve onlar için korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.”(2/Bakara 62)

Ve yine Allah’a bir söz verme, sonra yine bir yüz çevirme;

“Hani bir zamanlar, takva sahibi olmanız için, size verdiğimiz şeylere kuvvetle sarılıp kendinize mal etmek ve içindekilerini sürekli aklınızda tutmanız konusunda sizden söz almıştık. Ve Tur’u üzerinize kaldırmıştık.

Yine de yüz çevirdiniz. Eğer Allah’ın iyilikseverliği ve bağışlayıcılığı olmasaydı elbette kaybedenlerden olurdunuz.”(2/Bakara 63-64)

Allah’ın tekrar ve tekrar affedişi, tekrar bir fırsat verişine karşın isyan ve itaatsizlik tekrar etmeye devam ediyor;

“Elbette siz, cumartesi yasağını çiğnemekle hadlerini aşanları biliyorsunuz. Bu nedenle onlara, “Düşkün maymunlar olun(Kişilik ve davranış yönünden “maymunlar gibi olun.” Burada biyolojik bir değişimden değil ahlaki bir durumdan söz etmektedir. Bu bir benzetmedir.)” dedi.

Biz bunu, yanında onlara ve onlardan sonra gelecek kuşaklara ibret; muttakilere de bir öğüt olarak yaptık.”(2/Bakara 65-66)

Ve şimdi de Kur’an-ı Kerim’in bu en uzun suresine ismini(Bakara/Sığır) veren ibretlik olay anlatılıyor;

“Hani, Mûsâ halkına: “Allah, sizden bir sığır kesmenizi istiyor.” demişti.

Onlar da: “Sen bizimle alay mı ediyorsun.” dediler.

Mûsâ; “Cahillerden olmaktan, Allah’a sığınırım.” dedi.

Onlar: “Bizim için Rabb’ine söyle, onun nasıl bir sığır olduğunu açıklasın.” dediler.

Musa, “Allah, onun ne tam yaşlı ne de yavru; ikisinin arasında bir yaşta olduğunu söylüyor; öyleyse sizden isteneni yapın.” dedi.

Onlar: “Bizim için Rabb’ine söyle, onun rengi nedir; bize bildirsin.” dediler.

Mûsâ: “Allah; onun parlak sarı renkte, bakanlara keyif veren bir sığır olduğunu söylüyor.” dedi.

Yine onlar: “Bizim için Rabb’ine sor; onun niteliğini açıklasın. Zira bizce sığırların hepsi birbirine benziyorlar; eğer Allah dilerse biz doğru olanı bulmuş oluruz.” dediler.

Musa: “Allah, onun ekin sulayarak, çifte koşularak yıpranmamış; alacası olmayan, kusursuz bir sığır olduğunu söylüyor.” dedi. Onlar: “İşte şimdi gerçeği bildirdin.” dediler. Ve nihayet sığırı boğazladılar. Neredeyse bunu yapmayacaklardı.”(2/Bakara 67-71)

Yukarıda sıralanan bütün hadiselerdeki gibi bunun da ardından mucize niteliğinde ibretlik bir olay yaşanır;

“Hani! Siz, bir kimseyi öldürmüştünüz de birbirinizle atışmıştınız.

Oysa Allah, gizlediğiniz şeyi ortaya çıkarandır.

“Onun(kesilen sığırın) bir kısmı ile ona vurun” dedik.

İşte Allah, böylece ölüleri dirilterek ayetlerini(delillerini) size gösterir.

Umulur ki gerçeği kavrarsınız.”(2/Bakara 72-73)

Ve bir tasvir. Bunca uyarı, mucize ve tekrar tekrar verilen fırsatların hepsini hiçe sayan insanların, yani İsrailoğulları’nın nasıl bir psikolojik hallerinin olduğunu, taşlaşmış, hatta taştan bile beter bir kalbe sahip olduklarını anlatıyor bize Rabbimiz;

“Sonra kalpleriniz yine katılaştı;

kaya gibi, hatta kayadan da katı.

Zira öyle kayalar var ki içinden nehirler fışkırır,

yine öyle kayalar vardır ki yarılıp bağrından su çıkar.

Yine öyleleri vardır ki Allah’a duyduğu içtenlikli saygıdan harekete geçerler.

Allah, yaptıklarınızdan habersiz değildir.”(2/Bakara 74)

Böyle taş yürekli, iki yüzlü ve dönek karakterli insanların nasıl bir davranış sergileyeceklerini hidayet ehli/iman ehli kullarına haber veriyor Cenab-ı Hak. Bu gibi insanların her çağda ve her toplumda bulunabileceğini de ihtar edercesine apaçık anlatıyor;

“Şimdi onların size inanacaklarını mı umuyorsunuz?

Onlardan bir grup, Allah’ın kelamını dinleyip iyice anladıktan sonra, onu bile bile çarpıtırlar.

Onlar, iman edenlerle karşılaştıkları zaman, “Biz de iman ettik.” derler.

Baş başa kaldıklarında: “Rabb’inizin size açıkladığını, size karşı delil olarak kullansınlar diye mi onlara söylüyorsunuz! Neden aklınızı kullanmıyorsunuz?” derler.

Allah’ın, onların gizlediklerini de açıkladıklarını da bildiğini bilmiyorlar mı?

İçlerinde ummiler(Kitap’ı bilmeyip de ondan habersiz olanlar) vardır.

Kitabı bilmezler.

Kuruntularından(Yersiz ve yanlış düşünce) başka bir şey bilmezler.

Ancak zanda bulunuyorlar.

Yazıklar olsun o kimselere ki: Kitabı elleriyle yazıyorlar, sonra da az bir kazanç elde etmek için “Bu Allah’ın katındandır.” diyorlar.

Yazıklar olsun onlara, elleriyle yazdıklarından dolayı.

Yazıklar olsun onlara, kazandıklarından dolayı.

“Sayılı günlerin dışında ateş bize dokunmaz.” dediler.

De ki: “Allah’tan buna dair bir söz mü aldınız?

Eğer böyle ise Allah, kesinlikle verdiği sözden dönmez.

Yoksa Allah’a karşı bilmediğiniz şey mi söylüyorsunuz?”

Hayır! Kim bir kötülük kazanır da yanlışları kendisini kuşatırsa, onlar Cehennem ehlidir ve onlar, orada kalıcıdır.

İman edip, sâlihâtı yapanlar Cennet ehlidirler.

Ve onlar orada kalıcıdırlar.”(2/Bakara 75-82)

Teşbihte hata olmaz, haşa, öğrencileri dersi iyice anlasın kavrasın da sınavda geçer not alsın diye çırpınan bir öğretmen nasıl tekrar tekrar anlatırsa önemli, can alıcı noktaları merhametlilerin en merhametlisi olan yüce Rabbimiz de bize bütün safhalarını anlattığı bu sürecin önemli kısımlarını bir kez daha hatırlatıyor. Sonra adeta anlamayan kalmasın diye tekrar en başından bir kez daha özetliyor. Böylece son vahyin muhatapları olan bütün insanlar yaratılış yasalarının neler olduğu bir kez daha bu ibretlik olaylarla ilişkilendirilerek anlatılmak suretiyle uyarılıyor;

“Hani! Bir zaman İsrailoğulları’ndan, Allah’tan başkasına kulluk etmeyin; anne ve babaya, öksüzlere, düşkünlere iyilik yapın; insanlara iyi söz söyleyin, salatı ikame edin, zekâtı yapın diye kesin söz almıştık.

Sonra, içinizden pek azınız hariç sözünüzden döndünüz.

Ve sizler, döneklik yapanlarsınız.

Hani! Bir zamanlar sizden, birbirinizin kanlarını dökmeyeceğinize ve birbirinizi yurtlarınızdan çıkarmayacağınıza dair kesin söz almıştık.

Bu sözümüzü kabul ettiğinizin tanıkları sizlersiniz.

Sonra siz o kimselersiniz ki; birbirinizi öldüren, bir kısmınızı yurtlarından çıkarıp, onlara karşı günahta ve düşmanlıkta iş birliği yapanlarsınız.

Bir de esir olarak size gelirlerse, onlarla fidyeleşiyorsunuz(Fidye karşılığında bırakıyorsunuz).

Oysa onları yurtlarından çıkarmak, üzerinize haram kılınmıştı.

Yoksa böyle yapmakla Kitap’ın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz.

Sizden böyle yapanların cezası dünya hayatında aşağılanma, Kıyamet Günü’nde de en şiddetli azaba uğramaktır.

Zira Allah, yaptıklarınızdan habersiz değildir.

Onlar, dünya hayatına karşılık ahiret hayatını satan kimselerdir.

Bundan dolayı onlardan azap hafifletilmeyecek ve onlara yardım da edilmeyecektir.” (2/Bakara 83-86)

Surenin devamında bu kez bize, bizden önce kitap gönderilenlere ve tüm insanlara, sanki son vahyin muhatapları ve İsrailoğulları ile biz bir aradaymışız gibi hitap ediyor ve bir yandan onların yaşadığı süreci ve içinde bulundukları marazi durumu herkesin gözlerinin önüne apaçık bir şekilde seriyor;

“Ant olsun ki Musa’ya Kitap’ı verdik. Ardı sıra resuller gönderdik. Meryem oğlu İsa’ya da Beyyinât’ı(Kanıt içeren, açıklayıcı, açığa çıkarıcı olanı) verdik ve O’nu Kudus’un Rûhu(Allah’ın vahyi, Allah’tan gelen bilgi) ile destekledik. Ne zaman bir elçi hoşunuza gitmeyen bir şey getirdiyse, büyüklük taslayarak kimini yalanlayıp, kimini de öldürmediniz mi?” (2/Bakara 87)

Bildiğimiz gibi Hz. İsa da doğrudan İsrailoğullarına gönderilen, onların içinden bir elçiydi. Ve diğer pek çok elçiye yaptıkları gibi onu da öldürmüşlerdi.

İşte tam burada Cenab-ı Allah İsrailoğulları’nın işledikleri cürümler üzerinden nasıl bir duruma geldiklerini ve onları neden lanetlediğini beyan ediyor;

“Ve onlar, “Kalplerimiz örtülüdür.” dediler. Hayır, öyle değil, Allah; onları, Küfr’lerinden(İnançsız, inanmayan, gerçeğin üzerini örten, gerçeği kabul etmeyen, nankör. Allah’ı ve vahyi reddeden) dolayı lanetlemiştir. Bu yüzden çok azı inanır.(2/Bakara 88)

Burada dikkat edilmesi gereken esas konu Cenab-ı Hakk’ın kimleri niçin lanetlediği veya lanetleyeceğidir. Yani, konuyu ele almaya başladığımız noktadan itibaren düşünecek olursak ta Mısır’da Firavun’un zulmünden kurtuluşlarından itibaren yüceler yücesi Allah’ın defalarca mucizevi lütufla yardımlarda bulunduğu İsrailoğulları kısa bir süre sonra tekrar yoldan çıkmışlar, sonra af dilemişler ve affedilmişler, sonra tekrar yoldan çıkıp tekrar affedilmişler ve bu defalarca böyle sürüp gitmiş. Adeta ısrarlı bir inatla Allah’a isyan etmeyi sürdürmüşler. Bu asi ve yoldan çıkmış hallerini de sanki Allah’ın onlardan istediği bir şeymiş gibi göstermek için elçilerin getirdikleri mesajları(vahyi) tahrif ederek heva ve heveslerine göre batıl(saçma, uyduruk) bir din(sistem) kurgulamışlar. Kurguladıkları bu sistem/düzen ile;

- bir yandan kendi maddi/dünyevi menfaatlerine hizmet edecek,

- bir yandan uydurdukları hikaye/menkıbe ve hurafelerle kendileri ve kavimleri için uhrevi bir kurtulmuşluk inancı oluşturarak,

- kurguladıkları/uydurdukları ulusal(kavme dayalı) bu din/sistem/ideolojik yaklaşım ile

- bir yandan da bu gayri ilahiliği tüm İsrailoğulları’na dayatarak köklü ve kalıcı bir egemenlik kurmak istemişlerdi.

Bu hikayenin içinde seçilmiş bir toplum/kavim, müjdeli bir gelecek olduğu için bir de beklenen bir kurtarıcı olmalıydı elbette.

İşte Hz. İsa onların beklediği kendi kavimlerinin içinden çıkmış bizzat İsrailoğulları kavmine mensup bir elçiydi. Ancak bu elçi onların uydurduklarını tasdik edici değil bilakis onların sahte dinini yıkıcı olarak gelmişti. Böyle bir şey pek tabii ki onların, yani Yahudileşmiş din adamlarının, yani din bezirganlarının asla işine gelmezdi. Çünkü daha önceki elçiler gibi Hz. İsa da saf dışı edilmeliydi ki kurdukları/kurguladıkları/uydurdukları ve adına “din” dedikleri halkı manevi/uhrevi hurafeler ve vaatlerle aldatan ama aslında dünyevi/maddi olarak sömüren düzenin bozulmasını istemezlerdi. Cenab-ı Hak bu hakikati dile getiriyor ve bizim dikkatimize sunuyor;

“Onlara, Allah katından yanlarındakini(Tevrat) tasdik edici bir kitap(Kur’an) gelince; daha önce Allah’tan kâfirlere karşı üstünlük kazanmak için böyle bir şey istedikleri halde, onlara bildikleri şey(Kitap) gelince bu kez onu inkâr ettiler. Allah’ın laneti, gerçeği yalanlayan nankörlerin üzerinedir. (2/Bakara 89)

“Allah’ın, dilediği kimseye kendi lütfundan indirmesini çekemeyerek; Allah’ın indirdiğini küfretmekle(inkar etmekle) kendilerini ne kötü bir şeye karşılık sattılar. Bundan dolayı art arda gelen gazabı hak ettiler. Gerçeği yalanlayan nankörler için alçaltıcı bir azap vardır. (2/Bakara 90)

“Onlara, “Allah’ın indirdiklerine iman edin.” denildiğinde, “Biz, ancak bize indirilene(Tevrat ve İncil) iman ederiz.” dediler. Ve ondan(kendilerine indirilenlerden) başkasını kabul etmezler. Oysa O, yanlarındakini tasdik eden, hak bir kitaptır. Onlara de ki: “Madem inanıyordunuz, ne diye daha önce Allah’ın nebilerini öldürüyordunuz?” (2/Bakara 91)

“Gerçekten Musa size beyyinât(Kanıt içeren, açıklayıcı, açığa çıkarıcı bilgi) ile geldi. Sonra siz onun arkasından buzağı figürünü (bir özenti, düşük akıllı bir hevesle adeta bir ilah gibi) yaptınız. İşte siz, o zalimlersiniz. (2/Bakara 92)

“Hani sizden, “Size verdiğimizi kuvvetlice alın ve dinleyin.” diye kesin söz almış ve Tur’u üzerinize kaldırmıştık(Sizin öncünüzü Tur’a yükseltmiştik). Demişlerdi ki: “Dinledik ama itaat etmiyoruz.” Küfr’leri yüzünden kalplerine buzağı sevgisi içirildi. De ki: “Eğer gerçekten inanıyorsanız, inancınız sizden ne kötü şey istiyor!” (2/Bakara 93)

“De ki: “Eğer Allah katında; ahiret yurdunun, diğer insanların değil de yalnızca size ait olduğunu iddia eden sözünüzde samimi iseniz, o zaman ölümü istesenize!” (2/Bakara 94)

“Ama elleriyle yaptıkları şeylerden dolayı, ölümü asla istemezler. Allah, zalimleri en iyi bilendir.

Ve sen, onları, yaşamaya karşı insanların en ihtiraslısı, hatta Allah’a ortak koşanlardan bile daha çok ihtiraslı bulacaksın. Her biri bin yıl yaşamak ister. Oysaki uzun ömürlü olmak, böyle birini azaptan kurtarmaz. Zira Allah, yaptıkları her şeyi görmektedir.” (2/Bakara 95-96)

“De ki kim Cibrîl’e(Allah’ın düzeltici, onarıcı olan vahyine) düşmansa, Bilsin ki O(Allah) , onu(Cibril’i) iki eli arasındakileri(Ehli Kitap’ın yanında bulunan Kitapları) tasdik edici olarak Allah’ın izni ile(Allah’ın belirlediği kurallara göre) senin kalbine çokça indirdi. Müminler için bir hidayet ve müjde olarak.” (2/Bakara 97)

“Kim Allah’a ve O’nun meleklerine, resûllerine, Cibrîl’e(Bozulan toplumu onarmak için gönderilen vahye), Mîkâl’e(Hami, koruyucu, büyük öncü) düşman olursa; iyi bilsin ki Allah da Kafirlere düşmandır.” (2/Bakara 98)

“Ant olsun Biz, sana apaçık ayetler indirdik. Ancak, onları, fâsık(Vahyin belirlediği sınırların dışına çıkan; iyi, doğru, güzel ve temiz şeylerden uzak kalan. İnanç olarak inanan, yaşam olarak kâfir) olanlar Küfr’eder.” (2/Bakara 99)

“Onlar, ne zaman bir söz verdilerse, içlerinden bir grup onu bozmadı mı? Zaten onların çoğu iman etmiyorlar.” (2/Bakara 100)

“Ne zaman onlara, Allah’tan, yanlarındakini tasdik edici bir elçi gelse, Kitap Ehli’nden bir grup, sanki hiç haberleri yokmuş gibi, elçinin getirdiğine sırt çevirirler.” (2/Bakara 101)

Özetleyecek olursak;

İsrailoğulları, diğer ifadeyle Yakupoğulları Kur’an-ı Kerim’de en çok bahsi geçen kavimdir. 114 sureden 24’ünde İsrailoğulları kıssaları çeşitli şekillerde yer almaktadır. Yine Kur’an’da ismi geçen 24 peygamberin 11’i İsrailoğulları’na gönderilmiştir. Kur’an baştan sona fasılalarla tekrar ve tekrar Hz.Musa’dan bahsederek adeta mü’minler için bu konunun ve bu kıssalar zincirinin önemini ısrarla vurgulamıştır. Çok ilginçtir ki; Hz. Muhammed’e indirilen Kur’an’da en çok bahsi geçen peygamber Hz. Musa’dır. Kuvvetle muhtemeldir ki Cenab-ı Allah Hz. Muhammed ve arkadaşları üzerinden adeta bütün vahye iman etme iddiasında bulunarak hidayet arayanlara; “Ey hidayet arayan müslümanlar, sakın İsrailoğulları’nın Hz. Musa döneminde yaptıklarını yaparak siz de onlar gibi Yahudileşmeyin!” uyarısında bulunmuştur.

Merhametlilerin en merhametlisi olan, bağışlaması bol olan Cenab-ı Hak yarattığı kullarını cennette ebediyen rızıklandırmak suretiyle ne şanından bir şey yitirir ne de O’nun sonsuz hazinesinden bir şey eksilir. Ayrıca kullarını ateşe atmaktan da zevk alacak gaddar bir mitolojik Tanrı da değildir, bilakis O Rahman ve Rahim, Gafur ve Kerim, eşi ve benzeri olmayan hiçbir şeye ihtiyacı olmayan övgüye yegane layık olan yüceler yücesi Allah’tır.

Bu durumda ne diye yarattığı bir kula veya bir kavme durduk yere topluca lanet etsin?

Olmaz ya, haşa, farz edelim ki lanetledi. Peki, neden çağlar ve nesiller boyu bu lanet devam etsin? Her yeni doğan dünyaya masum gelmekteyken, bırakın daha önceki nesilleri anne-babasının bile hiçbir günah yükü çocuğa yüklenemezken nasıl lanetli bir kavim, gazaba uğramış bir ırk olsun?

Bu kurgu mutlak ve ebedi adaletin yegane sahibi olan Allah’ın yapacağı bir şey olamaz.

Bu suçlayıcı, dışlayıcı, nefret ve kin dolu bir çıkarım yine olsa olsa yukarıdaki ayetlerde sözü geçen davranış kalıpları içinde düşünen ve o yönde hareket eden asileşip yoldan çıkanların, yani bizim mahallede gözüken ama maalesef Yahudileşen bir zihniyetin mashsulüdür.

Bize Kur’an-ı Kerim’de iman edip salih amel işlememiz karşılığında sınırsız cennet nimetlerini müjdeleyen Rabbimiz aynı zamanda Hz. Lokman’ın dilinden hiç kimseye en ufak bir haksızlık yapılmayacağını çok net bir şekilde bildirmiştir;

Yavrucuğum! Yaptığın iş (iyilik veya kötülük), bir hardal tanesi ağırlığında bile olsa ve bu, bir kayanın içinde veya göklerde yahut yerin derinliklerinde bulunsa, yine de Allah onu (senin karşına) getirir. Doğrusu Allah, en ince işleri görüp bilmektedir ve her şeyden haberdardır.” (31/Lokman 16)

Bu kadar hassas ve ince bir hesap görücü ve aynı zamanda kullarına karşı çok merhametli olan alemlerin Rabbi olan Allah’ın bir kavme o kavmin belli bir kuşağının/neslinin, belli bir dönemde yaptıkları hatalar, işledikleri günahlar, isyanlar ve tuğyanlar sebebiyle kendileriyle beraber sonraki nesillerinin de cezalandırılması, lanetlenip damgalanması Kur’an-ı Kerim’in ilahi ilkelerine aykırıdır. Zira Allah asla tutarsız ve ilkesiz olmaz.

İsrailoğulları’nın yukarıda Bakara Suresi’nde peş peşe anlatılan kıssalardaki durumu bize bir temayülü, yani bir eğilimi ve bu süreçteki davranışlar bütününü anlatıyor. Bu davranışlar bütünü tekil olarak bir insan ve o insanların toplum olarak tipolojisini Yahudileşmek diyebileceğimiz bir kalıp halinde önümüze sermektedir. Bu tipolojiye uyan herhangi bir zamanda, herhangi bir coğrafyada ve herhangi bir şahıs veya toplumla karşılaştığımızda onların da Yahudileşmiş olduklarını anlayabiliriz.

Başka bir deyişle de bütün bu ayetler benzer yönelişleri, eğilimleri gösterdiğimizde bizim de “müslüman” ve “mü’min” kimliğinde olsak dahi Yahudileşebileceğimiz ve de lanetlenebileceğimiz konusunda şiddetli bir ilahi uyarıdır.

Kısacası lanetli olan İsrailoğulları kavmi değil, yoldan çıkarak sapıtan ve bu sürecin sonunda Yahudileşen bir zihniyettir. Ve bu zihniyetin tarihi, coğrafyası ve kimliği yoktur. Kim bu zihniyete benzemek suretiyle üzerine alırsa Allah’ın laneti ve gazabını da üzerine almış olacaktır.

Kur’an-ı Kerim’de müslüman kimseler, yani ilahi vahye tabi/teslim olanlar için şeytanın/nefsin aklı çeldiren en büyük tuzağı olan Yahudileşme temayülü en ince detaylarına kadar anlatılmıştır.

Kurtarıcı(mehdi ve/veya mesih) bekleme, kurtulmuş/kurtarılmış veya cennetlik kavim/cemaat/ümmet, ve bunun tam karşısında da lanetlenmiş düşman bir kavim/cemaat/grup düşüncesine sahip olanlar tam da Kur’an-ı Kerim’de anlatılan Yahudileşmiş kimselerdir. Allah’ın laneti onların üzerinedir. Çünkü bu zihniyet yeryüzünde barışı tesis etmekten uzak, bilakis barış ve esenlik yurdunu savaş, çatışma, kan dökme, sürgün, işgal ve her türlü tecavüzün asıl kaynağı, yani apaçık şeytanın taraftarlarıdır.

Sonuç itibarıyla şunu söyleyebiliriz;

Yahudileşmek sadece İsrailoğulları’nın değil her insanın yakalanabileceği zihinsel, ruhsal bir arazdır, inancı ve kalbi saran amansız bir hastalıktır.  

Çok bulaşıcıdır. Hem zamanı hem de coğrafyayı aşarak her yere yayılabilir. 

Yani geçmişteki bir hastalık veya bir kavmin hastalığıdır diye düşünenleri belki daha çok etkileyen bir beladır. Herkese sirayet edebilir. 

Son derece tehlikelidir. Bu hastalığa duçar olanlar hem dünyayı ifsad eder hem de kendi ahiretini berbat eder. 

Korunmanın tek çaresi bize hakikati anlatan Kerîm Kur’an’ı çok iyi anlayarak okumak ve mutmain bir kalple Allah’a sığınmaktır.


Peyami Bayram

16 Kasım 2023

Arnavutköy, İstanbul


İsrailoğulları, Yahudileşmek, Yahudilik, Siyonizm ve İsrail/ 1. İSRAİLOĞULLARI

Ey insanlar! Şüphesiz sizi bir erkek ile bir dişiden yarattık, tanışasınız diye sizi kavim ve kabilelere ayırdık, Allah katında en değerli olanınız O’na itaatsizlikten en fazla sakınanınızdır. Allah her şeyi hakkıyla bilmektedir, her şeyden haberdardır.”

Hucurat 49/13


İlk insan olarak bildiğimiz Hz. Adem ile başlayan insanlık ailesinin tarih içinde yeryüzünün dört bir yanında pek çok kabileler/kavimler/halklar olarak yaşadığını biliyoruz. Cenab-ı Hak tarafından yaratılan biz insanlar farklı coğrafyalarda veya farklı tarihlerde veya farklı ailelerde yaşasak da dünyaya eşit şartlarda geliriz. İnsanın yüce yaratıcısı Allah nezdindeki değeri herhangi bir tarihte, herhangi bir yerde yaşaması veya herhangi bir kavme/ırka/soya/aileye mensubiyetinden değil bizzat ve bilfiil kendi yapıp ettikleri ile ölçülür, ölçülecektir. Yani insanın Allah’a itaati ve O’nun yaratılış yasaları olarak bize bildirdiği emir ve yasaklara ne derece uyduğundan başka hiçbir ölçü/kıstas yoktur.

Bu meyanda İsrailoğulları da diğer tüm kavimler, topluluklar gibi bir kavimdir.

Kur’an’da iki yerde geçen (Âl-i İmrân 3/93; Meryem 19/58) ve Hz. Ya‘kūb’un ikinci adı veya lakabı olan İsrâîl’den dolayı, onun soyundan gelenlere Tevrat’ta Beney Yisrael, Kur’an’da Benû/Benî İsrâîl (İsrâiloğulları) denilmektedir. Tevrat’a göre Ya‘kūb’un soyundan gelenler, gerek Mısır’da gerekse Mısır’dan çıktıktan sonra çölde ve Ken‘ân diyarında İsrâil ve İsrâiloğulları diye de adlandırılmıştır. Saul’ün ölümüne kadar bu iki isim, on iki kabileden oluşan halkın tamamını kapsamak üzere kullanılırken zamanla siyasî ve coğrafî şartlar kelimenin çeşitli dönemlerde farklı anlamlar kazanmasına sebep olmuştur. Krallığın ikiye bölünmesinin (m.ö. 930) ardından on kabileden oluşan kuzeydeki krallık İsrâil adını almış (I. Krallar, 14/19), bununla birlikte o dönemde (II. Samuel, 23/3) ve Bâbil esareti sonrasında İsrâil bütün kabileleri kuşatıcı anlamını da muhafaza etmiş, geçmişin şanlı hâtıralarını çağrıştıran ve gelecekteki mesîhî krallık hayalini canlandıran bir kavram olarak varlığını sürdürmüştür. Kohen veya Levili olmayan yahudileri belirtmek için de kullanılan bu kelime günümüzde, Mûsâ öncesi liderlerden neşet eden ve aynı Tanrı’ya inanan halkın tamamını ifade etmektedir (IDB, II,765; DBS, IV, 730-731). Tevrat’a göre İsrâil’in oğulları Ruben, Şimeon, Levi, Yahuda, İssakar, Zebulun, Yûsuf, Benyamin (Binyamîn), Dan, Naftali, Gad ve Aşer adlarını taşımakta, bunlardan her biri aynı addaki kabilenin atası sayılmakta ve böylece İsrâiloğulları on iki kabileden oluşmaktadır. Ancak Yûsuf’un iki oğlu Efraim ve Menasseh’nin soyu iki ayrı kabile olarak kabul edilmekte, Levi ise özel statüsü sebebiyle on ikinin dışında tutulmaktadır.

Kur’an’da yahudilerden hem Benî İsrâil olarak hem de hûd, yehûd ve hâdû kelimeleriyle bahsedilmekte, ancak yehûd kelimesi sadece Medenî sûrelerde geçtiği halde Benî İsrâil Mekkî sûrelerde de yer almakta ve daha çok İslâm öncesi dönemlerde vuku bulan olayların söz konusu edildiği âyetlerde geçmektedir. İslâmî kaynaklarda Benî İsrâil, Ya‘kūb’un soyundan gelen ve ırken yahudi olanları, yehûd ise hem bunları hem de başka ırklardan olup bu dine girenleri ifade etmektedir (Cevâd Ali, VI, 512; EI2 [Fr.], I, 1053). Kur’an’da kırk bir yerde geçen Benî İsrâil terkibi, Ya‘kūb’un çocukları ve onların soyundan gelenler, Hz. Mûsâ’nın kavmi, birinci ve ikinci mâbed dönemi yahudileri ve Hz. Îsâ’nın kavmi gibi (Âl-i İmrân 3/49; ez-Zuhruf 43/59; es-Saf 61/6) geçmişte yaşamış insanların yanında Hz. Muhammed zamanında başta Medine olmak üzere Arap yarımadasında yaşayan yahudileri de ifade etmektedir. Âyetlerde, İsrâiloğulları diye adlandırılan ve on iki kabileye ayrıldığı bildirilen (el-A‘râf 7/160) Ya‘kūb’un on iki oğlunun Hz. Yûsuf zamanında Mısır’a yerleşmesinden başlayarak Hz. Mûsâ sonrası dönemlerdeki faaliyetlerine kadar çeşitli olaylar nakledilmekte olup bu bilgiler büyük ölçüde Tevrat’ta da mevcuttur.

Görüldüğü gibi İsrailoğulları veya Benî İsrâil denildiğinde doğal olarak ve genellikle bir soy/kavim anlaşılmaktadır.

B durumda İsrailoğulları ile Yahudilik kavramı aynı şeyi mi ifade ediyor, yoksa farklı şeyler midir?

Bu sorunun cevabını bulabilmek için öncelikle “Yahudileşmek” kavramı üzerinde durmamız gerekiyor.

Peyami Bayram

9 Kasım 2023

Arnavutköy, İstanbul





04 Kasım 2023

İsrailoğulları, Yahudileşmek, Yahudilik, Siyonizm ve İsrail/ GİRİŞ



Çok kısa ve net olarak;

- İsrailoğulları bir kavimdir.
- Yahudileşmek bir temayüller zinciri ve bir süreçtir.
- Yahudilik bir durumdur.
- Siyonizm yahudileşme sürecinden geçip şeytanla kolkola girmiş bir grubun sapkın zihninin ürettiği bütün insanlığa karşı kurulmuş bir cürüm örgütünün ideolojisidir.
- İsrail bu siyonist örgütün faillerinin içinde toplandığı dünyanın baş belası sözde devlettir.

Peyami Bayram
3 Kasım 2023
Arnavutköy, İstanbul

03 Kasım 2023

İlk taşı atmak

kelimeler yetmedi

hangi cümleyi kursam

hangi söze başlasam..

bütün sözler nafile,

her yazı ve şiir tesirden uzak.

içinde ben olmadan,

yani eylemsiz,

yani bîçare..

anladım ki;

ilk taşı atmak yürek istiyor..

başka değil, tertemiz bir yürek;

saf ve cesur,

yalnızca adanmış olmalı

dosdoğru bir yola..

o vakit kelimeler anlamını bulur,

sözler hedefe varır

ilk taşı atan ancak böyle bir yürek olur..

konuşanlar şimdi susunuz!

ilk taşı atsın en masumunuz

ben değilim o cesur yürekli..

haya ederim Gazze’nin annelerinden,

onların cennet kokulu bebeleriden..

mahcubum karşısında tüm mazlumların,

hem de pek mahzûn..

İlahî, bir fırsat ver ne olursun!

kulak kesildim şimdi

hücum emrine,

yahut Sûr’un sesine..


Peyami Bayram

3 Kasım 2023

Arnavutköy, İstanbul 






01 Kasım 2023

CUMHURİYETİMİZ 100 YILINI TAMAMLARKEN YENİ BİR DÜNYA DÜZENİ KURULUYOR



Yirminci yüzyıl sanayileşmenin ürettiği kapitalizmin ve sermayedarların kurguladığı bir yüzyıldı. Birinci ve ikinci Dünya Savaşları ile ülkelerin sınırlarını, yani kendi egemenlik/menfaat alanlarını çizerek sömürü düzenlerini kurmuşlardı. Bu dönemde kukla hükümetler ile kağıt/itibari para ve bankacılık sistemi bu düzenin ana ekseni olarak kurgulanmıştı.


Her beşeri sistemin/düzenin bir eceli olduğuna binlerce yıllık insanlık tarihi şâhittir. Muhtemeldir ki geçen yüzyılda kurulan, kurgulanan bu sistemin, düzenin de artık sonu gelmiştir. 


Yirminci yüzyıl daha bitmeden milyonlarca insanın canına mâl olarak kurulan/kurgulanan Doğu-Batı blokları çoktan yıkılmıştı. Yaşadığımız yüzyılda ise peş peşe gelen ekonomik krizler, terör örgütü görünümlü vekâlet savaşları ile bölgesel savaşlar şüphesiz bu sürenin bittiğinin habercileriydi. Bu sebeple 2020-2022 arasında pandemi korkusu salınarak dünya genelinde çok kapsamlı ve derin bazı sistem deneyleri de yapıldı egemen güçler tarafından. 


Gelecek günler ve yıllar dünyanın başka olaylara gebe olduğu izlenimi veriyor.  Kağıt/itibarî para imparatorluğu çöküyor, dijital para geliyor. Bu yeni para yeni bir sistem demektir. Bu arada sermaye batıdan doğuya el değiştiriyor. İletişimin gelişmesi kurulu düzeninin piramidal yapısını da sarsıyor.


Son olarak bütün AB, ABD ve onlara bağlı/bağımlı ülkelerin diplomatik, askeri, siyasi, maddi, medyatik her türlü desteğini alan işgalci Siyonist İsrail 45 km2 kadar ufacık bir alanda hapsolmuş, deniz, hava ve zırhlı birlikleri olmayan Filistin halkının karşısında görece çok güçlü olmasına rağmen başarısız olmuştur. Bu şimdilik mutlak bir başarısızlık olmasa da İsrail’in 26 gündür elde ettiği herhangi somut bir başarı da yoktur. 


Dünyadaki güç dengelerinin değişmesinin yanı sıra bundan daha önemli olanın emperyalist/kapitalistlerin güçlerinin zirvesinde olduklarını zannettikleri bir dönemde büyük bir çöküş yaşıyor olmalarıdır. Tıpkı 1915’te İngiltere, Fransa, İtalya gibi güçlerinin zirvesinde olan batılıların bütün güçleri ve büyük bir kibirle Osmanlı devletini parçalamak üzere yola çıktıklarında Çanakkale’de hiç ummadıkları bir bozguna uğradıkları gibi. O günkü şartlarda Çanakkale’yi geçemeseler de belki dört, beş yıllık gecikmeyle de olsa arzu ettikleri neticeyi büyük ölçüde elde ettiler. 

Fakat Türk milleti adeta küllerinden doğmuş ve Türkiye Cumhuriyeti bölgede tabiri uygunsa kendi göbeğini keserek bağımsız tek bir devlet olmayı başarmıştır. Yüz yıl sonra bölgesel olmanın da ötesinde Libya’dan Katar’a, Ukrayna’dan Filistin’e, Bosna Hersek’ten Karabağ’a kadar çok daha geniş bir coğrafyada etkili olan güçlü ve oyun kurucu bir ülke olmayı da başarmıştır. 


Türkiye Cumhuriyeti dünyanın umududur. 

Türk dünyada beklenendir. 🇹🇷


Bizim üzerimize düşen bu şuurla ve azimle her zamandan daha çok çalışmak, her alanda her şeyin en iyisini üretmektir.


Görelim Mevlam neyler, neylerse güzel eyler.


Peyami Bayram

1 Kasım 2023

Arnavutköy, İstanbul

RAMAZAN 1447 CÜZ 30

OTUZUNCU CÜZ   Hicri 1447 yılında Ramazan ayı 29 günde hitama erdiği için bu son günde iki cüz birden okuduk ve Kur’an-ı Kerim’in kalbi ve...