17 Ağustos 2023

Zaman(3)

 



Zaman(3)


“İsraf bir davranış bozukluğudur” demişti kıymetli hocamız Prof. Dr. Aziz AKGÜL(*). Bu söz çok önemli elbette, ama tabii ki her gün bir önceki günden daha iyi insan olma çabasında olanlar için.


Türkçe karşılığı savurganlık olan israf Arapça kökenli bir kelimedir. Sözlükte “haddi aşma, hata, cehalet, gaflet” gibi anlamlara gelen seref kökünden türetilmiş olan isrâf genel olarak inanç, söz ve davranışta dinin, akıl veya örfün uygun gördüğü ölçülerin dışına çıkmayı, özellikle mal veya imkânları meşrû olmayan amaçlar için saçıp savurmayı ifade eder.


Görüldüğü gibi mal ve imkanların saçıp savrulmasıdır hocamızın davranış bozukluğu olarak tarif ettiği şey. Ölçüsüz, hesapsız, ilkesiz, tutarsız ve de umarsız bir saçıp savurmadır bahse konu bozuk davranış. İnsan normal şartlarda elindeki her türlü imkanı dengeli bir biçimde kullanır. Denge insan hayatının huzur ve mutluluğunun en önemli temelidir. Dengeleri bozulan insanın ne sağlığı, ne huzuru ne de mutluluğu kalır. 


Saçıp savrulan, israf edilen şeyler arasında ilk akla gelen mal, mülk ve servet olur genellikle. Ama asıl dikkat edilmesi gereken zaman israfıdır. İnsanın çalışarak, didinerek elde ettiği veya kendisini bir şekilde içinde bulduğu her türlü maddi varlık kaybedilse de tekrar kazanılma imkan ve ihtimali olabilir. Ancak zaman insanın tekrar kazanamayacağı en önemli ve en değerli cevherdir. Onun kıymeti elden gidince anlaşılır, tıpkı sağlık gibi ve tıpkı itibar, onur ve haysiyet gibi. 


İsraf etmeye de insan maalesef zamandan başlıyor genellikle, yani davranış bozukluğunun da ilk merhalesi zamanı israf etmektedir. Günümüz insanı içler acısı bir şekilde zamanı israf etmekte ve bunun farkında bile olamamaktadır. Adeta emek ve para verip kazanmadığı bir şey olduğu için saçıp savurmaktadır zamanını. 


Bunu anlamak için elektriğin olmadığı, dijital iletişimin olmadığı, hatta yemek konusunda bile çok kısıtlı imkanların olduğu devirlerde yaşamış insanların hayatlarını düşünmeli. Onların yaptıkları yüzlerce buluş, yazdıkları binlerce kitap fethettikleri koskoca coğrafyalar için zamanın nasıl yeterli olduğuna kafa yormalı ekran başında ömür tüketen milyonlarca insan.


Dijital köle düzeninin gönüllü köleleri olarak kendimize her gün en az üç vakit sormamız gereken soru şu olmalıdır:

“şu an ne yapıyorum, bu yaptığımı ne için yapıyorum, yaptığımın bana, aileme, çevreye/dünyaya ve insanlığa ne faydası var? Ve Allah şu içinde bulunduğum zamanın neresinde? ”


Evet, bir davranış bozukluğu olan israftan kurtulmanın ilk koşulu zamanı değerli hale getirmektir. En değerli sermayemiz olan ve asla kaybettiğimizde yerine koyamayacağımız kendimize ait zamanımızı başta ekran köleliği ve diğer çağdaş oyalanma araçları olan saçma sapan işlerle saçıp savurmaktan kurtulmalıyız. 


Bir de bu bilinçle yaşamak için her türlü israfı yapanlardan da uzak durmalı insan. Zamanı, parayı ve diğer pek çok şeyi israf edenler kendilerine zarar verdikleri gibi etraflarına da zarar verirler ve kötü örnek olurlar. Zira ‘üzüm üzüme baka baka kararır’ demiş atalarımız. Onların verebileceği zarardan korunmak ve dahi istemeden de olsa onlara benzememek için onlardan uzak durmak gerekir. 


İnsanın elinden kayıp giden zaman insanın aleyhine işler. İşte israf böyle dehşet verici bir hastalıktır. İlacı da kurtuluşu da güçlü iradedir. 


Zamanını yönetemeyenler zamanı israf ediyorlar demektir. Zamanını israfı edenler de kaybedilen zamanla birlikte büyük ihtimalle emek, para, mal, servet ve hatta sağlıklarını da kaybederler.


Yani özet olarak akl-ı selim sahibi insanın öncelikle zaman denilen kıymetli hazinenin her anını çok iyi değerlendirmesi gerekir yoksa israf edilen her bir anın bedelini maddi ve manevi olarak çok ağır öder. 


Cenab-I Allah tarafından bize bahşedilmiş olan bu hayatın hesap dökümünün yapılacağı günde bu dünyada boş ve faydasız işlerle geçirilen her bir anın hesabını vermenin güçlüğünü ve geriye dönüşün imkansızlığını insanın en yakınına bile anlatamıyor olması da çok acıdır. Ama insanlık tarihinde yaşanan gerçek de maalesef hep bu döngüdür. 


Vesselam..


Peyami Bayram 

16 Ağustos 2023

Arnavutköy, İstanbul 


(*) Prof. Dr. Aziz Akgül, Türkiye İsrafı Önleme Vakfı kurucusu, Nobel ödüllü mikro kredi sistemini Türkiye’ye tanıtmış ve pek çok insanımızın sıfırdan hayata tutunmasını sağlanmasına vesile olmuştur, emekli öğretim üyesi olup Kara Harp Okulu’da bizim de hocamızdı.

15 Ağustos 2023

Kalbimizden vurulduk


Kalbimizden vurulduk


biz gönlümüzdeki tek aşkın peşine koştuk,

aykırıydık düzene; her köşede sorulduk,

bazen çok bunaldık, bıkmadık ama yorulduk,

kavgamızın derdiyle kalbimizden vurulduk..


bizden gözükenlerin menziline oturduk,

gözlerin hedefinde ne yazık ki biz yoktuk,

samimiyet beklerken eyyamcıları bulduk,

hiç ummazdık; yine kalbimizden vurulduk. 


çılgın ateşli dipsiz kuyuya su doldurduk,

göklerin sağanağında harlandık kuruduk,

taze yeşeren otağı bahçemize kurduk,

dönmedik ardımıza; kalbimizden vurulduk. 


toprak bizim, nesil bizim nasıl unuturduk,

tarih ve mekan çağırırken gönülden duyduk,

korkuya kapıldık lakin; ürperdik kurtulduk,

biz çok değildik ama kalbimizden vurulduk 


hem devirler geçer hem de gönüller savrulur,

ciğerler sökülür, iğrenç pazarlar kurulur,

bedelsiz kazanan kalbin rotası bozulur,

şaşmadık yoldan zira kalbimizden vurulduk..


Peyami Bayram

11 Ağustos 2023

Arnavutköy, İstanbul 

06 Ağustos 2023

Kaydır kaydır kaybeden insan

Zamanı boldur modern insanın

Boş işlerle geçer 

kıymetli vakitler

Yine de sızlanır 

yoksun kaldıklarından,

ve yoksulluktan..


İki elinin yapacağı işlerin peşine düşmez 

zira elinden iş gelmez

Kapitalizmin gönüllü kölesi 

olduğunu da görmez,

keyfinin kahyasıdır aklı sıra

kendinden başkasını düşünmez. 

Narsist olmuş benlikler,

dünya umurumda değil;

kendi yarınları ona pusu kurmuş bekler

farkında değil..


Kitapsız yaşar;

ne de olsa her şey mobil,

sanki susayınca ekranlar sebil. 

Unutmayın efendiler,

bu hayat bir defa yaşanır;

ekranları kaydırdıkça 

aslında vaktiniz azalır.

Kazanmak isterseniz;

önce vaktinizi yitirmeyin.

Hep böyle kaydır kaydır nereye?

İsraf ettiğiniz vakitle

sizi sömürenlere hizmet etmeyin!


Peyami Bayram 

6 Ağustos 2023

Arnavutköy, İstanbul 





04 Ağustos 2023

Zaman (1)

İnsanlar ilk atamız Hz. Adem’den beri birbirinden çok farklı ortamlarda ve çok farklı imkanlar/imkansızlıklarla sayısız tecrübeler yaşamıştır. Yüce Allah ilk önce bedenen, sonra sırasıyla aile, çevre ve diğer şartları herkes için birbirinden çok farklı yaratmıştır. Ancak bir tek zaman herkes için eşittir. 

Hz. Adem’in de bir günü 24 saatti, bugün miladi 2023 yılında yaşayan bizlerin de bir günü 24 saattir. Yani Yüce yaratıcı zaman konusunda mutlak bir eşitlik sunmuştur insanoğluna. 

Her sabah güne başlarken dünyanın dört bir yanındaki insanların birbirinden çok farklı meşguliyetleri, göreceli olarak az veya çok para/sermayeleri ya da sorumlulukları olsa da hepsinin sadece 24 saati vardır. Ne fakirinki bir dakika eksik, ne kralınki bir saniye fazladır. Hasta, yetim, engelli, şampiyon, ünlü, mutlu, yaşlı, fakir, peygamber, bebek, kuzeyli, budist, uzun boylu, şişman veya dağ başındaki çoban gibi tamamen farklı birileri de olsa hiç fark etmez, herkesin sadece 24 saati vardır. İmtiyazlı veya ayrıcalıklı hiç kimse yok yeryüzünde zaman konusunda. Bundan önce olmadı ve bundan sonra da olmayacak. Ayrıca hiç kimse bu 24 saatinin bir saniyesini bile bir başkasına veremez veya başkasından alamaz. Yani zaman öyle bir sermaye ki mal gibi alınıp satılamaz veya devredilemez.

İşte bu eşit sermaye ile imtihan oluyoruz hepimiz. İstesek de istemesek de..

Zaman; içinde bulunduğumuz süreç, hayat ise bu zaman zarfında bizim şahsi olarak yaşadıklarımızın bütünüdür. 

Zaman denilen yaşadığımız sürecin içine eş, dost, çocuk, servet, saltanat, şöhret gibi maddi şeylerden az ya da çok girer veya çıkar. Bunlara bakış açımız, bunlarla ilişki biçimimiz ve bunlarla geçirdiğimiz hayat serüveni de bizim gerçek resmimizi ortaya koyar. 

Her geçen gün bir ömürdür aslında. O yüzden her bir saatlik zaman dilimi de o derece kıymetlidir. Kıymetli saatlerin bir araya geldiği güzel bir gün gibi bir ömür yaşamak da ancak zamana anlam yüklü bir bakışla mümkün olabilir.

İnsanın her anını anlamlı kılacak, her dakikasına değer katacak meşguliyeti olursa zaman bereketlenir.

Düşünsenize tarihte bir tarafta dünyada binlerce yıldır ismi yeni doğan bebeklere verilen, izinden gidilen, hayırla yad edilen İbrahim, Musa, İsa ve Muhammed gibi şahsiyetler var, diğer tarafta unutulanlar ve lanetle anılanlar var.

Tercih bizim; zaman bizim elimizde işlenmeye müsait kıymetli bir emanet. 


Peyami Bayram

1 Ağustos 2023

Arnavutköy, İstanbul

Zaman(2)



Mekanik bir saatin işleyen saniyesine dikkatle baktığımızda her iki saniye arasındaki sürenin ne kadar kısa olduğunu görebiliriz. Bir de mekanik bir kronometrenin salisesine baktığımızda ise ibreyi takip edemediğimizi fark edeceğiz. O kısacık saniyeler arasında bile ne çok zamanlar geçtiğine şahitlik etmekle biraz olsun zaman hakkında daha derin düşünmemiz gerektiğini idrak edebilir miyiz?


Evet, modern dünyada gün 24 eşit parçaya bölünerek birer saatlik zaman dilimleri oluşturulmuş. Aslında saat kavramı ilk atamız Hz. Adem’den çok sonraları insanların hayatına girmiştir ama bizim daha çok üzerinde durduğumuz bir günlük zaman dilimidir. Mesela eskiden bizim medeniyetimizde bir gün; gün batımından ertesi günün gün batımına kadar olan süre olarak düşünülürdü. Coğrafi konumumuz ve mevsime göre gece ve gündüz süreleri değişkenlik gösterebilir. Mesela Turkiye’nin kuzey yarımküredeki konumuna göre yazın uzun gündüzler, kışın uzun geceler yaşanır, kuzey kutbuna yaklaştıkça geceler gittikçe uzar ve neredeyse gündüz bile olmaz bazı bölgelerde ve bazı mevsimlerde. Veya ekvatora yaklaştıkça gece ve gündüz farkı yılın her vaktinde de aynı olur. Kısacası biz insanları sınırlayan iki şeyden biri coğrafi şartlar bir diğeri de zaman. Görüldüğü gibi yaşadığımız coğrafyanın da zaman algısı ile doğrudan bir ilişkisi vardır. Elbette bunun üzerine bir de yine coğrafyaya bağlı iklim şartlarını da eklemek icap eder. Tüm bu çevre şartlarının tesiriyle oluşan bir ekosistem o bölgede yaşayan insanların kültürünün temelini de oluşturmaktadır aslında.


İçinde bulunduğumuz zamanın doğrusal olarak ilerlediği varsayımsal olarak kabul görür genellikle. Tıpkı sıfırdan başlayıp ilerleyen bir sayı doğrusu gibi. Sıfırda doğduğumuz varsayılır ama bu doğru üzerindeki son nokta yani ölüm anı asla bilinemez. Bu bilinmeyen noktaya doğru ilerlerken tüm vakitler(gün, ay, yıl gibi) hepsi birbirine eşit kabul edilir. Oysa o doğru üzerindeki hiçbir an ve hiçbir zaman dilimi birbirine eşit değildir. Saat gibi zamanı ölçen aletler her ne kadar eşit gösterse de bizim için zaman bazen öyle genişler ki kısacık vakitte çok şeyler yaşarız. Buna mukabil bazen de çok uzun saatler, günler, haftalar veya aylar boyunca kayda değer tek bir an yaşamaz insan. Bu konu tamamen bizim hayata bakışımız, zamanı yorumlayışımız ve zaman doğrusu üzerindeki son nokta hakkındaki tasavvurumuz ile ilgili bir meseledir.


Dolayısıyla hangi coğrafya ve zaman diliminde yaşarsak yaşayalım hayata bakışımız bizim inanç, duygu ve düşüncelerimiz ile şekillenir. Konumlandığımız yer alacağımız tesirleri, maruz kalacağımız etkileri belirler, bu da hayata ve zamana bakışımızı etkiler. Yani konumumuz ve içinde bulunduğumuz tarih dilimindeki sosyo kültürel etkilerle hayata bakışımızı nasıl tanzim edersek zamana bakışımız da öyle oluşur.


Hiç birimizin içinde doğduğumuz toplumu ve yaşadığımız tarih dilimini seçme hakkımız olmamıştı dünyaya gelirken. Yani bir başka açıdan bakınca hepimiz coğrafya ve tarihin bizim için bir yazgı olduğunu düşünürüz. Oysa ki bu bakışımızı  değiştirdiğimizde duruşumuzu ve yönelişimizi de değiştirebiliriz. İşte o vakit coğrafya genişler, zaman genişler ve bambaşka boyutlar açılır insanın ufkunda. Tarihin dönüm noktaları ve insanlığın evrildiği dönemler hep bu şekilde hareket edebilen seçkin insanlar sayesinde olmuştur. Bu seçkin insanların en üstün vasıflı olanları da alemlerin Rabbi olan Allah’tan vahiy alma mertebesi ile şereflendirilen nebilerdir. 


İnsanlığın iftiharı olan o yüce zatların yolunda olmak biz insanlar için hayatta en önemli amaç olmalıdır. Zira zaman doğrusunda hiç bir vakit bilemeyeceğimiz son noktaya doğru ilerlerken mekan ve zamanı en iyi ve en doğru şekilde değerlendirerek hayatı anlamlı bir şekilde yaşamakla adeta içinde bulunduğumuz kafesten kurtulup özgürlüğe uçan bir kuş olup kanatlanabiliriz. İşte cennet dediğimiz şey de bunu başarabilenlerin uçmasıdır Allahu’alem. 


Yani zamanı öldürenlerin dünyada kaldığı lakin kısıtlı zamanı bereketli yaşayanların zamansızlık yurdudur cennet. Ebedi bir yurttur orası; cömert, yüce gönüllü, zalime karşı yiğit, mazluma yoldaş iyiler için. Bu ebedi yurda yerleşmek isteyenlerin zamana ve mekana hapsolmuş zihinlerden kurtulması, bunun için de nebilerin yolunu izlemeleri tek şarttır. 


Peyami Bayram

4 Ağustos 2023

Arnavutköy, İstanbul 






21 Temmuz 2023

Yakınlık


Mesafe olarak uzaklığın zıttı anlamına gelen yakınlık aynı zamanda bir hissiyatı da ifade etmektedir güzel Türkçemizde. 


TDK Sözlükte “arkadaş” kelimesi; (1) birbirlerine karşı sevgi ve anlayış gösteren kimselerden her biri, (2) bir ortamda birlikte bulunanlardan her biri olarak tanımlanmış. 


“Kardeş” kelimesi ise TDK Sözlükte; (1) aynı anne babadan doğmuş veya anne babalarından biri aynı olan çocukların birbirine göre adı, (2) aralarında değer verilen ortak bir bağ bulunanlardan her biri olarak tanımlanıyor. Karındaş ve gardaş ise kardeş sözcüğünün farklı yöre ve lehçelerdeki söylenişi. 


İnsan olarak bir arada, mesafe olarak çok yakında olduğu halde duygusal olarak birbirlerine çok uzak olan insanlar çokça vardır etrafımızda. Bu durum tezat gibi görünüyor belki ama pek de garip değildir aslında. Nitekim insanoğlu toplum içinde birlikte yaşar ama farklı duygular ve düşünceler taşırlar. Zaten önemli olan da farklılıklar ile bir arada yaşayabilmektir. Farklılıkları zenginlik olarak görmek toplumu geliştirir. Medeniyet yolunun taşları da böyle döşenir. 


Bir senfoni orkestrasında birbirinden çok farklı enstrümanlar usta bir yönetmenin idaresinde uyum içinde çok güzel bir eseri insanlara haz veren bir şekilde seslendirir ve dakikalarca ayakta alkışlanır. Fakat aynı enstrümanların her biri diğerlerini umursamadan ve isterse kendince en iyi sesi çıkarsın ortaya insanı sadece rahatsız eden bir gürültü çıkar. Bu ise insana haz veren bir senfoni değil kulakları tırmalayan kakofoni olur. Bu orkestradaki her bir virtüöz iş arkadaşlığının ahlaki gerekleri ile içinde bulunduğu topluluğun bilimsel ve sanatsal gereklerini yerine getirdiği ölçüde ortaya çıkan musikinin senfonik değeri artacaktır. 


İnsanların birbirine yakınlaşması, uyum içinde hareket etmesi ve farklılıkları ile bir arada yaşama ve yol almayı becermesi hem o toplumun bireylerinin huzur içinde yasamasını hem de insanlığın medeni gelişimine katkı sağlar. 


Yakınlık önce iyi bir arkadaşlık/dostluk ilişkisi ile başlar. Bu ilişkide karşılıklı fedakarlıklar, birlikte zorluklarla mücadele, farklılıklara hoşgörü ve tahammül, birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye etmek çok önemlidir. Böylece bu dostluk ilişkisinde duygusal yakınlık öyle bir hale gelir ki bir kardeşlik ilişkisine dönüşür. Buna mukabil aynı annenin karnında büyümüş olmaktan gelen karındaşlık/kardeşlik ilişkisi ise bazen öyle ayrılıklar getirir ki mesafeler açıldıkça açılır ve aradaki yakınlık hissi gittikçe azalır. 


Ayrılık ve uzaklık hissi de zihinsel bir durumdur. Gözden uzak olanın gönülden uzak olduğunu söyleyenlerin sadece mesafe olarak uzaklaşmaktan bahsettiklerini düşünmüyorum. Kişi gözden düşünce gönülden de uzaklaşır.  Bazıları ise bir damla yaş olur düşer gözden; işte bu şekilde uzaklaşmak uzaklaşmanın en hazin olanıdır. 


İnsan herhangi birine hiç bir yakınlık duymadığı halde gönlünde yer veremez. Zoraki yakın oldukları olsa da. 


Ne diyelim; uzaklıklar sadece mesafede kalsın, yakınlıklar gönülden olsun, etrafımız sevgimizin ve özverimizin cazibesine ram olan dostlarımızla kardeşlerimizle dolsun.


Gönlünü sevgiyle açıp etrafındakileri sadece Allah rızası için kardeşçe kucaklamak isteyenlere gönülden binlerce selam olsun. Böyle kimselerin farkına varıp kıymetlerini bilelim ve onlara muhabbetle karşılık verelim. 


Sağlıcakla kalın. 


Peyami Bayram

19 Temmuz 2023

Arnavutköy, İstanbul 

20 Temmuz 2023

Dostluk ve arkadaşlık

Sosyal medyada arkadaşlık ve/veya takipçilik ilişkileri gerçek hayattan çok farklı. Bizim jenerasyon için bu mecralarda tanıdığımız onlarca insanla haberleşmek ilk baştaki hedefimizdi belki, ve bu bize teknolojinin sunduğu iyi de bir imkandı. 

Ancak zaman içinde bu bizim düşündüğümüz ve hayal ettiğimiz istikamette değil de bu mecraları tasarlayan ve yönetenlerin planladıkları ve bizi yönlendirdikleri şekilde gelişti ve yolda karşılaşsak birbirimizi tanımayacağımız yüzlerce insanla iletişim kurmuş olduk. Bu arada belki iyi dostluklar da gelişti bu tanımadıklarımızla ama hep sanal, yani karşılıklı bedel ödenen bir şey değil bu sanal dostluklar. Ne bir çay ısmarlamak ne evinde, iş yerinde misafir etmek ne de zor gününde yanında olmak. Ayrıca bazı gerçek hayatta tanıdıklarımızın da çok farklı yönlerini gördük, belki şaşırdık, belki memnun olduk, belki üzüldük, belki karşılıklı birbirimize darıldık. Sonuçta bunların hepsi sanal ortamda oldu. 

On yılı aşan sosyal medya macerasında şunu gördüm; insan hep aynı. Her yerde, her ortamda ve her ilişkide hep aynı. İyisiyle, kötüsüyle her ortamda kişiliğini, karakterini ve ahlakını ortaya koyuyor. 

Hakiki dostluklarımız, hakikatli dostlarımız eksik olmasın hayatımızın her alanında. 

Sağlıcakla kalın. 

Selam, sevgi ve saygılarımla. 

Peyami Bayram

18 Temmuz 2023

Arnavutköy, İstanbul

RAMAZAN 1447 CÜZ 30

OTUZUNCU CÜZ   Hicri 1447 yılında Ramazan ayı 29 günde hitama erdiği için bu son günde iki cüz birden okuduk ve Kur’an-ı Kerim’in kalbi ve...