18 Ekim 2022

Kişilik Sahibi İnsan

Kişiliği gelişememiş kadınlar 
dişiliğiyle durmaya çalışır
insanlığın orta yerinde, 
ve adam olamayan erkekler;
dişilerin peşindeki pisliğiyle 
harcanır giderler..

Konfor, servet ve makam düşkünlüğü;
her ikisinin de tuzağa düştüğü bataklıktır. 

Sonuç; 
para ve makam/mevki gibi insanı insanlıktan çıkaran 
çeldiricilerin peşine düşmeyen, 
kişiliğini ve adamlığını önceleyen, 
başkalarını/ötekini asla unutmayanlar hakiki insan olur;
hatta insanlığın tohumunu onlar taşır nesilden nesile. 

Bu tür numunelik şahsiyetler ender de olsa
mutlaka vardır çevrenizde
Onları arayın, 
hatta işiniz onları aramak olsun.
Onları bulun. 
Onlara iyi bakın, 
bir daha bakın, 
çok yakından bakın,
onları tanıyın 
onları takip edin,
ve asla peşlerini bırakmayın

Peyami Bayram


02/05/2018

İstanbul 


14 Ekim 2022

MUHAMMED KİMDİR?

Bugün Cuma namazı kılmak için gittiğim camide namaz öncesi vaazı dinliyordum. Kürsüdeki hoca ben camiye girdiğimde peygamberimiz hakkında konuşuyordu. O'nun güzel ahlakından, misyonundan falan bahsediyordu. Sonra peygambere övgüler yaparken öyle bir noktaya getirdi ki; "her şeyin yaratılış sebebi Hz. Muhammed'dir, bütün alem O'nun için yaratılmıştır, Hz. İsa'nın da, Hz. Musa'nın da ve hatta ilk atamız Hz. Adem'in yaratılması da O'nun içindir. Bütün yaratılış O'nun içindir, O'na sebeptir" dedi.

Bu sözleri ilk defa işitmemiştim ama duyduklarım beni son derece rahatsız etti. Büyükçe bir camide kalabalık bir cemaat bu vaazı dinliyordu. İçimizden bazıları her zamanki gibi ellerindeki telefonla meşgul olsalar da bu vaazın muhataplarıydık hepimiz. Benim şahit olduğum neredeyse her zaman ve bütün camilerde olduğu gibi cemaat sessizlik içinde vaazı dinler, sonra namazını kılar ve huzur içinde evine, işine döner. Ben de o sessiz yığının içindeki biriyim ve duyduklarım karşısında sessiz kaldım ama tepkisiz kalmadım.

Gelelim beni rahatsız eden konuya. Gerçekten bütün alemler, insanlar, nebiler, resuller Hz. Muhammed için veya O'nun hatırına, O'nun sebebiyle mi yaratılmış? Nereden çıktı bu görüş? 

Tasavvuf düşüncesinde "levlake hadisi" olarak bilinen ve kutsi hadis olarak aktarılan bir rivayettir bunun temeli. Fakat hadis âlimleri tarafından açıkça 'uydurma (mevzu)'olduğu belirtilen, kısaca; “Sen olmasaydın… Sen olmasaydın… Ben kâinatı yaratmazdım" diye aktarılan bir söz. Açıkçası tasavvuf ehlinin Nur-u Muhammediye veya Hakikat-i Muhammediye dedikleri yaratılan bütün mevcudatın ilk ve asıl sebebi ile ilgili bir görüştür bu.

Kur'an-ı Kerim'de hiçbir ayet bunu teyit etmez, bilakis bir çok ayet bu düşünceyi tekzip eder.

Peygamberimizin insanüstü değil bilakis bizim gibi bir beşer olduğunu ifade eden aşağıdaki gibi bir çok hadis de rivayet edilmiştir:

Ömer b. Hattâb, “Hz. Peygamber’i şöyle derken işitmiştim” demiş ve şu rivayeti aktarmıştır:

“Hristiyanların Meryem oğlu İsa’yı aşırı surette methettikleri gibi sakın sizler de beni methederken aşırı gitmeyin! Şüphesiz ki ben sadece Allah’ın  ku­luyum. (O yüzden bana sadece) Allah’ın kulu ve resûlü deyin.”

Enes b. Mâlik’in rivayet ettiği bir hadise göre bir adam Nebîmize “ya seyyidî /ey efendim, ey efendimin oğlu! Ey bizim en hayırlımız, ey en hayırlımızın oğlu!” gibi sözler sarf ederek seslenmişti. Adamın bu sözlerini işiten Nebîmiz ise şöyle buyurmuştur:

“Ey insanlar! Allah’tan korkun. Sakın şeytan sizi aldatmasın.Ben Abdullah’ın oğlu Muhammed’im. Allah’ın kulu ve resulüyüm. Allah’a yemin ederim ki beni, Allah’ın bana verdiği makamın üstüne çıkarmanızı sevmiyorum.”

Başka bir rivayet şöyledir: Resûlullâh, Ümmü Seleme’nin odasının kapısı önünde şiddetli bir kavga işitmiş ve dışarı çıkıp kavga edenlere şöyle demişti:

“Şüphesiz ben de sizin gibi bir insanım. Zaman olur ki bana sizden iki hasım gelir de biriniz haksızken diğerinden daha düzgün konuşmuş olabilir; ben de o düz­gün sözleri doğru sanarak onun lehine hükmedebilirim. Binaenaleyh kimin lehine bir Müslümanın hakkı ile hükmettimse bilsin ki bu hak ateşten bir parçadır; ister onu alsın, ister bıraksın.”

“Peygamberimizin her zaman ve her durumda insan olduğu, Allah’ın ancak bir kulu olup yalnız ona kulluk yaptığı açık ve kesin iken İslam’a mensup kimi çevreler onun hakkında aşırı gitmekte, kulluğa yakışmayan kimi nitelemelerle nitelemektedir. Yüce Allah, onun için ve başkaları için “Şüphesiz sen de öleceksin, onlar da ölecekler” (Zümer, 39/30) dediği halde kimileri, başka insanlardan ayırarak bedeni ve ruhu ile yaşadığı, insanlar arasında dolaştığı, rüyalarına girdiği veya toplantılarına katılarak kendileriyle konuştuğu, kendisi ile görüşüp hadis rivayetlerinin sahih olup olmadığını kendisinden sorup öğrendikleri, kabrinde diri olup kendisine yapılan seslenmeleri ve duaları işittiği gibi şeylere inanmakta ve seslendirmektedir.”

 “De ki: Ben de tıpkı sizin gibi bir beşerim. Bana ilâhınızın bir tek ilâh olduğu bildiriliyor. Artık kim Rabbine kavuş­mayı umuyorsa hemen iyi bir iş yapsın ve Rabbine ibadette kimseyi ortak etmesin.”  (Kehf, 18/110)

 “Biz seni şahit, müjdeci, uyarıcı; Allah’ın izniyle O’na çağıran, etrafını aydınlatan bir kandil olarak gönderdik.” (Ahzâb, 33/45–46)

 “De ki: Ben resûllerin ilki değilim. Benim ve sizin başınıza gelecekleri bilmem. Ben ancak bana vahyolunana uyarım. Ben sadece apaçık bir uyarıcıyım.” (Ahkâf, 46/9)

“De ki: Doğrusu ben size ne zarar verme ne de fayda sağlama gücüne sahibim.

De ki: Gerçekten (bana bir kötülük dilerse) Allah’a karşı beni kimse himaye edemez, O’ndan başka sığınacak kimse de bulamam.

Benimkisi yalnız Allah’tan olanı, onun gön­derdiklerini tebliğdir o kadar.” (Cinn, 72/21–23)

 “De ki: Ben size, Allah’ın hazineleri benim yanımdadır, demiyorum. Ben gaybı da bilmem. Size, ben bir meleğim de demiyorum. Ben, sadece bana vahyolunana uyarım. De ki: Kör ile gören hiç bir olur mu? Hiç düşünmez misiniz?” (En’âm, 6/50)

 “De ki: Ben kendim için bile Allah dilemedikçe hiçbir şeye kadir değilim: Ne fayda sağlayabilirim ne de gelecek bir zararı uzaklaştırabilirim. Şayet gaybı bilseydim elbette çok mal mülk elde ederdim ve bana hiç fenalık da dokunmazdı. Ama ben iman edecek kimseler için sadece bir uyarıcı ve bir müjdeleyiciyim.” (A’râf, 7/188)

“Biz seni ancak âlemlere bir rahmet olmak için elçi gönderdik.”(Enbiyâ, 21/107)

Bu son ayete özellikle dikkat çekmek gerekmektedir. Bu ayette Allah Teâlâ Peygamberimizin bir beşer/insan olarak yaratılışını değil, risâletini/elçiliğini ön plana çıkarmaktadır. Yani ayette “biz seni âlemlere rahmet olmak için yarattık” değil; “seni âlemlere rahmet olmak için elçi gönderdik” buyurulmaktadır. Görüldüğü gibi bu iki cümle birbirinden tamamen farklı manalar taşımaktadır. Âlemlere rahmet olan; onun yaratılışı değil; peygamberliğidir. Bu da Peygamberimizin risaletinin ön planda tutulması gerektiğini göstermektedir.

Ayetler gayet açık ve net.. Biz, “yüzü suyu hürmetine tüm kâinatın yaratıldığı ve kendisinde Allah’ın tecelli ettiğine” inanılan insanüstü bir peygambere değil; tıpkı bizim gibi bir beşer olan ve bu yüzden bize örnek gösterilen (üsve-i hasene), melek olmayan, gaybı bilmeyen, yeri geldiğinde Rabbinden azar işiten, -tıpkı bizim gibi- işlediği günahları için tevbe – istiğfar etmesi istenen; ama bütün bunların yanında büyük bir ahlak sahibi olan, risâleti açısından âlemlere rahmet olarak gönderilen ve her yeri bu risâlet nuru ile aydınlatan beşer peygambere iman etmekle mükellefiz. Çünkü bu, bizim imanımızın ilk şartı, olmazsa olmazıdır. Bir kişinin mümin olabilmesi için öncelikle Allah’tan başka hiçbir ilah olmadığına, ardından da Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem’in O’nun kulu ve resûlü olduğuna şahitlik etmesi gerekir:

“Ben şahitlik ederim ki Allah’tan başka ilah yoktur. Ve yine ben şahitlik ederim ki Muhammed O’nun kulu ve resûlüdür.”

Şahitlik etmek, tanıklık etmektir. Tanıklık ise olayı hiçbir şüpheye yer vermeksizin görmek demektir. Bu yüzden “ben müminim” diyen herkesin, Peygamberimizin Allah’ın resûllüğünden önce herkes gibi bir kul (abd) olduğuna tanıklık etmesi yani bunu gözüyle görmüş gibi kesin bir şekilde bilmesi ve inanması gerekir. Onun her şeyden önce bir kul olması; aşırı yüceltmeci, beşer üstü bir peygamber tasavvuruna İslam’da yer olmadığının en temel göstergesidir.

Bütün bunlardan sonra bazı yanlış anlaşılmaların önüne geçmek için şu gerçeği dile getirmemiz gerekmektedir. Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem muhteşem ahlakıyla, örnek kişiliğiyle (üsve-i hasene), mü’minlere olan engin merhamet duygusuyla, adaletiyle, şefkatiyle… bir insan olarak hepimizden üstündür. Bu üstünlük, çalışıp gayret gösterilmiş ve hak edilmiş bir üstünlüktür. İşte onun Allah tarafından bize örnek gösterilmesinin sebebi de budur. Bunu bir kenara bırakarak onu beşer üstü bir varlık gibi görmek ve göstermek, sebebi ne olursa olsun ilk başta Resûlullah’a haksızlıktır, onun örnekliğini yok etmektir. Bu yüzden her Müslüman bütün davranışlarında olması gerektiği gibi bu konuda da dengeli ve dikkatli olmalı, Resûlullâh’ı Allah’ın tanıttığı şekilde tanımalı ve her durumda onu örnek alarak yaşamaya çalışmalıdır.

Not: Dr. Yahya Şenol'un makalesinden faydalanılmıştır.

Peyami Bayram

14.10.2022

İstanbul


28 Eylül 2022

Sana söylüyorum!

Sana söylüyorum!

Evet, evet sana söylüyorum. 
O klavye başındaki, 
ekran gerisindeki veya karşısındaki.
Sosyal medyada, dijital alemde, 
sanal dünyada hayalet gibi gezinenler; 

İyi dinleyin!
Görüyorum ki ne kadar günahsız, 
ne kadar masum, 
ne kadar kendinden emin, 
ne kadar çok bilen, bilmiş ve bilenmiş varsa hepiniz buradasınız.
Ha, bir de ne kadar çok nakilcisiniz;
her duyduğunu, gördüğünü aktaran ara elemanlarsınız...

Hakikatte siz;
Kendi ailesine bile faydası dokunmayan, 
hatta; bırak faydayı bilakis zararı olan.
Bilcümle aleme nizam vermeye yeltenen, 
ama kendine bile çeki düzen verememiş.
Paylaşmayı sadece sosyal medyada gördüğünü iletmekten öteye geçirememiş;
bir yakınına bile el uzatmamış sanal birer elemansınız.

İki çift sözüm var size;
Bu ekrandan kimseyi aldatamıyorsunuz.
Sadece kendinizi aldatıyorsunuz,
ve aldanıyorsunuz.
Muhataplarınız da sizden pek farklı değil çünkü.
Mekanlarda kim güçlüyse onun borusu öter, 
diğer sesler hep cılızdır, duyulmaz.
Sen ise o cılız sesinle kendini avutmanın sarhoşluğundasın; 
büyük gücün seni de aldattığını anlayamıyorsun.

Gördün ya;
Herkes gibi sen de burada boşa oyalanıp duruyorsun.
Git buralardan, kurtar kendini.
Yapabileceğin en iyi şey kendini kurtarmaktır.
Gerisi bomboş.
Kocaman bir HİÇ.
Şunu da unutma;
Son saat yaklaşıyor; 
ve mezarlıklar pişmanlarla dolu..

Peyami Bayram
27.09.2022
İstanbul


11 Ağustos 2022

Kim bunlar

canlanır haz alınca

hızlanır keyfi olunca

bakmaz hiç ardına 

çok mal kazanınca


canını çok sever

kendini daima över

herkese söver

eline fırsat geçtikçe

elleri döver


başarınca "ben yaptım"

batırınca "kör talih"

iyi günde şükürsüz

zor günde sebatsız


almayı çok sever

vermekte isteksiz

her şey bol olsun ister

ve lakin emeksiz


gözü hiç doymaz

asla aklını yormaz

fırsatlara konup

hak ne diye sormaz


kabahat kürk olsa üstüne almaz

çuvaldızı herkese

iğneyi kendine batırmaz

konuşunca da

mangalda kül bırakmaz


kim mi bu?

merak mı ettin onu?

önce şöyle bir bak etrafa

sonra,

geçip de aynaya

sor kendine;

ne kadarı bendedir?

hangileri bendendir?

unutma ki;

insanoğlu 

hep

biri birindendir..


Peyami Bayram

11 Ağustos 2022

İstanbul





21 Haziran 2022

ÜNİVERSİTELER(*) KAPATILSIN !



Sanayi planlaması olmadığından belli yerlerde nüfus yoğunlaşması,

imar planı yapılmadığından sanayi bölgelerinde gecekondu yoğunlaşması, şehir ve bölge planlaması olmadığından bu bölgelerde konut, yol, park, okul, hastane yetersizliği,

ve şimdi de üniversite ve işgücü plansızlığı ile her köşe başına üniversite açılınca diplomalı işsizler çoğalıyor.

Fakat berber ve tamirci gibi usta çırak sistemi ile yetişen mesleklerde çırak bulunamıyor. Zira nüfusun çoğunluğu kentlerde yaşıyor, aileler çocuklarından üniversite diploması, hatta yüksek lisans ve doktora diploması bekliyor.

Buna mukabil işletmeler alt kademede çalışacak eleman bulamıyor.
Diplomalı gençler özel sektörde çalışmak istemiyor. Kamuda görev alıp konforlu bir yaşam istiyor.

Sevgiler maddi hesaplara hapsediliyor.

Evlilikler gecikiyor.

Mutsuzluk çoğalıyor.
Sonuç olarak benim görüşüm:
Liseyi isteyen açıktan okusun ve çocuğun istidadına göre bir mesleğe yönlendirilsin.
Akademik eğitim almak isteyenler için her eğitim yılı sonunda ve her eğitim kademesinde bitirme sınavları uygulanmalı.
Eğitimde bursluluk sistemi orta okuldan itibaren geliştirilmeli.

(*) Gereksiz ve fazlalık olanlar

Peyami Bayram
21.06.2021
İstanbul

10 Haziran 2022

Faiz neden haram baba?

Bugün sabah on yaşındaki en küçük oğlumla evde kahvaltı  yaptıktan sonra okula doğru giderken bir soru sordu:

- Faiz neden haram baba?

Gündemimizde faiz ya da buna benzer bir konu hiç yokken sabah sabah nereden aklına geldiğini sormadım. Sadece sorusunu cevaplamaya odaklandım.

- Bak oğlum, bu soruya iki aşamada cevap vereyim. Öncelikle bizim inancımız gereği haram olan şeylerin nedenlerini sorgulamadan uygulamamız gerektiğini bilmelisin.

- Baba, ben onu sormuyorum. Faiz neden haram?

- Yavrucuğum, müsaade edersen oraya da geleceğim. Ama öncelikle şu konuda anlaşmamız lazım. Bizim için faiz, kumar, içki, domuz eti, yalan söylemek gibi haram olan şeyleri inancımız gereği sebeplerini bilmesek de uygularız. Çünkü bazı şeylerin sebepleri veya hikmetini bilemeyebiliriz. Bugünkü bilim de bu konuda yetersiz kalabilir. Tamam mı? Burasında anlaştıysak şimdi faiz konusuna gelelim.

- Tamam baba..

- Çok güzel. O halde cevabın ikinci kısmına geçebiliriz şimdi. Biliyorsun ben hoca, alim falan değilim, ekonomist, finans uzmanı falan da değilim. Fakat senin sorunu benim anladığım kadarıyla cevaplamaya çalışacağım. Mesela bir çiftçi düşün bir tarlası var ve buğday ekecek.  Bir çuval tohumluk buğday ihtiyacı var fakat kıt kanaat geçindiği için tohum alacak parası yok. Tohum satan bir tüccar var tanıdığı. Ona gidip bir çuval buğdayı borç olarak istiyor ama parasının olmadığını, hasat zamanı ödeyeceğini söylüyor. Zaten düşünsene durumu iyi olan, imkanı olan gidip birinden borç para veya borç olarak herhangi bir şey ister mi?

- Yani.. 

- Tüccar da ona bir çuval buğdaya karşılık hasatta beş çuval buğday almak şartıyla verebileceğini söylüyor. Tabii bu tüccar çiftçinin karşı karşıya olduğu hiç bir riski kabul etmiyor, isterse çiftçinin tarlasını sel götürse de istediği beş çuval buğdayı alacak. Sence bu ne kadar insani? Ne kadar vicdanlı? Ne kadar ahlaklı bir davranış?

- Çok kötü baba..

- Yani böyle bir alışverişin buğdayla değil de başka cinsten mallarla veya parayla olanını da düşünebilirsin oğlum. Aynı şeydir hepsi. Borç veren hiç bir risk almadığı halde çok fazla bir kazanç elde eder. Bu arada borçlu borcunu ödeyemezse gidip onun elindeki mallarını, evdeki eşyalarını borcuna karşılık alarak onu daha da fakirleştirir. Bu gibi durumlarda hatalı ve haksız toplum düzeni ve adetlere göre farklı uygulamalar da olmuş tarihte. Mesela Peygamber efendimiz(sa) döneminde borcunu ödeyemeyenlerin mallarıyla beraber çocuklarını da alırlarmış.

- Ya şimdi?

Sizce ne cevap vermeliydim oğluma?

Peyami Bayram

08.06.2022


03 Haziran 2022

Nasihat 11

"Bana nasihat etme" dedi.

Anladım ve sustum;

Belli ki dinlemeyecekti;

ya vicdanı, 

vicdanını da susturabilecek mi?

İç sesine kulak vermeden yaşayanlar var mıdır? Evet, vardır.

Vicdanı veya iç sesi örten bir mekanizma her insanda potansiyel olarak mevcuttur. 

Buna kötülük de diyebiliriz, şeytan da diyebiliriz. 

Çift kutupluluk tüm müşahhas canlılarda olduğu gibi mücerret olgularda da vardır. İnsanın davranışlarına yansıdığı gibi iç dünyasında da -siz buna isterseniz ruhu deyin, isterseniz nefsi, isterseniz psişesi- bu çift kutupluluk mevcuttur. 

Pozitif ve negatif, müsbet ve menfi, olumlu ve olumsuz, iyi ve kötü diyebileceğimiz duygu ve düşünce durumu insanın dışına yansıttıklarıyla açığa çıkar. 

Neyin müsbet neyin menfi olduğu ise insanlığın tarih, coğrafya, toplum veya düzen farkı olmaksızın ortak değer yargıları ile kabul edilen normlarla ayırt edilir. 

Pozitif kabul edilenler her türlü ortam ve koşulda insanın kendisi, insanlık ailesi ve çevre ile barışık olması, bulunduğu ortama huzur veren, yararlı ve kalıcı iş ve eylemleridir.

Buna mukabil negatiflik ise; insanın kendisi, toplumu ve doğayla barışık, iyi kalpli, yüce gönüllü, merhamet sahibi, sevecen, cömert ve iyiliksever olmaktan yani kısacası insanı insan olmaktan uzaklaştıran her türlü olumsuz davranışın bileşkesidir. 

Bu kötülüğün ortaya çıkmasına sebep olan nedir peki?

Sevgiden ve ilgiden uzak bir aile ortamı, ahlak ve maneviyatı dışlayan bir yaşam tarzı, psikososyal ve sosyokültürel olarak kötü çevre şartları,  iyiliğin pratiğinin yapılmaması, eğitimsizlik, kamusal alanda adaletin sağlanamıyor olması, sürekli nefse hoş gelen şeyleri yapmak ve maalesef konforlu yaşamın sürekli ön plana alınması.

Bütün bunlar her insanda doğal olarak asıl olan iyilik potansiyelini maalesef tersine çevirerek kötülüğü ön plana çıkarıyor.

Belki önceleri arızi(geçici) bir durum olabilir. Dalgalanmalar şeklinde gelgitler yapabilir. Ancak insan içindeki kötülük yanını terbiye etmek için çaba sarf etmezse içindeki iyilik kötülüğe çok kolay yenik düşer. 

Şurası bir gerçek ki insan kötülüğün içine girerken kendisini çeldiricilere kaptırdığı gibi zamanla sözde mantık yürüterek de kötülüğü kendi iç dünyasında meşrulaştırır. Yani üstte de belirttiğimiz gibi içindeki kötülük içindeki iyiyi teslim alır.

Dışarıdan refah ve bolluk içinde ve güçlü gibi gözükse de tedirgin, huzursuz ve gergin bir yaşamdır kötülüğün egemen olduğu kişilerin yaşadığı. Bir girdap gibi içine çeken, bir bataklık gibi içinden çıkılamayan yardıma gelenin de tehlikeye atılacağı bir durumdur maalesef kötülüğe dalmak..

Bunu yaşayanlar bilir muhakkak ama bizim her birimizin de zaman zaman kısmen de olsa içine düşmüş olabileceğimiz kötülüğün dayanılmaz zorluğunu insanlığın ortak birikimi olan kutsal metinler ve bilimsel çalışmalar bize uzun uzun anlatırlar.

İyi olmak ve daha doğru ifadeyle iyi kalmak çok mu kolay peki?

İşte bu tamamen sübjektif bir durum. Yukarıda sıraladığımız kötülüğün ortaya çıkmasına sebep olabilen durumlara yoğun bir şekilde maruz kalan insan için hayata 1-0 yenik başlamak gibi şanssızlık, talihsizlik(bu kavramlar halkın dilinden) olarak görülebilir. Buna mukabil tamamen olumlu şartlarda bulunan bir insan da hayat yolculuğunda muhakkak surette pek çok defa kötülükle karşılaşacaktır. Hatta öyle cazip tekliflerle karşısına çıkar ki hiç umulmadık bir aldanışla bütün iyilik müktesebatını elinin tersiyle iterek kendini kötülüğün ortasında bulabilir.

Şimdi asıl soru şu:

İyi kalmak için kötülüğe karşı ne yapmalısınız?

Bu soruya hayatıyla, iş ve eylemleriyle muhteşem cevaplar vermiş, örnek şahsiyetler olan her çağda, her coğrafyada ve her toplumda yaşamış nebilere, resullere ve bu yolda emek sarf eden tüm iyi insanlara selam olsun..

İnsanlık her türlü kötülüğe karşı iyiler ve iyiliklerle ayakta kaldı yüzyıllardır. 

İyiliğe destek olalım, iyi kalmaya gayret edelim, iyi işler yapalım ki iyi olalım ve iyi kalalım. 

Ve en önemlisi etrafımızdaki iyilerin kıymetini bilelim..


Peyami Bayram

03.06.2022

İstanbul




RAMAZAN 1447 CÜZ 30

OTUZUNCU CÜZ   Hicri 1447 yılında Ramazan ayı 29 günde hitama erdiği için bu son günde iki cüz birden okuduk ve Kur’an-ı Kerim’in kalbi ve...