06 Kasım 2020

Bir hafta önce kaldığımız yerden hayata devam mı edelim yoksa bir şeyler yapmanın vakti geçiyor mu?

Tam bir hafta önce güzel İzmirimiz bir depremle sarsıldı.

Tüm ülke olarak canımız yandı.

Biz anladık ki;
Erzincan, Van, Elazığ, Afyon, Gölcük veya İzmir olmuş fark etmiyor;
hangi uzvumuz kırılsa tüm ülkenin canı yanıyor.
Çok şükür ki; acımızda biriz ve beraberiz.
Enkaz altında kaybettiğimiz canlar hepimizin yüreğini dağladı.
İdil, Elif ve Ayda yavrularımız enkaz altından çıkarken sevinç gözyaşlarımızı tutamadık.
Evet, bunlar çok güzel şeyler.
Bizi birbirimize bağlar, aramızdaki sevgiyi ve muhabbeti artırır.
Hepsine eyvallah.
Gelelim bugüne..
Aradan bir hafta geçti;
kaldığımız yerden hayata devam mı edelim yoksa bir şeyler yapmanın vakti geçiyor mu?
114 can kaybı, yüzlerce yaralı ve bir o kadar mağdur ailemiz var.
Şimdi enkaz kaldırıldı, yitirdiğimiz canlar defnedildi, yaralılar tedavi altına alındı, evi yıkılanlara geçici olarak çadır, konteyner vs sağlandı, belki evini kaybedenler için birer de konut yapıp verir devletimiz.
Lakin şunu hepimiz biliyoruz ki Türkiye'de yaşayan insanlar olarak çok ciddi bir deprem kuşağındayız.
Doğal afetlere karşı insanın acziyeti binlerce yıldır bilinen ve karşı konulamayan bir gerçektir.
Ancak insanlığın bilim ve teknoloji alanındaki geldiği nokta da binlerce yıl öncesine göre çok çok farklı bir noktada.
Aklımın erdiğinden beri hatırladığım kadarıyla 1970'li yıllardan bu yana yaşadığımız depremlerin bir öncekinden farkı belki sadece deprem sonrası enkaz kaldırma ve yardım hizmetlerindeki gelişim.
Deprem öncesi ile ilgili imar, inşaat ve bunlarla ilgili hukuki konular adeta yerinde sayıp duruyor.
Acıda ve kederde bir olmanın duygusallığından mest olmayı bir kenara bırakıp olayları rasyonel olarak değerlendirmeliyiz.
Yoksa Allah korusun aynı senaryoları tekrar tekrar yaşamamız şaşırtıcı olmaz hiç bir zaman.

Peyami Bayram
6 Kasım 2020
İstanbul

02 Ağustos 2020

İstanbul Sözleşmesi

Ne #istanbulsoezlesmesiihanettir demekle konu kapanıyor, ne de
#istanbulsozlesmesiyasatir demekle kadın cinayetleri bitiyor.

Her erkeği yetiştiren anne de bir kadın ve her erkeğin ilk  rol modeli baba da bir erkek.
..

Kadın cinayetlerinin arka planında ebeveynlerin izleri sürülmelidir.
Psikolojik olarak sağlıklı bir ailede yetişen, iyilik örneği ebeveynlerin çocukları iyi olur, bu kadar açık ve net.
Hukuk ahlâkın önüne geçemiyor, bu her yerde böyle.
..

İyilik yaşatır.
İyi insanlar yaşatır.
Siz iyi insanlar yetiştirmeye bakın.
İyiliğin temeli ailede atılır.
Ne devlet, ne hukuk ailenin yerini alamaz.
İyi insanları yine iyi insanlar yetiştirir. 
İyi örnekten kötü erkek ya da kötü kadın çıkmaz.
Kötü örnekleri kaldırın kâfi.

Peyami Bayram
2 Ağustos 2020
İstanbul

12 Temmuz 2020

Z Kuşağı ve Sonrası

Z Kuşağı ve Sonrası

Son zamanlarda yeni nesle dair farklı yorumlar yapılmakta, Z Kuşağı denilen bu neslin bundan sonraki seçimlerde belirleyici olacağı falan konuşuluyor.

İşin siyasi yönü bir yana, gelecek yılların bu kuşağın elinde şekilleneceği kuşkusuz. Şu anda yirmili yaşlara kadar olan bu kuşağı yetiştiren ve halen onlara önderlik eden, yol gösteren veya önlerinde durup yollarına engel olarak bir anlamda bu nesli bir yerlere kanalize eden ebeveynler, eğitimciler, idareciler ve siyasiler olarak yine bizim kuşağımız sorumluluk mevkiinde gözüküyor.

Bu neslin hakkında konuşmak için  öncelikle tanım ve tasvir gerekir.

Çoğunlukla çekirdek aile denilen anne, baba ve çocuklardan oluşan sabit gelirli ailelerde tek çocuk veya bir, bilemediniz iki kardeşi olan çocuklar bunlar. Şehirli, apartmanda yaşayan, bahçeyi, toprağı, ağacı, yaprağı, çiçeği, böceği, hayvanı belgesellerden öğrenen. Kaloriferli, kimalı, 7/24 sıcak su imkanı olan. Elektronik cihazlar ve akıllı sistemlerle büyümüş, AVMlerden veya online alışveriş yapan. Okula servisle gidip gelen. Sınavları test yöntemi ile yapılan. Kitap okumaktan çok televizyon izleyen, bilgisayar oyunları oynayan. Her yıl deniz kıyısında tatil yapan. Hazır gıdalarla beslenen. Sürekli bir üst seviyenin sınavları için yarışan. Sporu beden eğitimi dersi dışında televizyondan izleyen. Sanat eğitimi alma imkanı bulamayan. Ekseriyetle medyatik kişilerin etkisinde kalarak popüler kültüre teslim olan. Para kazanmaktan çok harcamaya odaklanan. Evde prens/prenses rolü verilerek ders ve okul dışında hemen hemen hiçbir sorumluluğu olmayan veya sorumluluk almayan. Paylaşmayı bilmeyen ve hatta çoğunlukla sevmeyen.

Bu neslin konfor, hız ve haz için yaşanan bir dünyada yetiştiklerini gözönünde bulundurmak zorundayız.

NATO/VARŞOVA, KAPİTALİST/SOSYALİST olarak adlandırılan iki kutuplu bir dünyada yetişen bizim neslin hibrit güçlerin vekalet savaşları yaptığı, finans kapital sistemin doğudan batıya tüm dünyayı tahakkümü altına aldığı, teknolojik gelişmelerin baş döndürücü hızda ilerlediği, iletişimde milisaniyelerin yarıştığı bir dünyanın ortasına bıraktığımız çocuklarımızla ilgili, yani geleceğimiz üzerine çok düşünmemiz, kafa yormamız şart.

Bu çocukların kendilerini içinde buldukları bu dünyayı çok iyi anlamaları gerekiyor. Bu dünyaya karşı özgün bir duruş ve yukarıda saydığımız güçlere karşı bağımsızlık ve özgürlük adına doğru adım atmaları için bu şart.

Bizim onlara aktarabileceğimiz bilgiden ziyade bazı temel düsturlar olabilir ancak. Zira bilgi günden güne yenilenen bir mefhum.

Vaktin kıymetini bilmek, çalışma disiplini, gereksiz ve faydasız bilgiden uzak durup üretici fikir ve eylemleri için zaruri bilginin peşine düşmek ve yüce idealler için sorumluluk sahibi olmak. Bir de bütün bunları icra edebilecek cesaret sahibi olmak.

Bu meyanda Z kuşağı için yapılması gerekenler özetle şöyle sıralanabilir kanımca;

Dayak ve benzeri sert yöntemler terbiye metodunun temeli olmadığı gibi aşırı yumuşak ve güya hoşgörülü yöntemlerin de "merhametten maraz doğar" sözünü haklı çıkardığını Z kuşağının önemli bir kısmında görüyoruz maalesef.

Kanaatime göre gerçekten ciddi sorumluluk almayan/verilmeyen çocuklar/gençler sanal alemin de etkisiyle uyuşturucu müptelası misali asalak ve bağımlı oluyor. Çocuklara çok küçük yaşlardan itibaren sorumluluk verilmeli, kazanmayı ve kaybetmeyi yaşatmalı.

Kar/zarar, kazanç/kayıp, başarı/başarısızlık gibi varlık/yokluk, darlık/bolluk ile sevinci ve hüznü de çocuklar bizzat yaşamalı. Film seti gibi hayal dünyasında gerçeklere gözleri kapatılmış,  popüler kültürün dayattığı bir hayatı -mış gibi özenti ve eziklik duygularıyla yaşayan çocuklar bu güçlü dalga karşısında yeterli özgüveni olmadığı gibi öykündüğü rol modeller misali sömürmeye ve sömürülmeye müsait birer zavallı olarak yerini alır toplumda. Bu da gelecek adına bir hayal kırıklığından öte çöküşün, entegrasyonun ve belki de yok oluşun ta kendisidir maalesef. Bu akıbeti yaşamasını istemiyorsak gençlerimize küçük yaşlardan itibaren önce aile içinde ufak sorumluluklar vermeliyiz. Daha sonra mutlaka ve mutlaka herhangi bir şekilde üretime katılmasını düzenli olarak sağlamalıyız. Peşinden aile bütçesine katkı sağlaması, en azından kendi masraflarını karşılaması. Bütün bunları yaparken paylaşmayı ve ürettiğinden, kazandığından muhakkak surette yoksula, düşküne yardımda bulunmayı ilke edinmesine yardım etmeliyiz. Bu şekilde israf etmemeyi, çevreye zarar vermemeyi öğrenecektir. Doğru sözlü, mertlik, dürüst ve iyi ahlak sahibi bir birey olarak araştırma ve okumayı da ilke edinirse hiçbir gücün karşısında eziklik hissetmeden izzetli bir yaşam sürebilir. Bizim de gözümüz arkada kalmaz diye düşünüyorum.

Peyami BAYRAM
12 Temmuz 2020

22 Haziran 2020

Tezat

Tezat

oldum olası hep aynı soru;
kim yanlış, nerde doğru?
nedendir insanın zoru?
fikir herkeste var;
boş tenekeden çok ses çıkar.
öyle bir dünya ki;
sözde yönler farklı,
menzil hep aynı..
sağ ve sol nedir?
ileri ya da geri?
hep kendini hak bilir,
muhatabı serseri..

izah ediniz muhterem zevat
nedir bu tezat?

herkes kendince haklı,
düşünmeyiz;
onun fikri neden farklı..
yeryüzünde cismimiz muvakkat..
sanmayın ebedidir saltanat.
dün çoktan geçti,
bugün kralsan
çok değil yarın;
toprak üstünde mermer taht..
"ben" demekle huzur olmaz..
kin, öfke, haset ve hırsı olan
dünyada iflah olmaz,
semadaki yıldız toprağa konmaz..
kuşların dilini anlayan Süleyman olsan
bir dirhem altın cebinde ebedi kalmaz..
hem biliriz ölüm kat'idir,
yoktur hiç kimseye ikinci bir fırsat
o halde neden insan böyle rahat?
bir somun ekmek ve su yetmedi,
türlü türlü nimet istedi,
Rahman fazlasını verdi.
nen kalır geriye
bu hayattan bakiye?
aynaya bir bak ;
içini görmeye çalış
kendinle göz göze gelmeye alış,
sararan yapraklara bakıp da 
ibret al istersen tabiattan,
gel vazgeç bu inattan,
olduğu gibi kabullen fıtratı,
koştur özgürlüğe
bindiğin atı,
nefsin elinde
esarette kalırsan;
kötülüğü yutan 
ateşin içine hazırlan..
hiç olmazsa;
utanmadan unutursan
unutmadan utan..

Peyami Bayram
22 Haziran 2020
Arnavutköy, İstanbul


20 Haziran 2020

Her türlü yazı, şiir yazanlara dostça bir kaç uyarı

Her türlü yazı, şiir yazanlara dostça bir kaç uyarı

Sosyal medyada herkesin bir köşesi, bir sayfası var çok şükür. Yani herkes yazar, herkes muharrir. Bunda bir sıkıntı yok, belki böylesi daha iyi. Eskiden sadece gazetede köşesi olanlar ahkam keserdi nitekim.

Neyse, ben buralarda bir şeyler yazan arkadaşları öncelikle cesaretlerinden ötürü tebrik ediyorum. Zira burada milyonlarca insan var ama çoğunluk sessiz. Mesela benim bu sayfadaki arkadaşlarım 2700 civarında olmasına rağmen belki yüz bilemediniz ikiyüz kişi aktif gözüküyor. Diğerleri çoğunlukla gizliden izliyor, ben onlara RÖNTGENCİ diyorum. Olsun, beğenmeseler ve yorum yapmasalar da hiç olmazsa okuyorlar sağ olsunlar.

Şimdi gelelim sadede;

Yazı yazarken öncelikle büyük küçük harf kullanımına dikkat ediniz. Bu mecrada tamamen büyük harfle yazmak konuşurken bağırarak konuşmak gibidir. 

Noktalama işaretlerinden sonra bir boşluk bırakırsanız yazınız daha okunaklı olur.

Türkçede 'de' ve 'da' birleşik yazıldığında "kelimenin de hali" olur, dahi anlamı vermek için bunlar ayrı yazılır.

Bir de  manasını bilmediğiniz kelimeleri yazılarınızda kesinlikle kullanmayın, yoksa bazen cümleleriniz hiç istenmeyen anlamlar alabilir.

Yazdıklarınızı en az iki kez okumadan kesinlikle yayınlamayın.

Son olarak; içinizden geldiği gibi yazmaya çalışın fakat lafı çok uzatmayın ki okuyanlar sıkılmasın.

Herkese iyi akşamlar diliyorum.

Peyami Bayram
19 Haziran 2020
İstanbul

12 Haziran 2020

Ağlamak

Ağlamak

mani olamazsın bazen
boşanır yaşlar
göz pınarlarından aniden
bir resim, bir koku, bir çehre
hatta bir taştır müsebbibi
o an başlar
birikmiş duygu sağanağı
sanki o karşılaşmayı 
bekliyordur pusuda
öyle bir haldir işte;
içinde kendini bulduğun
kendiliğinden içinde bulunduğun
bırak süzülsün yaşlar 
belki kalp açılır
başka bir fasıl başlar..

ağlamak insanın içini yıkar
sanmayın her ağlama insanı yakar
belki kelimelerin bendini yıkar..

bir umuttur ağlamak
kimi sitem
kimi öfkeden
belki bir serzeniş sevgiden
gözyaşı yoksa derinden
yavandır yakarış
içli bir isyanın sessiz ifadesi
kavuşmanın ve sevincin taşkın nişanesi
hüznün sembolü olsa da
ha çocukluk ha ileri yaşlarda
masumiyetin dışavurumu
gözlerdeki yaşlarda..

Peyami Bayram
12 Haziran 2020
Kahramanmaraş

06 Haziran 2020

Benim Yurdum



Benim Yurdum

cömerttir toprağın,
koynunda besledin bizi;
hiç aç kalmadık,

soğuktur ırmağın
suladığın yemyeşil vadilerde;
terledikçe susadık,

dağlarında binbir çeşit çiçek var;
arılar nice türlü bal yapar,
aşıklar türkü söyler,
Mehmedim destan yazar,
yiğitlik bize atadan yadigar,
çayırda güreş tutar pehlivanlar,
yufka yüreklidir analar,
bir de gelinlik kızlar;
kurban olur erine, oğluna
yine de salar gurbete
bilmez ki değer mi 
çektiği zahmete,
sılaya külfete,
ve umduğu nimete..

bir de mevsimleri vardır yurdumun;
sanki göç habercisidir,
her ilkbahar ve güz;
yeniden göç davetidir,
oğlan ve kız ovada gürbüz.

yaylada kuzu otlatırdı eskiler yazın,
sonra gençleri şehirlere gitti akın akın;
köyünde gütmedi davarlarını, kuzularını;
kodamanlar gütsün diye şimdi 
yetiştirir kendi yavrularını..

getirdiler diktiler kentlere sanayiyi,
bir de yüksek binaları,
kimse hesap etmedi ne kötü ne iyi
büyükler bilirdi elbet her şeyi.

herkese iş lazım nihayet
amma ve lakin;
ne proje var ne plan,
siyasette bin bir türlü yalan,
ne şehir kaldı elde ne yeşil alan,
kazanmanın yolu oldu talan,
parti yandaşı oldu köylü kentli
öyle ya, bu devirde; 
kimse kimseye ekmek vermezdi.

oysa ne vakit elimiz ekmek tutardı; 
gözümüz bölüşmeye kardeş arardı.
modern olduk şimdi,
ekmek dolu çöplüklerimizde
kul hakkı mı kaldı bizde?
haramı kim sevmezdi
içimizde?

dağlarımda yine kuşlar ötüyor,
derelerim şırıl şırıl akıyor,
Mehmedim nöbette,
ayyıldızım dalgalanıyor.

şükrederim daima Allahım;
bilirim ki azizdir vatanım,
aczimizi bağışla,
"içimizdeki beyinsizler yüzünden
bizi helak etme Allahım"
akıl ver bize Allahım,
feraset ver bize Allahım,
hepimize hidayet ver Allahım,
toprağımızı bereketli,
neslimizi iffetli,
nefsimizi izzetli,
idarecilerimizi hepimizden faziletli kıl Allahım..

Peyami Bayram
6 Haziran 2020
Arnavutköy, İstanbul






DİJİTAL SAVAŞTA BLACKROCK VE ALADDIN KARŞISINDA TÜRKİYE

DİJİTAL/TEKNOLOJİK SAVAŞ’ın arkasındaki BLACKROCK ve ALADDIN Türkiye’nin son dönemde geliştirdiği "Milli Finans ve Veri Kalkanı"na...