05 Nisan 2020

Koronalı Günler 4 Yakın TEHDİT ve uzak TEHLİKE

Koronalı Günler 4

Yakın TEHDİT(*) ve uzak TEHLİKE(**)


İnsanoğlu çocukluğundan itibaren korkularıyla yaşar.
Korkulardan kaçarak sığınacak güvenli bir yer arar kendine.
Bazen anne kucağında bulur bu güven hissini, bazen kapısını kapattığında sıcak yuvasında, kimi zaman bir hastanede, bazen de bir ibadethanede. Bazı durumlarda da bir şeylere sığınmaktan kaçar, sanki meydan okurcasına alkol ve uyuşturucuyla perde çeker korkularıyla arasına.

Korku aslında öğretilmiştir insana. Doğuştan gelen doğal tepkilerin belirli durumlarda harekete geçirilmesi ile belletilen bir duygu durumudur. Başka bir deyişle bir şartlandırmanın, bir yönlendirmenin hasılasıdır insanın zihninde oluşturulan. Önce ebeveynin, ardından sosyal çevrenin etkisinde kalan insan ilerleyen yaşlarda eğitim, iş ve yaşam koşulları ile birlikte daha karmaşık bir çevrenin içinde bulur kendini. Buradan aldığı etkiler zamanla bireysel duygudurumun yanına mensubu olduğu toplumun kollektif davranış kalıpları ile benzeşerek ortak bir hareket tarzına dönüşür.

Tam da burada ebeveyn ve aileden sözde bağımsızlaşan ve "birey" olan insan toplumu yöneten/yönlendiren iradenin yörüngesine girmiştir. Artık kendinin küçük korkularının yanında asıl neden korkması gerektiğini ona fısıldayan bir etkinin altındadır. Geçim derdi/işsiz kalma, konfor, makam/mevki, şöhret, sağlık, adalet, emniyet/asayiş, gelecek kaygısı gibi ekonomik, sosyal, siyasal, tıbbi ve hukuki bir takım konular insanın en temel korkuları olarak önüne konmaktadır bu irade tarafından. 

İnsan hayatta kendi yaşadıklarına ve insanlığın bugüne kadar getirdiği ortak tecrübeye baksa bu sıralananların kendi karşısına çıkma durumu, hele de olumsuzlukların gerçekleşme ihtimali aslında çok düşük bir orandır. Fakat her nedense insanoğlu belki hayatta karşısına çıkma ihtimali zayıf bir olayı ve onun olumsuz tarafını çok dert eder. İnsan yukarıda bahsettiğimiz fısıldamaların o derece tesirinde kalır ki o çok uzak tehlike sanki hemen karşısındaymış hissine kapılır. Çünkü ona bu uzak tehlikenin şimdiki korkusunu yaşatanların bu korkudan beslenen çok yakın menfaatleri bulunmaktadır.

Bütün bunların yanısıra insan kendisiyle başbaşa kaldığında, hele belli bir yaştan sonra karşısındaki en yakın tehdidin ölüm olduğunu düşünmeye başlıyor. Nerede, ne zaman ve nasıl geleceği bilinmeyen fakat geleceğinden asla şüphe edilmeyen ölüm. İşte insan için mutlak surette gerçekleşecek yegane yakın tehdit ölümdür. 

Kısacası ölüme hazırlık yapmayan insanın korkacağı/korkutulacağı tehlike çoktur..

Peyami Bayram
5 Nisan 2020
Arnavutköy, İstanbul


(*)Tehdit; Arapça tahdid(korkutma, tehdit etme) ve haddakırdı, yıktı, korkutarak ele geçirdi) kökünden gelen bizim dilimizde  g
özdağı, zılgıt, korkutma, yıldırma şeklinde karşılığı olan bir kelime.


(**)Tehlike; Arapça tahlika/tahluka(mahv, bela, helak olma) ve halaka(tükendi, helak oldu) kökünden gelen
1. Büyük zarar veya yok olmaya yol açabilecek durum, muhatara
2. Gerçekleşme ihtimali bulunan fakat istenmeyen sakıncalı durum
manalarına gelen bir kelime





01 Nisan 2020

Koronalı Günler 3

Koronalı Günler 3

Uyumuştuk ne güzel;
uyuşmuştuk bir kenarda,
kendi halimizde uyurgezer,
dünyadan bihaber;
biraz serseri, biraz derbeder..

Bendesi olduğumuz nesneler;
içimizdeki tükenmez hevesler,
aklımızı oyalayan herzeler,
bizi bizden alan şeyler
ve daha neler 
ve neler..

Uyanamadık;
yanıbaşımızda olan bitene..
Anlayamadık;
açlık, yokluk ve sürgünleri..
Farkına varamadık;
nedir savaş, terör, sanayi ve banka?
Bize ne diyor
devlet, hükümet ve yasalar?
Kime çalışıyor
BM, NATO ve uluslarası bilmem ne örgütü?
Kimden yana
bilim, film, medya ve de mafya?

Bir yanda 
sakin bir deniz gibi duran sinemdeki yürek,
öte yanda
fırtına bekleyen yelken iken aklımdaki fikirler..

Ve siren çaldı apansız..
Karşımızda; muhteşem Coronavirüs!
Mikroskobik bir yarı-canlı.
Yıktı koskoca devleri,
kapattı kapılarının üstüne evleri.
Birden tüm ışıklar yandı;
sahnedekiler provasız yakalandı..

Ve şimdi,
işte şimdi;
başlıyor yeni düzen,
hiç ara vermeden,
kurulur sahneler tez elden,
eski dekor fakat farklı renklerden,
Görmek isterseniz
bir yakından
bir de uzaktan bakın,
kimler var sahnede bize uzak
ya da bize yakın.
Yok yok,
zahmet etmeyin sakın!
Dinleyin siz yine herşeyi
televizyondan, haberlerden,
devam edin efendim uykunuza 
kaldığınız yerden..

Peyami Bayram
01.04.2020
Arnavutköy, İstanbul


26 Mart 2020

Mâ’ûn Suresi



Bu söz sanki Maun Suresi'nin özünü ifade ediyor.

Mâ’ûn Suresi

Bismillâhirrahmânirrahîm.

1. Bak şu Hesap Günü’nü yalanlayan kişiye!
2. İşte bu tiptir yetimi itip kakan,
3. ve yoksulu doyurmaya teşvik etmeyen.
4. İşbu yüzden, olmaz olsun (böyle) ibadet edenler!
5. Bu gibiler, ibadetin hakiki amacından gafil görünmektedirler.
6. Bunlar öyle kimseler ki, (ibadeti) gösteriye dönüştürürler,
7. ama en küçük yardımı bile esirgerler.


Koronalı Günler 1

Koronalı Günler 1

Evde kalalım, başımızı iki elimizin arasına alıp düşünelim;
Ne yaptık, ya da yapmamız gerekirken neleri yapmadık ki başımıza bir şeyler geldi?
Nerede hata yaptık, yapıyoruz?
Bilmeliyiz ki; başımıza ne gelirse kendi yüzümüzdendir.
Üzerimize düşeni yapmadan Allah'tan bir şey istemek haddi aşmaktır, kolaycılıktır, dini de hayatı da, dünyayı/doğayı da anlamamaktır.
Dua etmek; Tanrı'yı öne sürerek bir nevi kendine savaşçı, kalkan, mucizevi kahramanlıklar yapan bir lider ya da sihirbaz yapmak değil, bilakis ben bütün zihni, ilmi, bedeni, maddi, toplumsal çabayı gösterdim benim tüm imkanlarım tükendi gayrısına gücüm yetmez deyip durumu içtenlikle ve acziyetle arz etmektedir.
Ne güzel tasvir etmişti İstiklal şairimiz Mehmet Akif Ersoy;
bırak çalışmayı, emret oturduğun yerden,
yorulma, öyle ya, mevlâ ecîr-i hâsın iken!
yazıp sabahleyin evden çıkarken işlerini;
birer birer oku tekmîl edince defterini;
bütün o işleri rabbim görür: vazîfesidir...
yükün hafifledi... sen şimdi doğru kahveye gir!
çoluk çocuk sürünürmüş sonunda aç kalarak...
hudâ vekîl-i umûrun değil mi? keyfine bak!
o’nun hazîne-i in’âmı kendi veznendir!
havâle et ne kadar masrafın olursa... verir!
silâhı kullanan allah, hudûdu bekleyen o;
levâzımın bitivermiş, değil mi? ekleyen o!
çıkıp kumandası altında ordu ordu melek;
senin hesâbına küffârı hâk-sâr edecek!
başın sıkıldı mı, kâfî senin o nazlı sesin:
“yetiş!” de, kendisi gelsin, ya hızr’ı göndersin!
evinde hastalanan varsa, borcudur: bakacak;
şifâ hazînesi derhal oluk oluk akacak.
demek ki: her şeyin allah... yanaşman, ırgadın o;
çoluk çocuk o’na âid: lalan, bacın, dadın o;
vekîl-i harcın o; kâhyan, müdîr-i veznen o;
alış seninse de, mes’ûl olan verişten o;
denizde cenk olacakmış... gemin o, kaptanın o;
ya ordu lâzım imiş... askerin, kumandanın o;
köyün yasakçısı; şehrin de baş muhassılı o;
tabîb-i âile, eczâcı... hepsi hâsılı o.
ya sen nesin? mütevekkil! yutulmaz artık bu!
biraz da saygı gerektir... ne saygısızlık bu?
..

Peyami Bayram
25 Mart 2020
Arnavutköy, İstanbul

İnsani ilişkilerde kategorik değil analitik yaklaşım

Koronalı Günler 2

İnsani ilişkilerde kategorik yerine analitik yaklaşım

Ben;
ebeveynimi, ırkımı, cinsimi, bedeni özelliklerimi, doğduğum coğrafyayı ve tarihi kendim seçmedim.

ve sen; 
sen de bunları kendin seçmedin.

ve diğerleri;
hiç kimse yukarıda saydıklarımızı kendi seçmedi..

Evet,
ben Türkiye'de müslüman ve Türk, Türkçe konuşan devlet memuru baba ile ev hanımı bir annenin altıncı çocuğu olarak yirminci yüzyılda dünyaya gelmişim.

Sen ise;
ondokuzuncu yüzyılın sonlarında Rusya'da hristiyan ve Slav, Rusça konuşan çiftçi anne-babanın tek çocuğu olarak dünyaya gelmişsin.

Ya diğerleri;
Göbeklitepe sakinleri, Mısır piramitlerini yaptıran tanrı-krallar, Romalı asilller, Endülüs'te yaşamış Araplar, Orta Çağ Avrupası'nda yaşamış Germenler, İngiliz sömürgesindeki Hind askerleri, Bosna-Hersek savaşında Boşnak, Hırvat ya da Sırp köylüleri, Saddam Hüseyin'in zulmünde yaşarken üstlerine ABD bombaları yağan Iraklılar, New York'da, California'da lüks hayat yaşayan beyaz Amerikalılar, Kongo'da açlıkla mücadele eden zenciler, Çin'de baskı altına yaşayan Uygurlar ve daha niceleri..

Bu kategorik ayrımları kim yaptı?
Coğrafya kader mi gerçekten?
Yoksa tarih de kader mi?

Birinin miladi yedinci yüzyılda Mekke'de Arapça konuşan bir kabilenin mensubu olması onun tercihi ve seçimi olmadığı gibi diğerinin yirminci yüzyılın ortasında Sovyet Rusya'nın vatandaşı olarak Kolhoz'da çalışan bir işçinin çocuğu olması da bir tercihin veya seçimin sonucu değil elbette.

Bu kategorik ayrımlar ancak tanımlamak ve belirtme sıfatı olarak kullanılabilir.

Biz insanlar,
birbirinden farklı coğrafyalar ve değişik tarihlerde yaşasak, farklı dilleri konuşsak, değişik inançlara sahip olsak da;
yaklaşık olarak aynı şeylerden mutlu olur,
aynı şeylere güler,
aynı şeylerle sevinir, 
aynı şeylerle hüzünleniriz.
Aslında mayamız, yani atamız, yani temel olarak genlerimiz bir.
Biz Ademoğluyuz..
Yani büyük insanlık ailesiyiz..

Hangi tarihte, hangi coğrafyadan ve hangi ırktan, soydan, inançtan ve meşrepten olursa olsun kan döken, ırza musallat olan, anne-babaya hürmetsizlik eden, hırsızlık yapan, yalan söyleyen, yolsuzluk yapan, emanete hıyanet eden, gıybet eden, iftira atan, komşusuna kötülük eden kimse Ademoğullarınca sevilmez. Bu kötülükleri işleyen büyük insanlık ailesinden dışlanmayı hak eder.

Yine aynı şekilde hangi tarihte, hangi coğrafyadan ve hangi ırktan, soydan, inançtan ve meşrepten olursa olsun diğer insanlara karşı doğru sözlü, iyilik yapan, açları doyuran, yoksul ve düşküne yardım eden, öksüze ve yetime kol kanat geren, çok sevdiği malından ihtiyaç sahiplerine veren, yönetimi altındakilere adaletle hükmeden, yaşlılara, hastalara, engellilere ve güçsüzlere merhamet eden, çocuklara şefkat gösteren kimse herkesin sevgisini ve takdirini alır.

İşte bizim büyük insanlık ailesinde kimi, niçin sevmemiz ya da sevmememiz bu eylemlerle belirlenirse, yani kategorik değil analitik olursa aile bireyleri olarak birbirimizle barış içinde bir arada yaşamanın hazzını alırız. Kategorik ayrımlar ise hiçbir mantıklı ve geçerli bir sebebi olmadığı halde bizi birbirimize düşman etmekten başka bir işe yaramaz. İnsanlık tarihimiz bu haksız ve temelsiz kategorik yaklaşımlar sebebiyle savaşlar, istilalar, işgaller, sürgünlerle dolu. Bunların neticesinde nice zulümlerle haksız yere öldürülen, yerinden yurdundan çıkarılan, özgürlükleri kısıtlanan, evleri, yurtları, varlıkları ellerinden alınan ve nihayet öldürülen milyonlarca insan geldi geçti bu dünyadan.

Onbinlerce yıllık insanlık tarihinden hala bir ders çıkaramamışız.

Şimdi gözle göremediğimiz bir virüs karşısında anlarız umarım aczimizi ve aslında ne kadar da eşit kardeşler olduğumuzu...

Peyami Bayram
26 Mart 2020 
Arnavutköy, İstanbul












08 Mart 2020

NİMET VE BEREKET

Bir insana zor gününde yaptığın yardım onun sana ihtiyacından çok senin ona ihtiyacın içindir. Sana iyilik yapma fırsatı verdiği ve sevap kazanmana vesile olduğu için ona dua etmelisin. Buna mukabil karşındaki bu durumda sana hiç beklemediğin şekilde davranırsa şaşırma ve sırf bu sebeple sakın iyilik yolundan ayrılma. Zira bu aslında onun değil senin sınavındır. Sabır ve şükür ile yoluna devam et. Nimetlerin paylaşıldıkça bereketlendiğini, şükredildikçe çoğaldığını göreceksin.
Kendini fakir ve yoksul görüp bunu göz ardı etme; yardım sadece maddi değildir. Bazen bir tebessüm en büyük sadakadır.
Unutma!
Cömertlik cepten değil kalptendir.

08.03.2013

13 Şubat 2020

ALMANYA

Almanya hakkında kısa bir not...

Dünyada ülkemiz dışında Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının en çok yaşadığı ülke. 
Resmi rakamlara göre Almanya'da iki milyondan fazla vatandaşımız yaşıyor.

Hiç bir yerde kendinizi tamamen yabancı hissetmeyeceğiniz, her caddesinde, her kurumunda, her ortamında bir Türk'e rastlayabileceğiniz, neredeyse hiç yabancı dil bilmeseniz de idare edebileceğiniz bir ülkedir Almanya.

Türkler her yerde. Ticaret, siyaset, akademi ve sporda çokça varız. Sanatta var mı onu bilmiyorum. Üçüncü neslin yaşadığı bir ülkede muhakkak edebiyatta da olmalıyız, bu konuda da bilgim yok.
Dünyanın en gelişmiş ilk üç ülkesi arasında her alanda sayılabilen bir ülke Almanya. Bunun tesadüfen olmadığı kesin. Çok şanlı bir mazisi olmasa da, ataları üç kıtada zaferler kazanmış olmasa da, iki dünya savaşından da yenilgiyle çıkmış olsa da, soğuk savaş döneminde bölünmüş bir ülke olarak yıllarca iki parçalı olarak yaşamış olsa da bugün dünyada Almanya deyince akla eğitim, bilim, felsefe, sanat, spor, sanayi, ticarette çok başarılı ve güçlü bir devlet geliyor. Bunun nasıl olduğunu günlük yaşamdan, sokaktaki insanın davranış şekillerinden, somut olarak hissedilen toplumsal düzenden bazı çıkarımlar yaparak yorumlamak istersem kişisel, ailevi, toplumsal ve kamu otoritesinin çok katı bir disiplinle eğitilmiş olduğunu farkettim. Bu katı disiplin günümüzde bize çok itici veya sert, hatta çağdaş olmayan bir çağrışım yapabilir fakat bu elde edilen sonuca bakınca gerekliliğini kabul etmenizi zorunlu kılar. Pek tabii ki demokrasi kültürü denilen yönetenlerle yönetilenlerin etkileşim içinde olduğu aşağıdan yukarı katılımın yüksek, toplumsal farkındalık ve sorumluluk yükleme ve yüklenilme de bu gelişimin çok önemli bir ayağı.
Daha çok şey var ama şimdilik bu kadar...

Peyami Bayram
13/02/2019
Frankfurt

RAMAZAN 1447 CÜZ 30

OTUZUNCU CÜZ   Hicri 1447 yılında Ramazan ayı 29 günde hitama erdiği için bu son günde iki cüz birden okuduk ve Kur’an-ı Kerim’in kalbi ve...