08 Ağustos 2016

TÜRKİYE YENİDEN ŞEKİLLENİRKEN..

TÜRKİYE YENİDEN ŞEKİLLENİRKEN..
Dün olağanüstü düzenlenen Din Şurası'nın inşallah hayırlı ve bereketli neticeleri olur. Bu kapsamda acizane bir vatandaş olarak görüşlerimi paylaşmak isterim;
1. Din-i mübin-i İslam'ı asıl kaynağına uygun olarak topluma anlatacak ilim adamları yetiştirilmeli.
2. Bütün cemaat, tarikat ve benzeri yapıların yeraltından çıkmaları için gerekli düzenlemeler yapılmalı.
Açık ve aleni yapıya geçmeyenler terörle mücadele kapsamında değerlendirilmeli ve behemahal gereken en sert tedbirler alınmalı.
3. Herkes eteğindeki taşları orta yere açıkça dökebilmeli.
Bu konuda inkılap kanunları dahil her ne engel varsa kaldırılmalı. Bu yasakçılık FETÖ, IŞİD vb böyle yapılanmalara zemin hazırlamaktadır.
4. Öncelikle Diyanet İşleri Başkanlığı kadrolarında bu milletin maaş verdiği imamlar "namaz kıldırma memurluğu" çerçevesinden çıkıp halkın içine girmeli, bir nevi sorumluluğu altında olan cemaate Allah'ın vahyettiği, Resulullah'ın tatbik ettiği İslam'ı başta Kur'an-ı Kerim olmak üzere temel kaynaklardan güncel dilde ve ihtiyaca uygun olarak anlatmalı, her türlü soruya cevap verebilecek donanımda olmalıdır.
5. DİB, üst bir kuruluş olarak kendini İslam dairesinde gören bütün mezhep, cemaat, tarikat vb yapıları çatısı altında toplayarak kayıt dışı hiç bir grup bırakmamalı.
6. Alevi, Caferi gibi Türkiye'de yaşayan Sünni İslam yorumu dışındaki mezheplerin de bu bağlamda DİB çatısı altında toplanması sağlanmalı. İsteyen vatandaşın istediği cemaatin, grubun, tarikatın üyesi olması açık, aleni ve meşru hale getirilmeli.
7. DİB ve İlahiyat Fakülteleri bütün dini cemaat, tarikat vb yapılarla alakalı ilmi, akademik araştırmalar yapmalı, raporlar yayınlamalı, sempozyumlar düzenlemeli, İslam'ın temel referanslarına aykırı yorumları, duruşları, hareketleri varsa bu cemaat, tarikat ileri gelenleri ile ilmi düzeyde tartışmalar yapmalı, uyarılarda bulunmalı, halkı ve grubun üyelerini aydınlatmalı.
8. Nasıl ki demokratik bir ülkede siyasi partiler kurulur ve parti programlarını ilan ederlerse cemaat, tarikat vb oluşumlar da böyle açık ve şeffaf yapıya geçmeliler.
Bütün cemaat, tarikat vb gruplar resmi STK statüsüne geçirilmeli, üyelerin kayıt zorunluluğu olmalı, DİB ve İçişleri Bakanlığı tarafından denetlenmeli, her türlü mali kaynakları ve harcamaları da denetim altında tutulmalı, bu maksatla çok kapsamlı yönetmelikler hazırlanmalı ve sıkı bir şekilde çok yönlü takip edilmeli.
9. En önemlisi ise halkın dini gereklilik ve vazifelerini yapmasının önünde hiç bir engel olmamalı.
Son yıllarda bu konuda hemen hemen hiç bir sorun yaşanmasa da geçmişte özellikle TSK ve üniversiteler başta olmak üzere kamu kurumu çalışanları üzerinde bu tür cemaat, tarikat yapılanmalarından olsa gerek yoğun bir baskı vardı. Bu baskı maalesef bir refleks olarak gizli örgütlenmelere ve hatta son yaşadığımız vahim olayda görüldüğü üzere yabancı istihbarat kuruluşlarının eliyle uluslararası bir terör örgütlenmesine dönüşmüştür.
Peyami Bayram
03/08/2016, İstanbul


Yukarıdaki görüş ve önerilerimi sosyal medyadan paylaştığım gibi gereğini yapmaya yetkili, halkın vekaletini almış yöneticilerimize ulaşması için BİMER'e de göndermiştim.
BİMER aynı gün  "Başvurunuz yasal sürede ilgili Kurum/Kuruluş tarafından değerlendirilip 
sonucu e-posta/posta aracılığıyla tarafınıza bildirilecektir. " şeklinde klişe bir cevap verdi. 

Aradan iki ay geçtikten sonra 10/10/2016 tarihinde Diyanet İşleri Başkanlığı'ndan tarafıma aşağıdaki cevap geldi.

Sayın Mehmet Peyami BAYRAM


Mektubunuzda yer vermiş olduğunuz konu ve öneriler, ülkemiz ve milletimizin istikrarı ve huzuru açısından son derece önemli hususlardır. Sosyal hukuk devleti anlayışı içinde temel insan hak ve özgürlükleri çerçevesinde ele alınarak halkın din ve vicdan özgürlüğünün sorun ve bunalımlara dönüşmeden yaşatılması her türlü manevi değerlerin istismarına meydan vermeyecek düzenlemelerin yapılarak sosyal yapılanmaların istenmeyen boyutlara sapmadan çözülmesi veya önleyici tedbirler alınması açısından önerileriniz önem arz etmektedir.

Ancak bahse konu önerileriniz büyük ölçüde yasama organlarının alacağı kararlar ve çıkaracakları yasalarla uygulanabilecek karakterde, sivil toplum örgütleri ve hukuk otoriteleri ile yapılacak istişari çalışmalarla TBMM'nden çıkacak kanunlarla düzenlenecek nitelikte konulardır.

Hassasiyetiniz için teşekkür eder, hayırlı günler dilerim.

Dr. Ekrem KELEŞ
Başkan a.

Din İşleri Yüksek Kurulu Başkanı

02 Ağustos 2016

Hastalık

Hastalık 

Bilirsen hastalığını
Düşersin derdine
Bilemezsen
Övünürsün kendi kendine

Hastalık;
insana bilirse yar
Bilmezse ağyar. 

Hastalık;
Kiminin bedeninde
Kiminin aklında
Kiminin kalbinde,
Bazısının
Hem geçmişinde
Hem istikbalinde 

Bilirsen derdin
Hastalık senin kendin
Nefse sarmasın
Aman dikkat edin

Hastalıktır geçer gider
Allahım,

Sen bize sıhhat-ü afiyet ver. 

Peyami Bayram
13/07/2016, İstanbul

DESTAN

DESTAN

Bir destanın kahramanları nasıl bir iş yaptıklarının o destan yazılır veya yaşanırken farkında olmayabilirler. Sonuçlarını kimisi görür bu kahramanların kimisi de göremez. Ya o destanın içinde şehit olarak yazdırmıştır adını ya da bu destanın önemi ve büyüklüğü uzun yıllar sonra anlaşıldığı için ömrü yetmez bazılarının.

1915 yılında Gelibolu'da Yahya Çavuş, Seyit Onbaşı, Asteğmen Mehmet Muzaffer, Yüzbaşı Dimitroyati veya Yarbay Mustafa Kemal sadece o an ne yapmaları gerekiyorsa onu olanca fedakarlıkla yaptılar, önünü veya arkasını düşünmediler. Tıpkı 15 Temmuz 2016 gecesi Türkiye'nin her yerinde tankların önüne yatan, mermilere karşı yürüyen aziz Türk milletinin kahraman erkekleri, kadınları, yaşlıları ve gençleri gibi. 

1915'te Çanakkale'ye saldıran o günkü dünyanın en güçlü orduları ve donanmalarının gayesi "hasta adam" dedikleri Osmanlı Devleti'ne son darbeyi vurarak devirecekleri 600 yıllık devletin son kalan parçasını da aralarında bölüşüp tarih sahnesinden silmekti. 

Cepheden cepheye koşmaktan yorulmuş, ekonomik olarak çökmüş, askeri başarıları bitmiş, uzun zamandır bilim ve teknoloji olarak çağın gerisinde kalmış bir ülkenin işgal edilmesi oldukça kolay gözüküyordu o günkü dünyanın sömürgeci güçlerine. Lakin bilmedikleri bir şey vardı bu topraklarda yaşayan asil bir millet vardı. Onların karınları aç olabilir, ayakları yalın olabilir, silahsız ve süngüsüz olabilirlerdi fakat söz konusu vatan ve namus olunca canlarını dişlerine takar yola çıkar, kadınları kağnılarla mermi taşır, çocuk yaştakiler asker olur, anadan, yardan ve serden geçilir vatandan, namustan ve istiklalden geçilmezdi.

O günkü Osmanlı topraklarının dört bir yanından, Kars'tan, Edirne'den, Gazze'den, Halep'ten, Rize'den, Aydın'dan, Kastamonu'dan, Dersim'den, Cezayir'den, Selanik'ten, Van'dan, İstanbul'dan kopup gelen Muhammed, Ahmet, Hüsrev, Mustafa, Abdurrahman, Esat, Kefo, İzzet ile Vahan, Mıgırdıç, Agop ve Paranuk da hep beraber şehadet şerbetini içtiler.

Türk milletine karşı ittifak eden emperyalistler dünyada o güne kadar görülmemiş güçte bir donanmayla, dünya tarihinde ilk defa savaş uçaklarının kullanıldığı bir taarruzla ve dünyanın dört bir yanından, ta Avustralya'dan Yeni Zelanda'dan, Kanada'dan, Hindistan'dan getirilmiş birliklerle yaptıkları alçakça taarruzların aziz Türk milletinin iman dolu göğsünde parçalandığını görünce büyük bir sükut-u hayale uğradılar. Hevesleri kursaklarında kaldı.

Yüz yıllık modernleş(tir)me, batılılaş(tır)ma çabaları bir yandan hızla sürüp giderken bir yandan da milletin özündeki dindarlık horlandı, dışlandı. Farklılıkların zenginlik olduğu unutturulup düşmanlık tohumları ekildi. Bunların neticesi olarak da bazıları din(kesinlikle İslam değil) adına ve farklı kimlikler adına yeraltına indiler, gizli örgütlenmeler oluşturdular akıllarınca. 

Su uyur, düşman uyumaz..

Bütün bunlar olup biterken değişen dünyada değişmeyen bir şey vardı; hedefteki ülke Türkiye . 
Dünyanın gözbebeği olan, jeostratejik olarak merkezi konumu ile son derece önemli bir yere sahip Türkiye'yi 1769-1821 yıllarında yaşayan Fransız imparator Napolyon Bonapart şöyle tanımlıyordu; "dünya tek bir ülke olsa başkenti İstanbul olurdu".

20nci yüzyılda yapılan iki dünya savaşı ve onlarca iç savaş, darbe, işgal ve nihayet günümüzde terör adı altında yürütülen örtülü savaşların bütün gayesi dünyanın egemen güçlerinin nüfuz alanlarının belirlenmesi ile verimli bölgelerinin paylaşılmasıdır.
Yüzyıllık arada düşmanlarımız sayıca azalmadı bilakis çoğaldı belki de.
Bu arada bizim NATO ittifakı içinde yer almamızdan ötürü bazı önemli düşmanlarımız kuzu postuna bürünmüş kurt misali dost gibi gözüküp düşmanlıklarını ve saldırılarını sinsice sürdürdüler.

Bütün yukarıda yazdıklarımızdan daha vahimi ise küffarın içimizden birilerini mankurtlaştırarak kendi maksadına "hizmet" ettirmesi olmuştur. 
Üstelik buna bir de "din/dindar" kisvesi giydirilerek muazzez dinimiz İslam da hedef alınmıştır. Tıpkı IŞİD ve benzerlerinde olduğu gibi.

15 Temmuz'da bu alçakça saldırıyı yapanlar nasıl ki tarihteki diğer sapık, gözü dönmüş hainlerin yanında yer alacaklarsa onların karşısında 21inci asrın ilk destanını yazan Türk Milleti de en müstesna yerini alacaktır.

Allah'a sonsuz şükürler olsun ki Aziz Türk Milleti bu son saldırıyı da yüz yıl önceki aynı duygularla ve duyarlılıkla hep birlikte bertaraf edip bastırmıştır. Umarım düşmanlar da bu milletin fabrika ayarlarını kaybetmediğini çok iyi bir şekilde görmüş ve anlamışlardır.

Elbette düşman uyumayacak ve bu savaş kıyamete kadar sürüp gidecektir.

Şimdi bize düşen öncelikle şu iki soru üzerinde derin derin düşünüp çokça tartışmak(çatışmak değil);
1. Nerede hata yaptık da başımıza bunlar geldi?
2. Buradan çıkan dersle bundan sonra neler yapmalıyız?


Peyami Bayram
02/08/2016, İstanbul




28 Temmuz 2016


DİKKAT! TEHLİKE GEÇMEDİ

Baştan söylemek lazım; tehlikenin tamamı kesinlikle 15 Temmuz gecesi yaşadıklarımızdan ibaret değil. 
Türkiye Cumhuriyeti'ne saldırı açık bir  şekilde ve alenen o gece başladı fakat bitmiş değil.
Cumhurbaşkanımızın o günden beri halkı sokağa davet etmesi ve hala evlerinize dönün dememesi de bundandır.

Bu alçak ve hain saldırının karşısında asıl kahraman darbe teşebbüsünün başladığı andan itibaren bütün takdirlerin üstünde bir cesaret ve ferasetle sokağa çıkan aziz Türk milletidir.

Cuntacılar ise asıl büyük düşman olan modern dünyanın sömürgen güçleri tarafından kukla olarak kullanılan bir meczup ve ona adanmış/aldanmış bir kitleyle beraber onlara destek sağlayan bazı Recep Tayyip Erdoğan düşmanlarıdır.

Böylesine kanlı ve kapsamlı bir darbe planı yapan güçlerin planının burada bittiğini düşünmek saflık olur. 
Darbe planlayıcıları mutlaka ikinci, üçüncü ve daha ileri hamleleri de her türlü ihtimale göre hesaba almışlardır.

Birinci hamle sonunda Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'nin aldığı tedbirler çerçevesinde öncelikle TSK, MİT, emniyet teşkilatı, yargı ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarından bir temizlik yapılacağını onlar da pek ala hesaba katmış olmalılar.
Bu birinci safhada kırk yıldır çok ince plan ve hesaplarla oldukça kripto yöntemlerle en tepelere kadar sızdıklarını hep beraber gördük. Bu kadar kripto çalışan bir yapının tamamını bir hamlede temizlemenin imkansızlığı da ortadadır kanımca.

Şimdi bu kukla cuntacıların karşısına tek bir vücut ve aynı inançla çıkan Türk milletinin bu asil duruşu darbecilerin arkasındakiler için yeni oyunlar hazırlamanın önemli bir verisi olacaktır.

Yaptıkları ilk hamle bir çeşit cebri keşif olarak düşünülürse bu aşamada Türk milletinden gördükleri direniş için derhal yeni planları devreye sokacaklardır.

Bu yeni planın en tehlikelisi cuntacılar karşısında yek vücut olan milletin bölünmesidir, saflara ayrılmasıdır. Şimdi bunun devreye sokulma zamanıdır.
Beşinci kol faaliyetlerine hızla başlayıp milletin birbirinden şüphe duyması ve kamplaşması, sonunda da çatışması için her türlü yalan haber, kara ve gri propaganda yapmaları en olası hedefleri olarak gözükmektedir.

Şimdi sade ve sıradan bir vatandaş olarak nasıl ki 15 Temmuz gecesi kelle koltukta sokağa çıkıp bu aziz vatanı alçak ve hain saldırı karşısında korumayı başarmışsak bu aşamada da kesinlikle;
- parti, mezhep, cemaat, grup, bölge farklılıklarını öne çıkaran her türlü haber, yorum ve propagandadan uzak durulmalı,
- milletimizin birlik ve beraberliğine halel getirecek her türlü söylemden kaçınılmalı,
- parti, grup, cemaat vb kanaat önderi dahi olsalar hiç kimsenin bir başka grup hakkındaki açık veya gizli kışkırtıcı söylemlerine prim vermemeli,
- önceliğimizin milli birlik ve beraberlik olduğu, bunun da behemehal birbirimize kenetlenmekten geçtiğini unutmamalı, devletimizin yanında olmalı, fikirlerini benimsemesek de ve hataları olduğunu görsek de Cumhurbaşkanımız'ın, yani devletimizin başının yanında olmalıyız. 

Unutmayın bu ülkede demokrasiyi zedeleyen bütün girişimlerin faturasını millet ödüyor.
Karşımızdaki düşman sadece FETÖ'den ibaret değil, bunlar sadece bir kukla. 
Arkada çok karmaşık ilişkiler ağı olan modern dünyanın sömürgen güçleri var.

Bizim millet olarak kollektif hafızamızda Çanakkale var, Milli Mücadele ve İstiklal Harbi var, 1960,1980 ve 28 Şubat var.
O gece, 15 Temmuz'da bu kollektif hafıza nasıl canlandı ise Allah aşkına bu günlerde önümüze atılacak ayrışma, klikleşme, çatışma tohumlarına su dökmeyelim.
Düşman ne kadar güçlü olursa olsun  silahsız halkın birlik ve beraberliğinin tankların, uçakların önünde nasıl büyük bir mania olduğunu hep beraber yaşadık 15 Temmuz gecesi.

Şimdi birlik ve dayanışma zamanıdır.

Bu süreçte hiç kimse ve hiç bir grup tarafgirlik yapmamalıdır.

Milli mücadelenin başlangıcında Başkomutan Mustafa Kemal Paşa'nın söylediği sözü hatırlamakta yarar var;

Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır, o satıh bütün vatandır.

Peyami Bayram
28/07/2016, İstanbul




21 Haziran 2016

DUA

elleri
yüzündeki 
gülücük kadar masum 
yavrum

taş değmesin ayağına
güvenle yürüsün adımların

sen
hiç tanış olma
namert yoldaş
bir de
vefasız arkadaşla

görmesin gözlerin 
fahşayı
kalbi karayı
bir de
ihtirasla parayı

sakın fikrini çelmesin
samimiyetsiz rol düşkünü
eyyamcı
ve reklamcı 
hokkabazlar

kalbine sokma
günlük arzuları
ve de
güncel tutkuları
unutma
ebediliktir yüreğinin otağı

aklını uzak tut
ilimsiz bilgiden
medyatik ilgiden

zaman
senin elinde olmazsa
sen zamanın önünde
süprülürsün
geriye bakıp da
çok üzülürsün

içinde 
sevgi olsun 
daima
yüzünde tebessüm

başın dik olsun
gözlerin ufka baksın
zaman geriden aksın

yolun düz olsun
sözün öz olsun

Rabbine yönel
uzak tut ruhunu
tüm sahteliklerden

Peyami Bayram
İstanbul, 21/06/2016





20 Mayıs 2016

Yola çık, yol açık.
Yolun uzunluğu, menzile ulaşmanın güçlüğü, yoldaki muhtemel tehlikeler, yolculuğun zahmeti, yol kesenlerin varlığı, yola döşenmiş engeller, aynı yolda bir süreliğine de olsa birlikte yol aldığın fakat farklı menzile yol alan yolcular ve beraber yol alırken yoldan sapanlar her zaman olacaktır.
Sen hedefini netleştirip halisane hayırlı bir niyetle istikamet açını doğru tespit etmişsen, nirengi noktalarında istikamet kontrolünü yaparsan, maddi ve manevi yeterli donanımın da varsa korkma!
Kovulmuş şeytandan sığın Allah'a!
Haydi.
Vira bismillah.
Yol açık, yola çık!
Peyami Bayram
İstanbul
18/05/2016

18 Mayıs 2016

Hasan El Basri


Hasan-ı Basri'ye soruldu:
- Şiirlerinizdeki ilhamın sırrı nedir?

Cevaben dedi ki:
- Ben dört şeyi öğrendim;

1. Allah'ın bana takdir ettiği Rızkımı hiç kimse alamaz, buna kalbim ikna oldu.
2. Hiç kimse benim için hayırlı işler yapamaz, bu yüzden onları kendim yapmaya başladım.
3. Allah beni her an görmekte, bu yüzden yaptığım yanlışlardan utanırım.
4. Ölüm beni bekliyor, bu yüzden Allah ile buluşmak için hazırlık yapmaya başladım.

Allah hepimize hidayet eylesin.

RAMAZAN 1447 CÜZ 30

OTUZUNCU CÜZ   Hicri 1447 yılında Ramazan ayı 29 günde hitama erdiği için bu son günde iki cüz birden okuduk ve Kur’an-ı Kerim’in kalbi ve...