02 Ağustos 2016

DESTAN

DESTAN

Bir destanın kahramanları nasıl bir iş yaptıklarının o destan yazılır veya yaşanırken farkında olmayabilirler. Sonuçlarını kimisi görür bu kahramanların kimisi de göremez. Ya o destanın içinde şehit olarak yazdırmıştır adını ya da bu destanın önemi ve büyüklüğü uzun yıllar sonra anlaşıldığı için ömrü yetmez bazılarının.

1915 yılında Gelibolu'da Yahya Çavuş, Seyit Onbaşı, Asteğmen Mehmet Muzaffer, Yüzbaşı Dimitroyati veya Yarbay Mustafa Kemal sadece o an ne yapmaları gerekiyorsa onu olanca fedakarlıkla yaptılar, önünü veya arkasını düşünmediler. Tıpkı 15 Temmuz 2016 gecesi Türkiye'nin her yerinde tankların önüne yatan, mermilere karşı yürüyen aziz Türk milletinin kahraman erkekleri, kadınları, yaşlıları ve gençleri gibi. 

1915'te Çanakkale'ye saldıran o günkü dünyanın en güçlü orduları ve donanmalarının gayesi "hasta adam" dedikleri Osmanlı Devleti'ne son darbeyi vurarak devirecekleri 600 yıllık devletin son kalan parçasını da aralarında bölüşüp tarih sahnesinden silmekti. 

Cepheden cepheye koşmaktan yorulmuş, ekonomik olarak çökmüş, askeri başarıları bitmiş, uzun zamandır bilim ve teknoloji olarak çağın gerisinde kalmış bir ülkenin işgal edilmesi oldukça kolay gözüküyordu o günkü dünyanın sömürgeci güçlerine. Lakin bilmedikleri bir şey vardı bu topraklarda yaşayan asil bir millet vardı. Onların karınları aç olabilir, ayakları yalın olabilir, silahsız ve süngüsüz olabilirlerdi fakat söz konusu vatan ve namus olunca canlarını dişlerine takar yola çıkar, kadınları kağnılarla mermi taşır, çocuk yaştakiler asker olur, anadan, yardan ve serden geçilir vatandan, namustan ve istiklalden geçilmezdi.

O günkü Osmanlı topraklarının dört bir yanından, Kars'tan, Edirne'den, Gazze'den, Halep'ten, Rize'den, Aydın'dan, Kastamonu'dan, Dersim'den, Cezayir'den, Selanik'ten, Van'dan, İstanbul'dan kopup gelen Muhammed, Ahmet, Hüsrev, Mustafa, Abdurrahman, Esat, Kefo, İzzet ile Vahan, Mıgırdıç, Agop ve Paranuk da hep beraber şehadet şerbetini içtiler.

Türk milletine karşı ittifak eden emperyalistler dünyada o güne kadar görülmemiş güçte bir donanmayla, dünya tarihinde ilk defa savaş uçaklarının kullanıldığı bir taarruzla ve dünyanın dört bir yanından, ta Avustralya'dan Yeni Zelanda'dan, Kanada'dan, Hindistan'dan getirilmiş birliklerle yaptıkları alçakça taarruzların aziz Türk milletinin iman dolu göğsünde parçalandığını görünce büyük bir sükut-u hayale uğradılar. Hevesleri kursaklarında kaldı.

Yüz yıllık modernleş(tir)me, batılılaş(tır)ma çabaları bir yandan hızla sürüp giderken bir yandan da milletin özündeki dindarlık horlandı, dışlandı. Farklılıkların zenginlik olduğu unutturulup düşmanlık tohumları ekildi. Bunların neticesi olarak da bazıları din(kesinlikle İslam değil) adına ve farklı kimlikler adına yeraltına indiler, gizli örgütlenmeler oluşturdular akıllarınca. 

Su uyur, düşman uyumaz..

Bütün bunlar olup biterken değişen dünyada değişmeyen bir şey vardı; hedefteki ülke Türkiye . 
Dünyanın gözbebeği olan, jeostratejik olarak merkezi konumu ile son derece önemli bir yere sahip Türkiye'yi 1769-1821 yıllarında yaşayan Fransız imparator Napolyon Bonapart şöyle tanımlıyordu; "dünya tek bir ülke olsa başkenti İstanbul olurdu".

20nci yüzyılda yapılan iki dünya savaşı ve onlarca iç savaş, darbe, işgal ve nihayet günümüzde terör adı altında yürütülen örtülü savaşların bütün gayesi dünyanın egemen güçlerinin nüfuz alanlarının belirlenmesi ile verimli bölgelerinin paylaşılmasıdır.
Yüzyıllık arada düşmanlarımız sayıca azalmadı bilakis çoğaldı belki de.
Bu arada bizim NATO ittifakı içinde yer almamızdan ötürü bazı önemli düşmanlarımız kuzu postuna bürünmüş kurt misali dost gibi gözüküp düşmanlıklarını ve saldırılarını sinsice sürdürdüler.

Bütün yukarıda yazdıklarımızdan daha vahimi ise küffarın içimizden birilerini mankurtlaştırarak kendi maksadına "hizmet" ettirmesi olmuştur. 
Üstelik buna bir de "din/dindar" kisvesi giydirilerek muazzez dinimiz İslam da hedef alınmıştır. Tıpkı IŞİD ve benzerlerinde olduğu gibi.

15 Temmuz'da bu alçakça saldırıyı yapanlar nasıl ki tarihteki diğer sapık, gözü dönmüş hainlerin yanında yer alacaklarsa onların karşısında 21inci asrın ilk destanını yazan Türk Milleti de en müstesna yerini alacaktır.

Allah'a sonsuz şükürler olsun ki Aziz Türk Milleti bu son saldırıyı da yüz yıl önceki aynı duygularla ve duyarlılıkla hep birlikte bertaraf edip bastırmıştır. Umarım düşmanlar da bu milletin fabrika ayarlarını kaybetmediğini çok iyi bir şekilde görmüş ve anlamışlardır.

Elbette düşman uyumayacak ve bu savaş kıyamete kadar sürüp gidecektir.

Şimdi bize düşen öncelikle şu iki soru üzerinde derin derin düşünüp çokça tartışmak(çatışmak değil);
1. Nerede hata yaptık da başımıza bunlar geldi?
2. Buradan çıkan dersle bundan sonra neler yapmalıyız?


Peyami Bayram
02/08/2016, İstanbul




28 Temmuz 2016


DİKKAT! TEHLİKE GEÇMEDİ

Baştan söylemek lazım; tehlikenin tamamı kesinlikle 15 Temmuz gecesi yaşadıklarımızdan ibaret değil. 
Türkiye Cumhuriyeti'ne saldırı açık bir  şekilde ve alenen o gece başladı fakat bitmiş değil.
Cumhurbaşkanımızın o günden beri halkı sokağa davet etmesi ve hala evlerinize dönün dememesi de bundandır.

Bu alçak ve hain saldırının karşısında asıl kahraman darbe teşebbüsünün başladığı andan itibaren bütün takdirlerin üstünde bir cesaret ve ferasetle sokağa çıkan aziz Türk milletidir.

Cuntacılar ise asıl büyük düşman olan modern dünyanın sömürgen güçleri tarafından kukla olarak kullanılan bir meczup ve ona adanmış/aldanmış bir kitleyle beraber onlara destek sağlayan bazı Recep Tayyip Erdoğan düşmanlarıdır.

Böylesine kanlı ve kapsamlı bir darbe planı yapan güçlerin planının burada bittiğini düşünmek saflık olur. 
Darbe planlayıcıları mutlaka ikinci, üçüncü ve daha ileri hamleleri de her türlü ihtimale göre hesaba almışlardır.

Birinci hamle sonunda Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'nin aldığı tedbirler çerçevesinde öncelikle TSK, MİT, emniyet teşkilatı, yargı ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarından bir temizlik yapılacağını onlar da pek ala hesaba katmış olmalılar.
Bu birinci safhada kırk yıldır çok ince plan ve hesaplarla oldukça kripto yöntemlerle en tepelere kadar sızdıklarını hep beraber gördük. Bu kadar kripto çalışan bir yapının tamamını bir hamlede temizlemenin imkansızlığı da ortadadır kanımca.

Şimdi bu kukla cuntacıların karşısına tek bir vücut ve aynı inançla çıkan Türk milletinin bu asil duruşu darbecilerin arkasındakiler için yeni oyunlar hazırlamanın önemli bir verisi olacaktır.

Yaptıkları ilk hamle bir çeşit cebri keşif olarak düşünülürse bu aşamada Türk milletinden gördükleri direniş için derhal yeni planları devreye sokacaklardır.

Bu yeni planın en tehlikelisi cuntacılar karşısında yek vücut olan milletin bölünmesidir, saflara ayrılmasıdır. Şimdi bunun devreye sokulma zamanıdır.
Beşinci kol faaliyetlerine hızla başlayıp milletin birbirinden şüphe duyması ve kamplaşması, sonunda da çatışması için her türlü yalan haber, kara ve gri propaganda yapmaları en olası hedefleri olarak gözükmektedir.

Şimdi sade ve sıradan bir vatandaş olarak nasıl ki 15 Temmuz gecesi kelle koltukta sokağa çıkıp bu aziz vatanı alçak ve hain saldırı karşısında korumayı başarmışsak bu aşamada da kesinlikle;
- parti, mezhep, cemaat, grup, bölge farklılıklarını öne çıkaran her türlü haber, yorum ve propagandadan uzak durulmalı,
- milletimizin birlik ve beraberliğine halel getirecek her türlü söylemden kaçınılmalı,
- parti, grup, cemaat vb kanaat önderi dahi olsalar hiç kimsenin bir başka grup hakkındaki açık veya gizli kışkırtıcı söylemlerine prim vermemeli,
- önceliğimizin milli birlik ve beraberlik olduğu, bunun da behemehal birbirimize kenetlenmekten geçtiğini unutmamalı, devletimizin yanında olmalı, fikirlerini benimsemesek de ve hataları olduğunu görsek de Cumhurbaşkanımız'ın, yani devletimizin başının yanında olmalıyız. 

Unutmayın bu ülkede demokrasiyi zedeleyen bütün girişimlerin faturasını millet ödüyor.
Karşımızdaki düşman sadece FETÖ'den ibaret değil, bunlar sadece bir kukla. 
Arkada çok karmaşık ilişkiler ağı olan modern dünyanın sömürgen güçleri var.

Bizim millet olarak kollektif hafızamızda Çanakkale var, Milli Mücadele ve İstiklal Harbi var, 1960,1980 ve 28 Şubat var.
O gece, 15 Temmuz'da bu kollektif hafıza nasıl canlandı ise Allah aşkına bu günlerde önümüze atılacak ayrışma, klikleşme, çatışma tohumlarına su dökmeyelim.
Düşman ne kadar güçlü olursa olsun  silahsız halkın birlik ve beraberliğinin tankların, uçakların önünde nasıl büyük bir mania olduğunu hep beraber yaşadık 15 Temmuz gecesi.

Şimdi birlik ve dayanışma zamanıdır.

Bu süreçte hiç kimse ve hiç bir grup tarafgirlik yapmamalıdır.

Milli mücadelenin başlangıcında Başkomutan Mustafa Kemal Paşa'nın söylediği sözü hatırlamakta yarar var;

Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır, o satıh bütün vatandır.

Peyami Bayram
28/07/2016, İstanbul




21 Haziran 2016

DUA

elleri
yüzündeki 
gülücük kadar masum 
yavrum

taş değmesin ayağına
güvenle yürüsün adımların

sen
hiç tanış olma
namert yoldaş
bir de
vefasız arkadaşla

görmesin gözlerin 
fahşayı
kalbi karayı
bir de
ihtirasla parayı

sakın fikrini çelmesin
samimiyetsiz rol düşkünü
eyyamcı
ve reklamcı 
hokkabazlar

kalbine sokma
günlük arzuları
ve de
güncel tutkuları
unutma
ebediliktir yüreğinin otağı

aklını uzak tut
ilimsiz bilgiden
medyatik ilgiden

zaman
senin elinde olmazsa
sen zamanın önünde
süprülürsün
geriye bakıp da
çok üzülürsün

içinde 
sevgi olsun 
daima
yüzünde tebessüm

başın dik olsun
gözlerin ufka baksın
zaman geriden aksın

yolun düz olsun
sözün öz olsun

Rabbine yönel
uzak tut ruhunu
tüm sahteliklerden

Peyami Bayram
İstanbul, 21/06/2016





20 Mayıs 2016

Yola çık, yol açık.
Yolun uzunluğu, menzile ulaşmanın güçlüğü, yoldaki muhtemel tehlikeler, yolculuğun zahmeti, yol kesenlerin varlığı, yola döşenmiş engeller, aynı yolda bir süreliğine de olsa birlikte yol aldığın fakat farklı menzile yol alan yolcular ve beraber yol alırken yoldan sapanlar her zaman olacaktır.
Sen hedefini netleştirip halisane hayırlı bir niyetle istikamet açını doğru tespit etmişsen, nirengi noktalarında istikamet kontrolünü yaparsan, maddi ve manevi yeterli donanımın da varsa korkma!
Kovulmuş şeytandan sığın Allah'a!
Haydi.
Vira bismillah.
Yol açık, yola çık!
Peyami Bayram
İstanbul
18/05/2016

18 Mayıs 2016

Hasan El Basri


Hasan-ı Basri'ye soruldu:
- Şiirlerinizdeki ilhamın sırrı nedir?

Cevaben dedi ki:
- Ben dört şeyi öğrendim;

1. Allah'ın bana takdir ettiği Rızkımı hiç kimse alamaz, buna kalbim ikna oldu.
2. Hiç kimse benim için hayırlı işler yapamaz, bu yüzden onları kendim yapmaya başladım.
3. Allah beni her an görmekte, bu yüzden yaptığım yanlışlardan utanırım.
4. Ölüm beni bekliyor, bu yüzden Allah ile buluşmak için hazırlık yapmaya başladım.

Allah hepimize hidayet eylesin.

25 Nisan 2016

YOL ÜZERİNE SÖYLENMİŞ ATASÖZLERİ

YOL ÜZERİNE SÖYLENMİŞ ATASÖZLERİ

Hayat boyu hepimiz gündelik yaşantımızda o kadar çok yol kullanırız ki saymakla bitmez. İşe gidip geldiğimiz yoldan tutun, seyahat ettiğimiz yollar, yürüdüğümüz yollar, menzile varan yollar, kavuşturan yollar, ayıran yollar, kaza yapılan yollar, çıkmaz yollar, hastane yolları, asker yolları gibi çok yol vardır hepimizin hayatında.

Bir de mecaz olarak kullanılan yol vardır güzel Türkçemiz'de.
İnce kavrayış ve derin tefekkürün izlerini taşıyan, tecrübenin imbiğinden geçmiş atalarımızın hikmetli sözleri yol konusunda bize çok şey anlatır.

İşte ciltler dolusu kitaplarla anlatılamayacak o altın değerinde sözler;


  • Zengin arabasını dağdan aşırır, fakir düz ovada yolunu şaşırır
  • Yoldan kal, yoldaştan kalma!
  • Yoldan giden yorulmaz.
  • Yolcu yolunda gerek.
  • Yol sormakla bulunur.
  • Yol bilenle yürüyen, yorulmaz.
  • Yol bilen kervana katılmaz.
  • Yedi adım yolun, bir yudum suyun hakkı vardır.
  • Varsa pulun herkes kulun; yoksa pulun dardır yolun.
  • Tekerlek kırıldıktan sonra yol gösteren çok olur.
  • Su testisi su yolunda kırılır.
  • Eşek eve gelmiş, at yolda kalmış.
  • Eşeği yoldan çıkaran sıpanın oynamasıdır.
  • Erken kalkan yol alır, erken evlenen döl alır.
  • Erkeğin kalbine giden yol midesinden geçer.
  • Elmanın dibi göl, armudun dibi yol.
  • Deli ile çıkma yola başına getirir bela.
  • Danışan dağı aşmış, danışmayan düz yolda şaşmış.
  • Dağ ne kadar yüce olsa yol üstünden aşar.
  • Çok el; ya yağmaya ya yolmaya.
  • Çiftçiye yağmur, yolcuya kurak; cümlenin muradını verecek Hak.
  • Can canın yoldaşıdır.
  • Borç ödemekle, yol yürümekle tükenir.
  • Azıksız yola çıkanın gözü el torbasında kalır.
  • Avcı ne kadar hile bilse ayı o kadar yol bilir.
  • Atın varken yol tanı, ağan varken el tanı.
  • Ahmak iti yol kocatır.
https://www.facebook.com/Bayrampist/

Derleyen:
Peyami Bayram
2015, İstanbul

Resim: Almatı, Kazakistan, ufukta gözüken Tanrı Dağları

14 Nisan 2016

ŞÜYUU VUKUUNDAN BETER!

ŞÜYUU VUKUUNDAN BETER!


Son günlerde gittikçe artan taciz, tecavüz, çocuk istismarı gibi insanlığın yüz karası suçların çok konuşulduğu bir ortamdan rahatsız olmayan aklı selim bir insan yoktur sanırım. 

Ancak nedense önünü ve ardını düşünmeden ilgili, ilgisiz herkes bir şey söylüyor, yazıyor, çiziyor, resmediyor, paylaşıyor.


Eskilerin çok güzel bir sözü vardı, "şüyuu vukkundan beter" derlerdi. Yani bir şeyi çok dile getirmek onu bilfiil yapmaktan daha kötüdür. 

Bu dünya git gide arsızlıklar, hayasızlıklar ve edepsizliklerle dolmaya başladı.
Bu durum hepimiz için bir felaket maalesef.
Hiç kimse bu durumdan etkilenmediğini ya da etkilenmeyeceğini düşünmemeli.
Bütün insanlık aynı gök kubbenin altında, aynı havayı soluyoruz ve aynı şeylerden etkileniyoruz.
Ne hristiyan, ne yahudi, ne putperest, ne ateist ve ne de müslüman kimliği taşıyan insanlar kendini bu felaketin dışında görmemeli.
Kurtulmuş, cenneti garantilemiş hiç bir ademoğlu yok bu dünyada.
Kim kendisini böyle zannediyorsa büyük bir yanılgı içindedir, belki böyle bir his daha da beter bir durumdur. Zira rehavet felaketin ateşleyicisidir.

Son yıllarda yazılı, görsel ve sosyal medyada alabildiğine bilgi, belge ve medya(resim, ses ve video) paylaşımı yapılıyor. 
Bunlar bazen medya kuruluşları, bazen kamu kurum ve kuruluşlarının yayınları olabildiği gibi bazen de istihbarat örgütlerinin üçüncü kişiler aracılığı ile servis ettikleri bilgi ve belgeler olabilmekte.
Biz zavallı, sıradan insanlar da bunları sosyal medya, blog vb. vasıtalarla kişisel paylaşımlarda bulunarak adeta gönüllü olarak duymayana da duyurma görevi yapıyoruz. Hem de hiç bir araştırma, inceleme ve üzerinde düşünme gereği bile duymadan.

Şöyle bir bakın bir yerde hangi pislik çoğalıyorsa onun hakkında konuşmalar, paylaşımlar da çoğalıyor.
Evet, şimdi diyeceksiniz ki: "ne yani, lanetlemeyelim mi? pislikleri herkes görmesin de aldatılsın mı? yanlışların üstü örtülsün mü?"
Hata da bu noktadan başlıyor zaten.
Kurumsal veya doğal eğitim ve öğretim süreçlerinde hangi yaş grubunda ve eğitim basamağında olursa olsun hiç bir zaman insanlara olumsuz ve gereksiz şeyler öğretilmez.
Hele de pislikler, kötülükler insanların gözlerinin önüne bütün ayrıntılarıyla dizilmez.

İnsanın bir tarafı iyiliklerle dolu olduğu gibi diğer tarafı da kötülüklere meyyaldir. Dünyadaki yaşanmış ve yaşanmakta olan bunca kötülükleri uzaylıların gelip yapmadığı gibi görünmez varlıklar da yapmadı elbette. 
Aynen iyilikler gibi her türlü kötülüğü  de bizim gibi bir anne babadan doğan ademoğlu ademler yapmadı mı?

Kötülükler, kötü alışkanlıklar ve bütün olumsuz davranışlar insana beş duyusu ile algıladıklarını aşağıdaki sırayla sirayet etmektedir;
bilgi/haber toplama,
gözlemleme,
sorgulama, 
tanıma,
nefret veya benimseme,
deneme/taklit,
alışkanlık,
bağımlılık

Bu durum her zaman hepimizin karşılaştığı bir şeydir. Çocukluk ve ergenlik döneminde ebeveynler veya eğiticiler bir nevi hayatın trafik levhaları gibi bizleri kötülüklerden ve olumsuz davranışlara giden yollardan sakındırır. Belki de en önemlisi verilen temel değerler eğitimi ve yönlendirmesi ile yetişkin bir insan olduktan sonra da bu sakınmanın bir meleke haline gelmesini sağlarlar. Eğer aile ve eğitim kurumları çocuklara ve ergenlere bu temelleri içselleştirmede yeterince başarılı olamamışlarsa ortaya dünyanın en tehlikeli yaratıkları olmaya aday insan müsveddelerini salmışlar demektir.

Bu meyanda ailelerin ve eğitim/öğretim kurumlarının en önemli vazifesi  çocukları ve gençleri etrafındaki kötülüklerden uzak tutmak, olumsuz örnekleri azaltmak, mümkünse yok etmek bununla beraber olumlu örnekleri çoğaltmak, mümkün olduğunca güzel davranış ve faydalı işleri öne çıkarmaktır.

Peyami Bayram
13/04/2016, İstanbul








RAMAZAN 1447 CÜZ 30

OTUZUNCU CÜZ   Hicri 1447 yılında Ramazan ayı 29 günde hitama erdiği için bu son günde iki cüz birden okuduk ve Kur’an-ı Kerim’in kalbi ve...