Bakışlar bekleye bekleye tükenmiş, doğmakta nazlanan tan aydınlığını!
Ey yolcu, nasıl bin lanet gelip ezmez ki vicdanı;
Dudaklar yer yer parçalanmış, içerken acı ve yokluk zehrini,
Koşmak bir yana, sade uzaktan baktı dost sanılan milyonlarca kişi.
Bu ıssız yuvalar bir zaman candan değerliydi;
Bu damlar böyle baykuş seslerinden çın çın ötmezdi;
Şu kurbağalar seken vadide, ceylanlar koşup gezdi;
Şu coşmuş, ağlayan ırmak ne gülen gölgeler sezdi;
Fakat bütün geçmişi bir tufan hep boğdu, hep ezdi!
Vefasız yurt! Öz evladın için olsun, vefa yok mu?
Neden kalbin kararmış? Bin ocaktan bir ışık yok mu?
Allah'ım, kimsesizlikten bunaldım, bir dost yok mu?
Vatansız, evsiz barksız bir garibim... Sığınacak yer yok mu?
Bütün yokluk mu her yer? Bari bir "Yok!" diyen ses yok mu?
Gitme ey yolcu, beraber oturup ağlaşalım;
Elemim bir yüreğin kaldıracağı yük değil, paylaşalım:
Ne yapıp da ümitsizliğimi yok edeyim bilmem ki?
Öyle korkunç çevremde dönen matem ki!...
Ah! Karşımda vatan namına bir kabristan
Yatıyor şimdi... Nasıl yerlere geçmez insan?
Şu mezarlar ki uzanmış gidiyor, ey yolcu,
Nereden başladı yükselmeye, bak, nerde ucu!
Bu ne sonsuz ayrılık, bu ne apaçık bir acı...
Ezilir göğün ruhu, parçalanır yerin kalbi!
Azıcık kurcala topraklan, bak ne çıkar:
Dipçik altında ezilmiş, parçalanmış kafalar!
Bereden kimliğinin rengi kaybolmuş yüzler!
Kim bilir hangi rezillikle oyulmuş gözler!
"Medeniyet" denilen vahşete lanetler eder,
Tek parça haline gelmiş sırıtan dişler!
Süngülenmiş, kanı donmuş nice binlerce beden!
Nice başlar, nice kollar ki ayrı bedeninden
Alınıp parçalanan çocuklar, beşiğinden;
Sonra bunca hayat, namusu yüzünden kurban edilen!
Bembeyaz saçları katranlara batmış dedeler!
Göğsü baltayla kesilmiş memesiz anneler!
Teki binlerce kesik gövdeye ait kümeler:
Saç, kulak, el, çene, parmak... Bütün insan yığınları!
Bakalım, yavrusu uğrar mı, deyip, karnından,
Canavarlar gibi şişlerde kızarmış nice can!
İşte bunlar o felakete uğramışlardır ki, düşün,
Kurumuş ot gibi doğrandı bıçaklarla bütün!
Müslümanlıkları zavallıların öyle büyük
Bir cinayet ki: Cezalar ona nisbetle küçük!
Ey, bu toprakta birer parçalanmış ceset bırakıp,
Yükselen ruhlar kafilesi! Sakın yeryüzüne bakıp;
Sanmayın: Şevk-ı şehâdetle coşan bir kan var...
Bizde leşten daha hissiz, daha kokmuş can var...
Bakmayın, hem tükürün murdar çehremize!
Tükürün:Belki biraz can gelir utanma duygumuza!
Tükürün kaygısız yüzüne Doğu'nun, tükürün!
Canlansın, görelim, gayreti halkın, tükürün!
Tükürün milleti alçakça vuran darbelere!
Tükürün onlara alkış dağıtan kahpelere!
Tükürün Haçlılar'ın o utanmaz yüzüne!
Tükürün onların asla güvenilmez sözüne!
Medeniyet denilen maskara mahlûku görün:
Tükürün maskeli vicdanına asrın, tükürün!
Hele ilânı zamanında şu lanet olası savaşın,
Bize kamuoyu desteği lazımdır Batı'nın;
O da Allah'ı bırakmakla olur saçmalığını,
Halka iman gibi aşılayarak, dinin sesini
Susturan aptalın anlayışına bol bol tükürün!..
Yine ayrılık acısıyla çılgınlığım üstümde bugün...
Bana vahdet gibi ruhuma uygun bir dost lazım!
Artık ey yolcu bırak... Ben yalnız ağlayayım!