06 Kasım 2020

İKİ KADIN VE BEN

İKİ KADIN VE BEN


beni en çok seven iki kadın;

biri annem, biri sen.

bebekken avutan

sabırla büyüten

sevmeyi ve gülmeyi öğreten,

merhameti, cömertliği

doğruluğu ve nezaketi,

diğerkamlığı,

arkadaş olmayı,

dost tutmayı,

ve daha pek çok şeyi,

kısaca insan olmayı;

annemdi bana aşılayan.

babamdan gördüğüm

daha az değildi elbet;

var bir o kadar..

sonra; 

kendimi buldum 

bir yuvada seninle

gönlümde taht kurdun

tüm güzelliklerinle..

aradığım ne varsa 

buldum sende

ya sözlerinde,

ya gözlerinde

ya da kalbinde

öyle bildim seni

ve

öyle sevdim seni

ortada beş muhteşem eser,

birbirinden güzel,

hepsi seninle beraber..

ne mutlu bana;

baba olabildimse babam kadar,

ve;

sana sevgili yar..

beni bağışlayın;

bir haylaz çocuğum,

işte öyle;

bazen sıcak olsam da,

bazen soğuğum.


Peyami Bayram

17 Eylül 2020

İstanbul





HAZAN

HAZAN


taze bir güne uyanırız;

her sabah,

yeni bir başlangıçla..

uykuda bırakılır dünün yorgunlukları,

hüzün ve mutlulukları.

merhaba der güneş, 

dipdiri ve sımsıcak,

hayat yeniden başlayacak,

sanki hiç akşam olmayacak..

türlü telaşlar tükenmez,

günbatımı yaklaşırken vakit yetmez

yarım kalan işler, sanki bitmez

solan bir gül gibidir gün,

geçti aylar ve yıllar, 

artık hepsi dün..

işte budur hayat..

sürerken koşturmaca 

ufka bakınca;

gün akşam,

mevsim hazan..

yere düşen her yaprak

yüzünde iz bırakarak

hatırlatıyor yaklaşan kışı

bakışlar değişmez

sonra, 

işitmez olur

aynadaki haykırışı

ve tükenir vade

nefis istemese de


Peyami Bayram

16 Ekim 2020

İstanbul



Nasihat 9

"Eşek ölür semeri kalır, insan ölür esri kalır" demiş atalarımız.

Bence evlat sahibi olan her insanın yapabileceği en iyi eser geride bıraktığı hayırlı bir nesildir. Bu sebeple iyi ebeveyn olmak çok çok önemli. 

İnsan özellikle yetişme çağlarında yaşadığı olumlu ve olumsuz hatıraları unutmuyor ve unutamıyor. Ayrıca varsa yaşadığı psikolojik travmaları hayatı boyunca içinden bir türlü atamıyor ve bu travmanın büyüklüğü oranında sorunlarla boğuşuyor. Sorunlar bazen ufak arızalar şeklinde karşımıza çıkıyor, bazen de psikolojik/psikiyatrik vakalar şeklinde zuhur etmesinin yanında toplumsal yaşamda çok farklı türden arızalara, çatışmalara, hatta felaketlere sebep olabiliyor. İnsanın yetişme çağlarında yaşadıkları o derece önemli ki ebeveyn şefkati, sevgisi, ilgisi, eğitimi ve olumlu yönlendirmesi ile bir çocuktan bir mucit, bir dahi, bir ozan, bir zenaat erbabı, bir lider çıkabileceği gibi bunların tam zıddı ilgisizlik, sevgisizlik, şefkat noksanlığı ve eğitimsizlik ile o masum çocuğun bir haydut, bir terörist, bir seri katil veya sapığa dönüşmesi de büyük ihtimal değil öncelikle ebeveynlerin eseridir. 

Çocukları dünyaya getirme sebebi olabilirsiniz. Bu yemek, içmek gibi doğal ve fizyolojik olarak çok temel ve basit bir döngünün sonucudur. Tüm canlılar bu üremeyi yapar. İnsan ise tekamül ederse insan olur, insanlaşır. Irkı, dili, vatanı, inancı ve ideolojik görüşü ne olursa olsun dünyaya gelmesine vesile olduğu yavrusuna şunları verebilen ebeveyn insanlık ailesine faydalı bir birey kazandırmış olur:

- Tanrı'ya şirk koşmadan inanmak. O'ndan başkasına kulluk etmemek ve O'ndan başkasından yardım, tavassut beklememek.

- İnsanları hiç bir ön koşul olmadan sevmek. Her insanın kendisi gibi bir canı, hisleri ve değerleri olduğunu düşünmek.

- Eleştirmeden sevmek, bakmadan görmek, gönülden hissetmek.

- Aile ve akrabalık ilişkilerini güçlü tutmak.

- Dostluklara önem vermek, dost kalmak, dostlukla yaşamak.

- Başta ailesi olmak üzere yakınlarına sevdiğini sözlü olarak, hediyeleşerek, gülümseyerek, yardımlaşarak, paylaşarak ifade etmek.

- Yüzünü tebessümle donatmak.

- Selamı her zaman, herkese vermek, hal-hatır sormak.

- Özü ile sözü bir olmak.

- Helal lokma yemek.

- Komşularla iyi geçinmek, yardımlaşmak.

- Kendine yapılmasını istemediğini başkasına yapmamak.

- Cömertliğin varlıktan değil gönülden olduğunu her durumda ve ortamda göstermek. 

- Yoksulluk yaşarken bile çocuğuna yoksunluk hissettirmemek. 

- Yakınlarının mutluluğundan keyif almak, kederlerini paylaşmak. 

- Emanete ihanet etmemek.

- Vatanını sevmek.

- Kamu malını korumak.

- Doğayı sevmek, çevreyi korumak, doğal hayatı yaşatmak.

- Geçmişini bilmek, atalarını tanımak.

- Gıybet etmemek.

- Çalışkan olmak.

- Her nefes alışı bir umut bilerek umudunu hiç bir zaman yitirmemek. 

- Kanaatkar olmak, mevcuda şükretmek.

- Her gün bir iyilik yapmak.

- Ahde, dostluğa ve iyiliğe vefalı olmak.

Tüm bunların kaynağı ise inanç, sevgi, şefkat ve sabırdır.


Peyami Bayram

31 Ekim 2020

İstanbul






Bir hafta önce kaldığımız yerden hayata devam mı edelim yoksa bir şeyler yapmanın vakti geçiyor mu?

Tam bir hafta önce güzel İzmirimiz bir depremle sarsıldı.

Tüm ülke olarak canımız yandı.

Biz anladık ki;
Erzincan, Van, Elazığ, Afyon, Gölcük veya İzmir olmuş fark etmiyor;
hangi uzvumuz kırılsa tüm ülkenin canı yanıyor.
Çok şükür ki; acımızda biriz ve beraberiz.
Enkaz altında kaybettiğimiz canlar hepimizin yüreğini dağladı.
İdil, Elif ve Ayda yavrularımız enkaz altından çıkarken sevinç gözyaşlarımızı tutamadık.
Evet, bunlar çok güzel şeyler.
Bizi birbirimize bağlar, aramızdaki sevgiyi ve muhabbeti artırır.
Hepsine eyvallah.
Gelelim bugüne..
Aradan bir hafta geçti;
kaldığımız yerden hayata devam mı edelim yoksa bir şeyler yapmanın vakti geçiyor mu?
114 can kaybı, yüzlerce yaralı ve bir o kadar mağdur ailemiz var.
Şimdi enkaz kaldırıldı, yitirdiğimiz canlar defnedildi, yaralılar tedavi altına alındı, evi yıkılanlara geçici olarak çadır, konteyner vs sağlandı, belki evini kaybedenler için birer de konut yapıp verir devletimiz.
Lakin şunu hepimiz biliyoruz ki Türkiye'de yaşayan insanlar olarak çok ciddi bir deprem kuşağındayız.
Doğal afetlere karşı insanın acziyeti binlerce yıldır bilinen ve karşı konulamayan bir gerçektir.
Ancak insanlığın bilim ve teknoloji alanındaki geldiği nokta da binlerce yıl öncesine göre çok çok farklı bir noktada.
Aklımın erdiğinden beri hatırladığım kadarıyla 1970'li yıllardan bu yana yaşadığımız depremlerin bir öncekinden farkı belki sadece deprem sonrası enkaz kaldırma ve yardım hizmetlerindeki gelişim.
Deprem öncesi ile ilgili imar, inşaat ve bunlarla ilgili hukuki konular adeta yerinde sayıp duruyor.
Acıda ve kederde bir olmanın duygusallığından mest olmayı bir kenara bırakıp olayları rasyonel olarak değerlendirmeliyiz.
Yoksa Allah korusun aynı senaryoları tekrar tekrar yaşamamız şaşırtıcı olmaz hiç bir zaman.

Peyami Bayram
6 Kasım 2020
İstanbul

02 Ağustos 2020

İstanbul Sözleşmesi

Ne #istanbulsoezlesmesiihanettir demekle konu kapanıyor, ne de
#istanbulsozlesmesiyasatir demekle kadın cinayetleri bitiyor.

Her erkeği yetiştiren anne de bir kadın ve her erkeğin ilk  rol modeli baba da bir erkek.
..

Kadın cinayetlerinin arka planında ebeveynlerin izleri sürülmelidir.
Psikolojik olarak sağlıklı bir ailede yetişen, iyilik örneği ebeveynlerin çocukları iyi olur, bu kadar açık ve net.
Hukuk ahlâkın önüne geçemiyor, bu her yerde böyle.
..

İyilik yaşatır.
İyi insanlar yaşatır.
Siz iyi insanlar yetiştirmeye bakın.
İyiliğin temeli ailede atılır.
Ne devlet, ne hukuk ailenin yerini alamaz.
İyi insanları yine iyi insanlar yetiştirir. 
İyi örnekten kötü erkek ya da kötü kadın çıkmaz.
Kötü örnekleri kaldırın kâfi.

Peyami Bayram
2 Ağustos 2020
İstanbul

12 Temmuz 2020

Z Kuşağı ve Sonrası

Z Kuşağı ve Sonrası

Son zamanlarda yeni nesle dair farklı yorumlar yapılmakta, Z Kuşağı denilen bu neslin bundan sonraki seçimlerde belirleyici olacağı falan konuşuluyor.

İşin siyasi yönü bir yana, gelecek yılların bu kuşağın elinde şekilleneceği kuşkusuz. Şu anda yirmili yaşlara kadar olan bu kuşağı yetiştiren ve halen onlara önderlik eden, yol gösteren veya önlerinde durup yollarına engel olarak bir anlamda bu nesli bir yerlere kanalize eden ebeveynler, eğitimciler, idareciler ve siyasiler olarak yine bizim kuşağımız sorumluluk mevkiinde gözüküyor.

Bu neslin hakkında konuşmak için  öncelikle tanım ve tasvir gerekir.

Çoğunlukla çekirdek aile denilen anne, baba ve çocuklardan oluşan sabit gelirli ailelerde tek çocuk veya bir, bilemediniz iki kardeşi olan çocuklar bunlar. Şehirli, apartmanda yaşayan, bahçeyi, toprağı, ağacı, yaprağı, çiçeği, böceği, hayvanı belgesellerden öğrenen. Kaloriferli, kimalı, 7/24 sıcak su imkanı olan. Elektronik cihazlar ve akıllı sistemlerle büyümüş, AVMlerden veya online alışveriş yapan. Okula servisle gidip gelen. Sınavları test yöntemi ile yapılan. Kitap okumaktan çok televizyon izleyen, bilgisayar oyunları oynayan. Her yıl deniz kıyısında tatil yapan. Hazır gıdalarla beslenen. Sürekli bir üst seviyenin sınavları için yarışan. Sporu beden eğitimi dersi dışında televizyondan izleyen. Sanat eğitimi alma imkanı bulamayan. Ekseriyetle medyatik kişilerin etkisinde kalarak popüler kültüre teslim olan. Para kazanmaktan çok harcamaya odaklanan. Evde prens/prenses rolü verilerek ders ve okul dışında hemen hemen hiçbir sorumluluğu olmayan veya sorumluluk almayan. Paylaşmayı bilmeyen ve hatta çoğunlukla sevmeyen.

Bu neslin konfor, hız ve haz için yaşanan bir dünyada yetiştiklerini gözönünde bulundurmak zorundayız.

NATO/VARŞOVA, KAPİTALİST/SOSYALİST olarak adlandırılan iki kutuplu bir dünyada yetişen bizim neslin hibrit güçlerin vekalet savaşları yaptığı, finans kapital sistemin doğudan batıya tüm dünyayı tahakkümü altına aldığı, teknolojik gelişmelerin baş döndürücü hızda ilerlediği, iletişimde milisaniyelerin yarıştığı bir dünyanın ortasına bıraktığımız çocuklarımızla ilgili, yani geleceğimiz üzerine çok düşünmemiz, kafa yormamız şart.

Bu çocukların kendilerini içinde buldukları bu dünyayı çok iyi anlamaları gerekiyor. Bu dünyaya karşı özgün bir duruş ve yukarıda saydığımız güçlere karşı bağımsızlık ve özgürlük adına doğru adım atmaları için bu şart.

Bizim onlara aktarabileceğimiz bilgiden ziyade bazı temel düsturlar olabilir ancak. Zira bilgi günden güne yenilenen bir mefhum.

Vaktin kıymetini bilmek, çalışma disiplini, gereksiz ve faydasız bilgiden uzak durup üretici fikir ve eylemleri için zaruri bilginin peşine düşmek ve yüce idealler için sorumluluk sahibi olmak. Bir de bütün bunları icra edebilecek cesaret sahibi olmak.

Bu meyanda Z kuşağı için yapılması gerekenler özetle şöyle sıralanabilir kanımca;

Dayak ve benzeri sert yöntemler terbiye metodunun temeli olmadığı gibi aşırı yumuşak ve güya hoşgörülü yöntemlerin de "merhametten maraz doğar" sözünü haklı çıkardığını Z kuşağının önemli bir kısmında görüyoruz maalesef.

Kanaatime göre gerçekten ciddi sorumluluk almayan/verilmeyen çocuklar/gençler sanal alemin de etkisiyle uyuşturucu müptelası misali asalak ve bağımlı oluyor. Çocuklara çok küçük yaşlardan itibaren sorumluluk verilmeli, kazanmayı ve kaybetmeyi yaşatmalı.

Kar/zarar, kazanç/kayıp, başarı/başarısızlık gibi varlık/yokluk, darlık/bolluk ile sevinci ve hüznü de çocuklar bizzat yaşamalı. Film seti gibi hayal dünyasında gerçeklere gözleri kapatılmış,  popüler kültürün dayattığı bir hayatı -mış gibi özenti ve eziklik duygularıyla yaşayan çocuklar bu güçlü dalga karşısında yeterli özgüveni olmadığı gibi öykündüğü rol modeller misali sömürmeye ve sömürülmeye müsait birer zavallı olarak yerini alır toplumda. Bu da gelecek adına bir hayal kırıklığından öte çöküşün, entegrasyonun ve belki de yok oluşun ta kendisidir maalesef. Bu akıbeti yaşamasını istemiyorsak gençlerimize küçük yaşlardan itibaren önce aile içinde ufak sorumluluklar vermeliyiz. Daha sonra mutlaka ve mutlaka herhangi bir şekilde üretime katılmasını düzenli olarak sağlamalıyız. Peşinden aile bütçesine katkı sağlaması, en azından kendi masraflarını karşılaması. Bütün bunları yaparken paylaşmayı ve ürettiğinden, kazandığından muhakkak surette yoksula, düşküne yardımda bulunmayı ilke edinmesine yardım etmeliyiz. Bu şekilde israf etmemeyi, çevreye zarar vermemeyi öğrenecektir. Doğru sözlü, mertlik, dürüst ve iyi ahlak sahibi bir birey olarak araştırma ve okumayı da ilke edinirse hiçbir gücün karşısında eziklik hissetmeden izzetli bir yaşam sürebilir. Bizim de gözümüz arkada kalmaz diye düşünüyorum.

Peyami BAYRAM
12 Temmuz 2020

22 Haziran 2020

Tezat

Tezat

oldum olası hep aynı soru;
kim yanlış, nerde doğru?
nedendir insanın zoru?
fikir herkeste var;
boş tenekeden çok ses çıkar.
öyle bir dünya ki;
sözde yönler farklı,
menzil hep aynı..
sağ ve sol nedir?
ileri ya da geri?
hep kendini hak bilir,
muhatabı serseri..

izah ediniz muhterem zevat
nedir bu tezat?

herkes kendince haklı,
düşünmeyiz;
onun fikri neden farklı..
yeryüzünde cismimiz muvakkat..
sanmayın ebedidir saltanat.
dün çoktan geçti,
bugün kralsan
çok değil yarın;
toprak üstünde mermer taht..
"ben" demekle huzur olmaz..
kin, öfke, haset ve hırsı olan
dünyada iflah olmaz,
semadaki yıldız toprağa konmaz..
kuşların dilini anlayan Süleyman olsan
bir dirhem altın cebinde ebedi kalmaz..
hem biliriz ölüm kat'idir,
yoktur hiç kimseye ikinci bir fırsat
o halde neden insan böyle rahat?
bir somun ekmek ve su yetmedi,
türlü türlü nimet istedi,
Rahman fazlasını verdi.
nen kalır geriye
bu hayattan bakiye?
aynaya bir bak ;
içini görmeye çalış
kendinle göz göze gelmeye alış,
sararan yapraklara bakıp da 
ibret al istersen tabiattan,
gel vazgeç bu inattan,
olduğu gibi kabullen fıtratı,
koştur özgürlüğe
bindiğin atı,
nefsin elinde
esarette kalırsan;
kötülüğü yutan 
ateşin içine hazırlan..
hiç olmazsa;
utanmadan unutursan
unutmadan utan..

Peyami Bayram
22 Haziran 2020
Arnavutköy, İstanbul


RAMAZAN 1447 CÜZ 30

OTUZUNCU CÜZ   Hicri 1447 yılında Ramazan ayı 29 günde hitama erdiği için bu son günde iki cüz birden okuduk ve Kur’an-ı Kerim’in kalbi ve...