20 Mayıs 2016

Yola çık, yol açık.
Yolun uzunluğu, menzile ulaşmanın güçlüğü, yoldaki muhtemel tehlikeler, yolculuğun zahmeti, yol kesenlerin varlığı, yola döşenmiş engeller, aynı yolda bir süreliğine de olsa birlikte yol aldığın fakat farklı menzile yol alan yolcular ve beraber yol alırken yoldan sapanlar her zaman olacaktır.
Sen hedefini netleştirip halisane hayırlı bir niyetle istikamet açını doğru tespit etmişsen, nirengi noktalarında istikamet kontrolünü yaparsan, maddi ve manevi yeterli donanımın da varsa korkma!
Kovulmuş şeytandan sığın Allah'a!
Haydi.
Vira bismillah.
Yol açık, yola çık!
Peyami Bayram
İstanbul
18/05/2016

18 Mayıs 2016

Hasan El Basri


Hasan-ı Basri'ye soruldu:
- Şiirlerinizdeki ilhamın sırrı nedir?

Cevaben dedi ki:
- Ben dört şeyi öğrendim;

1. Allah'ın bana takdir ettiği Rızkımı hiç kimse alamaz, buna kalbim ikna oldu.
2. Hiç kimse benim için hayırlı işler yapamaz, bu yüzden onları kendim yapmaya başladım.
3. Allah beni her an görmekte, bu yüzden yaptığım yanlışlardan utanırım.
4. Ölüm beni bekliyor, bu yüzden Allah ile buluşmak için hazırlık yapmaya başladım.

Allah hepimize hidayet eylesin.

25 Nisan 2016

YOL ÜZERİNE SÖYLENMİŞ ATASÖZLERİ

YOL ÜZERİNE SÖYLENMİŞ ATASÖZLERİ

Hayat boyu hepimiz gündelik yaşantımızda o kadar çok yol kullanırız ki saymakla bitmez. İşe gidip geldiğimiz yoldan tutun, seyahat ettiğimiz yollar, yürüdüğümüz yollar, menzile varan yollar, kavuşturan yollar, ayıran yollar, kaza yapılan yollar, çıkmaz yollar, hastane yolları, asker yolları gibi çok yol vardır hepimizin hayatında.

Bir de mecaz olarak kullanılan yol vardır güzel Türkçemiz'de.
İnce kavrayış ve derin tefekkürün izlerini taşıyan, tecrübenin imbiğinden geçmiş atalarımızın hikmetli sözleri yol konusunda bize çok şey anlatır.

İşte ciltler dolusu kitaplarla anlatılamayacak o altın değerinde sözler;


  • Zengin arabasını dağdan aşırır, fakir düz ovada yolunu şaşırır
  • Yoldan kal, yoldaştan kalma!
  • Yoldan giden yorulmaz.
  • Yolcu yolunda gerek.
  • Yol sormakla bulunur.
  • Yol bilenle yürüyen, yorulmaz.
  • Yol bilen kervana katılmaz.
  • Yedi adım yolun, bir yudum suyun hakkı vardır.
  • Varsa pulun herkes kulun; yoksa pulun dardır yolun.
  • Tekerlek kırıldıktan sonra yol gösteren çok olur.
  • Su testisi su yolunda kırılır.
  • Eşek eve gelmiş, at yolda kalmış.
  • Eşeği yoldan çıkaran sıpanın oynamasıdır.
  • Erken kalkan yol alır, erken evlenen döl alır.
  • Erkeğin kalbine giden yol midesinden geçer.
  • Elmanın dibi göl, armudun dibi yol.
  • Deli ile çıkma yola başına getirir bela.
  • Danışan dağı aşmış, danışmayan düz yolda şaşmış.
  • Dağ ne kadar yüce olsa yol üstünden aşar.
  • Çok el; ya yağmaya ya yolmaya.
  • Çiftçiye yağmur, yolcuya kurak; cümlenin muradını verecek Hak.
  • Can canın yoldaşıdır.
  • Borç ödemekle, yol yürümekle tükenir.
  • Azıksız yola çıkanın gözü el torbasında kalır.
  • Avcı ne kadar hile bilse ayı o kadar yol bilir.
  • Atın varken yol tanı, ağan varken el tanı.
  • Ahmak iti yol kocatır.
https://www.facebook.com/Bayrampist/

Derleyen:
Peyami Bayram
2015, İstanbul

Resim: Almatı, Kazakistan, ufukta gözüken Tanrı Dağları

14 Nisan 2016

ŞÜYUU VUKUUNDAN BETER!

ŞÜYUU VUKUUNDAN BETER!


Son günlerde gittikçe artan taciz, tecavüz, çocuk istismarı gibi insanlığın yüz karası suçların çok konuşulduğu bir ortamdan rahatsız olmayan aklı selim bir insan yoktur sanırım. 

Ancak nedense önünü ve ardını düşünmeden ilgili, ilgisiz herkes bir şey söylüyor, yazıyor, çiziyor, resmediyor, paylaşıyor.


Eskilerin çok güzel bir sözü vardı, "şüyuu vukkundan beter" derlerdi. Yani bir şeyi çok dile getirmek onu bilfiil yapmaktan daha kötüdür. 

Bu dünya git gide arsızlıklar, hayasızlıklar ve edepsizliklerle dolmaya başladı.
Bu durum hepimiz için bir felaket maalesef.
Hiç kimse bu durumdan etkilenmediğini ya da etkilenmeyeceğini düşünmemeli.
Bütün insanlık aynı gök kubbenin altında, aynı havayı soluyoruz ve aynı şeylerden etkileniyoruz.
Ne hristiyan, ne yahudi, ne putperest, ne ateist ve ne de müslüman kimliği taşıyan insanlar kendini bu felaketin dışında görmemeli.
Kurtulmuş, cenneti garantilemiş hiç bir ademoğlu yok bu dünyada.
Kim kendisini böyle zannediyorsa büyük bir yanılgı içindedir, belki böyle bir his daha da beter bir durumdur. Zira rehavet felaketin ateşleyicisidir.

Son yıllarda yazılı, görsel ve sosyal medyada alabildiğine bilgi, belge ve medya(resim, ses ve video) paylaşımı yapılıyor. 
Bunlar bazen medya kuruluşları, bazen kamu kurum ve kuruluşlarının yayınları olabildiği gibi bazen de istihbarat örgütlerinin üçüncü kişiler aracılığı ile servis ettikleri bilgi ve belgeler olabilmekte.
Biz zavallı, sıradan insanlar da bunları sosyal medya, blog vb. vasıtalarla kişisel paylaşımlarda bulunarak adeta gönüllü olarak duymayana da duyurma görevi yapıyoruz. Hem de hiç bir araştırma, inceleme ve üzerinde düşünme gereği bile duymadan.

Şöyle bir bakın bir yerde hangi pislik çoğalıyorsa onun hakkında konuşmalar, paylaşımlar da çoğalıyor.
Evet, şimdi diyeceksiniz ki: "ne yani, lanetlemeyelim mi? pislikleri herkes görmesin de aldatılsın mı? yanlışların üstü örtülsün mü?"
Hata da bu noktadan başlıyor zaten.
Kurumsal veya doğal eğitim ve öğretim süreçlerinde hangi yaş grubunda ve eğitim basamağında olursa olsun hiç bir zaman insanlara olumsuz ve gereksiz şeyler öğretilmez.
Hele de pislikler, kötülükler insanların gözlerinin önüne bütün ayrıntılarıyla dizilmez.

İnsanın bir tarafı iyiliklerle dolu olduğu gibi diğer tarafı da kötülüklere meyyaldir. Dünyadaki yaşanmış ve yaşanmakta olan bunca kötülükleri uzaylıların gelip yapmadığı gibi görünmez varlıklar da yapmadı elbette. 
Aynen iyilikler gibi her türlü kötülüğü  de bizim gibi bir anne babadan doğan ademoğlu ademler yapmadı mı?

Kötülükler, kötü alışkanlıklar ve bütün olumsuz davranışlar insana beş duyusu ile algıladıklarını aşağıdaki sırayla sirayet etmektedir;
bilgi/haber toplama,
gözlemleme,
sorgulama, 
tanıma,
nefret veya benimseme,
deneme/taklit,
alışkanlık,
bağımlılık

Bu durum her zaman hepimizin karşılaştığı bir şeydir. Çocukluk ve ergenlik döneminde ebeveynler veya eğiticiler bir nevi hayatın trafik levhaları gibi bizleri kötülüklerden ve olumsuz davranışlara giden yollardan sakındırır. Belki de en önemlisi verilen temel değerler eğitimi ve yönlendirmesi ile yetişkin bir insan olduktan sonra da bu sakınmanın bir meleke haline gelmesini sağlarlar. Eğer aile ve eğitim kurumları çocuklara ve ergenlere bu temelleri içselleştirmede yeterince başarılı olamamışlarsa ortaya dünyanın en tehlikeli yaratıkları olmaya aday insan müsveddelerini salmışlar demektir.

Bu meyanda ailelerin ve eğitim/öğretim kurumlarının en önemli vazifesi  çocukları ve gençleri etrafındaki kötülüklerden uzak tutmak, olumsuz örnekleri azaltmak, mümkünse yok etmek bununla beraber olumlu örnekleri çoğaltmak, mümkün olduğunca güzel davranış ve faydalı işleri öne çıkarmaktır.

Peyami Bayram
13/04/2016, İstanbul








07 Nisan 2016

FAS İZLENİNLERİM ALLAH, VATAN, MELİK

FAS İZLENİNLERİM

ALLAH, VATAN, MELİK
Afrika'nın kuzeybatısında, kuzeyinde Akdeniz, batısında Atlas Okyanusu, doğusu ve güneyi çöl olan, parlamenter monarşi(krallık) ile yönetilen, Osmanlı hakimiyeti altına girmemiş tek kuzey Afrika ülkesi. Anadilleri Arapça ve Berberice(%20) fakat her yerde ve resmi olarak dahi Fransızca(kuzeyde buna İspanyolca) ön planda, Arapça ikinci dil veya fakir, eğitimsiz, varoş dili gibi kalmış olmasına rağmen onların konuştuğu  Arapça'ya da bariz oranda Fransızca karışmış.  32 milyon nüfusa sahip, 447.000 km2 genişliğinde toprakları olan, Afrika Birliği Üyesi olmayan tek Afrika ülkesi. Başkent Rabat, en büyük şehir Casablanca(Arapça aslı Dar'ul Beyda), diğer önemli şehirleri ise Merakeş, Fez, Meknes. 

Kral 6ncı Muhammed ılımlı görüşleri ile öne çıkan, oldukça geri düzeydeki refah seviyesine rağmen halkın "fukara babası" diye nitelediği bir monark. 

Devletin resmi sloganı: Allah, Vatan, Melik(Kral)... 
Türkiye ve diğer İslam ülkeleri için çok tanıdık  çağrışımlar içeren bu üç kelime hakkında çok şey söylenebilir fakat bu konuya burada girmeyelim. 

İktidarda tanıdık bir parti var; Adalet ve Kalkınma Partisi :)
Evet, şaka değil, buradaki iktidar partisi de bizdeki ile aynı ismi taşıyor. 

Mülayim, sevecen, canayakın, bir çok yönüyle bize bir hayli benziyor Faslılar.
Arapça Mağrip, diğer dillerde ise Morocco, Maroc ve benzer telaffuzlar olmasına karşın dünyada ülkelerine bizden başka Fas diyen başka bir millet olmamasına bir anlam veremiyorlar.  Fez adında tarihi bir şehirleri var, belki de ondandır? 

Türkiye'ye karşı müthiş bir sempati var. 
Fransız kolonyalizminin etkisindeki halkın Türkiye hayranlığına evrilmesinin nedenlerinin anlaşılması için derin analizlere ihtiyaç var. 
İlk bakışta bizim batılı yaşam tarzımız ile laik ve demokratik müslüman bir cumhuriyetimizin olmasının etkili olduğunu düşündürüyor. 

Ayrıca son yıllarda Türk dizilerinin çok izlenmesi Fas halkını ve özellikle gençleri bir hayli etkilediği gözleniyor. Şimdilerde bizde bu kadar eleştirilen bu dizilerin bizi ne kadar doğru yansıttığı ise ayrı bir soru işareti kanımca. 

İlk defa 2001 yılında yine bir iş için geldiğim Casablanca'da 15 yıl aradan sonra gördüğüm en bariz değişiklikler;
şehir daha da kalabalıklaşmış dolayısıyla trafik sorunu dünyanın bütün büyük şehirlerindeki gibi,
çağın hastalığı mobil iletişim ve internet burada da ön planda fakat altyapı bizden oldukça geride, sağlıklı bir telefon görüşmesi yapmak bile oldukça zor(uluslararası) ve internet çok yavaş,
batı yaşam tarzı daha fazla hakim hale gelmiş, geleneksel/örfi yaşam merkezden iyice uzaklaşmış,
Toplu taşımada gayet güzel ve konforlu tramvaylar hizmete girmiş fakat yetersiz. İnsanlar duraklarda uzun kuyruklarda bekliyorlar. 
Geçen 15 yılda Fas'ta Türk ürünlerinin ciddi anlamda arttığı, marka ve kalite olarak tercih edildiği, Türk girişimcilerin sayısının arttığı da  bizim açımızdan iyi bir gelişme. İhraç ettiğimiz dizilerden yukarıda bahsetmiştim.
Son olarak not etmeliyim döviz bürosunda 9,5 dirhem olarak bozdurduğumuz doları iki akşam yemek yediğimiz Türk restoranı son günde bizden hesap alırken dışarıda bozdurduğumuz fiyatı söylememize rağmen 8,5 dirhem olarak hesapladı :( 
Bu da bizim gerçeğimiz; "Türk'ün Türk'ten başka dostu yoktur" diyenlere!

Peyami Bayram
04/04/2016, Casablanca


Resimde görülen; Hasan II Camii, yaklaşık 120.000 kişinin aynı anda namaz kılabildiği, denize dolgu yapılarak Atlas Okyanusu kıyısında inşa edilmiş dünyanın altıncı büyük camii.

28 Mart 2016

HAKİKATTEN KOPUŞ VE SANAL YANILSAMA

Edilgen bir ortam olarak sanal alem ve sanal alem tanrılarının etkisinde gittikçe gerçeklik algısından uzaklaşan ademoğlunun bilinçsiz davranış ve manipulatif eylemleri..



"Yukarıdaki resimde görülen nedir?" diye sorsam 
cevabınız; "patates ve yumurta" olacak, değil mi?
Nasıl da kokusu burnunuza kadar geldi değil mi? Hele de açsanız :)
Evet, ilk anda gördüğünüze ve genel kabule göre haklısınız.
Fakat durum gördüğünüzün zihninizdeki çağrışımından çok farklı.
Bu resim sizi yanıltmak için öyle kurgulanmış.
Burada size patates ve yumurta çağrışımı yapmak için hazırlanan menü elma ve yanındaki de yoğurt ve üzerinde şeftali.
Nasıl? Şimdi ne hissettiniz?
Burnunuzdaki koku nereye evrildi şimdi?
Ya ağzınızdaki tatma isteği ile sulanma?

Demek ki neymiş, her duyduğuna ve her gördüğüne, yani sana her duyurulana ve gösterilene inanmayacaksın. 
İstisnasız her konuda bu böyle.
Sanal alem denilen dijital ortamda gördüğümüz ve duyduğumuz hiç bir şey gerçek değil.
Aslını geçtik belki gerçeğin sureti bile değil. 


Bir film düşünün; sizi duygulandıran, güldüren, ağlatan. Hepsinin birer oyun ve içindekilerin oyuncu, mekanın film seti olduğunu bildiğiniz halde sizi duygusal ve zihinsel olarak bambaşka bir mecraya sürüklüyor ve siz de bile isteye sürükleniyorsunuz. Hiç bir zaman da o filmin bir sahnesini, bir repliğini veya o filmin konusunu gerçek bir olaymış gibi kabul ederek bunun üzerinden bir tartışma , cepheleşme veya çatışmaya girmezsiniz. Oysa sanal alemde her gün bundan çok daha vahimlerini yaşıyoruz. 

Sanal ademoğullarının çoğu gördüğü veya duyduğu her şeyi gerçek addedip onu hemen beğeniyor, paylaşıyor ve üzerine yorumlar yapıyorlar. Hiç olmazsa şu meşhur 5N1K suallerini duyduğumuz ve gördüğümüz önem atfettiğimiz olaylara uygulamak bile çoğu zaman gerçeğe aykırı haber veya bilginin üzerindeki perdeyi önemli ölçüde aralar. 

Maalesef bu dijital bilgilendirilme, görsel uyarılma devrinde herkes malumatfuruş oldu. Yani hakiki bilgi zannedilen fakat bilgi kırıntısı bile olmayan haber, yorum veya sloganik ifadeler içeren sosyal medyada özellikle capsler üzerine kurulan bu malumatfuruşluk insanlığın sürüklendiği yeni dünya(köle) düzeninin izdüşümünden ibarettir maalesef. 

Hele bir de sosyal medya milleti var ki; yalan yanlış haberlerin, çarpıtma, yönlendirme ve dezenformasyonun gönüllü postacısı olmuş durumda. 
Sorsan her şeyi bilir, her şeyden haberi var yani tam malumatfuruşluk işte. 
Hemen her konuda konuşur, yorum yapar ve mutlaka paylaşımda bulunur. Özellikle siyaset, din, diplomasi, hukuk ve tıp alanlarında bilmediği yoktur bu sanal ademoğullarının.
İşte bu dijital çağın sömürgen güçlerinin arzu ettiği halk yığınları. Kişilikleri içinde bulundukları sürülerinin tanrılarına kurban edilmiş reaya tam da budur. 

Neden?

Çünkü;
Kolay yönetilir, 
kolay manipule edilir, 
her an ve her yerde çok iyi takip edilir, hatta her şeyi kaydedilir bu güruhun. Her zaman ve özellikle gerektiğinde mutlaka kullanmak(!) için..

Bu matrixte olmaktan gerçekten bunalan kaç kişi var çok merak ediyorum doğrusu. 
Yoksa herkes bu gönüllü aldanıştan çok mu memnun bilmiyorum.. 
Daha söyleyecek çok şey var da neyse..

La havle vela kuvvete illa billahi-laliyyulazim...

Peyami Bayram 
27/03/2016, İstanbul 

16 Mart 2016

VUSLAT

vuslat

yolun ucu 
gözükür 
her an,
içinden bakınca
bu dünyanın..

şöyle derim
o an;
sizin olsun;
servet,
şehvet,
şöhret
ve siyaset..

götürmek istemem
hiç bir şeyi
gideceğim yere
bu alemden,
kendimi bile..

merhamete
kanarken
kaynağında
ya da
yanarken
adaletin odunda

yalnız
siz olun yanımda;
hesapsız dostlarım
bir de annem..

Peyami Bayram
16/03/2016, İstanbul



RAMAZAN 1447 CÜZ 30

OTUZUNCU CÜZ   Hicri 1447 yılında Ramazan ayı 29 günde hitama erdiği için bu son günde iki cüz birden okuduk ve Kur’an-ı Kerim’in kalbi ve...