29 Temmuz 2015

Kaynak



Suyu kaynağından içmeyi kim istemez?
Sakın herkes ister sanmayın, ısrarlı çağrınıza rağmen bunu istemeyenler vardır ve olacaktır da. 
Oysa ki o doyulmaz lezzeti tatmak; berrak, katışıksız suyu kana kana içmek ne hoştur. 
Bu doğal ve saf lezzeti tatmamış kimselere bu duyguyu anlatmak ne kadar da zordur. Çünkü onlar çoğunlukla sentetik ortamlarda yaşamışlar, içine başta dezenfektan maddeler olmak üzere içenlerin sağlığını(!) korumak için konulan bir çok kimyasallardan dolayı hayatta suyun gerçek tadını hiç alamamışlardır. 

Siz yine de anlatmaya çalışırsınız kaynağından sağlıklı, berrak, leziz suları içmenin zevkini. Lakin bazıları için bu çabanız beyhudedir. Onlar için onlara farklı yollarla, değişik şekillerde ve süslü ambalajlarda sunulan suyun dışında olunca kaynağından da olsa başka su içmek düşünülemez. 

Evet düşünülemez, nitekim onların düşünmesini gerektirecek herhangi bir şey yok bu dünyada. Onların büyükleri, ağabeyleri, önderleri, bilginleri her bir şeyi onların yerine düşünmüşlerdir nasıl olsa. Halbuki düşünmezler mi ya da akletmezler mi acaba o meşhur büyükler, ağabeyler, hocalar, efendiler de düşünmeden mi bu vasıfları kesbettler? Tabi ya, yine düşünmekten söz ettik. Yukarıda demiştik oysa, onların kafa konforlarını bozup da bir şey düşünmeleri gerekmiyordu ya! 
Neyse biz yine de bunu sorgulayalım; nasıl oluyor da bazıları efendi, ağabey, hoca, mürşid, alim falan oluyorlar? Bunlar da mı düşünmeden, akletmeden bu konumlarına gelmişler? Yoksa onların her biri de gaiblerden mi aldı ilmini, irfanını?

Belki de "şeyh uçmaz, mürid uçurur" sözünün altını bir kez daha çizmek mi lazım burada?

Alemlerin Rabbi olan; rahmeti sonsuz, merhameti sınırsız Allah'a iman eden bir insan için, hatta ölüme çare bulamayan inançsız insanlar için dahi bu hayatı anlamanın ve bu dünyayı yaşanılabilir kılmanın birincil yolu bu hayatı ve her şeyi yoktan var eden Allah'ın insanlığa son mesajı olan Kuran'ı anlamaya gayret etmektir. 

İşte tam da burada "o kafa" devreye giriyor ve kitaba iman ettiği halde "biz onu doğrudan okuyup anlayamayız, biz hoca, alim, mürşid, müçtehid, efendi, şeyhlerimizin bize aktardıklarıyla yetiniriz, bunun dışındakiler bidattir, sapıklıktır vs" diyor. 

Onlara hepimizin inandığı muazzez kitabımız Kur'an'da onlarca ayette "akıl sahipleri", " düşünmez misiniz", " akletmiyor musunuz" ve benzeri  gibi ifadeler geçtiğini hatırlatmanın da pek bir faydası olamıyor çoğu kez maalesef. 

Madem öyle; size kaynağından su içmek nasip olmayacak demek ki bu hayatta. 

Dilerim içtiğiniz muhtelif katkılı, çeşitli şık ambalajlı sular sizin kafa konforunuzu artırırken akıl nimetinizi tümden ortadan kaldırmaz!

“Gerçek olan dua ancak O’na yapılandır. Onların, O’nun yanı sıra istekte bulundukları varlıklar(*), hiçbir şekilde onlara karşılık veremezler. Onlar, elleri suya ulaşmadığı halde, ağızlarına su kendiliğinden gelsin diye iki avucunu açanlar gibidir. Kâfirlerin duası sapkıncadır.” 
Ra’d Suresi 13:14

(*) Hangi şahıs, mevki, güç, otorite olursa olsun; Allah’tan başka bir varlıktan - bu varlık nebiler de olsa- istekte bulunmak, istekte bulunanı müşrik yapar.

“Biz, bu Kitap’ı sana hakk ile indirdik. Öyleyse dini yalnızca O’na has kılarak Allah’a kulluk(*) et.” 
Zümer Suresi 39:2

(*)Kulluk, kaçınılmaz, zorunlu bir durumdur; seçim, kul olup olmamakla ilgili bir şey olmayıp, kulluğun kime yapılacağı ile ilgilidir. Kulluk; ya Allah’a özgü olur ya da Allah’ın dışında başka şeylere olur. Kulluğun Allah’a özgü olması özgürlüktür, Allah’tan başkasına: bir güce, dünya malına, insanın kendi hevasına, iktidara, düşünceye, kişiye vs. olması ise köleliktir. Kulluk seçiminde tevhid gerçekleştirilmezse inanca dair her şey anlamını ve önemini yitirir, yaşam ve inanç şirke dönüşür. İnsanın yaşamında kulluğun kapsamadığı hiçbir alan yoktur. Müslüman için kulluk insanın ruhen ve bedenen bütün varlığı ile Allah’a bilinçli bir bağlılık ve yönelmesidir. İbadet, kulluğun mastar formudur. Dinin tek sahibinin Allah, tek kaynağının Kur’an olduğuna inanmak ve yalnızca Allah’ın buyruklarına teslim olmak; şirksiz, hurafesiz, katıksız, küfürden arınmış; saf, arı-duru ve erdemli bir benlik ve samimiyetle Allah’a yönelmek ve Allah’ın buyruğu dışında sünnet, hadis, siyer, tefsir, âlim vb. hiçbir buyruğu din edinmemek. 

“Dikkat edin! Halis din yalnızca Allah’a aittir. O’nun yanı sıra veliler(*) edinenler: “Onlara, bizi Allah’a daha yakın bir seviyeye yaklaştırsınlar diye kulluk ediyoruz.” diyorlar. Allah, hakkında tartıştıkları şey için hükmünü verecektir. Allah, yalancı ve azılı nankörleri doğru yola iletmez.”
Zümer Suresi 39:3

(*) Koruyucu, yardımcı, gözeten, destekleyici, yandaş. Kur’an’da yer alan “Veli” ve velinin çoğulu olan “evliya” sözcüklerine dost, dostlar olarak anlam verilmesi doğru değildir. Bu sözcükler, etik anlamdaki dostluğu değil; siyasi bağlamda yönetmeyi, korumayı, gözetilmeyi ifade etmektedir. Kur’an, “dost” için “halil” sözcüğünü kullanmaktadır.

Peyami Bayram
29/07/2015
Ankara 



28 Temmuz 2015

Din İşleri Yüksek Kurulu Soru Cevaplandırma Platformu

Soru:









24/07/2015 cuma namazında hocamız hutbede "alemlerin rahmet kaynağı peygamber efendimiz..." biçiminde bir ifade kullanmıştır. Bu hutbenin DİB tarafından mı hazırlandığı yoksa hocamızın şahsi hazırlığı mı olduğunu bilemiyorum. Bu ifadenin doğru olup olmadığını öğrenmek isterim. 
Selam ve dua ile,

Cevap:














24/07/2015 cuma namazında hocanız tarafından okunan hutbe, Din Hizmetleri Genel Müdürlüğümüzün hazırladığı bir hutbedir. Burada "alemlerin rahmet kaynağı Peygamber Efendimiz..." şeklinde geçen söz konusu ifade maksadı aşan ve zuhulen söylenmiş bir ifadedir. Zira rahmetin kaynağı şüphesiz ki Yüce Allah'tır. Peygamber Efendimiz (s.a.v) sadece alemlere rahmet olarak gönderilmiş bir peygamberdir. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmuştur: “Seni de ancak alemlere rahmet olarak gönderdik” (Enbiya, 21/107). O (s.a.v) getirdiği dini ve ahlaki prensipler sebebiyle insanlık için bir rahmet olmuştur. Nitekim kendisi de bir hadisinde "Ben bir rahmet ve hidayet rehberiyim" buyurmuş ve müşriklere beddua etmesini teklif edenlere, "Ben lanetçi olarak değil, alemlere rahmet olarak gönderildim" diye cevap vermiştir. Hem ayetin ve Peygamberimizin (s.a.v) rahmet oluşuyla ilgili detaylı bilgi için bkz. Taberi, Tefsir, 18/550 vd.


27 Temmuz 2015

Sondan bir önceki ihtar!

Anlaşılan o ki kahrolası sömürgen kapitalistlerin bölgemiz üzerindeki oyunları farklı şekillerde devam ediyor. İnsanlığın en büyük zaaflarından biri ırkçı-faşist kavmiyetçilik ve diğeri de din adı altında barbarca ve bağnazca güdülmek olsa gerek. 

Bu haritada yeşilin farklı tonlarında gösterilen bölge dünyanın kalbi sayılan ve kalpgah(heartland) olarak adlandırılan meden
iyetler beşiği, yolların kesişim merkezi ve en verimli, en yaşanılabilir, doğal kaynakları çok bol bir bölgedir. Maalesef bu topraklarda yüzyıllarca hakimiyet süren Devlet-i Al-i Osman sistemli bir şekilde sonlandırılmıştır. Yüz yıl önce şekillenen haritada dünyanın emperyal/sömürgeci güçleri şimdi yeni arayıştalar.
Ne kadar PKK, PYD, IŞİD gibi taşeron örgüt varsa hepsi bu kahrolası oyunun birer piyonu olmaktan öte başka hiç bir şey değiller. Bunu anlayamayan bütün ahmaklara da yazıklar olsun. Allah ülkemizi onların ve arkalarındaki güçlerin lanet olası şerlerinden, bütün bölge halklarını da onların her türlü iğrenç tuzaklarına düşmekten korusun.

Rabbim bize tekrar bir İstiklal Savaşı şartları yaşatmasın.

Gün birlik olma, dik durma ve oyuna gelmeme günüdür.

Osmanlı'nın çöküşüne sebep olan hainler ve satılmışlar gibi anılmak istemeyenler barış ve kardeşlik için emek vermeli, bütün hainlere ve satılmışlara karşı teyakkuz halinde olmalıdır.

Ya kafirle çatışmayı göze alarak müslüman, şerefli bir Türk oluruz ya da alçak bir şekilde geberir gideriz.

Başka Türkiye yok!

Peyami Bayram
26/07/2015
İstanbul

18 Temmuz 2015

Mutlu Bir Bayram Sabahı

Şükürler olsun Rabbimiz Allah'a bize Ramazan'la terbiye olma fırsatı verdiği için. Yine şükürler olsun bizi bu güzel Fıtr Bayramı ya da Şükür Bayramı da denilen Ramazan Bayramı'na  kavuşturduğu için.

Bu bayram ilk defa Sultanahmet Camii'nde eşim ve bütün çocuklarımla birlikte bayram namazını kılmak nasip oldu. Bir kaç yıldan beri Diyanet İşleri Başkanı'mız Prof. Dr. Mehmet Görmez tarafından bu güzide camimizde kıldırılan bayram namazları gittikçe daha bir coşkulu ve kalabalık oluyor. İlk başladığında ancak iç avlunun dolduğunu gözlemlemiştim. Bu yıl ise dış bahçenin de tamamen dolduğuna şahit olduk. Çok güzel bir atmosfer vardı. Her milletten, her coğrafyadan kadınlı erkekli kardeşlerimizle birlikte Rabbimiz'in huzurunda el bağlayıp kıyam etmek, rükua varmak ve secde etmek çok güzel bir duygu. Eşitliği, kardeşliği, paylaşmayı ve birlik olmayı hissetmek müthiş. Bunu her Müslüman'ın, özellikle de hanımların yaşamasını dilerim. Yirmibeş yıllık eşim hayatında ilk defa Bayram Namazı kıldı ve çok etkilendiğini ve mutluluğunu ifade etti. Maalesef mahalle camilerimiz hem mekan hem de personel açısından yetersiz olduğu için hanımlarımız ve kızlarımız cemaate katılamıyorlar.

Bizi doğusu ve batısı, kuzeyi ve güneyi ile, kadını ve erkeği ile, yaşlısı ve genci ile, beyazı ve zencisi ile dünyanın en güzel şehri İstanbul'da bu güzel bayram sabahında böylesine umut dolu ve coşkulu bir bayram sevinciyle bir araya toplayan Rabbimiz ahirette de bütün geçmişlerimizle aynı şekilde bir araya gelmeyi nasib etsin.

1 Şevval 1436
17 Temmuz 2015
Sultanahmet Camii, İstanbul

14 Temmuz 2015

Olduğu kadar mı? Yaptığımız kader mi?

Bir insan bir süreliğine bir iş yapsa veya bir eğitim alsa ve geçen süre sonunda o insan kendisini nasıl başarılı ve dolayısıyla mutlu hisseder?

Veya bu soruyu bir de tersinden soralım; bir işveren bir süreliğine çalıştırdığı bir işçisinden ya da bir hoca eğitim hizmeti verdiği bir öğrencisinden nasıl bir netice elde ederse kendini mutlu hisseder ve işçisini/öğrencisini bundan dolayı ödüllendirir?

Her iki sorunun cevabı da gayet basit değil mi?

Bir eğitin/öğretim sürecinin sonunda öğrencinin bütün verilmek isteneni(müfredat) en iyi şekilde kavraması, aynı şekilde işçinin de kendisine verilen işi en iyi şekilde yapması işverene para ve/veya zaman kazandırması yapılan işin/eğitimin başarılı bir şekilde tamamlanması anlamına gelir. Bu netice karşılıklı olarak işveren-işçi veya hoca-talebe olmak üzere her iki tarafı da mutlu eder ve yaşam şevkini artırır.

İnsanın dünyadaki mutluluğu bu döngünün sürekli bu şekilde devam etmesi ile alakalıdır esasında. İşsizlik, başarısızlık ve mutsuzluk birbirini tetikleyen durumlardır insan hayatında veya tersinden çalışma, başarı ve mutluluk.

Hayat dediğimizde dünyada ölünceye kadar yaşadığımız hayat ve ölümden sonra yeniden yaratılışla yaşayacağımız ebedi hayat kesinlikle beraber düşünülmelidir. Bu iki hayatı birbirinden ayıran dünya görüşü insanlığı yokluğa(ademe), anlamsızlığa, bencilliğe, sınırsız tüketime, tatminsizliğe ve her türlü ahlaksızlığa sürüklemektedir. Bu da insanlığı adım adım büyük bir felakete götürmekte.

Bu tespitten sonra gelelim bizim cenaha. Yani Allah'a ve ahirete inandığını söyleyen, kendisini öyle ya da böyle "müslüman" olarak tanımlayan, "mü'min" olduğunu iddia eden bizlere.

Ölümden sonra yeniden dirilişe inananlar olduğumuz halde bazen yaptıklarımızı sanki bir ilkokul müsameresi gibi yapıyoruz. Bu oyunun kaydedildiğini de unuturcasına.

Tekrar baştaki misale dönersek başarılı ve mutlu olan kimdir hayat dediğimiz şu kısa dünya yaşantısında? Kim bugün yaptıklarını "şimdi ve burada" bırakıyor, kim de onu öteye ve yarınlara, yani "ahiret"e taşıyor?

Bir ay Ramazan yaşadık, bundan bize ne kalacak? Ramazan bizde ne değiştirmiş olacak? Yoksa geldiği gibi gidecek mi?

Bir yıl boyunca işlediğimiz günahları bir ayda, hatta bir (kadir)gecede temizleyip pir-ü pak mı olacağız?

Bu soruların hepsinin cevabı tek tek kendi nefislerimizde saklı aslında.

Ramazan ayı sonunda ya da o kutsal kadir gecesi ertesinde kendi nefis aynamızda kendimize boydan boya bakmalı ve bu süreçte neleri kazandığımızı, hangi hatalardan döndüğümüzü, hangi kötü alışkanlıkları terk ettiğimizi, aktif iyi olmak için nasıl bir başlangıç yaptığımızı inceden inceye sorgulamalıyız.

Ahirete olan inancımızda samimi isek bu nefis muhakemesini yapmak zorundayız. Ki ebedi mükafat beklentimiz de sahici olsun. 

Hayat müsamere sahnesi değil, ömür dediğin daima çocuk kalınan bir oyun hiç değil. 

Ölüm var! Hayatı ciddiye almak zorundayız.
Yoksa zilletin içine düşeriz de rezil oluruz Rabbulalemin huzurunda!

Allah'ın affını umarak şeytana meyledenlerden olmamak duasıyla.


Peyami Bayram
14/07/2015, İstanbul
1436 Ramazan ayının Kadir Gecesi.

06 Temmuz 2015

Kadir Gecesi



Elimizde bulunan muazzez kitabımız Kur'an-ı Kerim'in peygamberimiz Hz. Muhammed(sa) vasıtasıyla insanlığa bir hidayet kaynağı olarak indirilmeye başlandığı geceye verilen isimdir Kadir Gecesi.

Ve tabii ki düşünüp ibret alan, sakınan insanlara bir hidayet rehberidir Kur'an.
Vesile arayanlara kurtuluş reçeteleri sunan ilahi bir kitaptır Kur'an.
Tılsımlı bir cisim de değildir.
Kimseyi de çarpmaz haşa!
Öğüt almak isteyen için eşsiz bir kaynaktır.
Anlamak isteyen için apaçık bir dille anlatır.
Akleden kalplere hitap eder.

Alemlerin Rabbi Allah'ın insanlığa son vahyinin kitap hali Kur'an-ı Kerim, o kitabın insan halinde bize gösterilen şekli Hz. Muhammed(sa)'dir.

Şimdi bütün bunlar Kur'an-ı Kerim'de aşikar iken ve onun insan hali muazzez peygamberimiz Hz. Muhammed(sa) bize en güzel örnek iken bazılarımız o yüce mesaj Kur'an-ı Kerim'i terk edilmiş/dışlanmış halde bıraktı.(Furkan Suresi 30) 

Yani kitabın cismini muhafaza etmede en büyük özeni gösterdik, hatta çok daha ileri gidip onu yükseklere koyduk. Abdestsiz bile dokunmadık. Süslü ciltler, yaldızlı baskılar, muhtelif kılıflarla süsledik.
Sabah akşam her vakit okuduk.
Cüzler okundu, hatimler yapıldı.
Farklı ses tonları ve makamlarda kıraat olundu.
Yüzyıllardır milyonlarca hafız yetişti.

Şimdi 
ahvalimizi yeniden muhakeme etme vakti değil midir?
Ne oldu bize?

Hira Dağı'ndan ilk vahyi alıp evine giden peygamberin 23 yıllık tebliğ, mücahede ve mücadele döneminin ardından yaklaşık 900 yıl insanlığa hak ve adalet örnekleri vermiş, ilmin her alanında zirve şahsiyetler yetiştirmiş bir medeniyet sunan biz müslümanlar bugün ne haldeyiz?

Kur'an-ı Kerim'i her an yeniden ve doğrudan doğruya kendimize gönderiliyormuş gibi algılayıp, anlayarak ve çağa anlatarak okumazsak onun misyonuna uygun hareket etmiş olmayız.

Her Ramazan ayını ve her Kadir Gecesini yeni bir fırsat bilelim ve Kur'an-ı Kerim'in inzal olunuşuna tekrar şahitler olalım. 

Bu gece bizim Kader(Kadir) Gecemiz olsun.
Nitekim insanın Kur’an ile buluştuğu/tanıştığı gece bin aydan hayırlı, yani bir ömre bedeldir. 

Mademki ölüm var; o halde ölümden sonra yeniden dirilişe inananlar için hayat bu mutlak akıbete hazırlık sürecinden başka bir şey olmaması gerektir. 

Kur’an’ı; anlamak, idrakimize sindirmek, hayatımıza rehber edinmek için okumalıyız. 

Tekrar tekrar okuyalım.
"Okuma bilmeyen" bir Nebi gibi okuyalım.

Biz onu ıssız gecenin koynundaki yetim ve öksüz Muhammed(sa) gibi okur/anlarsak bizim de yanımızda Hatice, Ali, Ebubekir, Ömer olacaktır; bizim de hicret edecek bir Medinemiz, kan dökmeden fethedeceğimiz anayurdumuz, Mekkemiz olacaktır. 

Öyle okuyalım ki Kadir Gecesi bizim kader gecemiz olsun.

Böylece;

Bu çağın Selahaddin'i, Alparslan'ı ve Fatih'i bu ateşte kavrulacak ve dünyanın dört bir yanındaki zulüm gören mazlumlar ve yardıma muhtaç garibanın yardımına koşacaktır inşallah.

Yeniden Harezmi'ler, Farabi'ler, Mimar Sinan'lar, Yunus Emre'ler, Ali Kuşçu'lar, İbn-i Sina'lar, Cezeri'ler yetiştirmek için yeniden can-ı gönülden sarılalım ilahi vahye.

İnsanlığın başka kurtuluşu yok!

Peyami Bayram
06/07/2015, İstanbul






02 Temmuz 2015

Hesap ve kitap

Yaz dedi bir ses,
hepsini yaz..
Dur dedi beriki,
daha vakit var..

Neyin hesabındasın?
bırak bu ince kurnazlıkları,
bunlar beyhude çırpınmalar..
defter-i kebire kaydettiler
hepsini..

emin ol
O her şeyi bilenden...
sen,
yeter ki bir şey bilmeyenlere
bildirme aczini..

O ki;
bildiğini asla aleyhine kullanmaz;
daima fırsat verir
nefes alan her cana.

O,
tuzak kurmaz
arınmak isteyene,
pek şefkatlidir 
en mücrim günahkara bile..
Daima açık ardına kadar;
girmek isteyene
izzet sarayının kapıları..

O'nun sarayına giren
kurtulur ebediyen;
kapısında beklemekse;
cehennem..
Bildirilmiştir akıl sahiplerine;
"Ah keşke"
"Bir fırsat daha"
diyenler korosunu
kavuran ateştir cehennnem..

Peyami Bayram
20/06/2015, İstanbul



RAMAZAN 1447 CÜZ 30

OTUZUNCU CÜZ   Hicri 1447 yılında Ramazan ayı 29 günde hitama erdiği için bu son günde iki cüz birden okuduk ve Kur’an-ı Kerim’in kalbi ve...