26 Şubat 2026

1447 RAMAZAN CÜZ 7


YEDİNCİ CÜZ

Maide Suresi’nin sonu (83-120) ile En’am Suresi’nin büyük bir kısmını (1-110) kapsar. Bu cüz, adeta "Hukuktan İnanca, Toplumdan Evrene" geçişin köprüsüdür.

Yedinci Cüzün Kısa Özeti

Bu cüz, hakikati duyunca gözyaşı döken samimi insanların (Ehl-i Kitap içindeki erdemli grup) tasviriyle başlar. Maide Suresi'nin sonunda toplumu içten çürüten bağımlılıklar (içki, kumar) yasaklanır ve Hz. İsa’nın ilahlık iddiasında bulunmadığına dair o meşhur ahiret savunması yer alır. Ardından başlayan En’am Suresi ile yönümüzü **"Varlık Felsefesi"**ne çeviririz. Putlara ve şirke karşı aklın ve doğanın delilleri sunulur; Hz. İbrahim’in yıldızlar, ay ve güneş üzerinden yürüttüğü o meşhur "hakikat arayışı" anlatılır.

 

Öne Çıkan Başlıklar

1. Duygusal Samimiyet ve Gözyaşı (Maide, 83)

Hakikati duyduğunda kalbi yumuşayan ve gözyaşı döken insanların nezaketi anlatılır. Dinler arası ilişkilerde "toptancı" reddediş yerine, erdemin ve samimiyetin her yerde takdir edilmesi gerektiği vurgulanır.

2. Sosyal Zehirler: Alkol ve Kumar (Maide, 90-91)

Bu iki fenomenin sadece "günah" değil, toplumsal barışı ve zihinsel berraklığı yok eden birer "şeytan işi pislik" olduğu ilan edilir. Şeytanın bunlar aracılığıyla insanlar arasına "kin ve düşmanlık" sokmak istediği hatırlatılır.

3. Bireysel Sorumluluk: "Siz Kendinize Bakın" (Maide, 105)

Modern dünyada başkalarını eleştirmekten kendimizi unuttuğumuz şu günlerde, "Siz kendinize bakın, siz doğru yolda olduğunuz sürece sapanlar size zarar veremez" uyarısı gelir.

4. Hz. İbrahim’in "Didaktik" Akıl Yürütmesi

Senin de belirttiğin üzere Hz. İbrahim, yıldızlara veya güneşe bakıp "Bu benim rabbim mi?" derken aslında bir şüpheyi değil, bir pedagojik yöntemi sergiliyor. Toplumunun taptığı şeyleri tek tek masaya yatırıp, onların "batışını/kayboluşunu" (inkırazını) göstererek; geçici olanın mutlak olamayacağını ispatlıyor.

  • Fıtratla Uyumu: Bu yöntem, insanın en temel ayarı (fıtratı) olan "akıl yürütme" ile tabiatın "değişim/dönüşüm" yasasını birleştiriyor. İbrahim (as), gök cisimlerini ilah edinenlere, doğanın kendi diliyle cevap veriyor.

5. "Gaybın Anahtarları" ve Kesintisiz Gözetim

Cüzün en can alıcı yerlerinden biri olan En’am 59. ayet, Allah’ın her ann ve her yerde yaratma ve gözetim, denetim halinde olduğunu açıkça anlatıyor.

"Gaybın anahtarları Allah'ın yanındadır; onları O'ndan başkası bilmez. Karada ve denizde ne varsa hepsini O bilir. O'nun ilmi dışında bir yaprak bile düşmez. Yerin karanlıkları içindeki tek bir tane, yaş ve kuru ne varsa hepsi apaçık bir kitaptadır."

  • Mikro ve Makro Gözetim: Bu ayet, ilahi bilginin sadece "büyük olaylar" (yıldızlar, güneşler) üzerinde değil; yerin altındaki bir tohumun (habbe) veya denizin en karanlık noktasındaki bir hareketin üzerinde bile kesintisiz olduğunu ilan ediyor. Bu, insanın evrendeki "hiçlik" duygusuna karşı, aslında her an "gözetilen ve önemsenen" bir varlık olduğu bilincini perçinliyor.

6. Tabiatın Bir "Laboratuvar" Olarak Anlatımı

Yedinci cüzde tabiat, sadece manzaradan ibaret değil; Allah’ın isimlerinin tecelli ettiği aktif bir sahne olarak sunulur.

  • Tohumun yarılması (Fâliku’l-habbi ve’n-nevâ),
  • Gece ve gündüzün birbiri ardınca gelmesi,
  • Meyvelerin her birinin kendine has dokusu... Bunların hepsi, senin belirttiğin gibi, Allah’ın "her an iş başında" (kayyumiyet) olduğunu gösteren delillerdir.

 

Günümüze Işık Tutan En Önemli 3 Ayet

1. Sosyal Sağlık ve Odaklanma (Maide, 91)

"Şeytan; içki ve kumarla aranıza sadece kin ve düşmanlık sokmak, sizi Allah’ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister..."

  • Güncel Yorum: Sadece alkol değil; zihni uyuşturan, insanı gerçeklerden koparan ve toplumsal kutuplaşmaya neden olan her türlü "modern bağımlılık" (dijital kumar, aşırı tüketim, manipülatif medya) bu ayetin kapsamına girer. Odak noktamızı (focus) korumak, özgürlüğümüzü korumaktır.

2. Kriz Anında Sorumluluk (Maide, 105)

"Ey iman edenler! Siz kendinize bakın. Siz doğru yolda olursanız, sapan kimse size zarar veremez..."

  • Güncel Yorum: Toplumsal bozulma ve "herkes yapıyor" mazeretlerine karşı muazzam bir etik direnç ayetidir. Başkalarının yanlışları, bizim doğru kalma yükümlülüğümüzü ortadan kaldırmaz. Bu, kişisel gelişimdeki "etki alanı" (circle of influence) kavramının Kur'anî ifadesidir.

3. İncelikli İletişim ve Üslup (En’am, 108)

"Onların, Allah’tan başka taptıklarına sövmeyin; sonra onlar da bilgisizlikleri yüzünden sınırı aşarak Allah’a söverler..."

  • Güncel Yorum: Bugünün sosyal medya linç kültürüne ve nefret söylemine karşı en büyük frendir. Kendi doğrunuzu savunurken başkasının kutsalına hakaret etmenin, sadece düşmanlığı körükleyeceğini ve hakikate perde çekeceğini anlatan bir iletişim etiği dersidir.

 

Yedinci Cüzün Karakter Analizi ve Dersleri

 

Kavram

Mesaj / Ders

Güncel Karşılığı

Gözyaşı (Buka)

Hakikate karşı kalbi yumuşaklık.

Empati ve duygusal zekâ.

Meysir (Kumar)

Emeksiz kazanç tutkusu.

Finansal ahlak ve alın teri.

Gayb (Bilinmeyen)

Her şeyin bilgisi Allah'tadır.

Tevazu ve sınırlılığını bilme.

Haneef (İbrahimî)

Şirksiz, saf ve rasyonel inanç.

Sorgulayan ve dik duran şahsiyet.

İstikamet

Başkasına değil, kendi yoluna bak.

Öz disiplin ve içsel denetim.

 

Bugün İçin Bir "Tefekkür" Ödevi

Yedinci cüz bize şunu fısıldıyor: "Dışarıdaki kâinatı gözlemle (En’am) ama içerideki kendi sorumluluğuna odaklan (Maide)." Başkalarının ne kadar yanlış yolda olduğunu tartışarak vaktini harcamak yerine, kendi "istikametini" ve "üslubunu" kontrol et.

Günümüz İçin "Fıtrat" Okuması

Senin bu yaklaşımınla bakarsak, yedinci cüz bugün bize şunu söyler:

  • Modern Putların Batışı: Hz. İbrahim’in "Batanları sevmem" ilkesi, bugün bizim için; sürekli değişen trendlere, geçici güç odaklarına veya bugün parlayıp yarın sönen "yeni nesil ilahlara" karşı bir zihinsel direnç noktasıdır.
  • Karanlıktaki Tohumun Güvencesi: Hiç kimsenin görmediği, yerin derinliklerindeki bir taneyi bile gözeten bir iradenin, insanın en gizli dertlerinden, en saklı niyetlerinden habersiz olması imkansızdır. Bu, modern insanın "görülmeme/fark edilmeme" kaygısına en büyük manevi ilaçtır.

 

Bugünün (Ramazan'ın 7. Günü) Özeti

Yedinci cüz; bizi gökyüzündeki devasa cisimlerden (En’am) alıp yerin en altındaki karanlıklara (59. ayet) kadar götürerek, hiçbir koordinatın ilahi bilginin dışında olmadığını kalbimize mühürler.

1447 RAMAZAN CÜZ 8

SEKİZİNCİ CÜZ

Kısa Özet

Bu cüz, En’am Suresi’nin o meşhur "On Emir" (Vasiyyah) tadındaki ahlaki yasalarıyla zirve yapar ve toplumsal çürümeye karşı bir etik anayasa sunar. Ardından A’raf Suresi başlar ve bizi insanlığın "sıfır noktasına" götürür: Hz. Âdem ile İblis arasındaki o kozmik diyalog. Burada sadece bir hikâye değil; kibrin, hasedin ve bir varlığın nasıl "şeytanlaştığının" psikolojik anatomisi anlatılır. Cüzün sonunda ise Nuh, Hud, Salih ve Lut peygamberlerin kıssaları üzerinden, fıtrattan sapan toplumların kaçınılmaz akıbetleri sergilenir.

Öne Çıkan Başlıklar

1. Sosyal Gelenek vs. Hakikat (En’am, 116)

"Yeryüzündekilerin çoğuna uyarsan seni Allah yolundan saptırırlar" uyarısı, bugünün "popüler olan doğrudur" yanılgısına (ad populum) karşı en büyük entelektüel duruştur. Hakikatin nicelikte (sayıda) değil, nitelikte olduğunu hatırlatır.

2. Kur’an’ın Ahlak Anayasası (En’am, 151-153)

De ki: "Gelin, Rabbinizin size neleri haram kıldığını okuyayım: O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın, ana babaya iyilik edin, fakirlik korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin; sizin de onların da rızkını biz veririz. Kötülüklerin açığına da gizlisine de yaklaşmayın. Allah’ın yasakladığı cana haksız yere kıymayın. İşte bunları Allah size emretti; umulur ki düşünüp anlarsınız."

"Rüştüne erişinceye kadar yetimin malına, sadece en iyi tutumla yaklaşın; ölçü ve tartıyı adaletle tam yapın. Biz hiç kimseye gücünün yettiğinden fazlasını yüklemeyiz. Söz söylediğiniz zaman, en yakınınız dahi olsa adaletli olun; Allah’a verdiğiniz sözü tutun. İşte bunları Allah size emretti; umulur ki öğüt alıp düşünürsünüz."

"Şüphesiz bu benim dosdoğru yolumdur (Sırat-ı Müstakim), buna uyun; başka yollara sapmayın, sonra onlar sizi Allah’ın yolundan ayırıp parçalarlar. İşte bunları Allah size emretti; umulur ki sakınırsınız."

Burada on madde halinde sıralanan ilkeler, bir toplumun "Sırat-ı Müstakim" (Dosdoğru Yol) üzerinde kalmasını sağlayan temel kolonlardır.

3. İblis’in Stratejik Hamlesi (A’raf, 11-18)

"Andolsun sizi yarattık, sonra size şekil verdik, sonra da meleklere, 'Âdem’e secde edin' dedik; İblîs dışındakiler secde ettiler, o secde edenlerden olmadı."

"Allah, 'Sana emrettiğim zaman seni secde etmekten alıkoyan nedir?' dedi. O, 'Ben ondan hayırlıyım; beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın' cevabını verdi."

"Allah, 'Öyleyse in oradan! Orada büyüklük taslamak senin haddin değildir. Çık! Artık sen aşağılık kimselerdensin' buyurdu."

"İblîs, 'Bana insanların tekrar diriltilecekleri güne kadar mühlet ver' dedi."

"Allah, 'Haydi, sen mühlet verilenlerdensin' buyurdu."

"İblîs dedi ki: 'Öyleyse beni azdırmana karşılık, and içerim ki, ben de onları saptırmak için senin dosdoğru yolunun (Sırat-ı Müstakim) üzerine oturacağım.'"

"Sonra elbette onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım ve sen onların çoklarını şükredenlerden bulmayacaksın.'"

"Allah buyurdu: 'Haydi, yerilmiş ve kovulmuş olarak oradan çık! Andolsun ki onlardan kim sana uyarsa, sizin hepinizi cehenneme dolduracağım!'"

Şeytan’ın Hz. Adem’e secde etmemesinin altındaki "Ben ondan hayırlıyım; beni ateşten, onu çamurdan yarattın" mantığı, tarihteki ilk ırkçılık ve kibir örneğidir. Şeytan’ın insanı kuşatmak için kullandığı dört yönlü saldırı planı (ön, arka, sağ, sol) muazzam bir kriz analizi sunar.

4. Takva Elbisesi (A’raf, 26)

İnsanın sadece fiziksel olarak örtünmesi yetmez; asıl korunmanın ve zarafetin "Takva Elbisesi" (sorumluluk bilinci ve ahlak) olduğu vurgulanır. Bu, modern dünyanın "vitrin ve imaj" odaklı örtünme anlayışına karşı manevi bir derinlik katar.

Günümüze Işık Tutan En Önemli 3 Ayet

1. Sürü Psikolojisine Karşı Şahsiyet (En’am, 116)

"Yeryüzünde bulunanların çoğuna uyacak olursan, seni Allah’ın yolundan saptırırlar. Onlar zandan başka bir şeye uymazlar ve onlar sadece yalan uydururlar."

  • Güncel Yorum: Sosyal medyanın ve "trend"lerin insan iradesini teslim aldığı bir çağda, bu ayet bize bir "zihinsel bağımsızlık" verir. Çoğunluğun peşinden gitmenin değil, hakikatin peşinde "tek başına da olsa" durabilmenin önemini anlatır.

2. Evrensel Ahlaki İlkeler (En’am, 151-153)

"...Ölçüyü ve tartıyı adaletle tam yapın. Biz kimseye gücünün yettiğinden fazlasını yüklemeyiz. Söylediğiniz zaman, yakınınız dahi olsa adaletli olun..."

  • Güncel Yorum: İş hayatındaki ölçü-tartı gibi dürüstlükten, sosyal hayattaki adaletle hükmetmek ve tarafsızlığa kadar her şeyi kapsar. Özellikle "yakınınız bile olsa adaletli olun" vurgusu, nepotizme (akraba kayırmacılığına) karşı çekilmiş en net settir.

3. Şeytan’ın "Kuvvetler Ayrılığı" Stratejisi (A’raf, 17)

"Sonra onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım..."

  • Güncel Yorum: Şeytan’ın saldırı yönleri; geleceğe dair kaygı (ön), geçmişe dair pişmanlık (arka), dindarlık üzerinden gurur/sağcılık (sağ) ve günahlar/hazlar (sol) olarak yorumlanmıştır. Bu, insanın her cepheden gelebilecek zaaflarına karşı bir "farkındalık haritası"dır.

 

Sekizinci Cüzün Karakter Analizi ve Dersleri

Kavram

Mesaj / Ders

Güncel Karşılığı

Zan (Tahmin)

Kesin bilgiye dayanmayan yargı.

Dezenformasyon ve ön yargı.

İstikamet

Dosdoğru yol üzerinde sebat.

Karakter istikrarı (Consistency).

Kibir (İblis)

Köken ve statü ile övünme.

Irkçılık, sınıfçılık ve narsisizm.

A’raf (Sınır)

Cennet ile cehennem arasındaki yer.

Kararsızlık ve eylemsizliğin bedeli.

Libasü’t-Takva

En hayırlı örtü, ahlaktır.

İçsel bütünlük ve karakter zarafeti.


Bugün İçin Bir "İç Gözlem" Ödevi

Sekizinci cüz bize şunu fısıldıyor: "Yedinci cüzde kâinatın her noktasını gözetleyen Allah, şimdi senin kalbinin en ince kıvrımlarındaki 'kibir' ve 'zan' tohumlarını sana gösteriyor." İblis'in "ben ondan hayırlıyım" tuzağına düşüp düşmediğimizi; bugün trafikte, iş yerinde veya sosyal medyada birilerini "çamur" görüp kendimizi "ateş" (nur) sanıp sanmadığımızı sorgulatıyor.


SEKİZİNCİ CÜZDEN ÖNEMLİ BİR DERS; KARMAŞIK BİR RUH HALİ (KARAKTER ANALİZİ)

A’RAF’TA OLMAK VE A’RAF’TA KALMAK

Bu cüzde yer alan A’raf kıssası bütün insanlık için çok kritik bir eşiktir. Her insan hayatı boyunca pek çok kez ikilemde kalmıştır. Bunu mu yapsam, şunu mu etsem veya onu mu seçsem bunu mu seçsem gibi. Bütün bu tercih ve seçimlerimiz bizim bir tarafta olmamızı sağlar. Hayatın geneline baktığımızdaysa bu hangi istikamet üzerinde olduğumuza işaret eder. Yani hayatımızda doğruların mı yanlışların mı, iyiliklerin mi kötülüklerin mi çoğunlukta olduğudur. Kısacası yüzde elliye yüzde elli gibi bir durum çok tehlikelidir. Önemli bir not da şudur; iyilik- kötülük, doğruluk-yanlışlık gibi kavramların içeriği Allah’ın belirlediği şeyler olmak zorundadır. Bunlar da bu cüzün başında En’am 151-153 ayetlerinde başlıklar halinde verilmişti.

1. A’raf Nedir? Kimdir Bu İnsanlar?

A’raf, cennet ile cehennem arasındaki o aşılmaz surun zirvesidir. Orada bulunanlar, terazide sevapları ve günahları eşit gelmiş ne cennete girmeye hak kazanmış ne de cehenneme atılmayı hak etmiş, "bekleme odasındaki" insanlardır.

  • İki Dünyanın Şahidi: Onlar hem cennetliklerin neşesini ve nurunu görürler hem de cehennemliklerin feryadını ve simsiyah yüzlerini. Bu, bir insan için yaşanabilecek en sarsıcı "araf" (liminalite) halidir.
  • Umut ve Korku Arasında: Cennetliklere bakıp "Selam size" diyerek girmeyi umarlar; cehennemlikleri görünce de "Rabbimiz, bizi bu zalimler topluluğuyla bir kılma!" diye yalvarırlar.

2. A’raf Suresi 46-49: Tam Metin

Bu muazzam sahneyi doğrudan Kur'an'ın lafzıyla okuyalım:

"İki taraf arasında bir perde (sur) vardır. A’raf üzerinde de herkesi simalarından tanıyan adamlar vardır. Onlar cennetliklere, 'Selam size!' diye seslenirler. Bunlar henüz cennete girmemiş, ama girmeyi umut eden kimselerdir."

"Gözleri cehennemlikler tarafına çevrildiği zaman, 'Rabbimiz! Bizi zalimler topluluğu ile beraber kılma!' derler."

"A’raf ehli, simalarından tanıdıkları (cehennemlik) adamlara seslenerek şöyle derler: 'Ne topladığınız malların ne de büyüklük taslamanızın size bir yararı oldu!'"

"Peki, 'Allah onları hiçbir rahmete erdirmez' diye yemin ettikleriniz şunlar mıydı? (Oysa onlara şöyle denmiştir:) 'Girin cennete, artık size korku yoktur ve siz üzülmeyeceksiniz de.'"

3. "A’raf"ın Sembolik ve Kavramsal Okuması

Şimdi günümüz dünyasında kavramların daha net anlaşılabilmesi için bu ayetleri sadece bir "ahiret sahnesi" olarak değil, bir "insanın karakteri ve sosyal duruşu" olarak da okuyabiliriz:

  • Gri Bölgenin Tehlikesi: A’raf, karar verememenin, netlik kazanamamanın ve "ne orada ne burada" olmanın sembolüdür. İş hayatında ve yönetimde en tehlikeli profil, doğru ile yanlış arasında taraf seçemeyen, her iki tarafa da bakıp eylemsiz kalan profildir.
  • Kibirli Birikimin Sonu (48. Ayet): A’raf’takiler, cehennemde yanan o "güçlü" ve "zengin" figürlere bakıp; "Hani nerede o biriktirdiğiniz sermayeniz, hani nerede o kurumsal kibriniz?" diye sorarlar. Bu, servetin ve makamın ahlaki bir temeli yoksa, eninde sonunda birer "hiçliğe" dönüşeceğinin en sert uyarısıdır.
  • Ön Yargıların Çöküşü (49. Ayet): Ayetin sonunda, dünyadayken küçümsenen, "bunlardan bir şey olmaz" denilen insanların cennete girişi anlatılır. Bu, bizim "başarı" ve "saygınlık" kriterlerimizin ilahi adalet terazisinde nasıl altüst olabileceğinin bir kanıtıdır.

4. Görebilene Apaçık İbretler: A’raf Bir "Bakış Açısı"dır

Psikolojide ve edebiyatta da "A’raf karakterleri", iç çatışması en yüksek olanlardır.

  • Onlar, hakikati biliyorlar (simalarından tanıyorlar) ama o hakikate göre yaşamayı tam olarak başaramamışlar.
  • A’raf, bir bakıma "fırsatların kaçtığı yer"dir. Dünyada küçük bir iyilik daha yapsalar terazileri ağır basacaktı; küçük bir kötülükten kaçınsalar kurtulacaklardı.

Özetle A’raf Dersi:

A’raf halkı bize şunu fısıldıyor: "Hayat, izleyici kalınacak bir sinema perdesi değildir. Tarafınızı netleştirin, iyiliği ertelemeyin ve biriktirdiğiniz maddi güçlere güvenerek kibre kapılmayın; çünkü surun üzerinden bakıldığında hepsinin ne kadar boş olduğu çok net görünüyor."

Bu kıssa sureye ismini verirken aslında insana şu mesajı veriyor: Uçurumun kenarında, o surun üzerinde beklemek istemiyorsan; bugün, şimdi, elindeki imkanlarla iyiliğin terazisini ağırlaştır.

A’RAF: EBEDİ PİŞMANLIĞA VEYA RAHMANİ SEVİNCE SON BİR ADIM.


18 Şubat 2026

Hoşgeldin Ramazan

Sevgili Ramazan,

Onbir ayın sonunda Allah nasip edince tekrar buluşacağımızı elbette biliyordum. Artık onbir ayın bu kadar hızlı geçeceğini de öğrenmiş olmalıydım bunca yıldan sonra. Ama öyle olmadı işte, önceki yıllarda da olduğu gibi yine hazırlıksızım buluşmaya.

Her yıl buluşuyoruz seninle. Nedendir bilmiyorum ama seninle buluşunca bende bir haller oluyor. Sensiz geçen onbir aydan sonra benim içimden çok farklı biri çıkıyor adeta.

Yeme, içme ve uyku düzeniyle hayatıma farklı bir disiplin geliyor seninle beraberken. Evet, sen gelince zorlanmıyor değilim. Senin olmadığın zamanlarda içimdeki öteki benin ortada özgürce dolandığını senden gizlemiyorum. O yüzden zaten sen gelince çokça dua edip yakarmalarım. 

Her yıl gelip pişmanlıklarımı hatırlatıyorsun bana. Bu yüzden içimde gizlediklerimi paylaşıyorum seninle. Sen gelinceye kadar erteliyorum pek çok şeyi. Ha bugün, ha yarın derken bir de bakıyorum onbir ay geçmiş ve sen yine karşımdasın. Utanıyorum bu halimden ama sen hiç bunu önemsemiyor ve bana her yıl ilk defa gelmişsin gibi dostluk ve sevgiyle gülümsüyorsun.

Senin gelmeni sabırsızlıkla bekliyorum desem doğru olmaz. Öyle ya seninle geçirdiğimiz vakitlerde akşam ezanı yaklaşırken son dakikaları beklediğim gibi bir sabırsızlık yok içimde senin gelmeni beklerken. Buna rağmen yine de sen geldiğinde hep bir sevinç, heyecan ve huzur kaplar içimi. 

Onbir ay bir gün gibi geçer de geride hiç bir şey kalmaz bazı yıllarda. Fakat seninle beraber geçirdiğimiz bir ay boyunca her gün ve her gece ne çok şey bırakıyor bende anlatamam.

Sevgili Ramazan, oruca başladığım küçük yaşlarımdan beri tanırsın beni. İşte o küçücük halimle tuttuğum oruçlarda iftar saatinin sevincini bana her yıl yaşatıyorsun hala. Ailemle, kardeşlerimle, dostlarımla, komşularımla ve bazen de bir cami avlusunda hiç tanımadığım gönül dostlarımla yaptığım her iftar benim için bir iftihar vesilesi oluyor. Soğuk, sıcak demeden geceleyin kalkıp ailecek oturduğumuz o telaşlı sahur sofralarının içimi ısıtan tatlı anılarıysa bambaşka.

Sen geldiğinde hem sahurda hem de iftarda herkesin birbirine  ikram etme yarışına tanıklık etmek ne muhteşem bir duygudur öyle. Sen geldiğinde kavganın, gürültünün, kötü sözün, hırsızlığın, arsızlığın, cinayetin, azgınlığın ve hatta kazaların azaldığını biliyorsun değil mi? Bu yüzden mi bereketlidir seninle geçen günler, bu yüzden mi huzur verir insana ve bu yüzden mi cenneti hatırlatır mü'min ruhlara?

Ve ben biliyorum ki; 
Ramazan demek Kur'an-ı Kerim demek. 
Ramazan demek vahiy demek. 
Ramazan demek Hz. Muhammed (a.s.) demek.
Ramazan demek hayat demek.

Ve ben yine biliyorum ki;
Sen geldiğin gibi yine beni kendimle başbaşa bırakıp gideceksin sevgili Ramazan.
Sen gittiğinde ben Bayram edeceğim.
Ama bil ki sen gittiğin için değil ben seninleyken nefsimi tuttuğum ve kendime geldiğim içindir o Bayram.

Bu yıl da seninle kavuşuyoruz nihayet.
Seninle hayırlı, bereketli ve istifadeli günler geçirmeyi diliyorum seni bana gönderen Rabbimden.

Benim de hissettiğim duygularla seni karşılayan ailem, dostlarım ve tüm mü'min kardeşlerimle seni uğurlarken içimizdeki huzurla Bayram edebilmek için el açıp Cenab-ı Allah'a yalvarıyorum.

Bir de şunun için dua ediyorum; sen bizi bırakıp giderken ben önceki onbir aydan farklı bir ben olayım. "İki günü birbirine eşit olan ziyandadır" diyor ya Resulullah efendimiz, senin bir sonraki gelişinde hayatta olursam bıraktığından daha iyi bulasın beni  inşallah.

Hoş geldin sevgili Mübarek Ramazan!

M. Peyami Bayram
30 Şaban 1447 - 18 Şubat 2026
Arnavutköy, İstanbul






01 Ocak 2026

Çağrı


Gündelik telaşlar içinde geçen bir hayatın içinde bazen durup kendimizi hesaba çektiğimiz anlar olur. O anlar çok kısa bile olsa bir anlamda insanın ruhen karantinaya girdiği vakitlerdir. 

Bu karantinadan rehabilite olup çıkmak, yani ruhen bir olgunluğa erişmek mümkündür. Ya da kin, haset, nefret, utanç, keder, pişmanlık, acziyet, ihtiras, yoksunluk, eziklik, yenilgi, zafer, kibir, gurur gibi farklı duygular neticesinde kendine ve başkalarına zararlı, hastalıklı bir ruh haline de girebilir insan. 

İç sesini dinlediği gibi dış seslere de kulak vermek insanın temel ihtiyacıdır. Denizin, ormanın ve gökyüzünün farklı zamanlardaki sesleri, kokuları ve görüntüleri dikkatini veren insana daima çok iyi gelir.  Bunun yanında güvenilir, sevilen bir dostun varlığı, yanında bulunmak ve onun sohbeti de insan ruhuna iyi gelen şeylerin başında yer alır.

İslam coğrafyasında sabah, öğle, ikindi, akşam ve yatsı olmak üzere günde beş vakit okunan ezan da insanın ruhuna latif bir sesleniştir. Hem de yine bir insanın sesiyle.

Ezan okunurken ilkin "Allahuekber" diyerek insana  o anda her ne yapıp ediyorsa her kim olursa olsun herkes gibi sıradan bir insan olduğunu ihtar eder. "Herkesten, her şeyden çok daha büyük ve yüce bir yaratıcı var!" diye seslenen bu nida dört defa tekrar ederek insanın işlerine ara vererek veya ara vermeksizin de olsa düşünmesi, bu hakikati hatırlaması istenir.

Sonra "eşhedu en laihahe illallah" diye seslenir müezzin. Allah'tan başka kulluk edimeye layık hiç bir şey yoktur. Bu inanca şahitliğin ilan edildiğini bildiren bu söz iki kere tekrar edilerek adeta duyanlar bu şehadete katılmaya davet edilir.

Peşinden "eşhedu enne Muhammeden resulullah" sözüyle bu defa da Hz. Muhammed'in o yüceler yücesi, kendisinden başka tapınılacak, kulluk edilecek bir varlık olmayan Allah'ın elçisi olduğuna şehadet edilir. Bu şehadet de iki kez tekrarlanarak adeta bu koroya siz de katılın denilir.

Arkasından iki kez tekrarlanan "hayyal essalah" sözüyle bu defa insanlar açıkça namaza çağrılır. Bu namaz ki; salattır, bir dik duruştur, omurgalı olmaktır, yukarıda ifade edilen şehadete sadık kalmaktır, hiç kimseden ve hiç bir güçten korkmadan, çekinmeden Hakk'ın önünde saf tutmaktır, yalnız O'nun önünde eğilmektir, kulluğunu bilmektir, kendine gelmektir, kişiliğini ve kimliğini hatırlamaktır.

Çağırıcı "hayyal el felah" sözünü de iki kez tekrar ederek bu çağrının esenliğe, kurtuluşa ve huzura yapılan bir çağrı olduğunu ilan eder. Bu çağrıya uyanların selamet sahiline varacağı müjdelenmektedir.

Müezzin ilk başta söylediği “Allahuekber” sözünü iki defa daha tekrar ederek bu çağrıyı duyan herkese her şeyden yüce, alemlerin Rabbi olan Allah’ı hatırlatmak için yapıldığını bildirir. 

Ve son olarak her ne yaparsanız yapın, ister bu çağrıya şimdi katılın ister daha sonra ama bilin ki Allah'tan başka kulluk edilmeye layık hiçbir ilah ve ebedi otorite yoktur. İlk söz "ol" demekle yaratıcının olduğu gibi son söz de mutlaka O'nun olacaktır der: "lailahe illallah".

Peki, bu çağrıyı hergün beş defa duyuyor muyuz?

Yoksa rüzgarlar, dalgalar, kuşlar, yaprakların hışırtısı, gökyüzünün maviliği, yanıp sönen yıldızlar gibi gündelik telaşenin arasında kaybolup gidiyor mu?

İnsan olarak gözümüzü, kulağımızı, zihnimizi ve yönümüzü senkronize edemeyince huzur da bulamıyoruz.

Derler ya "namazda gözü olmayanın ezanda kulağı olmaz" diye.

İki dünyalı olmayanlara sözüm yok. 

Fakat ahirete iman edenlere bu çağrıya kulak vermeden iki dünyada da huzur olamayacağını söylemeliyim.

“Kullarım sana beni sorduklarında bilsinler ki şüphesiz ben yakınım, bana dua ettiğinde dua edenin dileğine karşılık veririm. Şu halde benim davetime gelsinler ve bana iman etsinler ki doğru yolu bulabilsinler.”

Bakara (2:186)


Kalın sağlıcakla,

Peyami Bayram

1 Ocak 2026
Arnavutköy, İstanbul 





24 Aralık 2025

Hz. İsa'nın Doğumu ve Resullerin Yolu


Son günlerde uyuşturucu ve her türlü ahlaksızlıkların ortaya döküldüğü iğrençlikler herkesin gözüne adeta zorla sokuluyor.

Dünyada büyük güçlerin egemenlik çatışmaları mazlumların canını yakmaya devam ediyor.

Etrafımızda yoksullukla israfı da bir arada görüyoruz maalesef.

Müslüman dünyanın üç aylara girdiği bu günlerde Hristiyanlar da Hz. İsa'nın doğumunu kutluyorlar.

Biz Müslümanlar için Hz. Adem'den Hz. Muhammed'e kadar Allah'ın tüm elçilerinin izinde olmak imanımızın bir gereğidir.

Kur'an-ı Kerim'de Hz. İsa'nın peygamberlik vazifesi hakkında şunlar bildiriliyor:

"Melekler şöyle demişti: “Ey Meryem! Allah seni seçti, seni tertemiz kıldı ve seni bütün dünyadaki kadınlara üstün eyledi.

Ey Meryem! Rabbine ibadet et; secdeye kapan, huzurunda eğilenlerle beraber sen de eğil.”

Bunlar sana vahiy yoluyla bildirmekte olduğumuz gayb haberlerindendir. İçlerinden hangisi Meryem’i himayesine alacak diye kura çekmek üzere kalemlerini atarlarken sen onların yanında değildin; onlar tartışırken de sen yanlarında değildin.

Melekler demişti ki: “Ey Meryem! Allah seni kendisinden bir kelime ile müjdeliyor. Adı Meryem oğlu Îsâ Mesîh’tir, dünyada da âhirette de itibarlı ve (Allah’a) yakın kılınanlardandır.

O hem beşikte iken hem de yetişkin halinde insanlarla konuşacak ve sâlih kişilerden olacak.”

Dedi ki: “Rabbim! Bana bir erkek eli değmediği halde nasıl çocuğum olur?” Allah buyurdu: “İşte öyle, Allah dilediğini yaratır, bir işin olmasını istedi mi ona sadece ‘ol!’ der, o da oluverir.”

Rabbin ona yazmayı, hikmeti, Tevrat’ı ve İncil’i öğretecek.

Onu İsrâiloğulları’na elçi olarak gönderecek ve o şöyle diyecek: “Kuşkuya yer yok, işte size rabbinizden bir mûcize ile geldim; size çamurdan kuş biçiminde bir şey yapar ona üflerim, Allah’ın izni ile derhal kuş oluverir; yine Allah’ın izniyle körü ve cüzzamlıyı iyileştirir, ölüleri diriltirim; ayrıca evlerinizde ne yiyip ne biriktirdiğinizi size haber veririm. Eğer inanan kimseler iseniz elbette bunda sizin için bir ibret vardır.

Benden önce gelen Tevrat’ı doğrulayıcı olarak ve size haram kılınmış olanların bir kısmının sizin için helâl olduğunu bildireyim diye gönderildim ve size rabbimden bir mûcize getirdim. Artık Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.

Kuşkusuz Allah benim de rabbimdir, sizin de rabbinizdir. Öyleyse O’na kulluk edin, işte doğru olan yol budur.”

Îsâ onlardaki inkârcılığı sezince, “Allah’a giden yolda bana yardımcı olacaklar kimlerdir?” diye sordu. Havâriler cevap verdiler: “Biz Allah için yardımcılarız; Allah’a inandık, şahit ol ki bizler Müslümanlarız.”

“Rabbimiz! İndirdiğine inandık ve peygambere tâbi olduk; artık bizi şahitlerle beraber yaz.”

(Yahudiler) tuzak kurdular, Allah da onların tuzaklarını bozdu. Evet, Allah en iyi tuzak bozucudur.

Allah buyurmuştu ki: “Ey Îsâ! Ben seni vefat ettireceğim, seni katıma yükselteceğim, seni o inkârcılardan arındıracağım ve sana tâbi olanları kıyamet gününe kadar inkâr edenlerden üstün kılacağım. Sonra dönüşünüz bana olacak. İşte, ayrılığa düşüp durduğunuz hususlarda aranızda hükmü o zaman ben vereceğim.”

“İnkâr edenleri dünyada da âhirette de şiddetli bir azaba çarptıracağım; onların hiç yardımcıları da olmayacak.”

İman edip dünya ve âhirete faydalı işler yapanlara gelince, Allah onlara mükâfatlarını eksiksiz verecektir. Allah zalimleri sevmez.

İşte bu sana okuduğumuz apaçık delillerdir, hikmet dolu sözlerdir.

Allah nezdinde Îsâ’nın durumu Âdem’in durumu gibidir. Onu topraktan var etti; sonra ona “ol” dedi ve oluverdi.

Gerçek, rabbinden gelendir. Öyle ise kuşkulananlardan olma."

Al-i İmran Suresi (3:42-60)

Allah tarafından bütün kadınlardan üstün olduğu ifade edilen annesi Hz. Meryem'in Hz. İsa'yı dünyaya getirmesi ve İsrailoğullarının onlara karşı tavrı da şöyle ifade ediliyor:

"Kitapta Meryem’i de okuyup an. Hani o, evinden ayrılarak doğu tarafında bir yere çekilmişti.

Onlarla kendi arasına bir perde çekmişti. Derken, ona ruhumuzu gönderdik; ruh ona tam bir insan şeklinde göründü.

Meryem, “Beni senden koruması için çok esirgeyici olan Allah’a sığınıyorum! Eğer Allah’tan sakınan bir kimse isen (bana dokunma)” dedi.

Melek, “Ben ancak sana tertemiz bir erkek çocuk bağışlamak için rabbin tarafından gönderilmiş bir elçiyim” dedi.

Meryem, “Ben iffetsiz olmadığım ve bana bir erkek eli bile değmediği halde nasıl çocuğum olur?” dedi.

Melek cevap verdi: “Orası öyle; ancak rabbin buyurdu ki: O bana kolaydır. Biz, onu insanlara bir delil ve kendimizden bir rahmet kılacağız. Bu, kararlaştırılmış bir iştir.”

Derken Meryem ona hamile kaldı, işte bu sebeple karnında bebeği ile uzak bir yere çekildi.

Sonra doğum sancısı onu bir hurma ağacının dibine getirdi. Meryem, “Keşke bundan önce ölseydim de unutulup gitseydim!” dedi.

Aşağısından biri ona şöyle seslendi: “Tasalanma! Rabbin senin altında bir su kaynağı yaratmıştır.

(Şu) hurma ağacını da kendine doğru silkele ki, üzerine taze, olgun hurma -dökülsün.

Ye iç, gözün aydın olsun! İnsanlardan birini görürsen de ki: Ben, çok esirgeyici olan Allah’a adakta bulundum; artık bugün hiçbir insanla konuşmayacağım.”

Sonra çocuğu kucağına alarak topluluğuna getirdi. Dediler ki: “Ey Meryem! Gerçekten sen çirkin bir şey yaptın!

Ey Hârûn’un kız kardeşi! Baban kötü bir adam, annen de iffetsiz değildi.”

Bunun üzerine Meryem çocuğu işaret etti. “Beşikteki bir çocukla nasıl konuşuruz?” dediler.

Cevabı çocuk verdi: “Ben Allah’ın kuluyum; O bana kitap verdi ve beni peygamber yaptı.

Nerede olursam olayım, o beni kutlu ve bereketli kıldı; yaşadığım sürece bana namazı, zekâtı ve anneme saygılı olmayı emretti; beni zorba ve isyankâr yapmadı.

Doğduğum gün, öleceğim gün ve yeniden hayata döndürüleceğim gün esenlik benimle olacaktır.”

İşte Meryem oğlu Îsâ bu; şüpheye düşüp tartıştıkları konuda gerçek söz de bu.

Allah’ın bir evlât edinmesi olacak şey değildir. O, bundan münezzehtir. Bir işe karar verdiği zaman ona sadece “ol!” der, hemen olur.

Îsâ şunu da söyledi: “Muhakkak ki Allah, benim de rabbim, sizin de rabbinizdir. O halde O’na kulluk edin, doğru yol budur.”

Sonra gruplar kendi aralarında ayrılığa düştüler. Büyük güne ulaşıldığında, vay o inkârcıların haline!"

Meryem Suresi (19:16-37)

Bugün (24 Aralık) Hz. İsa'nın doğum günü olarak kabul ediliyor. 

Bundan tam 2025 yıl önce Hz. İsa İsrailoğulları'na ebedi kurtuluş için bir müjdeci, yoldan çıkanlara da Allah'ın azabını bildiren bir uyarıcı olarak gönderilmişti. Aynı zamanda kendisinden sonra gelecek son elçi Hz. Muhammed'i de haber vermişti.

Gregoryen takvime göre 2025 yılında insanlar hala resullerin izinden gitmemenin acısını yaşıyor.

Her insanın önünde ölüm gibi kaçınılmaz bir hakikat varken bu savaşları, kötülükleri, günahkarlıkları  nasıl sürdürüyorlar? Allah'ın affı bu kadar genişken hatadan dönmemeyi anlamak oldukça güç.

"Ve bir günden sakının ki, o günde hiç kimse başkası namına bir şey ödeyemez, kimseden fidye kabul edilmez, hiç kimseye şefaat fayda vermez. Onlar hiçbir yardım da görmezler." Bakara Suresi (2:123)

Doğduğu gün, vefat ettiği gün ve yeniden diriltileceği gün selam ve esenlik Hz. İsa'nın üzerine olsun.

Tüm pisliklerin, kötülüklerin ve her türlü kokuşmuşluğun yaşandığı dünyada dosdoğru yolun yolcularına selam olsun...

Peyami Bayram

24 Aralık 2025

Arnavutköy, İstanbul

17 Kasım 2025

Sorular ve Sorunlar

Çocuklar hiç çekinmeden her ortamda her türlü soruyu sorarlar.

Çocuklar merakları sosyal kaygılarından büyük olduğu, toplumsal sınırların henüz farkında olmadıkları ve beyinsel gelişimleri filtreleme mekanizmasını desteklemediği için sorularını çekinmeden sorarlar. 

Bu nedenledir ki çocukların önemli sorunları olmaz. Küslükleri çabuk son bulur, kırgınlıkları kolay onarılır. 

Yetişkinler ise soru sormaktan çoğu zaman imtina ederler. Kimi zaman sosyal kaygılardan, kimi zaman “ben bilirim”düşüncesiyle ve bazen de “ne gerek var” diyerek akla gelen sorular askıda bırakılır, zihnin bir köşesine atılır. Zira akla gelen sorular cevaplanmamışsa asla silinemez. 

Böylece insan büyüdükçe kendi kendine yeter hale geldiği zannına kapılarak sorularını azaltır. Öğrenmeyi, soru sormayı bir kenara bırakan insanın zihinsel gelişimi körelmeye, sosyal ilişkileri de zayıflamaya başlar. 

İşte bundan dolayı insan muhtelif sorunlarla baş başa kalır. Kendini yeterli görerek, çekingenliğinden, üşengeçliğinden veya ertelediğinden zihninde biriktirdiği sorular ayrı ayrı veya bir araya gelerek birer sorun haline gelirler. 

İnsan sorun sahibi olmamak için sorularını yerinde ve zamanında sormalı, tatminkar cevap buluncaya kadar da takipçisi olmalıdır. 

Öte yandan bir sorunu olduğunu düşünen insanın da o sorun ile ilgili kendi kendine sorular sorması ve cevaplarını araması gerekir. Yani insan sorunlarla sorular aracılığıyla yüzleşmek zorundadır. 

Fakat pek çok sorun artık insanın kendi kendine çözemeyeceği bir mesele haline gelmiştir. Bu yüzden bu tür sorunlarda zihninin derinliklerinde sakladığı soruları cevaplanması için bulup çıkaracak bir dosta ve belki de bir uzmana başvurmalıdır. 

Kısacası;

- Cevaplanmayan sorular soruna dönüşür. 

- Sorusu olmayanın sorunu olur. 

- Sorunlar sorularla çözülür.

- Sorularınızın peşine düşmezseniz sorunlar peşinizi bırakmaz.


Peyami Bayram

17 Kasım 2025

İstanbul 

08 Kasım 2025

Ebeveyn Olmak

"Eşek ölür semeri kalır, insan ölür esri kalır" demiş atalarımız.

Bence evlat sahibi olan her insanın yapabileceği en iyi eser geride bıraktığı hayırlı bir nesildir. Bu sebeple iyi ebeveyn olmak çok çok önemli. 

İnsan özellikle yetişme çağlarında yaşadığı olumlu ve olumsuz hatıraları unutmuyor ve unutamıyor. Ayrıca varsa yaşadığı psikolojik travmaları hayatı boyunca içinden bir türlü atamıyor ve bu travmanın büyüklüğü oranında sorunlarla boğuşuyor. Sorunlar bazen ufak arızalar şeklinde karşımıza çıkıyor, bazen de psikolojik/psikiyatrik vakalar şeklinde zuhur etmesinin yanında toplumsal yaşamda çok farklı türden arızalara, çatışmalara, hatta felaketlere sebep olabiliyor. İnsanın yetişme çağlarında yaşadıkları o derece önemli ki ebeveyn şefkati, sevgisi, ilgisi, eğitimi ve olumlu yönlendirmesi ile bir çocuktan bir mucit, bir dahi, bir ozan, bir zenaat erbabı, bir lider çıkabileceği gibi bunların tam zıddı ilgisizlik, sevgisizlik, şefkat noksanlığı ve eğitimsizlik ile o masum çocuğun bir haydut, bir terörist, bir seri katil veya sapığa dönüşmesi de büyük ihtimal değil öncelikle ebeveynlerin eseridir. 

Çocukları dünyaya getirme sebebi olabilirsiniz. Bu yemek, içmek gibi doğal ve fizyolojik olarak çok temel ve basit bir döngünün sonucudur. Tüm canlılar bu üremeyi yapar. İnsan ise tekamül ederse insan olur, insanlaşır. Irkı, dili, vatanı, inancı ve ideolojik görüşü ne olursa olsun dünyaya gelmesine vesile olduğu yavrusuna şunları verebilen ebeveyn insanlık ailesine faydalı bir birey kazandırmış olur:

- Tanrı'ya şirk koşmadan inanmak. O'ndan başkasına kulluk etmemek ve O'ndan başkasından yardım, tavassut beklememek.

- İnsanları hiç bir ön koşul olmadan sevmek. Her insanın kendisi gibi bir canı, hisleri ve değerleri olduğunu düşünmek.

- Eleştirmeden sevmek, bakmadan görmek, gönülden hissetmek.

- İffetli olmak. Haysiyetini ve namusunu korumak.

- Aile ve akrabalık ilişkilerini güçlü tutmak.

- Dostluklara önem vermek, dost kalmak, dostlukla yaşamak.

- Başta ailesi olmak üzere yakınlarına sevdiğini sözlü olarak, hediyeleşerek, gülümseyerek, yardımlaşarak, paylaşarak ifade etmek.

- Yüzünü tebessümle donatmak.

- Selamı her zaman, herkese vermek, hal-hatır sormak.

- Özü ile sözü bir olmak. Sözünün eri olmak.

- Helal lokma yemek ve yedirmek.

- Komşularla iyi geçinmek, yardımlaşmak.

- Kendine yapılmasını istemediğini başkasına yapmamak.

- Cömertliğin varlıktan değil gönülden olduğunu her durumda ve ortamda göstermek. 

- Yoksulluk yaşarken bile çocuğuna yoksunluk hissettirmemek. 

- Yakınlarının mutluluğundan keyif almak, kederlerini paylaşmak. 

- Emanete ihanet etmemek.

- Vatanını sevmek. Milletine hizmet etmek.

- Kamu malını korumak.

- Doğayı sevmek, çevreyi korumak, doğal hayatı yaşatmak.

- Geçmişini bilmek, atalarını tanımak.

- Gıybet etmemek.

- Çalışkan olmak.

- Her nefes alışı bir umut bilerek umudunu hiç bir zaman yitirmemek. 

- Kanaatkar olmak, mevcuda şükretmek.

- Her gün bir iyilik yapmak.

- Ahde, dostluğa ve iyiliğe vefalı olmak.

Tüm bunların kaynağı ise inanç, sevgi, şefkat ve sabırdır.


Peyami BAYRAM

31 Ekim 2020, İstanbul

RAMAZAN 1447 CÜZ 30

OTUZUNCU CÜZ   Hicri 1447 yılında Ramazan ayı 29 günde hitama erdiği için bu son günde iki cüz birden okuduk ve Kur’an-ı Kerim’in kalbi ve...