Onbir ayın sonunda Allah nasip edince tekrar buluşacağımızı elbette biliyordum. Artık onbir ayın bu kadar hızlı geçeceğini de öğrenmiş olmalıydım bunca yıldan sonra. Ama öyle olmadı işte, önceki yıllarda da olduğu gibi yine hazırlıksızım buluşmaya.
Her yıl buluşuyoruz seninle. Nedendir bilmiyorum ama seninle buluşunca bende bir haller oluyor. Sensiz geçen onbir aydan sonra benim içimden çok farklı biri çıkıyor adeta.
Yeme, içme ve uyku düzeniyle hayatıma farklı bir disiplin geliyor seninle beraberken. Evet, sen gelince zorlanmıyor değilim. Senin olmadığın zamanlarda içimdeki öteki benin ortada özgürce dolandığını senden gizlemiyorum. O yüzden zaten sen gelince çokça dua edip yakarmalarım.
Her yıl gelip pişmanlıklarımı hatırlatıyorsun bana. Bu yüzden içimde gizlediklerimi paylaşıyorum seninle. Sen gelinceye kadar erteliyorum pek çok şeyi. Ha bugün, ha yarın derken bir de bakıyorum onbir ay geçmiş ve sen yine karşımdasın. Utanıyorum bu halimden ama sen hiç bunu önemsemiyor ve bana her yıl ilk defa gelmişsin gibi dostluk ve sevgiyle gülümsüyorsun.
Senin gelmeni sabırsızlıkla bekliyorum desem doğru olmaz. Öyle ya seninle geçirdiğimiz vakitlerde akşam ezanı yaklaşırken son dakikaları beklediğim gibi bir sabırsızlık yok içimde senin gelmeni beklerken. Buna rağmen yine de sen geldiğinde hep bir sevinç, heyecan ve huzur kaplar içimi.
Onbir ay bir gün gibi geçer de geride hiç bir şey kalmaz bazı yıllarda. Fakat seninle beraber geçirdiğimiz bir ay boyunca her gün ve her gece ne çok şey bırakıyor bende anlatamam.
Sevgili Ramazan, oruca başladığım küçük yaşlarımdan beri tanırsın beni. İşte o küçücük halimle tuttuğum oruçlarda iftar saatinin sevincini bana her yıl yaşatıyorsun hala. Ailemle, kardeşlerimle, dostlarımla, komşularımla ve bazen de bir cami avlusunda hiç tanımadığım gönül dostlarımla yaptığım her iftar benim için bir iftihar vesilesi oluyor. Soğuk, sıcak demeden geceleyin kalkıp ailecek oturduğumuz o telaşlı sahur sofralarının içimi ısıtan tatlı anılarıysa bambaşka.
Sen geldiğinde hem sahurda hem de iftarda herkesin birbirine ikram etme yarışına tanıklık etmek ne muhteşem bir duygudur öyle. Sen geldiğinde kavganın, gürültünün, kötü sözün, hırsızlığın, arsızlığın, cinayetin, azgınlığın ve hatta kazaların azaldığını biliyorsun değil mi? Bu yüzden mi bereketlidir seninle geçen günler, bu yüzden mi huzur verir insana ve bu yüzden mi cenneti hatırlatır mü'min ruhlara?
Ve ben biliyorum ki;
Ramazan demek Kur'an-ı Kerim demek.
Ramazan demek vahiy demek.
Ramazan demek Hz. Muhammed (a.s.) demek.
Ramazan demek hayat demek.
Ve ben yine biliyorum ki;
Sen geldiğin gibi yine beni kendimle başbaşa bırakıp gideceksin sevgili Ramazan.
Sen gittiğinde ben Bayram edeceğim.
Ama bil ki sen gittiğin için değil ben seninleyken nefsimi tuttuğum ve kendime geldiğim içindir o Bayram.
Bu yıl da seninle kavuşuyoruz nihayet.
Seninle hayırlı, bereketli ve istifadeli günler geçirmeyi diliyorum seni bana gönderen Rabbimden.
Benim de hissettiğim duygularla seni karşılayan ailem, dostlarım ve tüm mü'min kardeşlerimle seni uğurlarken içimizdeki huzurla Bayram edebilmek için el açıp Cenab-ı Allah'a yalvarıyorum.
Bir de şunun için dua ediyorum; sen bizi bırakıp giderken ben önceki onbir aydan farklı bir ben olayım. "İki günü birbirine eşit olan ziyandadır" diyor ya Resulullah efendimiz, senin bir sonraki gelişinde hayatta olursam bıraktığından daha iyi bulasın beni inşallah.
Hoş geldin sevgili Mübarek Ramazan!
M. Peyami Bayram
30 Şaban 1447 - 18 Şubat 2026
Arnavutköy, İstanbul
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Lütfen yorumlarınızda isminizi belirtiniz. Teşekkürler.