19 Mayıs 2025

Her gün ölüp yeniden diriliyoruz

Yemek ve içmek gibi uyumak da insanın hayatta kalabilmesi için zaruri ihtiyaçlarındandır. Hiç bir insan uyumadan yaşayamaz. Hatta belli bir süre ve belli bir kalitede uyku uyumayan insan sağlıklı bir yaşam da süremez.

Her gün zorunlu olarak uyuduğumuz uykunun ölümden bir farkı uyandığımızda hayata kaldığımız yerden devam edeceğimizdir. Türkçemizde “ebedî uyku” olarak da adlandırılan ölüm halinde ise insan bir daha bu dünyaya gözlerini açmamak üzere uykuya dalar. Can, nefs, ruh, bilinç veya şuur, adına ne derseniz deyin, onun ortadan kalktığı hâldir uyku hâli. 

Ebedî uyku vakti gelince uyanık kalmanın veya o uykuya dalıp da tekrar bu hayata uyanmanın artık hiç bir imkan ve ihtimali kalmamıştır. Bunu da hepimiz biliriz elbette.

Bilmekle idrak etmek aynı uyku ve uyanıklık, hayat ve ölüm gibi birbirine bağlı ama bir o kadar da uzak kavramlardır.

Hayat hepimiz için daima zıtlıklarla dolu bir süreçtir  

Bir yandan hiç ölmeyecekmiş gibi yaşıyoruz. Öte yandan bir gün, bir an ebedî uykuya dalıp bu hayattaki her şeyi geride bırakıp gideceğimizi de çok iyi biliyoruz.

İşte böyle, her gün tecrübe ettiğimiz uyku bize bu hayattan başka bir hayata, bu alemden başka bir aleme geçiş olduğunu fiilen yaşayarak anlatıyor aslında hepimize. Bazen çok mutlu, bazen korkulu, bazen ümitvar, bazen keyifli, bazen hüzünlü uyanırız uykudan. Çok kısa bir sürede bazen çok uzun bir rüya görürüz. Bazen kan ter içinde uyanırız. Bir bakıma her uykudan uyanışımızda yepyeni bir günle yeni bir fırsat geçiyor elimize.

Bu bizim her gün ölüp yeniden dirildiğimiz hayattır.

Her sabah yeni bir başlangıç, yeni bir fırsattır her bir insana. Adeta yeniden doğuş, yeniden canlanış gibi.

Hiç uykuya ihtiyacı olmayan, hiç uyuklamayan, daima diri, hayatı ve ölümü yaratan, yarattıklarına sonsuz merhamet sahibi, geceyi dinlenme ve gündüzü çalışma için bir ölçüye göre var eden alemlerin Rabbi olan yüceler yücesi Allah biz insanlara düşünüp akletmemiz için uykuyu da uykudan uyanarak tekrar yaşama devam etmeyi de birer ayet/delil olarak her gün yaşatmaktadır.

“Allah'tan başka ilah yoktur; her zaman diridir; bütün varlıkların kendi kendine yeterli kaynağıdır. Ne uyuklama tutar O'nu, ne de uyku. Göklerde ve yerde ne varsa O'nundur. O'nun izni olmaksızın katında şefaat edebilecek olan kimdir? O, insanların gözlerinin önünde olanı da arkalarında olanı da bilir; O dilemedikçe insanlar O'nun ilminden hiçbir şey edinemez, hiçbir şey kavrayamazlar. O'nun sonsuz kudreti ve egemenliği gökleri ve yeri kaplar. Onların korunup desteklenmesi O'na ağır gelmez. Gerçekten yüce ve büyük olan yalnızca O'dur.” Bakara 255

“Allah, canları, ölümleri sırasında alır; ölmeyenleri de uykuları sırasında... Sonra, haklarında ölüm hükmü verdiklerini alıkoyar; ötekileri, belirlenen belli bir süreye kadar salıverir. Bunda düşünen bir toplum için dersler vardır.” Zümer 42

Düşünüp ibret alanlardan olmak duasıyla.

Peyami Bayram

19 Mayıs 2025

Arnavutköy, İstanbul 


10 Mayıs 2025

Dünyanın Hali


Günümüzde insanlık acımasız bir materyalizmin, tek dünyalı bir egoizmin, kalpsiz bir fanatizmin, düşüncesiz bir oportünizmin batağında debelenmektedir maalesef. 

Bu dünyadaki hâkim gücün koalisyon ortaklarını tanımak isterseniz özellikleri şunlardır;

Paraya/sermayeye tapar; insana/emeğe değer vermez,

Silah satar; barış istemez,

İlaç satar; sağlık istemez,

Din satar; akıl istemez,

Cahildir; ilim istemez,

Yolsuzdur; düzen istemez,

Haksızdır; hukuk istemez,

Bu ortaklardan herhangi birini fark ederseniz hemen ondan uzaklaşın. 

Yeryüzü çok geniştir. 

Rızkını arayana imkânlar çoktur. 

Kanaatkârın kısmeti daima boldur. 

Vesselam. 


Peyami Bayram

10 Mayıs 2025

İstanbul

04 Mayıs 2025

Bilgi, Yapay Zeka ve İrade



Bilgisayar çağı, bilgi çağı, iletişim çağı derken yapay zekâ ile iş yapmaya kadar geldik. 

İnsanlık için tarih boyunca bilginin değerli olması ve bilgiye ulaşma çabası hep var olmuştur. Tarih boyunca kurulmuş olan medeniyetler askeri/maddi gücün yanında siyasi gücün de temelini oluşturan bilgi, yani ilim ve onun ürettiği teknoloji ile kurulabilmişti. Salt maddi/askeri güç ile ancak bölgesel ve geçici bir başarı elde edilir ve onunla beraber yağma ve talan yapılabilmiştir. Kalıcı zaferler ise ancak bilginin ve onun getirdiği medeniyetin gücü ve etkisiyle mümkün olabilmiştir. 

Günümüzde içinde bulunduğumuz global kültür de böyle kurulmuş bir çeşit modern medeniyettir. Bu medeniyetin de temelinde yine bilginin kurucu ve yapıcı güç olarak kullanıldığını görmek mümkündür. Eski medeniyetlere nazaran modern medeniyette bilgiye ulaşmak çok daha kolay gözüküyor. İçinde bulunduğumuz bilgisayar/internet çağında iletişim imkânları çok fazla ve çok hızlı bir şekilde bilgiye erişimi kolaylaştırıyor.  Evet, görünen bu. 

Ancak soru şu; madem bilgiye ulaşmak bu kadar kolay o halde neden dünyanın her yerinde aynı refah düzeyi, barış ve huzur ortamı, kaliteli sağlık hizmetleri vesaire bulunmuyor?

El cevap; birincisi kolayca ulaşılan bilgi ihtiyacı karşılamaya yeterli değil veya güncel değildir, ikincisi bilgi tek başına bir çözüm sunmaz, üçüncüsü hangi  bilgiye ulaşmak gerektiği de bir başka bilgiyle mümkündür. 

Şimdi gelelim modern insanın yapay zekâ ile iş yapabilmesi meselesine. 

Modern insan dijital hapishanenin görünmeyen duvarları arasında özgürce(!) yaşarken kendisine sunulmuş olan bu konforunu bozmadan her işini halletme hazzını da yaşamak ister. Ölüm bu insanın neredeyse hiç aklına gelmez. Varsa yoksa şimdi ve burada hızın ve hazzın doruklarında yaşamaktan başka bir şey düşünmeyen bir kafa yapısına sahiptir bu modern insan. Böyle olunca her şeyin kolayca ve zahmetsizce hızlı bir şekilde halledilmesi gereklidir ona göre. Zaten modern insanın dijital hapishanede gittikçe körelen düşünme ve akletme melekesi üretkenlikten çoktan çıkmış, sürekli tüketecek şeyler aramaktadır. İşte bu insanlar için yapay zekâ ihtiyaçtan da öte zorunluluk haline gelmiş/getirilmiştir. 

Gelinen noktada bu modern tembel, aslında dijital tutsak/köle için yapay zekâ büyük bir fırsat veya önemli bir araç gibi gözükse de aslında onun için dijital esaretin daha da içinden çıkılmaz bir hale gelmesine sebep olacağı kanaatindeyim. Çünkü bu bir döngü. Önce bilgisayar ve internet, sonra yapay zekâ ile insanın üretkenliği kısıtlanmış, tamamen tüketici ve aciz bir yaratığa dönüşmüştür. 

İçinde bulunduğumuz modern medeniyetin temelinde paylaşmak değil biriktirmek, yardımlaşmak değil bencillik, öteki değil beriki, sonraki değil şimdiki, orada değil burada, ilkeler değil menfaatler hesaba katılarak adımlar atılmıştır ve atılmaktadır. Böyle olunca önümüze sunulan her üründe ve her projede kurucuların geri planda ne gibi amaçla bunları ortaya çıkardığını tekrar tekrar sorgulamak gerekir. 

Öte yandan şunu da belirtmek isterim. Pratikte de yapay zekâ ile elde edilen bilgiler, yöntemler ve sonuçlar için uygulayıcı olarak yine insan aklı, zekâsı, tecrübesi ve iradesi gerektiği muhakkaktır. Etrafını her türlü komutu
çok iyi anlayan ve hatasız uygulayan robotlarla çevrili sanan zavallı dijital mahkumun yapay zekâ ile ilişkisi bu açıdan çok hazindir aslında. 

Biz insanlar etten, kemikten, kandan ve sudan yaratıklarız, yani tabiattan bir parçayız. Öylece topraktaki elementlerden yaratıldık ve yine toprağa karışacak bir bedende yaşayan canlarız. Modern çağda yaşamamız, imkanlarından istifade etmemiz sonuçta bu gerçeği değiştirmeyecektir. 

Dijital ortamın sihirli etkisinden uzaklaşmadan hakikat bilgisine yaklaşmak ve sahici insan olabilmek kanaatimce mümkün değildir. 

Peyami Bayram
4 Mayıs 2025
Arnavutköy, İstanbul

03 Mayıs 2025

Otuzuncu yıldönümü

Hiç unutur muyum?

Bugünü;

Seninle yuva kuralı,

tam otuz yıl oldu,

kalbim sevgiyle,

yuvamız huzurla doldu.

Çok şükür,

her anımda sen varsın

sevgili yarim, 

seninle birlikte bahtiyarım,

hayat seninle güzel,

canım eşim,

güzel karım,

öteki yarım.


Peyami BAYRAM

5 Ocak 2021

Arnavutköy, İstanbul



28 Nisan 2025

Kulluk


Kimi mumdan,

Kimi kuldan,

Kimi puttan,

Kimi mabuddan..

İnsanın bu hali daim olsa;

hep öyle boynu bükük ve aciz. 

Dünyada ne zulüm kalır ne de bir acı iz...

Peyami Bayram 

28 Nisan 2017

Budapeşte

19 Nisan 2025

Sorunlardan Kaçış



Nasrettin hoca evinin önünde kaybettiği bir şeyi arıyormuş. Komşusu bunu görünce ne aradığını sormuş, hoca evin anahtarını kaybettiğini, onu aradığını söylemiş. Komşusu da onunla aramaya koyulmuşken bir ara hocaya anahtarı nerede kaybettiğini sormuş, hoca “samanlıkta” deyince komşu şaşkın bir şekilde “neden burada arıyorsun?” dediğinde hoca “samanlık karanlıktı” diye cevaplamış. 

Her insanın çeşitli sorunları vardır muhakkak. Sorunu olmayan insan yoktur. Bir kişi sorunum yok diyorsa ya sorunun farkında olamayacak kadar akıldan yoksundur, ya da sorunun üstünü örtmeye çalışıyordur. 

İnsanı rahatsız eden her şey birer sorundur elbette. Doğal olarak insan bu sorunlardan kurtulmak ister ve bunun için bir çözüm üretmeye çalışır. İyi eğitimli, yaşı, konumu ve tecrübesi de olsa insanlar bazen kendi başlarına sorunlarının üstesinden gelemezler. Sorunu gidermede aile, bir dost, bir hekim, bir avukat,  bir danışman, bir yardımsever, öğretmen veya kamu yönetimi çözüm mercii olabilir. Çoğunlukla insanlar sorunlardan kaçarak kurtulmak isterler. Halbuki kişi kaçsa da o sorun orada öylece durmaktadır.

Bu kaçış kişiye göre çok farklı yerlere olabilmektedir. İçki, uyuşturucu, kumar, aldatma, uzaklaşma, yalnızlık, aşırı harcama, çok yemek gibi davranışlar genellikle sorunlardan kaçışın neticesidir. Sonuçta ne mevcut sorun ortadan kalkmakta, ne de kişinin içindeki onu rahatsız eden duygu ve düşünceler tükenmektedir. 

Geçmişte yaşanan olayların yanı sıra çok isteyip ulaşamadığı şeyleri de dert ediniyor insanoğlu. 

Aslında insanı hayatta kaçtığı şeyler kovalamaktadır. Kovaladığı ise ondan kaçmakta. 

Ne sorunlardan kaçmalı, ne de heva ve hevesler peşinde koşmalı. 

İnsan bir sorunla karşılaştığında çözümsüz gibi gözükse de yerinde ve zamanında makul çözümler aramalı. 

Aynı şekilde elde etmek istediğine de gerekli maddi ve manevi/mental/ruhsal/teorik/ilmî şartları yerine getirerek ulaşmaya çalışmalıdır. 

Sorunlarına makul çözüm arayan eninde sonunda bulur.

Hedeflerine ulaşmak isteyen de gerekli şartları sağlayarak çaba gösterirse ya hedefine ulaşır ya da ulaşamazsa o yolda bir mesafe kat ettiğini fark edebilir. 

İnsan yeter ki beyhude bir şekilde karanlıkta kaybettiğini aydınlıkta aramasın. 

Peyami Bayram
19 Nisan 2025
İstanbul 

16 Nisan 2025

Günahların Şahsiliği ve Sonuçlarının Genelliği

Günah dini bir kavram olmasının yanında çoğu zaman ahlaki bir durumu da ifade eder.

Günahlar genellikle ferdidir. Yani organize bir suç olmaktan öte bireysel bir davranıştır.

Bazı günahlar müştereken işlense de sonuçları itibariyle her günahkar günahının cezasını tek başına çeker. 

Günahlarda her zaman bir veya bir kaç fail vardır ama sadece bazı günahların doğrudan bir mef'ulü, yani bu eylemden etkileneni veya mağduru vardır. Lakin neredeyse bütün günahlar toplumu, insanlığı, çevreyi ve hatta tarihi de etkiler. 

Örnek mi istersiniz? Mesela alkol ve uyuşturucu en kişisel bilinen günahlardır. Ancak bunların trafik kazalarından, şiddet olaylarına, cinayetlerden çevre kirliliğine ve dağılan ailelere kadar etki alanı saymakla bitmez. 

Hırsızlığın, yolsuzluğun, fuhşun, rüşvet ve yolsuzluğun bireysel bir suç olduğunu zaten hiç kimse düşünmez ve iddia etmez. İnsan öldürmek ve daha büyüklerini saymaya bile gerek yok sanırım.

İşte böyledir; irili ufaklı tüm günahlar kişinin kendisiyle başlayıp önce yakın çevresine ve cürmün büyüklüğüne göre yaşadığı topluma, hatta tüm insanlığa zarar verebilir.

Şimdi düşünelim; insanın ailesinde ve yakın çevresinde gördüğü bir hataya/günaha karşı ne yapması gerekir?

Evet, tabii ki herkes önce kendi hatasına/günahına bakmalıdır elbette. 

Lakin şunu sormadan edemiyorum; olgun ve mümeyyiz vasıflara sahip bir kimsenin bir başkasına Tanrılık taslaması gerekmediği gibi yaşadığı toplumda kötülüğün ortadan kalkması, iyiliğin hakim olması için çaba göstermesi de gerekmez mi?

İrili ufaklı her türlü günahın/hatanın kol gezdiği bir toplumda akl-ı selim sahibi insanların  sessizliğe bürünmesi toplumu ifsad eden, güven ortamını zedeleyen, insanlığı bir tarafa bırakmış o arsızların, yolsuzların, hırsızların, canilerin ve de tüm günahkarların cesaretini artırıyor maalesef.

Görüldüğü gibi hiçbir günah/hata sadece faili ilgilendirmiyor, aslında bütün insanlığı ilgilendiriyor.

Öyleyse; insan öncelikle kendi kusur/günah/hata galerisini kapatmalı, sonra da yakın çevresinden başlayarak insanlığa zarar veren davranışlara karşı uyarıcı/önleyici/engelleyici bir mücadele içinde olmalı ki insan-ı kamil olabilsin.

Peyami Bayram

16 Nisan 2025

İstanbul







RAMAZAN 1447 CÜZ 30

OTUZUNCU CÜZ   Hicri 1447 yılında Ramazan ayı 29 günde hitama erdiği için bu son günde iki cüz birden okuduk ve Kur’an-ı Kerim’in kalbi ve...