06 Ağustos 2023

Kaydır kaydır kaybeden insan

Zamanı boldur modern insanın

Boş işlerle geçer 

kıymetli vakitler

Yine de sızlanır 

yoksun kaldıklarından,

ve yoksulluktan..


İki elinin yapacağı işlerin peşine düşmez 

zira elinden iş gelmez

Kapitalizmin gönüllü kölesi 

olduğunu da görmez,

keyfinin kahyasıdır aklı sıra

kendinden başkasını düşünmez. 

Narsist olmuş benlikler,

dünya umurumda değil;

kendi yarınları ona pusu kurmuş bekler

farkında değil..


Kitapsız yaşar;

ne de olsa her şey mobil,

sanki susayınca ekranlar sebil. 

Unutmayın efendiler,

bu hayat bir defa yaşanır;

ekranları kaydırdıkça 

aslında vaktiniz azalır.

Kazanmak isterseniz;

önce vaktinizi yitirmeyin.

Hep böyle kaydır kaydır nereye?

İsraf ettiğiniz vakitle

sizi sömürenlere hizmet etmeyin!


Peyami Bayram 

6 Ağustos 2023

Arnavutköy, İstanbul 





04 Ağustos 2023

Zaman (1)

İnsanlar ilk atamız Hz. Adem’den beri birbirinden çok farklı ortamlarda ve çok farklı imkanlar/imkansızlıklarla sayısız tecrübeler yaşamıştır. Yüce Allah ilk önce bedenen, sonra sırasıyla aile, çevre ve diğer şartları herkes için birbirinden çok farklı yaratmıştır. Ancak bir tek zaman herkes için eşittir. 

Hz. Adem’in de bir günü 24 saatti, bugün miladi 2023 yılında yaşayan bizlerin de bir günü 24 saattir. Yani Yüce yaratıcı zaman konusunda mutlak bir eşitlik sunmuştur insanoğluna. 

Her sabah güne başlarken dünyanın dört bir yanındaki insanların birbirinden çok farklı meşguliyetleri, göreceli olarak az veya çok para/sermayeleri ya da sorumlulukları olsa da hepsinin sadece 24 saati vardır. Ne fakirinki bir dakika eksik, ne kralınki bir saniye fazladır. Hasta, yetim, engelli, şampiyon, ünlü, mutlu, yaşlı, fakir, peygamber, bebek, kuzeyli, budist, uzun boylu, şişman veya dağ başındaki çoban gibi tamamen farklı birileri de olsa hiç fark etmez, herkesin sadece 24 saati vardır. İmtiyazlı veya ayrıcalıklı hiç kimse yok yeryüzünde zaman konusunda. Bundan önce olmadı ve bundan sonra da olmayacak. Ayrıca hiç kimse bu 24 saatinin bir saniyesini bile bir başkasına veremez veya başkasından alamaz. Yani zaman öyle bir sermaye ki mal gibi alınıp satılamaz veya devredilemez.

İşte bu eşit sermaye ile imtihan oluyoruz hepimiz. İstesek de istemesek de..

Zaman; içinde bulunduğumuz süreç, hayat ise bu zaman zarfında bizim şahsi olarak yaşadıklarımızın bütünüdür. 

Zaman denilen yaşadığımız sürecin içine eş, dost, çocuk, servet, saltanat, şöhret gibi maddi şeylerden az ya da çok girer veya çıkar. Bunlara bakış açımız, bunlarla ilişki biçimimiz ve bunlarla geçirdiğimiz hayat serüveni de bizim gerçek resmimizi ortaya koyar. 

Her geçen gün bir ömürdür aslında. O yüzden her bir saatlik zaman dilimi de o derece kıymetlidir. Kıymetli saatlerin bir araya geldiği güzel bir gün gibi bir ömür yaşamak da ancak zamana anlam yüklü bir bakışla mümkün olabilir.

İnsanın her anını anlamlı kılacak, her dakikasına değer katacak meşguliyeti olursa zaman bereketlenir.

Düşünsenize tarihte bir tarafta dünyada binlerce yıldır ismi yeni doğan bebeklere verilen, izinden gidilen, hayırla yad edilen İbrahim, Musa, İsa ve Muhammed gibi şahsiyetler var, diğer tarafta unutulanlar ve lanetle anılanlar var.

Tercih bizim; zaman bizim elimizde işlenmeye müsait kıymetli bir emanet. 


Peyami Bayram

1 Ağustos 2023

Arnavutköy, İstanbul

Zaman(2)



Mekanik bir saatin işleyen saniyesine dikkatle baktığımızda her iki saniye arasındaki sürenin ne kadar kısa olduğunu görebiliriz. Bir de mekanik bir kronometrenin salisesine baktığımızda ise ibreyi takip edemediğimizi fark edeceğiz. O kısacık saniyeler arasında bile ne çok zamanlar geçtiğine şahitlik etmekle biraz olsun zaman hakkında daha derin düşünmemiz gerektiğini idrak edebilir miyiz?


Evet, modern dünyada gün 24 eşit parçaya bölünerek birer saatlik zaman dilimleri oluşturulmuş. Aslında saat kavramı ilk atamız Hz. Adem’den çok sonraları insanların hayatına girmiştir ama bizim daha çok üzerinde durduğumuz bir günlük zaman dilimidir. Mesela eskiden bizim medeniyetimizde bir gün; gün batımından ertesi günün gün batımına kadar olan süre olarak düşünülürdü. Coğrafi konumumuz ve mevsime göre gece ve gündüz süreleri değişkenlik gösterebilir. Mesela Turkiye’nin kuzey yarımküredeki konumuna göre yazın uzun gündüzler, kışın uzun geceler yaşanır, kuzey kutbuna yaklaştıkça geceler gittikçe uzar ve neredeyse gündüz bile olmaz bazı bölgelerde ve bazı mevsimlerde. Veya ekvatora yaklaştıkça gece ve gündüz farkı yılın her vaktinde de aynı olur. Kısacası biz insanları sınırlayan iki şeyden biri coğrafi şartlar bir diğeri de zaman. Görüldüğü gibi yaşadığımız coğrafyanın da zaman algısı ile doğrudan bir ilişkisi vardır. Elbette bunun üzerine bir de yine coğrafyaya bağlı iklim şartlarını da eklemek icap eder. Tüm bu çevre şartlarının tesiriyle oluşan bir ekosistem o bölgede yaşayan insanların kültürünün temelini de oluşturmaktadır aslında.


İçinde bulunduğumuz zamanın doğrusal olarak ilerlediği varsayımsal olarak kabul görür genellikle. Tıpkı sıfırdan başlayıp ilerleyen bir sayı doğrusu gibi. Sıfırda doğduğumuz varsayılır ama bu doğru üzerindeki son nokta yani ölüm anı asla bilinemez. Bu bilinmeyen noktaya doğru ilerlerken tüm vakitler(gün, ay, yıl gibi) hepsi birbirine eşit kabul edilir. Oysa o doğru üzerindeki hiçbir an ve hiçbir zaman dilimi birbirine eşit değildir. Saat gibi zamanı ölçen aletler her ne kadar eşit gösterse de bizim için zaman bazen öyle genişler ki kısacık vakitte çok şeyler yaşarız. Buna mukabil bazen de çok uzun saatler, günler, haftalar veya aylar boyunca kayda değer tek bir an yaşamaz insan. Bu konu tamamen bizim hayata bakışımız, zamanı yorumlayışımız ve zaman doğrusu üzerindeki son nokta hakkındaki tasavvurumuz ile ilgili bir meseledir.


Dolayısıyla hangi coğrafya ve zaman diliminde yaşarsak yaşayalım hayata bakışımız bizim inanç, duygu ve düşüncelerimiz ile şekillenir. Konumlandığımız yer alacağımız tesirleri, maruz kalacağımız etkileri belirler, bu da hayata ve zamana bakışımızı etkiler. Yani konumumuz ve içinde bulunduğumuz tarih dilimindeki sosyo kültürel etkilerle hayata bakışımızı nasıl tanzim edersek zamana bakışımız da öyle oluşur.


Hiç birimizin içinde doğduğumuz toplumu ve yaşadığımız tarih dilimini seçme hakkımız olmamıştı dünyaya gelirken. Yani bir başka açıdan bakınca hepimiz coğrafya ve tarihin bizim için bir yazgı olduğunu düşünürüz. Oysa ki bu bakışımızı  değiştirdiğimizde duruşumuzu ve yönelişimizi de değiştirebiliriz. İşte o vakit coğrafya genişler, zaman genişler ve bambaşka boyutlar açılır insanın ufkunda. Tarihin dönüm noktaları ve insanlığın evrildiği dönemler hep bu şekilde hareket edebilen seçkin insanlar sayesinde olmuştur. Bu seçkin insanların en üstün vasıflı olanları da alemlerin Rabbi olan Allah’tan vahiy alma mertebesi ile şereflendirilen nebilerdir. 


İnsanlığın iftiharı olan o yüce zatların yolunda olmak biz insanlar için hayatta en önemli amaç olmalıdır. Zira zaman doğrusunda hiç bir vakit bilemeyeceğimiz son noktaya doğru ilerlerken mekan ve zamanı en iyi ve en doğru şekilde değerlendirerek hayatı anlamlı bir şekilde yaşamakla adeta içinde bulunduğumuz kafesten kurtulup özgürlüğe uçan bir kuş olup kanatlanabiliriz. İşte cennet dediğimiz şey de bunu başarabilenlerin uçmasıdır Allahu’alem. 


Yani zamanı öldürenlerin dünyada kaldığı lakin kısıtlı zamanı bereketli yaşayanların zamansızlık yurdudur cennet. Ebedi bir yurttur orası; cömert, yüce gönüllü, zalime karşı yiğit, mazluma yoldaş iyiler için. Bu ebedi yurda yerleşmek isteyenlerin zamana ve mekana hapsolmuş zihinlerden kurtulması, bunun için de nebilerin yolunu izlemeleri tek şarttır. 


Peyami Bayram

4 Ağustos 2023

Arnavutköy, İstanbul 






21 Temmuz 2023

Yakınlık


Mesafe olarak uzaklığın zıttı anlamına gelen yakınlık aynı zamanda bir hissiyatı da ifade etmektedir güzel Türkçemizde. 


TDK Sözlükte “arkadaş” kelimesi; (1) birbirlerine karşı sevgi ve anlayış gösteren kimselerden her biri, (2) bir ortamda birlikte bulunanlardan her biri olarak tanımlanmış. 


“Kardeş” kelimesi ise TDK Sözlükte; (1) aynı anne babadan doğmuş veya anne babalarından biri aynı olan çocukların birbirine göre adı, (2) aralarında değer verilen ortak bir bağ bulunanlardan her biri olarak tanımlanıyor. Karındaş ve gardaş ise kardeş sözcüğünün farklı yöre ve lehçelerdeki söylenişi. 


İnsan olarak bir arada, mesafe olarak çok yakında olduğu halde duygusal olarak birbirlerine çok uzak olan insanlar çokça vardır etrafımızda. Bu durum tezat gibi görünüyor belki ama pek de garip değildir aslında. Nitekim insanoğlu toplum içinde birlikte yaşar ama farklı duygular ve düşünceler taşırlar. Zaten önemli olan da farklılıklar ile bir arada yaşayabilmektir. Farklılıkları zenginlik olarak görmek toplumu geliştirir. Medeniyet yolunun taşları da böyle döşenir. 


Bir senfoni orkestrasında birbirinden çok farklı enstrümanlar usta bir yönetmenin idaresinde uyum içinde çok güzel bir eseri insanlara haz veren bir şekilde seslendirir ve dakikalarca ayakta alkışlanır. Fakat aynı enstrümanların her biri diğerlerini umursamadan ve isterse kendince en iyi sesi çıkarsın ortaya insanı sadece rahatsız eden bir gürültü çıkar. Bu ise insana haz veren bir senfoni değil kulakları tırmalayan kakofoni olur. Bu orkestradaki her bir virtüöz iş arkadaşlığının ahlaki gerekleri ile içinde bulunduğu topluluğun bilimsel ve sanatsal gereklerini yerine getirdiği ölçüde ortaya çıkan musikinin senfonik değeri artacaktır. 


İnsanların birbirine yakınlaşması, uyum içinde hareket etmesi ve farklılıkları ile bir arada yaşama ve yol almayı becermesi hem o toplumun bireylerinin huzur içinde yasamasını hem de insanlığın medeni gelişimine katkı sağlar. 


Yakınlık önce iyi bir arkadaşlık/dostluk ilişkisi ile başlar. Bu ilişkide karşılıklı fedakarlıklar, birlikte zorluklarla mücadele, farklılıklara hoşgörü ve tahammül, birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye etmek çok önemlidir. Böylece bu dostluk ilişkisinde duygusal yakınlık öyle bir hale gelir ki bir kardeşlik ilişkisine dönüşür. Buna mukabil aynı annenin karnında büyümüş olmaktan gelen karındaşlık/kardeşlik ilişkisi ise bazen öyle ayrılıklar getirir ki mesafeler açıldıkça açılır ve aradaki yakınlık hissi gittikçe azalır. 


Ayrılık ve uzaklık hissi de zihinsel bir durumdur. Gözden uzak olanın gönülden uzak olduğunu söyleyenlerin sadece mesafe olarak uzaklaşmaktan bahsettiklerini düşünmüyorum. Kişi gözden düşünce gönülden de uzaklaşır.  Bazıları ise bir damla yaş olur düşer gözden; işte bu şekilde uzaklaşmak uzaklaşmanın en hazin olanıdır. 


İnsan herhangi birine hiç bir yakınlık duymadığı halde gönlünde yer veremez. Zoraki yakın oldukları olsa da. 


Ne diyelim; uzaklıklar sadece mesafede kalsın, yakınlıklar gönülden olsun, etrafımız sevgimizin ve özverimizin cazibesine ram olan dostlarımızla kardeşlerimizle dolsun.


Gönlünü sevgiyle açıp etrafındakileri sadece Allah rızası için kardeşçe kucaklamak isteyenlere gönülden binlerce selam olsun. Böyle kimselerin farkına varıp kıymetlerini bilelim ve onlara muhabbetle karşılık verelim. 


Sağlıcakla kalın. 


Peyami Bayram

19 Temmuz 2023

Arnavutköy, İstanbul 

20 Temmuz 2023

Dostluk ve arkadaşlık

Sosyal medyada arkadaşlık ve/veya takipçilik ilişkileri gerçek hayattan çok farklı. Bizim jenerasyon için bu mecralarda tanıdığımız onlarca insanla haberleşmek ilk baştaki hedefimizdi belki, ve bu bize teknolojinin sunduğu iyi de bir imkandı. 

Ancak zaman içinde bu bizim düşündüğümüz ve hayal ettiğimiz istikamette değil de bu mecraları tasarlayan ve yönetenlerin planladıkları ve bizi yönlendirdikleri şekilde gelişti ve yolda karşılaşsak birbirimizi tanımayacağımız yüzlerce insanla iletişim kurmuş olduk. Bu arada belki iyi dostluklar da gelişti bu tanımadıklarımızla ama hep sanal, yani karşılıklı bedel ödenen bir şey değil bu sanal dostluklar. Ne bir çay ısmarlamak ne evinde, iş yerinde misafir etmek ne de zor gününde yanında olmak. Ayrıca bazı gerçek hayatta tanıdıklarımızın da çok farklı yönlerini gördük, belki şaşırdık, belki memnun olduk, belki üzüldük, belki karşılıklı birbirimize darıldık. Sonuçta bunların hepsi sanal ortamda oldu. 

On yılı aşan sosyal medya macerasında şunu gördüm; insan hep aynı. Her yerde, her ortamda ve her ilişkide hep aynı. İyisiyle, kötüsüyle her ortamda kişiliğini, karakterini ve ahlakını ortaya koyuyor. 

Hakiki dostluklarımız, hakikatli dostlarımız eksik olmasın hayatımızın her alanında. 

Sağlıcakla kalın. 

Selam, sevgi ve saygılarımla. 

Peyami Bayram

18 Temmuz 2023

Arnavutköy, İstanbul

Kıbrıs’ın Önemi


Osmanlı Devletinin zayıfla(tıl)ması neticesinde elimizden çıkan topraklar üzerinde işgalci emperyalistler tarafından onlarca kukla devlet(!) kurulmuştu. Bunların içinde Orta Doğu ve dolayısıyla bütün dünyanın baş belası olan ve 1948 yılında resmen kurulan İsrail devletinin bayrağında mavi iki çizgi arasında siyon yıldızı bulunmaktadır. Manası ise Siyonistler için arz-ı mevud(vaadedilmiş topraklar) olan Fırat ve Nil nehirlerinin arasındaki bölgede kurulması hedeflenen Büyük İsrail Devletini ifade etmektedir. Yani elimizden daha önce aldıkları topraklar yetmemiş, bugünkü topraklarımızda da hâlâ gözleri var.

Misak-ı Milli sınırları hiçe sayılarak Anadolu topraklarına sıkıştırılmış Türkiye Cumhuriyeti emperyalist güçler tarafından sanki eline vur lokmasını da al gibi düşünülmüştü adeta. Kıbrıs adası Akdeniz’de hem Türkiye’nin güneyi hem de başta İsrail olmak üzere Doğu Akdeniz’e kıyısı olan ülkeler için son derece stratejik bir konumdadır. Bu adayı Rumlar’ın eliyle emperyalizmin üssü haline getirmek üzere Kıbrıs’taki Türk varlığını bitirmek için her türlü zulmü ve soykırımı yaptılar. Nasıl olsa Türkiye Cumhuriyeti güçsüz, ABD’nin sözünden çıkamayan bir ülke idi onlara göre. 

Adadaki gelişmeler hem orada yaşayan Türk halkı için dayanılmaz boyutlara gelmişti hem de Türkiye’nin güney güvenliği büyük tehdit altında idi. Bu durumda yapılması gereken şey tıpkı İstiklâl Harbi’ndeki ruhla Kıbrıs’a bir askeri harekâttı. 20 Temmuz 1974 sabahı “Ayşe tatile çıksın” kodlu emirle Türk askeri adaya çıktı. 

Harekâtın detayları ve sonrasında Amerika’nın ambargosu ile nasıl başa çıkıldığı konusuna girmeyeceğim burada. 

Adına Kıbrıs Barış Harekâtı dediğimiz bu askeri harekât neticesinde 1976’da adada önce Kıbrıs Federe Türk Devleti kuruldu. Daha sonra 15 Kasım 1983’te Kubrıs halkı self determinasyon hakkını kullanarak Kıbrıs Türk mücahitlerinden merhum Rauf Denktaş’ın liderliğinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni ilan etmiştir. 
Bu devletin bayrağı da iki kırmızı çizgi arasında ay yıldız olarak kabul edilmiştir. Böylece bölgedeki bütün devletlerle birlikte bütün dünyaya Fırat ile Nil nehirleri arasındaki Türk varlığı kırmızı çizgilerimizle unutulmamak üzere hatırlatılmıştır. 

Bu anlamlı günde tüm Kıbrıs mücahitlerini, gazilerimizi ve şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyorum. 

Türkiye umuttur🇹🇷
Türk beklenendir. 🇹🇷

Peyami Bayram
20 Temmuz 2023
Arnavutköy, İstanbul 

15 Temmuz 2023

15 Temmuz 2016’ya Nasıl Gelindi?

“Türk olamadıysan oldun Amerikalı”

İsmet Özel


Türkiye Cumhuriyeti tarihi bir dizi darbelerle şekillenmiştir. 

Cumhuriyet kurulmadan çok önce de Osmanlı Devletini bir kaç önemli darbe ve darbe girişimi zaafiyete uğratmıştı. İçteki hainlerin dışarıdaki emperyalist güçlere ram olması neticesinde koskoca imparatorluk malum olduğu üzere paramparça edilerek büyük bir işgalin neticesinde son nefesini vermek üzereyken kuvayı milliye ruhu ile adeta küllerinden yeniden doğmuştu. 


Bu esnada dünyada Osmanlı Devletinin parçalanması ile değişen güç dengeleriyle Birleşik Krallık denilen üzerinde güneş batmayan imparatorluğun yeni dünyadaki üssünde kıta Avrupa’sını da etki alanına alarak okyanus ötesinde kurulmuş ve hazırlanmış olan ABD adında yeni bir güç dünya sathına yayılmaya başlamıştı. Birinci Dünya Savaşı ile Osmanlı Devletini ortadan kaldıran bu güçler İkinci Dünya Savaşı ile de  arkalarında yetmiş milyondan fazla ölü ve yakılıp yıkılan yüzlerce şehir bırakarak Sovyetler Birliği ile dünyadaki egemenlik alanlarını pay etmişlerdi aralarında.


Türkiye Cumhuriyeti Kore Savaşında komünist doğuya karşı batıya sadakatini ispatlamış olarak miladi 1952 yılında ABD ve İngiltere’nin domine ettiği, yani aslında sırf kendi menfaatleri için kurulan  Kuzey Atlantik İttifakına kabul edilmişti. Türkiye NATO saflarında “Allah Allah” nidaları ile savaşan tek müslüman ülkedir hala. 


Sonra ne mi oldu?


Adına Amerikan Askeri Yardım Heyeti denilen JUSMMAT (Joint US Military Mission for Aid to Turkey, "Türkiye'ye Yardım için Ortak ABD Askeri Kurulu Ankara’nın göbeğine yerleştirildi. Genelkurmay Başkanlığımızı adeta perde ardından yöneten bu garip(!) kurum yakın zamana kadar işlevini sürdürdü. 


1960 ve 1980 askeri darbeleri, 1971 12 Mart muhtırası, 1997 28 Şubat MGK Bildirisi, 2007 27 Nisan E-Muhtırası Türkiye’nin demokrasi tarihine doğrudan ve dolaylı askeri müdahaleler olarak geçmişse bunda NATO vasıtası ile Türk Silahlı Kuvvetleri’ne nüfuz eden Amerika’nın marifeti ve payının büyüklüğü tartışmasızdır.


Bu esnada Türkiye’de fikir hareketleri de hem dünyadaki gelişmelerin etkisiyle hem de içteki bazı gelişmelerle Anadolu halkının geleneksel/örfi talepleri neticesinde farklı ve zıt kutuplarda gelişmekteydi. Siyasete yön veren büyük güçlerin bunu da mutlaka kontrol altında tutması gerekirdi. Bir yandan sol/sosyalist/komünist fikirler, diğer yandan ise milliyetçi/muhafazakar/dindar akımlar Türkiye’nin istihbarat örgütünün de doğrudan içinde olan ABD’nin yakın takip ve yönlendirmesi altındaydı. Bu fikir hareketleri farklı örgütlenmelere ya yönlendiriliyor veya mevcut örgütler içine sızdırılan elemanlar vasıtasıyla istenilen mecralara sürükleniyordu. 


ABD için bütün ilişkilerde kazanç esastır. Hiçbir fikir, inanç, düşünce veya harekete duygusal ve teorik bazlı bakmazlar. Kendi menfaatleri için uygun hale getirebildikleri her türlü fikir, inanç veya organizasyonu desteklerler. 


Yukarıda zikrettiğim darbe ve darbe benzeri askeri müdahalelerin hepsinin öncesinde bu tür mekanizmalar ABD tarafından istismar edilmiştir. Sadece ülkemizde değil bütün dünyada uzun vadeli planlar yapan ABD kurduğu veya desteklediği örgütleri çok farklı projelerde de kullanmak üzere alternatif planlar yapmaktadır. 


Fetullah Gülen ve ekibi de 1960lardan itibaren pek çok diğer örgüt ve benzerleri gibi kullanışlı bir aparat olarak günden güne güçlendirilerek uluslararası bir hale getirilmişti. Hem ılımlı İslam fikirleri ile İslam dünyasında hem de Türk okulları ile Türk dünyasında müzahir grupların ilgi odağı haline getirilmişti. Fakat Fetullah’ın himayesindeki bu örgüt Türkiye Cumhuriyeti’nin bürokrasi, yargı ve askeri kurumlara sinsice yerleştirilen elemanları vasıtasıyla 1980lerden itibaren her kademede gizli bir şekilde nüfuz elde etmişti. 


ABD ve NATO ile uyum içinde çalışan ve Fetullah’ın örgütü ile de ilk zamanlarda işbirliğine giden Recep Tayyip Erdoğan hükümetleri zaman içinde askeriye dahil kamu kurumları üzerinde yeterli nüfuza eriştiğine kanaat getirince Fetullah’ın elemanları ile yolları ayırdı. Bu durum ABD’nin hiç işine gelmedi. Zira Erdoğan gibi güçlü bir liderin yıllardır planlar yapıp emek verdiği 1979 İran devriminden sonra Orta Doğu’nun merkezine oturttuğu çok önemli bir konumdaki Türkiye’nin başında kontrolsüz bırakılması uygun değildi. Bu maksatla FETÖ militanı yargıçlar tarafından MİT müsteşarının ifadeye çağrılması aslında dönemin başbakanı için kurulmuş bir kumpastı. Tıpkı daha önce TSK içindeki kadrolaşmalarının önünü açmak için yapılan kumpaslar gibi. Son olarak 2015 seçimlerinde de demokratik yollarla iktidardan uzaklaştırılamayan Erdoğan’ın tasfiyesi için tek bir yol kalmıştı; askeri bir darbe. 


15 Temmuz 2016 gününe işte böyle gelinmişti. 


Devam edecek..


Peyami Bayram

15 Temmuz 2023

Arnavutköy, İstanbul 

RAMAZAN 1447 CÜZ 30

OTUZUNCU CÜZ   Hicri 1447 yılında Ramazan ayı 29 günde hitama erdiği için bu son günde iki cüz birden okuduk ve Kur’an-ı Kerim’in kalbi ve...