12 Nisan 2023

Kentsel dönüşüm ve illüzyon


Kentsel dönüşüm mü rantsal dönüşüm mü?

Kelimeler ve kavramları birer sihirli sözcük gibi kullanarak kalabalıkları aldatarak/yanıltarak rant elde edenlere kızanlar yine o kalabalık kitlede olanlar. Yani biz, hepimiz..

Ne garip bir durum aslında değil mi?

Tıpkı illüzyon oyunu izlemek gibi. Herşey gözümüzün önünde ve gözümüzün içine baka baka yapılıyor. Ama bu illüzyon oyunundan çok farklı. Giden bizden gidiyor. Hepimizin, yani kamunun olan hak ve menfaatler bize illüzyonu sergileyenler  ve onlarla işbirliği yapanlara aktarılıyor. 

Ve biz bu oyunu izlemeye devam ediyoruz. Hem de göz boyayıcıları alkışlayarak. 

Siyasi, dini, ideolojik görünümlü farklı narkozlarla uyuşturulan halkın uyandığında kaybettiklerini geri alması neredeyse imkansız hale geliyor. Bizim uyanmadığımızı var saysak bile bizden sonraki nesil neden ve nasıl bu hale gelindiğini, görece niçin fakirleşildiğini sorgulamaya başlayacaktır. 

İllüzyonu alkışlarla izleyen ama aslında ezilen ve sömürülen bu garip kişiler yaşarken sessiz kaldıkları haksızlıklar dolayısıyla sonraki nesiller tarafından da pek hayırla yad edilmeyeceklerdir. 

‘Ben yaşarken oldu herşey’ diyordu ya şair; işte öyle herşey biz yaşarken oluyor. 

Farkında olmak, farkına varmak ve harekete geçmek çok mu zor?

Peyami Bayram

12 Nisan 2023

Arnavutköy, İstanbul 

Çizim: Mimar İrem Mollaahmetoğlu - Mimar Ferhan Yürekli

10 Nisan 2023

Ramazan ayının düşündürdükleri 2

Konfor dünyada sahte cenneti yaşatır insana. Konfora erişmeyi bunun için ister insan, kavuşunca da bırakmayı hiç istemez. Sonra da konforunu korumak için neler feda eder anlamak için herkes kendine ve yakın çevresine baksın yeter.

Sonunda ölüm olduğunu bile bile, yani toprakta çürüyüp gidecek bir bedenin bu kadar konfora alıştırılması ve bunca şeyin bencilce feda edilmesi ahiret inancı olan insan için ne büyük saçmalık.

Ahirete inanmıyorsa cenneti bu dünyada yaşamak istemesinden daha doğal bir şey de olamaz tabii ki.

Bu dünyadaki bütün çatışmaların temeli işte bu sanırım. 

Cenneti bu dünyada yaşamak isteyen ile Hak ve adalete inanan ve ahirette cennete kavuşmayı uman arasındaki mücadele bitmemiş ve bitmeyecek.

Safını belli etmeyenler ise en tehlikelisi bence..

Peyami Bayram

9 Nisan 2022, 18 Ramazan 1444

Arnavutköy, İstanbul 

05 Nisan 2023

Ramazan ayının düşündürdükleri 1

Biz müslümanlar her yıl Ramazan ayında bir ay aralıksız olarak oruç tutuyoruz. Sabahın ilk ışıkları ile başlayan orucumuz gün batımında sona eriyor.
Oruç tutmaya niyetlenen bir müslüman normal günlük yaşamına devam ediyor. Ancak oruçlu olmadığı günlerden farklı olarak hiçbir şey yemeden, içmeden ve cinsel münasebette bulunmadan akşama erişmesi gerekiyor. Görünürde çok da zor olmayan bir şey gibi görünüyor. Sağlıklı olan herkesin yapabileceği bir şey gibi. Öyle, gerçekten de sağlıklı bir insan için sabahtan akşama kadar sabredilecek bir durum. Çok sıcak günlerde susuzluk, ve ağır işlerde çalışmak durumunda ise hem açlık hem de susuzluk sağlıklı insanlar için dahi dayanılması zor olabilir elbette. Fakat bu durumda bile sabır ve tahammül boyutları insan iradesini aşan şeyler değil. Önemli olan inanmak, niyet etmek ve azimle sabretmektir. 

Aslında paylaşmak istediğim bunun çok ötesinde bir şey var. 

Yıllardır tuttuğum oruç bana başka bir kapı aralıyor. Her sabah gün ağarırken başladığım ve akşam ezanı ile iftar ettiğim her bir oruç bir gün değil de bir ömrün özeti gibi geliyor bana. Gün boyunca önümde, erişebileceğim her yerde bulunan yiyecekler çok aç olsam da bana yasak/haram ve susuzluktan damağım kurusa da bir yudum su bile bana haram. Helal kazançla elde edilmiş tertemiz ve helal olan bu yiyecek ve içecekleri bana bu süre içerisinde haram kılan ise sadece benim oruca niyet eden iradem. Oruç öyle bir ibadettir ki benim oruçlu olduğumu benden başkasının bilmesine imkan yoktur. Yani yemek içmek konusunda öz iradem dışında beni hiç bir kimse ve güç durduramaz. Aslında görünürde aç ve susuz olarak zayıf olduğum ilk akla gelen bir durum olsa da oruç her yıl benim irademi çelik gibi daha da güçlendiriyor. 

İşte bu bir gün tutulan her bir oruç ve Ramazan ayı bir hayatın özeti gibi gelir bana. Hayat boyu önümde serili yiyecek, içecek, cinsellik, mal, mülk, makam ve benzeri envai çeşit imkanı hayatımın son nefesine kadar inancımın ilkeleri çerçevesinde helallik ölçüsü ile değerlendirir ve haram olana asla uzanmam. 

Oruçlu geçirdiğim her günün sonunda iftar ederken bir yudum suyun, bir lokma yiyeceğin değerini iliklerime kadar hissederim. İftar soframı ailem, dostlarım, varsa muhtaçlar ve komşularım ile paylaşmaktan bambaşka bir haz duyarım. Ramazan ayının sonunda ise bir ay boyunca ortaya koyduğum iradenin mükâfâtını bir bayram şenliği içinde tüm ailem, dostlarım ve komşularım ile birlikte kutlarım. 

İşte böyle; tıpkı oruç tutar gibi bir hayat yaşayıp uzanabileceğim halde harama el uzatmadan, erişebileceğim halde haram işlere bulaşmadan bir hayat yaşamak.  Ömür boyu helali istemek ama onun da zamanını beklemek müslüman bir irade sahibi için hayat yolunun kısa bir özetidir aslında. Cennet; iradesini bu yönde kullanan ve sabreden kulları için Allah’ın sınırsız nimetlerini hesapsızca sunduğu en büyük ve en güzel bayram yeridir. Ne mutlu o bayrama kavuşana. 

Bu sebeple onbir aya sultan olmuştur Ramazan ayı. 

Her sene oniki ayın bir ayında bu talimi yapmazsam nefsim irademe ipotek koyar, beni şeytanın hileli yollarına çeker, Allah’ı unutturur. Ya sonra? Ölüm gelince hangi hazırlık ve hangi sicille ayrılacağım bu dünyadan? Hangi yüzle ve nasıl çıkarım oniki ay boyunca unuttuğum hesap verilecek o makama?

İşte bu yüzden iyi ki oruç var, iyi ki Ramazan var. Öze, yaratılış koduna, fıtrata dönüş, yeniden dirilişe ve ebedi kurtuluşa vesiledir Ramazan. Sabretmeyi, sebatkâr olmayı, sınırları gözetmeyi, kanaati, israf etmemeyi, nefse hakim olmayı ve olanı paylaşmayı bize talim ettiren hep Ramazan günleridir. 

Ben de Ramazan günlerini her yıl yeniden yenilenmek ve kirlerden arınmak için bir fırsat olarak kabul ediyorum. Ve elbette sonunda kavuşmayı ümit ettiğim cennet nimetleri içindeki o en güzel bayramı bu hayat yolculuğunda benimle beraber olan tüm ailem ve dostlarımla birlikte kutlamak istiyorum inşallah. 

Peyami Bayram
5 Nisan 2023, 14 Ramazan 1444
Arnavutköy, İstanbul 


28 Mart 2023

Şahsiyetli olmak

Şahsiyetli olmak 


Bir futbol takımını tutuyor olabilirsiniz. Bir siyasi partinin çizgisini/ilkelerini benimsiyor olabilirsiniz. 

Bir liderin, bir önderin veya ünlü bir şarkıcı veya oyuncunun hayranı olabilirsiniz. 

Hatta fanatik düzeyde bir hayran veya taraftar da olabilirsiniz. 


İnsanın bir şeyleri sevmesi, benimsemesi veya taraftarı olması olağan bir durumdur. Yalnız bu durumun aşırılığı ve kronik bir hal almasını olağan dışı olarak gördüğüm için bunu ele almak istiyorum. 


Hani derler ya; durumu daha iyi anlamak için manzaraya biraz uzaktan, geniş açıdan bakmak gerekir diye. Şimdi gelin beraberce buna bir göz atalım. 


Şöyle bir düşünün; o taraftarı veya hayranı olduğunuz takım, parti, lider veya şarkıcı/oyuncu size ne kadar yakın bir mesafede? Yani fiziksel olarak siz onu ne kadar mesafeden görüyorsunuz, ne kadar temas kurabiliyorsunuz? Ona rahatça dokunabilir, mesela tokalaşabilir misiniz, doğrudan herhangi bir soru sorabilir misiniz? Doğrudan en ufak bir eleştiri yöneltebilir misiniz? Ya da düşünün; onunla sizin sosyal statünüz, ekonomik durumunuz, gerçek günlük yaşam biçiminiz ne oranda benzeşiyor? Veya ne bileyim siz onun ortamına girebilir misiniz veya aynı ortamda bulunsanız neleri paylaşabilirsiniz? Onun/onların yaşadığı mahalle/muhite siz girebilir, orada yaşayabilir misiniz?


Ve o size ne verir?


Bunları ciddi ciddi düşünmeli ve gerçeklerle yüzleşmelisiniz. Aksi taktirde kendi kişiliğinizi kurgulanmış bir hayal aleminde duygusal sömürüye terk etmiş olabilirsiniz. 


Aslında o hayranlık duyduğunuz kişi/kurum maddi açıdan sizden çok çok büyük, erişemeyeceğiniz bir kurmaca sosyal statüdedir. Bu durumda size bazen hileli senaryolar, bazen sihirli sözler, bazen aldatıcı/çeldirici görseller ve belki bazen nefsinize hoş gelecek umut vaat eden sözler sarf ederek  çoğunlukla sizin zaaflarınızı istismar ederler. Çünkü onlar bu statüden çok büyük maddi menfaatler elde etmektedirler. Böylece onlar konfor alanlarını umarsızca ve azgınca genişletmeye devam ederler. 


Siz hep verirsiniz ve sadece duygusal tatmin beklersiniz. O ise hem duygusal hem de maddiyat olarak sizden hep alır. Böylece aranızdaki mesafe sürekli daha fazla açılır. Onun sizden gittikçe uzaklaşması sizin gözünüzde onu daha da yükseltir ve yüceltir. Çünkü siz maddi bir karşılık almadan sürekli onun için emek veriyorsunuz, mütemadiyen onun size üstten baktığı/bakacağı kulenin tuğlalarını kendi ellerinizle üst üste diziyorsunuz. Onu öyle bir yere koyuyorsunuz ki ona erişilmezlikle beraber adeta bir dokunulmazlık da atfediyorsunuz. Kendi kendinizi düşürdüğünüz bu halde karşınızdaki öyle bir yücelmiştir ki gözünüzde artık sizin için iyinin, doğrunun ve güzelliğin zirvesidir artık o. Bu şekilde farkında bile olmadan kendi putunuzu yontmuş olursunuz zamanla. Artık o bir efendi ve siz de adeta bir köle olmuşsunuzdur. Hem de gönüllü bir köle!


Aman diyeyim kendinizi böyle ucuza, bedavaya, hatta üste bedel ödeyerek hiç kimseye, hiç bir şeye kul/köle etmeyin. 


Sevgide, hayranlıkta ve tarafgirlikte ölçülü davranmadan kendini ve kişiliğini kaybetmenin sonu sadece hüsran ve ızdıraptır. Bir vehimle yücelttikleri kimseler ihtiyaç duyduğu anda insanın yüzüne bile bakmazlar ve dahi ‘peşime takılmanızı ben demedim, siz kendiliğinizden gelip peşime takıldınız’ diyerek yüzüstü bırakırlar. 


Şahsiyet sahibi olanlar ise izzet ve haysiyetini her şeye rağmen koruyanlardır. Çünkü onlar hiçbir şeye muhtaç olmayan, övülmeye gerçekten layık olan ve karşılıksız veren, sevginin asıl kaynağı, göklerin ve yeryüzünün tek ve benzersiz yaratıcısı, insanın görebildiği ve göremediği her şeyin hakiki sahibi olan Allah’tan başkasına ümit bağlamaz, O’ndan başkasına içtenlikle hayranlık duymazlar. Zira Allah insana şah damarından daha yakın, insana hesapsız rızık veren, her türlü noksanlıktan uzak, evrenin tek ve rakipsiz hükümdarı, her şeyi gören, işiten ve kaydeden, ölümden sonra da hesapları adaletle görecek tek hakimdir. Hayat sınavını başarıyla tamamlayanlara ebedi hayatta sonsuz huzur ve mutluluğu da mutlak iyiliğin asıl sahibi olan Allah verecektir. 


Suistimal edilmemek, emekleri ve zamanı boşa israf etmemek ve bertaraf olmamak için Allah’ın tarafında olmak şarttır. 


Ebedi huzur ve mutluluğu kazanmak için şahsiyet sahibi olmak gerekir.


Peyami Bayram 

28 Mart 2023 / 6 Ramazan 1444

Arnavutköy, İstanbul 






22 Mart 2023

Ramazan

Ramazan


Hiç bitmeyecek gibi ama sınırlı bir zaman,

Her şey bolca var ama helaller bile haram.

Sadece bu kadar mı sandın;

Öyleyse çok yanıldın..


Ramazan aslında hayatın özetidir;

Her yıl insana tekrar nefsini öğretir.

Allah’a yakın olmak istersen nefsini tanımalısın,

Sen sayılı orucu değil nefsini tutmalısın.

Bizim gibi midesi olan hayvanlar bile;

Açlığa dayanır sınırlı bir süre;

Sabahtan akşama açlık orucu kime göre?

Açlık ve susuzluk nefsin en alt terbiyesidir;

Sen insan olmak için daha derine gir.


Uykudan başla önce,

Öfkeni tut sinirlenince,

Şakadan olsa da yalan deme,

Haramı hiç düşünme,

Helali gözünle bile yeme,

Çok zor olsa da veremediklerini ver,

İçindeki kötülükleri muhakeme pazarına ser.


Kalbindeki kini, nefreti ve hasedi çıkar,

Göreceksin; 

yerine ne çok iyilik, sevgi ve merhamet sığar. 

Açlığa ve yoksunluğa gülümse,

Sebat ve kanaatten ölmez hiç kimse.

Nefsine hakim olmanın hazzını hisset,

Allah’ı her anında hatırla, çokça zikret,

O'na içtenlikle şükret..


Gözü tok olanın gönlünün de tok olduğunu 

öğretir bize Ramazan. 

Açlık ve susuzluk değildir hatırda kalan. 

Paylaştıklarımızdır, 

azdan az, çoktan çok verdiklerimiz,

ikram ettiklerimiz, 

güler yüzle hoş sohbetlerimiz,

Ve bayrama erişmek için;

sabrın ve tevekkülün verdiği güvendir bize kalan;

aslında hayat kısacık bir Ramazan..


Peyami Bayram

22 Mart 2023, 30 Şaban 1444

Arnavutköy, İstanbul 





16 Mart 2023

NEYİ NEREDE KAYBETTİĞİNİ UNUTMA!

Nasreddin Hoca evinin önündeki sokakta bir şey aranıp duruyormuş. Komşular ne aradığını sormuşlar, o da anahtarı kaybettiğini söylemiş. Komşular da yardımcı olmak için sağa sola beraber bakmaya başlamışlar. Derken komşulardan biri “hocam anahtarı burada mı kaybettin?” diye sormuş. Hoca da “hayır, samanlıkta kaybettim” demiş. Komşusu “peki niye burada arıyorsun?” diye sormuş, bunun üzerine Hoca “samanlık karanlık, burası aydınlık onun için burada arıyorum” demiş. 

Bizim sorularımız/sorunlarımız da tıpkı hocanın anahtarı gibi karanlıkta kaldığı için veya bilerek sorunlarımızı karanlıkta bıraktığımız için bir türlü çözülmüyor.

Üzerine gitmekten çekindiğimiz, ortaya sermekten korktuğumuz her sorun aslında geride bıraktığımız değil sırtımızda yük ettiğimizdir. Farkında olmasak da o bizi yorar ve yıpratır. Ya da başka bir ifadeyle çözülmemiş sorular/sorunlarımız er veya geç önümüzde engel olacaktır. 

Oysa çözüm bekleyen sorular/sorunlar bizim önümüzü aydınlatacak birer ışık olma potansiyeli taşırlar. 

Her sorun aslında bize hayat yolculuğunda birer anahtar gibidir. Onun hangi kapıları açacağını bilemediğimiz için korku ve endişeye kapılırız çoğunlukla. Halbuki neticelerinden veya etkilerinden korktuğumuz, kaygılandığımız şeyler geri planda durdukça endişe ettiğimizden daha çok bize zarar verir de farkında olmayız. 

Kısacası karanlık da olsa kaybettiğimiz anahtarı elimize bir fener alıp samanlıkta aramadığımız sürece o anahtarı asla bulamayız ve o anahtarın açacağı kapıdan da içeri giremeyiz. Konu komşuyu gereksiz yere yorduğumuz da cabası🙃

Sağlıcakla kalalım..

Peyami Bayram 
16 Mart 2023
Arnavutköy, İstanbul 

15 Mart 2023

DIŞ GÜÇLER VE İÇ GÜÇLER

Önce bize hikmet dolu dersler bırakan Nasreddin Hoca'dan bir fıkrayla başlayalım.

Bir gün Nasreddin Hoca'nın eşeği çalınmış. Can sıkıntısı içinde durumu komşularına anlatınca her kafadan bir ses çıkmaya başlamış. Birisi:
- Hocam demiş niye ahırın kapısına iyi bir kilit takmadın sanki?
Bir başkası:
- Evine hırsız giriyor da senin nasıl haberin olmuyor? diye konuşmuş.
Bir diğeri de :
- Hocam demiş, kusura bakma ama eşeğin çalınmasına en büyük sebep yine sensin. Çünkü doğru dürüst bir ahırın bile yok. Nerden baksan dökülüyor. Hoca kızmış:
- Yahu demiş, iyi, güzel de kabahatin hepsi benim mi? Hırsızın hiç mi suçu yok?

İstenmeyen bir durumla karşılaşınca hem kendimizin hem de etrafımızdakilerin farklı yorumları olur. Herkesin bakış açısına göre değişen yorumlardır bunlar. 
"Başıma gelen olayların esas oyuncusu kimdir?" sorusuna ne cevap verilebilir? 
Bu sorunun makul, mantıklı ve tutarlı cevabı "ben" olmalıdır.
Hemen itiraz edecekler vardır bu önermeye elbette. Hem de bir çok örnekle birlikte. Onlara da bir diyeceğim olamaz. Öyle ya, dünyanın bin türlü hali var.

Özgür irade dediğimiz şey insanın eylem serbestiyetidir. Karşılaşacaklarının hiç bir zaman ve hiç bir yerde bir garantisi olmamasına rağmen insan ileri doğru adım atmaya devam eder. Hür ve reşit bir insan olarak attığı her adımın da sorumlusu kendisinden başkası değildir.
Dolayısıyla başına gelenlerin esas oyuncusu ve de birinci dereceden müsebbibi çoğunlukla kendisidir.
Bunları ifade edince hemen herkesin aklına mağdur olduğu senaryolar gelir ve "ama nasıl olur, ben yolda yürürken karşıma kötü insan çıktı ve benim cüzdanımı gasp etti, ben uyurken evime giren cani beni yaraladı, trafikte kurallara uygun araç sürerken alkollü bir sürücü bana arkadan çarptı, sadece evden dışarı çıkmıştım ve maske de takmıştım ama o esnada virüslü bir komşumdan hastalık bulaştı vb.. daha pek çok durum sıralanır.
Biz olayların o anda gördüğümüz ve bizi etkileyen manzarasına bakarak çıkarım yaparız. Bu durumun önceden yaşadığımız bazı olaylarla ilişkisini, aldığımız eğitimin/eğitimsizliğin, hatalı/yanlış bilgi ve/veya yönlendirmenin, olayın diğer taraflarının geri planlarındaki gelişmelerin etkisini etraflıca değerlendiremeyiz, fark edemeyiz veya hissedemeyiz. Bir de bu olayın neticelerinin gelecekte kimlere, nelere ve nasıl sebep olacağını bilemediğimiz için yorumlar bugün makul gözükse de aynı olayla ilgili yarın çok farklı çıkarımlar yapılabilir.

Bireysel olarak içinde olduğumuz bir durumla ilgili en iyi yorumları ve çıkarımları iç sesimiz, yani vicdanımız bize söyler. Nefsimiz, yani egomuz ise dış ses olarak dış güçleri işaret eder daima. Nefsimizi bencillik, cimrilik, cahillik, yobazlık, kıskançlık, kibir, yalan, tembellik, haset, riya, hıyanet, korkaklık, iki yüzlülük, sinsilik, aşırı şehvet ve haz düşkünü olmak gibi kötülüklerden arındırmadığımızda nefsimiz her olayda önüne ve ardına bakmadan dış güçleri işaret edecektir.

Dış güçlerin suçu, kabahati veya kastı yok mudur peki?
Olmaz olur mu hiç, elbette vardır. Lakin bizim çok daha kolay uzanıp yetişebileceğimiz, düzeltebileceğimiz kendi kontrolümüz altında olan, olması gereken içimizdeki şeyler varken neden daha zor ve hatta çoğu kere imkansız olan dış etkenler, dış güçlerle uğraşalım ki?

Evet, hırsız suçludur ama biz yine de tüm kapıları kilitli tutalım.

Sağlıcakla kalın..

Peyami Bayram

15 Mart 2023

Arnavutköy, İstanbul


RAMAZAN 1447 CÜZ 30

OTUZUNCU CÜZ   Hicri 1447 yılında Ramazan ayı 29 günde hitama erdiği için bu son günde iki cüz birden okuduk ve Kur’an-ı Kerim’in kalbi ve...