12 Kasım 2021

TİCARETTE HERŞEY KARŞILIĞINI BULUR, YA HAYATTA?


Başladığımız her işe bitirilmesinin neticesinde bir beklentimiz olduğu için başlarız.

Bilgi, beceri, meslek veya diploma edinmek için eğitim alır ya da öğrenim görür; 

muhtelif ihtiyaçlar için gerekli parayı kazanmak maksadıyla ücretli bir işte çalışır veya ticaret yapar; 

çeşitli mahsuller elde etmek için bağ, bahçe, tarla işleri ile uğraşır; 

hastalığa şifa bulmak için hastaneye gider; 

ziyaret, dinlenmek ve eğlenmek için seyahat eder; 

mutlu bir yuva kurmak ve çocuk sahibi olmak için evleniriz. 

Yani ne yaparsak yapalım o işin sonucunda bir şey elde etmek maksadıyla başlarız. 

Herhangi bir işe başlamadan önce kimi insan inceden inceye bir çok plan, program ve hesap yapar, kimisi de tabiri caizse bodoslama girer işin içine. Her iki durumda da bir beklenti vardır elbette neticeden. Çok hesap edenin mi beklentisi ve/veya kazancı daha çok olur, yoksa diğerinin mi bu bilinmez.

Kimin nasıl başladığı ve bitirdiğinden ziyade insanın elinde ne kaldığına bakarak bundan tatmin olup olmadığı ile ilgilidir yazıdaki konumuz. 

İlk çocukluk evresi ile ergenlik sürecinde daha çok ebeveyn yönlendirme ve yönetimi altında olduğu için bu kısmı saymazsak insanın okul, iş ve meslek, evlilik, aile ve sosyal hayat gibi bir çok alanda tercihler ve seçimleri vardır. İnsan bütün bu tercih ve seçimlerinin ve tabii ki o yolda sarf ettiği emeğin karşılığını alır.

Başarılı bir eğitim hayatı ve iyi bir kariyer yolunda iş ve çalışma hayatını yürüten kişinin emeklerinin karşılığını aldığını ve bu süreçten kârlı çıktığını düşünebiliriz. Aynı şekilde güzel bir ticaret yapan ve günden güne sermayesini artıran bir tüccarın da süreçten kârlı çıktığını söyleyebiliriz. Gerçekten de bu durumdaki insanların zarar ettiğini kimse düşünmez.

Şurası bir gerçek ki hayat sadece eğitim, sadece iş, sadece aile, sadece sosyal hayat değil bunların da içinde olduğu bir bütündür. Hatta bu saydıklarımızın dahi kendi içinde safhaları, bölümleri vardır. İnsanın hayatın her alanında ve her alanın da her safhasında ve bölümlerinde kazançlı olması, kârlı çıkması neredeyse imkansız. Mesela herkes hastalanabilir, bir yakınını kaybedebilir, bir işinde zarar edebilir, bir dersten düşük not alabilir vs.

Burada üzerinde durmak istediğim konu hayata bütüncül olarak baktığımızda varılacak son noktada neticenin kâr mı yoksa zarar mı olacağının, kazananın veya kaybedenin neye göre belirleneceğidir.

Esasında belki de söylenmesi gereken tek ve en gerçek şey şudur: her insan bir gün mutlaka ölür.

İşte her şey burada bitiyor gibi gözükse de aslında burada başlıyor.

Neden?

Çünkü ölüm herkesi eşitliyor.

Çıplak ve soğuk bir beden ve toprakla buluşma..

Ya sonra?

İşte asıl hesap bundan sonra.

Nasıl mı?

Tıpkı bir ticaret gibi. 

Elindeki bir defaya mahsus verilmiş olan sermayeyi(hayat) nasıl yönettin, ne aldın, ne sattın, hangi yatırımı yaptın, nasıl tasarruf ettin veya nasıl israf ettin, kimin hakkı kaldı, kimin gözü kaldı, kimden (ç)aldın, kime/kimi sattın? 

Bunun gibi daha pek çok soru gibi soruların yaşanmış cevaplarını da karşımızda bulacağımız bir hesap sonunda hayat sermayemizden kar mı ettik yoksa zarar mı ortaya çıkacak.

Karşılığı mı?

Evet, çok yaşasa yüz yıllık ömrü olan insana bir kez daha dönüşü olmayan yaşanmışlıklardan ebedi bir hayata geçişte kaybettiğini görmüş olmak bile ceza olarak yeter bence. Hiç bir cehennem sahnesini düşünmeye gerek yok, o ebedi pişmanlık yeter. Birilerinin bayram ettiğini, sevinç çığlıkları atıp, mutluluktan uçtuğu bir ortamda tüm sermayesini kaybeden için çılgın alevli ateşlerden daha kötüsü hissedeceği pişmanlık ve hüzündür.

Oysa kazananın sevinci ne büyüktür düşünsenize. Kıt kanaat olsa da geçinip giderken ne en ufak ne bir menfaat ne de geçici bir heves yüzünden hiç bir kötülüğün, ahlaksızlığın, yalanın, dolanın, talanın ve zulmün yanında olmadan dümdüz yaşamış; alnının teri ve emeğinin karşılığında elde ettiği tertemiz kazancı ile hayatını idame ettirmiş bir insanın imtihanı/ticareti kazandığının müjdesini aldığındaki sevinç gözyaşları cennet ırmaklarıdır. Onun yaşadığı ebedi mutluluğun hazzının tarifi imkansızdır.

"Ve öyle kimseler var ki gerçekte inanmadıkları halde “Biz Allah'a ve Ahiret Günü'ne inanıyoruz” derler.

(Aslında) onlar, (böylece) Allah'ı ve imana ermiş olanları kandırmak isterler. Halbuki kendilerinden başka kimseyi kandıramazlar; ve bunu da fark etmezler.

Kalpleri hastalıklıdır, Allah hastalıklarını daha da arttırmıştır ve ısrarlı yalanlarından dolayı onları şiddetli bir azap beklemektedir.

Onlara “Yeryüzünde fesat yaymayın!” denildiğinde “Biz sadece ıslah edicileriz!” diye cevap verirler.

Gerçekte onlar fesat saçan kimselerdir, ama bunu (kendileri de) idrak etmezler.

Onlara: “Diğer insanların inandığı gibi inanın!” denildiğinde, “(Şu) dar kafalıların inandığı gibi mi?” diye cevap verirler. Gerçekte onlardır dar kafalılar, ama bunu bilmezler!

Ve imana ermiş olanlarla karşılaştıklarında, “Biz de [sizin gibi] inanıyoruz!” derler; ama şeytanî dürtüleriyle baş başa kaldıklarında, “Aslında biz sizin yanınızdayız, onlarla sadece eğleniyoruz” derler.

Allah da bu alaycı tavırlarından dolayı onlara hak ettikleri karşılığı verecek ve onları küstahlıkları ile başbaşa şaşkınca bocalamaya terk edecektir.

(Çünkü) onlar, hidayete karşılık sapıklığı satın almışlar, ama ne (bu) ticaretleri onlara fayda sağlamış, ne de [başka bir şekilde] hidayet bulmuşlardır." (Bakara Suresi, Ayet 9-16)

"Allah'ın vahyine [şeksiz şüphesiz] uyanlar, namazlarında dikkatli ve devamlı olanlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan gizli-açık başkaları için harcayanlar: işte ancak bunlar hiç kesintiye uğramayacak bir kazanç umabilirler." (Fatır 29)

"Onlar, ne ticaret ne de alış-verişin kendilerini Allah'ı anmaktan, namaz kılmaktan ve zekât vermekten alıkoyamadığı insanlardır. Onlar, kalplerin ve gözlerin allak bullak olduğu bir günden korkarlar." (NUR 37)

"Allah'ın kitabını okuyanlar, namazı kılanlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan (Allah için) gizli ve açık sarf edenler, asla zarara uğramayacak bir kazanç umabilirler." (FATIR 29)

Peyami Bayram

12 Kasım 2021

Arnavutköy, İstanbul


29 Ekim 2021

Çin Hakkında Notlarım

Çin Halk Cumhuriyeti











Dünyanın en kalabalık ülkesi.
Bir buçuk milyar insanın dünyanın geri kalan kısmına her türlü ve her kalitede üretim yaparak hayatta kalma mücadelesi verdiği devasa bir ülke.
Adeta dünyanın organize sanayi bölgesi. 🙂
Kapitalizmin en katı haliyle yaşandığı ülke hala komünist ilkelerle yönetiliyormuş sözde!
İçki ve kumar oldukça yaygın. Kazı-kazan türü çok çeşitli oyunlar neredeyse her adım başı.
Bütün moda ve pahalı markaların taklitleri elbette var ama hakiki olanlarının da belki dünyada en çok satıldığı ülke.
Yüzlerce dolar milyarderinin arasında dünya birincisi de Çinli.
İnsanlar adeta robot gibi çalışıyor.
Sabahın ilk ışıklarından önce bütün yollar hareketleniyor. Yanlış anlaşılmasın, namaza falan gitmiyor kimse 🙂, herkes işinin başına.
İkinci çocuk sahibi olmak bir kaç yıl önce serbest bırakılmış. Şimdi ise üçüncüsü yasak. İkinci çocuğunu doğuran kadınlar, belirli aralıklarla hastaneye gidip gebe olup olmadığını tespit ettirmek zorunda. Gebelik altıncı aydan önce anlaşılırsa zorunlu kürtaj yapılıyor. İlla da üçüncü çocuk sahibi olmak isteyen gizlenmeli ve doğumdan sonraki yüklü para cezasına katlanmalı imiş.
Bir Türk olarak en çok zorlanacağınız şey yemek konusudur sanırım. Helal gıda bulmak mümkün ama biraz zor. Bulduklarınız da lezzet konusunda sizi tatmin etmeyebilir. Neyse ki kahraman Türk'ler buralarda da restoranlar açmışlar. 🙂
Bu kadar büyük bir ülkeyi, böylesine büyük bir ekonomiyi, dünyanın dörtte bir nüfusunu idare etmenin zorluğu da aşikar.
Başta belirttiğim gibi Çin'in de yönetim biçimi Cumhuriyet!
Bir ülkenin adının cumhuriyet olması tek başına yeterli değilmiş demek ki.
Allah bizim Türkiye Cumhuriyeti'mize zeval vermesin.
Ülkemizin daha demokratik ve adaletin herkes için tatmin edici olması için hep birlikte çok çalışmalıyız.
Genel olarak Çin'de insanların mutlu olmadıklarını gözlemledim, güven içinde yaşamadıkları da her hallerinden belli. 18 katlı bir apartmanın her katında camların demirli olması bunu özetler sanırım.
Çoğunlukla kendi yaşadıkları şehrin dışında hiç bir yeri bilmiyorlar. Türkiye onlar için çok uzak bir yer. Bizim onların memleketine Uzakdoğu dediğimiz gibi onlar da bize uzak batı mı diyorlar acaba diye esprili bir soru sordum ama muhatabım anlayamadı 🤓

Peyami Bayram
29 Ekim 2016
Guangzhou, Çin

28 Eylül 2021

Nasihat 10

Boşuna dönüp dönüp arkana bakma.

Arkada bıraktıkların geçmişte kaldı.

Geçmiş; ha dün ha beş veya on yıl evvel ne fark eder..

Ne sen geriye gidebilirsin ne de o günler şimdiye gelir.

Hayal kurmak elbette güzeldir.

Lakin hayal geçmiş zamanların hatıralarına değil gelecek tasavvuru için kurulur ve bugünden yaşanır.

Bugünden emek vermediğin şeylerin hayalini istikbalde yaşama beklentisi beyhudedir.

Geçmiş geçti gitti.

İçinde yaşadığın bugün geçmişin pırıltılı günlerinin veya pişmanlıklarının üzerine hayal kurman için değil geleceğine plan yapman içindir.

Gelecek henüz gelmedi ve en yakın gelecekte dahi senin olup olmayacağının bir garantisi yok.

Dünkü olumlu veya olumsuz anılarını iyi değerlendirebilirsen onlar senin kıymetli sermayendir. 

Bu sermaye cebindeyken gelecekteki hayaline ulaşmak için iki şeye ihtiyacın var;

Önce istikametini doğrult, sonra sana o istikamette yoldaşlık edecek dostlarını seç.

Şimdi planını yap. 

Bu planını seçtiğin dostlarınla, bütün detayları ile şeffaf bir şekilde paylaş.

Her adımın için dostlarınla istişare et.

Az konuş, çok dinle, çok düşün.

Dostlarından onay almadığın en ufak bir adımı dahi atma.

Evet, haklısın, önemli bir soruya cevap bulmalı ilk önce; 

Kimdir dost?

Sana ham hayal satmayan,

senden menfaat ummayan,

iyi gününde yanında olduğu gibi sıkıntılı zamanlarında da senden uzak durmayan,

seni eleştirmekten çekinmeyen ve sana dalkavukluk etmeyen kişi senin gerçek dostundur.

Unutma ki zor zamanda seni sırtında taşıyanlar aslında sana iyilik yapmış olmazlar. Çünkü insan yükü ağırdır ve insan insanı yorar. Seni sırtında taşıyan, bil ki bir vakit sonra yorulur ve bırakır seni. Hakiki dost ise sen yorulduğunda veya sendelediğinde seni tutup kaldıran, yürüdüğün yolda elinden tutan, yol hakkında sana doğru bilgi veren, varmak istediğin menzil hakkında yolda seninle sohbet edendir. 

İşte böyle bir dost bulduysan onun ellerinden sıkıca tut ve sakın bırakma. Bırak eleştirileri seni yaralasın, hepsi birer çıban gibi baş vermiş kabahatlerini belki dostunun keskin sözleri keser de içindeki cerahati boşaltır. Böylece rahatlarsın ve sağlıklı bir şekilde dostunla yeni hedefine birlikte yürürsünüz.

Ne demiş eskiler; Evvel refik, sümme-t tarik. Yani önce dost, sonra yol ve yolculuk.

Selametle dostum, yolun açık olsun..

Peyami Bayram

28 Eylül 2021

Arnavutköy, İstanbul







22 Eylül 2021

Başörtüsünün 34 yıllık serencamı


Bugün mezunu olmakla şeref duyduğum Kara Harp Okulu'ndan mezun olan teğmenler törenle diplomalarını aldılar. O muhteşem mezuniyet ve sancak devir teslim törenini çocukluk yıllarımdan itibaren her yıl merakla izlediğim gibi hala aynı heyecanla izlerim.  Bu yıl mezun olan pırıl pırıl genç teğmenlerimizi can-ı gönülden tebrik ediyorum. Allah hepsini vatana, millete hayırlı hizmetlerde bulundursun, başarıları daim olsun. 

Özellikle seksenli, doksanlı yıllarda başörtüsü düşmanlığı yapılan, irtica kovalamacası oynanan bir ortamı bizim nesil yaşadı. 34 yıl önce diploma aldığımız gün irtica soruşturması geçirmiş bir Harbiyeli olarak atılmadan mezun olabilmenin buruk sevincini yaşadığımı çok iyi hatırlıyorum. Zira teğmen olmakla atılmanın bir türünden kurtulmuştum. Fakat bundan sonraki her YAŞ toplantısında yüreğim hop edecekti. Dahası cadı avına çıkmış gibi peşimize düşenlerin verdiği rahatsızlık, evlendikten sonra eşimin başörtüsü yüzünden dışlanmalarımızı, hor görülmemizi hiç unutmadık. Hatta emekli bir ordu mensubu olarak yakın zamana kadar  eşime kimlik kartı bile verilmeyişini de..

Peki şimdi, aradan 34 yıl geçtikten sonra ne oldu? 

Bugün Kara Harp Okulu'ndan beşincilikle mezun olan başörtülü bir kızımıza, Teğmen Müberra ÖZTÜRK'e diplomasını Genelkurmay Başkanı verdi.

Ne oldu? Ülke mi yıkıldı, Cumhuriyet mi yok oldu?
Her şey yerli yerinde duruyor.

Demek ki mesele başörtüsü değilmiş. 

Mesele bambaşka bir mücadele. 

Başörtüsü ve irtica karşıtlığı kılıfı ile birilerinin bir takım yerlerin projelerini hayata geçirmesi. Ülkemizin bir iç çatışma ile oyalanması. Bu vesileyle her alanda geri kalması için insanımızı birbirine karşı cephe almaya ittiler. Türkiye nüfusunun yüzde ellisi olan kadınlarımızın en az yarısının başörtülü olduğunu var sayarsak toplam nüfusun yüzde yirmi beşi gibi önemli bir kesim eğitim ve istihdamdan mahrum kaldı yıllarca. Yani gelişme ve kalkınmada büyük yara aldık da farkında mıyız acaba?

Bunu anlayıp idrak edecek insan sayısı da çok az maalesef. 

Olanlar bizim gençlik yıllarımızda çapsız, basiretsiz, din, iman, istikamet ve adalet hissinden yoksun birilerinin zulmüne uğramamızla kalmadı. Dahası, gerçekten çok yüksek vasıflara sahip, aldığı eğitimin hakkını fazlasıyla ortaya koyan, gözü pek, cesaret timsali binlerce kahraman asker gerçekte "irtica", kayıtta ise "disiplinsizlik" gibi düzmece bir iftira ile ve gözyaşları ile bu güzide ordudan uzaklaştırıldı.

Dünya yalan, ömrü olan neler görüyor neler.

Allah bilir daha nelere şahit olacağız.

Rabbim sonumuzu hayreylesin.

Merhum İstiklal şairimiz Mehmet Akif Ersoy'un "Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın" dediği gibi, Allah bu milletin değerlerine savaş açanlara bir daha asla fırsat vermesin.

Bu ülkenin tarihi, bu milletin kadim değerleri ve hukuk ayaklar altına alınarak ne orduda ne de devletin başka kurumlarında bu ülkenin hiç bir kesiminden hiç kimsenin emekleri heba edilmesin, idealleri ve hayalleri söndürülmesin.

Türkiye hem coğrafi konumuyla hem de Türk milletinin Orta Asya'dan beri getirdiği ordu ve devlet yönetimi geleneğiyle dünyada tarihin ve coğrafyanın kavşak noktasında duran yegane ülkedir.

Sorumluluğumuz çok büyük, unutmayalım ki;

Türkiye dünyanın umududur..🇹🇷

Türk beklenendir..🇹🇷


Peyami Bayram

30 Ağustos 2021

İstanbul

01 Eylül 2021

USTA ARANIYOR


İşinin erbabı,

mesleğini severek icra eden,

işini hakkıyla yapan,

yeniliklere açık, kendini sürekli geliştiren,

malzemeden çalmayan,

sözünde duran,

yalansız, dolansız iş yapan,

zamanında başlayıp vaktinde bitiren,

yanında çalıştırdığını hem eğiten hem doyuran,

müşteri memnuniyetini önceleyen, beğenilmeyen ürün ve hizmeti zorla kabul ettirmeye çalışmayan,

işine ve ürününe hile katmayan,

hak ettiğinden fazlasını istemeyen,

müşterisini, patronunu, tedarikçisini, çırağını, kalfasını aldatmayan,

bilmediği, anlamadığı işi sırf para kazanma hırsıyla üstlenmeyen,

kendisine yapılmasını istemediğini başkasına da yapmayan

inşaat, otomobil, tesisat, elektrik, gıda, mekanik, temizlik, çiftçilik, kunduracılık, berber, kuaför, marangoz, demirci ve diğer tüm sektörlerde ve branşlarda USTA ARANMAKTADIR.

Bulanın, bilenin en yakın dostuna bildirmesi iinsanlık namına rica olunur.

Not: Söz meclisten içeri :)


Peyami BAYRAM

1 Eylül 2021

İstanbul

24 Ağustos 2021

Babam ve Köy Enstitüleri


Bir kaç yüzyıllık yenilgiler ve geri çekilmelerin ardından yokluk ve sefalet içindeki bir yurdun evlatları adeta küllerinden yeniden doğarcasına inşa ettikleri Türkiye Cumhuriyeti tarihinin çok önemli atılımlarından biri de Köy Enstitüleri ile yapılmıştır şüphesiz. Harap ve bitap düşmüş, yokluklar içindeki bir milletin eğitim noksanlığı giderilmeden tekrar ayağa kalkması düşünülemezdi. İşte Hasanoğlan gibi örnek bir kampüste yetiştirilen köy çocukları tekrar köylere döndüklerinde on parmağında on marifetle donanmış olarak birer eğitici, öğretmen, sağlık memuru,, hemşire ve sanatkar olarak halka ışık saçtılar, örnek oldular, umut oldular. Makus talihini yenmekten ümidi kalmamış bir milletin çocukları okumayı, öğrenmeyi, gelişmeyi ve daha pek çok şeyi onlardan öğrendiler, onların sayesinde sevdiler.

Bunu nereden ve nasıl mı biliyorum? Hasanoğlan Köy Enstitüsü'nden mezun, yıllarca köylerde gece-gündüz, kar, yağmur, çamur, fırtına demeden, Allah rızası ile millet ve memleket sevdası dışında bir karşılık beklemeden canla, başla ve büyük bir coşku ve heyecanla hizmet eden, hatta kendini bu yola vakfeden bir babanın yedi çocuğundan birisi olarak çok iyi biliyorum. Kendindeki o yüce değerleri daha da ileri götürmemiz için ömrü boyunca yedi çocuğunu en iyi şekilde okutmak amacını da yerine getiren babam bizlere en kıymetli mirası olan okuma, gelişme ve ilerleme aşkını bırakarak ebedi aleme göçtü. Gururluyuz böyle bir babanın çocuğu olmakla, ama sadece gururlanmak yetmez. Aynı yolda hala bütün kardeşlerim ve ben, hepimiz çocuklarımızla ve torunlarımızla beraber aynı inanç, kararlılık ve azimle çalışıyoruz. Ve daha çok çalışacağız inşallah. Çok kıymetli babam gibi bu yolda hizmet etmiş ve bu dünyadan ebedi aleme göçmüş tüm insanlarımıza Allah'tan rahmet, halen bu yolda olanlara da azim, karalılık, Allah'ın yardımı ve inayeti ile hayırlı akıbetler diliyorum.

Peyami BAYRAM
24 Ağustos 2021
İstanbul

12 Ağustos 2021

Medya ve sosyal medyanın büyüleyici, etkileyici ve yok edici gücü üzerine düşünceler

 Medya ve sosyal medyanın büyüleyici, etkileyici ve yok edici gücü üzerine düşünceler..


"Gazete, size söylettirmek istediğini söylediğinizi varsayıp yazan bültendir."
(Ursula K. Le Guin, Mülksüzler)

"Halkı diğerlerine karşı öfkelendirirsek karınlarının açlığını unuturlar."
Charlie Chaplin

Sevgili dostum,
Bu dijital iletişim araçları seni o kadar iyi tanıyor ki sürekli içinde kalman için seni kolayca manipüle ediyor.
Önceden vakit geçirdiğin şeylerin benzerlerini önererek sürekli vaktini alıyor.
Böylece daha da fazla veri almış oluyor.
Ve seni daha da iyi tanıyor.
Keşke iyi niyetli olup içine çekmese.
Ama ilk önce bunların sahiplerinin sıfır ahlaklı kapitalist devler olduğunu bilmen lazım.
Ve bu sözde iletişim araçları ve onların içindeki çeşitli uygulama, oyun, sosyal medya vb yazılımların hiçbiri bedava ya da hayrına ya da iletişim kolaylaşsın diye yapılmış veya üretiliyor, işletiliyor değil.
Adamlar sıfır üretim, sıfır mamul sevkiyatı ile tamamen veri işleyerek 20 senede dünyanın parasını yuttular.
Ve farklı platformlarla ve bilhassa hızlarını artırarak git gide daha da canavarlaşıyorlar.
Bu dijital hayat belki ilk zamanlarda farkında olmadan hepimizin içine daldığı bir süreç.
Takipçi sayılarının sanal/sahte/bot hesaplarla önce onbinlere çıkarılması, ardından bu sözde kalabalığı görenlerin de toplaşması ve bir yandan yazılım tarafından ha bire üretilenlerle takipçi sayıları milyonlara ulaşan hesaplar. Fenomenler, influcerlar, youtuberlar falan filan.
Sanal ortamın sanal hesapları, sanal aboneler, takipçiler derken milyarlık devasa bir kitle oluşuveriyor.
Realitede karşılıklarının olmadığının farkında olmamak için insanları daha çok daha çok daha çok içine çekiyorlar
Tıpkı uyuşturucu gibi.
Bu arada, psikiyatri uzmanları artık dijital bağımlılık tedavisi yapıyor, literatürde çoktandır yerini aldı bile.
Haber, veri ve yorumların neredeyse %90'ı manipülasyon.
Hem de resmi haber ajanslarından farklı farklı trollerine kadar.
Yaklaşık yirmi yıldır dünyanın egemen güçleri ENTERNASYONEL DİJİTAL HÜKÜMDARLIĞI kurdu.
Neden ve nasıl?
"Delikli demir çıktı mertlik bozuldu" demişti ya eskiler yeni dünya düzeninde delikli demirin de pabucunu dama attı, zira artık bu dijital enformatik uyuşturucular var çünkü.
Bu uyuşturucularla her şey eskisinden daha fazla kontrol altında.
Toplum mühendisliği ve siyaset mühendisliği için ne lazımsa sosyal medyada, dijital dünyada gerekli vaziyet alınıyor.
O kadar..
Dosdoğru olmak, namuslu, ilkeli, omurgalı ve insan gibi insan, adam gibi adam olmak isteyen bu tuzağa düşmemeli.
Hakikatin peşinden koşan insan gerçek hayatı ıskalarsa varacağı yer bu sanal dijital çöplükte bir bağımlı, bir müptela olarak yok olup gidecektir.
Gerçek bir kişiyle iletişime geçmek bin kişiyle takipleşmekten, yüzlerce beğeni almaktan evladır.
Nerede dürüst, samimi, duyarlı insanlar?
10 sene önceki samimiyetleri nereye gitti?
Peki, ne yapmalı?
1.Kişi interneti kendi tercihleriyle kullanmalı.
2. Sadece ve tamamen güvendiği kaynaklardan, teyit edilmiş bilgileri almalı, onları da kritik bir akılla soru sorarak okumalı.
3. Her kişi, site ve kurumu haber kaynağı gibi görmemeli.
4. Hele hele üzerine vazife olmayan işlerin, uzmanlığını bırak en ufak bir bilgisi olmayan işlerin peşine düşmemeli.
Yoksa manipüle edilip googlelamaya ve oradan da internet çöplüğüne malzeme olmaya doğru giden hazin bir sona varır.
Bugün dijital ortamların artık bilgi kaynağı değil ortamdaki kişilerin ürün olduğu bir veri fabrikası ve reklam izleme alanı olduğu iyice ortada.
5. Sosyal medya kullanan ne kullandığını ve kendisinin de kullanıldığının bilincinde olmalı, bunu aklından hiç çıkarmadan istediği kadar kullanabilir. Bununla birlikte bağımlısı olduğunu ve her hareketinin manipüle edildiğini de bilmelidir.
Mesela; kitap okurken birisi sürekli kafanda dikilip sana bıdı bıdı edip akıl verip yönlendiriyor mu?
Ya da birisi ile oturup sohbet ederken orada olmayan birisi sohbete muhatap olarak dahil olabiliyor mu?
Veya orada olmayan binlerce kişi, veya konuştuğunuz bir mevzuyu dinleyen ama duymasını istemeyeceğiniz birisi ne kadar bilgi sahibi olur bu görüşmeden, sohbetten?
Burada, yani gerçek hayatta soruları sen üretip yargı ve hükümleri de kendin şekillendiriyorsun.
6. Demek ki öncelikle sanal alemin çok çok iyi anlaşılması gerekir. Sonra oranın koyduğu genel kurallara göre değil kendi prensip ve programına uygun olarak orada bulunabilirsin. Arkadaş seçimi, yoruma ve paylaşıma açık olma, görünürlük gibi kişisel ayarlar çok titiz belirlenmeli. Hangi ortama, ne maksatla, ne kadar süre için girileceği önceden hesap edilmeli
7. Kullandığını sandığın mecranın seni kullandığının bilinciyle hareket edebiliyorsan ne ala, ama öyle değil işte, gururunu okşayan bir çark sistemi var, kişinin egosunu kendisine bağlıyor yani kumarhaneye kumar masasını devireyim diye girip de cebindeki üç beş kuruştan da olmak gibi insanlara iyi şeyler söylemek vehmiyle kendindeki iyiyi kaybetmek de mantıklı değil.
Medyanın sosyali de geneli de manipülatif zaten.
Güçlünün haklı olduğu bugünkü dünyada güçlünün elindeki belki de en güçlü silah medyadır.
Diğer güç unsurları medyanın gölgesinde veya izinde gidiyor.
Son olarak herkese tavsiyem; el ele tutuşun, sevdiklerinize sarılın, karşılaştığınız insanlara selamı esirgemeyin, yüzünüzden tebessüm eksik olmasın, küçükleri sevin, yetimi, yoksulu sevindirin, elinizde ne varsa az çok demeden ikram edin.
🤗💐❤️

RAMAZAN 1447 CÜZ 30

OTUZUNCU CÜZ   Hicri 1447 yılında Ramazan ayı 29 günde hitama erdiği için bu son günde iki cüz birden okuduk ve Kur’an-ı Kerim’in kalbi ve...