01 Eylül 2021

USTA ARANIYOR


İşinin erbabı,

mesleğini severek icra eden,

işini hakkıyla yapan,

yeniliklere açık, kendini sürekli geliştiren,

malzemeden çalmayan,

sözünde duran,

yalansız, dolansız iş yapan,

zamanında başlayıp vaktinde bitiren,

yanında çalıştırdığını hem eğiten hem doyuran,

müşteri memnuniyetini önceleyen, beğenilmeyen ürün ve hizmeti zorla kabul ettirmeye çalışmayan,

işine ve ürününe hile katmayan,

hak ettiğinden fazlasını istemeyen,

müşterisini, patronunu, tedarikçisini, çırağını, kalfasını aldatmayan,

bilmediği, anlamadığı işi sırf para kazanma hırsıyla üstlenmeyen,

kendisine yapılmasını istemediğini başkasına da yapmayan

inşaat, otomobil, tesisat, elektrik, gıda, mekanik, temizlik, çiftçilik, kunduracılık, berber, kuaför, marangoz, demirci ve diğer tüm sektörlerde ve branşlarda USTA ARANMAKTADIR.

Bulanın, bilenin en yakın dostuna bildirmesi iinsanlık namına rica olunur.

Not: Söz meclisten içeri :)


Peyami BAYRAM

1 Eylül 2021

İstanbul

24 Ağustos 2021

Babam ve Köy Enstitüleri


Bir kaç yüzyıllık yenilgiler ve geri çekilmelerin ardından yokluk ve sefalet içindeki bir yurdun evlatları adeta küllerinden yeniden doğarcasına inşa ettikleri Türkiye Cumhuriyeti tarihinin çok önemli atılımlarından biri de Köy Enstitüleri ile yapılmıştır şüphesiz. Harap ve bitap düşmüş, yokluklar içindeki bir milletin eğitim noksanlığı giderilmeden tekrar ayağa kalkması düşünülemezdi. İşte Hasanoğlan gibi örnek bir kampüste yetiştirilen köy çocukları tekrar köylere döndüklerinde on parmağında on marifetle donanmış olarak birer eğitici, öğretmen, sağlık memuru,, hemşire ve sanatkar olarak halka ışık saçtılar, örnek oldular, umut oldular. Makus talihini yenmekten ümidi kalmamış bir milletin çocukları okumayı, öğrenmeyi, gelişmeyi ve daha pek çok şeyi onlardan öğrendiler, onların sayesinde sevdiler.

Bunu nereden ve nasıl mı biliyorum? Hasanoğlan Köy Enstitüsü'nden mezun, yıllarca köylerde gece-gündüz, kar, yağmur, çamur, fırtına demeden, Allah rızası ile millet ve memleket sevdası dışında bir karşılık beklemeden canla, başla ve büyük bir coşku ve heyecanla hizmet eden, hatta kendini bu yola vakfeden bir babanın yedi çocuğundan birisi olarak çok iyi biliyorum. Kendindeki o yüce değerleri daha da ileri götürmemiz için ömrü boyunca yedi çocuğunu en iyi şekilde okutmak amacını da yerine getiren babam bizlere en kıymetli mirası olan okuma, gelişme ve ilerleme aşkını bırakarak ebedi aleme göçtü. Gururluyuz böyle bir babanın çocuğu olmakla, ama sadece gururlanmak yetmez. Aynı yolda hala bütün kardeşlerim ve ben, hepimiz çocuklarımızla ve torunlarımızla beraber aynı inanç, kararlılık ve azimle çalışıyoruz. Ve daha çok çalışacağız inşallah. Çok kıymetli babam gibi bu yolda hizmet etmiş ve bu dünyadan ebedi aleme göçmüş tüm insanlarımıza Allah'tan rahmet, halen bu yolda olanlara da azim, karalılık, Allah'ın yardımı ve inayeti ile hayırlı akıbetler diliyorum.

Peyami BAYRAM
24 Ağustos 2021
İstanbul

12 Ağustos 2021

Medya ve sosyal medyanın büyüleyici, etkileyici ve yok edici gücü üzerine düşünceler

 Medya ve sosyal medyanın büyüleyici, etkileyici ve yok edici gücü üzerine düşünceler..


"Gazete, size söylettirmek istediğini söylediğinizi varsayıp yazan bültendir."
(Ursula K. Le Guin, Mülksüzler)

"Halkı diğerlerine karşı öfkelendirirsek karınlarının açlığını unuturlar."
Charlie Chaplin

Sevgili dostum,
Bu dijital iletişim araçları seni o kadar iyi tanıyor ki sürekli içinde kalman için seni kolayca manipüle ediyor.
Önceden vakit geçirdiğin şeylerin benzerlerini önererek sürekli vaktini alıyor.
Böylece daha da fazla veri almış oluyor.
Ve seni daha da iyi tanıyor.
Keşke iyi niyetli olup içine çekmese.
Ama ilk önce bunların sahiplerinin sıfır ahlaklı kapitalist devler olduğunu bilmen lazım.
Ve bu sözde iletişim araçları ve onların içindeki çeşitli uygulama, oyun, sosyal medya vb yazılımların hiçbiri bedava ya da hayrına ya da iletişim kolaylaşsın diye yapılmış veya üretiliyor, işletiliyor değil.
Adamlar sıfır üretim, sıfır mamul sevkiyatı ile tamamen veri işleyerek 20 senede dünyanın parasını yuttular.
Ve farklı platformlarla ve bilhassa hızlarını artırarak git gide daha da canavarlaşıyorlar.
Bu dijital hayat belki ilk zamanlarda farkında olmadan hepimizin içine daldığı bir süreç.
Takipçi sayılarının sanal/sahte/bot hesaplarla önce onbinlere çıkarılması, ardından bu sözde kalabalığı görenlerin de toplaşması ve bir yandan yazılım tarafından ha bire üretilenlerle takipçi sayıları milyonlara ulaşan hesaplar. Fenomenler, influcerlar, youtuberlar falan filan.
Sanal ortamın sanal hesapları, sanal aboneler, takipçiler derken milyarlık devasa bir kitle oluşuveriyor.
Realitede karşılıklarının olmadığının farkında olmamak için insanları daha çok daha çok daha çok içine çekiyorlar
Tıpkı uyuşturucu gibi.
Bu arada, psikiyatri uzmanları artık dijital bağımlılık tedavisi yapıyor, literatürde çoktandır yerini aldı bile.
Haber, veri ve yorumların neredeyse %90'ı manipülasyon.
Hem de resmi haber ajanslarından farklı farklı trollerine kadar.
Yaklaşık yirmi yıldır dünyanın egemen güçleri ENTERNASYONEL DİJİTAL HÜKÜMDARLIĞI kurdu.
Neden ve nasıl?
"Delikli demir çıktı mertlik bozuldu" demişti ya eskiler yeni dünya düzeninde delikli demirin de pabucunu dama attı, zira artık bu dijital enformatik uyuşturucular var çünkü.
Bu uyuşturucularla her şey eskisinden daha fazla kontrol altında.
Toplum mühendisliği ve siyaset mühendisliği için ne lazımsa sosyal medyada, dijital dünyada gerekli vaziyet alınıyor.
O kadar..
Dosdoğru olmak, namuslu, ilkeli, omurgalı ve insan gibi insan, adam gibi adam olmak isteyen bu tuzağa düşmemeli.
Hakikatin peşinden koşan insan gerçek hayatı ıskalarsa varacağı yer bu sanal dijital çöplükte bir bağımlı, bir müptela olarak yok olup gidecektir.
Gerçek bir kişiyle iletişime geçmek bin kişiyle takipleşmekten, yüzlerce beğeni almaktan evladır.
Nerede dürüst, samimi, duyarlı insanlar?
10 sene önceki samimiyetleri nereye gitti?
Peki, ne yapmalı?
1.Kişi interneti kendi tercihleriyle kullanmalı.
2. Sadece ve tamamen güvendiği kaynaklardan, teyit edilmiş bilgileri almalı, onları da kritik bir akılla soru sorarak okumalı.
3. Her kişi, site ve kurumu haber kaynağı gibi görmemeli.
4. Hele hele üzerine vazife olmayan işlerin, uzmanlığını bırak en ufak bir bilgisi olmayan işlerin peşine düşmemeli.
Yoksa manipüle edilip googlelamaya ve oradan da internet çöplüğüne malzeme olmaya doğru giden hazin bir sona varır.
Bugün dijital ortamların artık bilgi kaynağı değil ortamdaki kişilerin ürün olduğu bir veri fabrikası ve reklam izleme alanı olduğu iyice ortada.
5. Sosyal medya kullanan ne kullandığını ve kendisinin de kullanıldığının bilincinde olmalı, bunu aklından hiç çıkarmadan istediği kadar kullanabilir. Bununla birlikte bağımlısı olduğunu ve her hareketinin manipüle edildiğini de bilmelidir.
Mesela; kitap okurken birisi sürekli kafanda dikilip sana bıdı bıdı edip akıl verip yönlendiriyor mu?
Ya da birisi ile oturup sohbet ederken orada olmayan birisi sohbete muhatap olarak dahil olabiliyor mu?
Veya orada olmayan binlerce kişi, veya konuştuğunuz bir mevzuyu dinleyen ama duymasını istemeyeceğiniz birisi ne kadar bilgi sahibi olur bu görüşmeden, sohbetten?
Burada, yani gerçek hayatta soruları sen üretip yargı ve hükümleri de kendin şekillendiriyorsun.
6. Demek ki öncelikle sanal alemin çok çok iyi anlaşılması gerekir. Sonra oranın koyduğu genel kurallara göre değil kendi prensip ve programına uygun olarak orada bulunabilirsin. Arkadaş seçimi, yoruma ve paylaşıma açık olma, görünürlük gibi kişisel ayarlar çok titiz belirlenmeli. Hangi ortama, ne maksatla, ne kadar süre için girileceği önceden hesap edilmeli
7. Kullandığını sandığın mecranın seni kullandığının bilinciyle hareket edebiliyorsan ne ala, ama öyle değil işte, gururunu okşayan bir çark sistemi var, kişinin egosunu kendisine bağlıyor yani kumarhaneye kumar masasını devireyim diye girip de cebindeki üç beş kuruştan da olmak gibi insanlara iyi şeyler söylemek vehmiyle kendindeki iyiyi kaybetmek de mantıklı değil.
Medyanın sosyali de geneli de manipülatif zaten.
Güçlünün haklı olduğu bugünkü dünyada güçlünün elindeki belki de en güçlü silah medyadır.
Diğer güç unsurları medyanın gölgesinde veya izinde gidiyor.
Son olarak herkese tavsiyem; el ele tutuşun, sevdiklerinize sarılın, karşılaştığınız insanlara selamı esirgemeyin, yüzünüzden tebessüm eksik olmasın, küçükleri sevin, yetimi, yoksulu sevindirin, elinizde ne varsa az çok demeden ikram edin.
🤗💐❤️

10 Ağustos 2021

Herşeyi Bilenler..

Herşeyi Bilenler..

(1) İnsanın her konuda bir fikri olması kadar doğal bir şey olamaz. Çünkü insan düşündüğü, aklettiği, muhakeme yaptığı oranda insandır. Bedeni, kişiliği, ailesi, çevresi, işi, mesleği, ülkesi, öteki insanlar ve hatta yaşadığı dünyanın tamamı insanın ilgi alanındadır.
(2) İlgi bir konuda fikir yürütmek için kafi midir?
Ya da fikir yürütmek için başka ne gerekir?
Mesela insan kendi bedeni hakkında bile fikir yürütmesi için bilgi sahibi olmak durumundadır. Yoksa tıp bilimi ve hekimlere gerek kalmazdı.
(3) Son yıllarda dijital iletişim araçlarının yaygınlaşması ve her türlü veri akışının hızlı olması insanları büyük bir yanılgıya sürüklemiştir.
Yığınla resim, video vs verinin günün her saatinde önüne serildiği insan bilgi sahibi olduğu zannına kapılıyor maalesef.
(4) Bu yanılgı ve zaten içinde saklı olan üstünlük, bilmişlik kompleksi bir araya gelince karşımıza her konuda uzman kesilen yarım akıllı, kıt muhakeme kabiliyeti olan, güya herşeyden haberdar aslında malumatfuruşluktan öteye gidemeyen bir tip çıkıyor.
(5) Allah muhafaza bu "bilmiş" tipin bir de akademik ünvanı falan varsa yandı gülüm keten helva.
(Haddini bilen akademik ünvanlıları tenzih ederim)
Ondan sonra gelsin her konuda analiz, sentez ve yorumlar.
Konuya hangi ucundan girer nereden çıkar kestiremezsiniz.
(6) Bununla kalsa iyi.
Hele bir de medya/sosyal medya elemanları var ki evlere şenlik.
Onların zaten bilmediği bir konu olamaz. Herşey onlardan sorulur. Siyaset, hukuk, diplomasi, bilim, kültür, sanat, spor, din, tarih ila ahir. İyi bir de çene/klavye varsa değme gitsin.
(7) Eh, elinde kendinden daha "akıllı" bir telefonu olan sıradan vatandaş, yurdum insanı onlardan aşağı kalır mı?
Onun da bilmediği yok haliyle (!)
Doktora ne ilaç yazması gerektiğini, hakimin nasıl karar vermesi gerektiğini, müdürün ne yapması gerektiğini de o bilir.
(8) Askerî harekatı da, sporcuların teknik ve taktiğini de o bilir, camideki hocanın, okuldaki öğretmenin, bindiği uçağın pilotunun hatalarını da o görür ve "ikaz eder".
Hem de bu ikazı sosyal medya üzerinden yapar ki aman Allahım, sanki tüm dünya onu dinliyor.
(9) İşte teknoloji geliştikçe, iletişim araçları yaygınlaştıkça, veri akışı arttıkça geldiğimiz nokta burası.
Herkes herşeyi biliyor (!)
Kimse kimsenin efendisi değil artık(!)
Yedik mi?
Evet.
İşte içinde bulunduğumuz durum budur bence.
Dahası var.
Bilahare..
Kalın sağlıcakla.

Peyami Bayram
09/08/2021
İstanbul

10 Haziran 2021

İyi ki internet var..


İyi ki internet var..


Gördünüz ya çocuklar,

güzel şey bu internet;

bize dünyayı gösterir,

komik komik filmler,

bir de hüzünlü hikayeler.


eski dostlarını bulursun,

gruplarda coşar yorulursun,

mesajlarda boğulursun,

saatlerce gezinir

kendini ilgilendirmeyen bir çok şeyde kaybolursun,

bir, iki faydalı yazı okumakla da avunursun.


bilmek istemediğini okumaz,

duymak istemediğini dinlemez,

görmek istemediğine bakmazsın.

amma velakin;

selam bile vermeyeceğin,

hatta selamını dahi almayacağın insanlarla

arkadaş olursun,

yanına yaklaşmayacağın işleri de sırf meraktan 

takip edersin.

sanal dünyadır diye bazen sahte isimlerle gezersin

sanırsın ki izini kimse görmez;

tek akıllı sensin!


kim kiminle nerede ne halt etmiş

merak edersin,

sana ne? sanki düzeni kuran sensin;

değiştirmeye gücün varsa kendini düzeltirsin..

işine bu kadar vakit ayırsan;

her yıl terfi edersin.


merak ediyorsan deyivereyim;

ne kellik ilacı bulundu,

ne mafya çökertildi,

ne de varoş kızları yıldız oldu bu alemde.


aç tavuklar darı ambarında görür kendini yüzyıllardır,

hikaye aynı, değişmiyor asırlardır.

ilim istersen oku, araştır, sorgula, arşivle, yorumla;

kitap, defter, kalem ya da bilgisayar tuşunla.

kazanç istersen de çalış, boş durma;

zamanını boş işlerle doldurma.


akıllı telefonun var senden akıllı,

bilgisayarın; sanki danışman ak sakallı.

sen nesin peki?

bir düşün bu dediklerimi;

belki ben geri kafalı,

sen haklı?!


Peyami Bayram

10 Haziran 2021

İstanbul




03 Haziran 2021

Yüksek öğrenimin getirdiği pek yüksek kaygı

Niçin ha bire yeni üniversite ve yeni fakülteler açılıyor?

- Diplomalı sayısı artsın, ülke istatistikleri güzelleşsin.
- Öğrenci sayısı artsın işsizlik rakamları azalsın.
- Özel okul işletmecilerine gelir olsun, ekonomi canlansın.
Sonuç mu?
Gariban takımı için boş ümit.
Yazık!

Ziraat, jeoloji, peyzaj, endüstri ve daha pek çok mühendis, iktisat, işletme, fizik, tarih gibi onlarca bölümün yanı sıra hukuk, eczacılık ve veterinerlik bölümleri de ihtiyaçtan çok çok fazla var ülkemizde. Bir de bu ihtiyaç fazlası bölümlere ihtiyaç fazlası öğrenci alınıyor. Yetersiz akademik personel ve yetersiz fiziki imkanlar da eklenince üzerine mezunların seviyesini siz düşünün. Sonra da diplomalı işsiz bir yığın gençlik.
Peki, bu gençler diplomasının altını doldurabiliyor mu?
Yabancı dil biliyorlar mı? Mesleğiyle ilgili bilişim sistemleri, yazılım ve muhtelif programları kullanmayı biliyorlar mı?
Meslek ve ilgi alanına yönelik farkındalık düzeyi ne seviyede?
Hiç para kazanma deneyimleri olmuş mu?
Bunların ek olarak; bu gençler herhangi bir işe başlamak için asgari hangi seviyede ve ne kadar bir gelirle işe başlamaya ikna olabilirler?
Bu çetin sorular da her yerde çokça açılan üniversite ve fakültelerin meydana getirdiğidir sorunlardandır.
Çocuğunu illa da okutmak isteyen kıymetli ebeveynler bir daha düşünsün her şeyi yeni baştan bence.

Merhum Mehmet Akif Ersoy yüz yıl önce de aynı sorundan bahsetmiş, yani değişen bir şey pek yok;
Bir alay mekteb-i âlî denilen yerler var;
Sorunuz bunlara millet ne verir? Milyonlar.
Şu ne? Mülkiyye. Bu? Tıbbiyye: Bu? Bahriyye. O ne?
O mu? Baytar. Bu? Zirâ’at. Şu? Mühendishâne.
Çok güzel, hiçbiri hakkında sözüm yok; yalnız,
Ne yetiştirdi ki şunlar acaba? Anlatınız.
İşimiz düştü mü tersâneye, yâhud denize,
Mutlakâ âdetimizdir, koşarız İngiliz’e.
Bir yıkık köprü için Belçika’dan kalfa gelir;
Hekimin hâzıkı bilmem nereden celbedilir.
Meselâ büdce hesâbâtını yoktur çıkaran...
Hadi mâliyyeye gelsin bakalım Mösyö Loran.
Hani tezgâhlarınız nerde? Sanâyi’ nerde?
Ya Brüksel’de, ya Berlin’de, ya Mançester’de!

Safahat, Asım Kitabı, 22 Zilhicce 1337, 18 Eylül 1335 (1919)

01 Haziran 2021

Ey iktidar sahipleri,

Bu gidişatı iyi okuyun. Yoksa sizin gidişatınız olur bu olaylar.
Ben iktidarım, ben güçlüyüm, ben çoğunluğum vs diyerek her aklıma eseni, her işime geleni yaparım, kimseyi de dinlemem diyemezsiniz.
Hani balkon konuşmasında "bize oy vermeyenlerin de hakkını gözeteceğiz, onların da hükümetiyiz" demiştiniz. Ne oldu da halkın bu yoğunlaşan tepkisine kulak tıkıyorsunuz?

Evet beşer şaşar, hata yapılmışsa ve birileri bunu dile getirmişse hatadan dönmek fazilettir. Nerde o eski faziletliler?!
Bu basit bir parkın üç beş ağacının kesilmesi meselesi iken korkarım provokasyonlarla çok farklı mecralara sürüklenmeye meyyal bir duruma dönüşüyor.

Her ne kadar tam anlamıyla adil bir sistem olduğuna inanmasam da yine de demokratik yollarla iktidarların değişmesi gerekir. Siz demokrasinin halkın sesine kulak verme veya yukarıda bahsettiğim sizin söyleminizde de geçen oy vermeyenlerin de hakkını koruma prensibine riayet etmezseniz yine demokrasinin gereği olan sivil itaatsizlik, gösteri ve protestolar ile iktidardan uzaklaştırılırsınız. Hiç beklemediğiniz ve tahmin edemeyeceğiniz senaryolar bir anda sahneye konur ve bir de bakarsınız ki siz de figüran olmuşsunuz. Lütfen bu oyunlara zemin hazırlamayın. Kaos ortamları emperyalist ve kapitalist güç odaklarının işine yarar her zaman. Sizin açınızdan iktidarınızı ve benim açımdan ülkemizi kurtarmak için bu faşizan yöntemleri, bu tekebbürü, azınlık dahi olsa halkın sesine kulak yıkamayı terk edin. Yoksa sizin de sonunuz gittikçe azgınlaşan diktatörler, firavunlar, şahlar, padişahlar gibi büyük bir yıkım olur.

Ben sizin yıkılışınızın halkın başarısı olacağına sevinenlerden olmayacağım. Çünkü bu tür yıkılışlarda altta kalanın hep fakirler, işçi/emekçi ve sade vatandaşlar olduğunu biliyorum. Irk, dil, din, mezhep, bölge ve sınıf farkı gözetmeden ülkemin bütün insanlarının canına, malına, işine, nesline, ırzına/ namusuna ve inancına zarar gelmesini istemiyorum.

Barış söyleminizi burada da gösterin.
Ey halkım,
Siz de işi şirazesinden çıkaracak provokasyonlara kapılmayın. Demokratik bir hakkın kullanımını kaosa gidişin bir basamağı yapmayın. Lütfen kendinizi kullandırtmayın!

Peyami Bayram
1 Haziran 2013
İstanbul

Not:
Yukarıdaki yazıyı 31 Mayıs 2013 gecesinde başlayan ve Gezi Olayları olarak yakın tarihimize kaydedilen olayların sıcağındayken yazmıştım.
Bu olayların ilerleyen günlerinde gerilim arttı, provokasyon bariz bir şekilde olayları şirazesinden çıkarttı. Polis daha da sertleşti. Ancak iktidar sessiz geri adım atarak bahse konu projeyi rafa kaldırdı. Başbakan protestocuların temsilcileriyle görüştü.
Aradan sekiz yıl geçti. Bu sekiz yıl içinde 17/25 Aralık, MİT Başkanı'na operasyon girişimi, ve nihayetinde hain bir darbe teşebbüsü yaşandı. Türkiye Cumhuriyeti hükümet sistemi anayasa değişikliği ile başkanlık sistemine geçti.
Gezi olayları ile ilgili hala devam eden davalar bulunmaktadır.

1 Haziran 2021

RAMAZAN 1447 CÜZ 30

OTUZUNCU CÜZ   Hicri 1447 yılında Ramazan ayı 29 günde hitama erdiği için bu son günde iki cüz birden okuduk ve Kur’an-ı Kerim’in kalbi ve...