12 Ağustos 2021

Medya ve sosyal medyanın büyüleyici, etkileyici ve yok edici gücü üzerine düşünceler

 Medya ve sosyal medyanın büyüleyici, etkileyici ve yok edici gücü üzerine düşünceler..


"Gazete, size söylettirmek istediğini söylediğinizi varsayıp yazan bültendir."
(Ursula K. Le Guin, Mülksüzler)

"Halkı diğerlerine karşı öfkelendirirsek karınlarının açlığını unuturlar."
Charlie Chaplin

Sevgili dostum,
Bu dijital iletişim araçları seni o kadar iyi tanıyor ki sürekli içinde kalman için seni kolayca manipüle ediyor.
Önceden vakit geçirdiğin şeylerin benzerlerini önererek sürekli vaktini alıyor.
Böylece daha da fazla veri almış oluyor.
Ve seni daha da iyi tanıyor.
Keşke iyi niyetli olup içine çekmese.
Ama ilk önce bunların sahiplerinin sıfır ahlaklı kapitalist devler olduğunu bilmen lazım.
Ve bu sözde iletişim araçları ve onların içindeki çeşitli uygulama, oyun, sosyal medya vb yazılımların hiçbiri bedava ya da hayrına ya da iletişim kolaylaşsın diye yapılmış veya üretiliyor, işletiliyor değil.
Adamlar sıfır üretim, sıfır mamul sevkiyatı ile tamamen veri işleyerek 20 senede dünyanın parasını yuttular.
Ve farklı platformlarla ve bilhassa hızlarını artırarak git gide daha da canavarlaşıyorlar.
Bu dijital hayat belki ilk zamanlarda farkında olmadan hepimizin içine daldığı bir süreç.
Takipçi sayılarının sanal/sahte/bot hesaplarla önce onbinlere çıkarılması, ardından bu sözde kalabalığı görenlerin de toplaşması ve bir yandan yazılım tarafından ha bire üretilenlerle takipçi sayıları milyonlara ulaşan hesaplar. Fenomenler, influcerlar, youtuberlar falan filan.
Sanal ortamın sanal hesapları, sanal aboneler, takipçiler derken milyarlık devasa bir kitle oluşuveriyor.
Realitede karşılıklarının olmadığının farkında olmamak için insanları daha çok daha çok daha çok içine çekiyorlar
Tıpkı uyuşturucu gibi.
Bu arada, psikiyatri uzmanları artık dijital bağımlılık tedavisi yapıyor, literatürde çoktandır yerini aldı bile.
Haber, veri ve yorumların neredeyse %90'ı manipülasyon.
Hem de resmi haber ajanslarından farklı farklı trollerine kadar.
Yaklaşık yirmi yıldır dünyanın egemen güçleri ENTERNASYONEL DİJİTAL HÜKÜMDARLIĞI kurdu.
Neden ve nasıl?
"Delikli demir çıktı mertlik bozuldu" demişti ya eskiler yeni dünya düzeninde delikli demirin de pabucunu dama attı, zira artık bu dijital enformatik uyuşturucular var çünkü.
Bu uyuşturucularla her şey eskisinden daha fazla kontrol altında.
Toplum mühendisliği ve siyaset mühendisliği için ne lazımsa sosyal medyada, dijital dünyada gerekli vaziyet alınıyor.
O kadar..
Dosdoğru olmak, namuslu, ilkeli, omurgalı ve insan gibi insan, adam gibi adam olmak isteyen bu tuzağa düşmemeli.
Hakikatin peşinden koşan insan gerçek hayatı ıskalarsa varacağı yer bu sanal dijital çöplükte bir bağımlı, bir müptela olarak yok olup gidecektir.
Gerçek bir kişiyle iletişime geçmek bin kişiyle takipleşmekten, yüzlerce beğeni almaktan evladır.
Nerede dürüst, samimi, duyarlı insanlar?
10 sene önceki samimiyetleri nereye gitti?
Peki, ne yapmalı?
1.Kişi interneti kendi tercihleriyle kullanmalı.
2. Sadece ve tamamen güvendiği kaynaklardan, teyit edilmiş bilgileri almalı, onları da kritik bir akılla soru sorarak okumalı.
3. Her kişi, site ve kurumu haber kaynağı gibi görmemeli.
4. Hele hele üzerine vazife olmayan işlerin, uzmanlığını bırak en ufak bir bilgisi olmayan işlerin peşine düşmemeli.
Yoksa manipüle edilip googlelamaya ve oradan da internet çöplüğüne malzeme olmaya doğru giden hazin bir sona varır.
Bugün dijital ortamların artık bilgi kaynağı değil ortamdaki kişilerin ürün olduğu bir veri fabrikası ve reklam izleme alanı olduğu iyice ortada.
5. Sosyal medya kullanan ne kullandığını ve kendisinin de kullanıldığının bilincinde olmalı, bunu aklından hiç çıkarmadan istediği kadar kullanabilir. Bununla birlikte bağımlısı olduğunu ve her hareketinin manipüle edildiğini de bilmelidir.
Mesela; kitap okurken birisi sürekli kafanda dikilip sana bıdı bıdı edip akıl verip yönlendiriyor mu?
Ya da birisi ile oturup sohbet ederken orada olmayan birisi sohbete muhatap olarak dahil olabiliyor mu?
Veya orada olmayan binlerce kişi, veya konuştuğunuz bir mevzuyu dinleyen ama duymasını istemeyeceğiniz birisi ne kadar bilgi sahibi olur bu görüşmeden, sohbetten?
Burada, yani gerçek hayatta soruları sen üretip yargı ve hükümleri de kendin şekillendiriyorsun.
6. Demek ki öncelikle sanal alemin çok çok iyi anlaşılması gerekir. Sonra oranın koyduğu genel kurallara göre değil kendi prensip ve programına uygun olarak orada bulunabilirsin. Arkadaş seçimi, yoruma ve paylaşıma açık olma, görünürlük gibi kişisel ayarlar çok titiz belirlenmeli. Hangi ortama, ne maksatla, ne kadar süre için girileceği önceden hesap edilmeli
7. Kullandığını sandığın mecranın seni kullandığının bilinciyle hareket edebiliyorsan ne ala, ama öyle değil işte, gururunu okşayan bir çark sistemi var, kişinin egosunu kendisine bağlıyor yani kumarhaneye kumar masasını devireyim diye girip de cebindeki üç beş kuruştan da olmak gibi insanlara iyi şeyler söylemek vehmiyle kendindeki iyiyi kaybetmek de mantıklı değil.
Medyanın sosyali de geneli de manipülatif zaten.
Güçlünün haklı olduğu bugünkü dünyada güçlünün elindeki belki de en güçlü silah medyadır.
Diğer güç unsurları medyanın gölgesinde veya izinde gidiyor.
Son olarak herkese tavsiyem; el ele tutuşun, sevdiklerinize sarılın, karşılaştığınız insanlara selamı esirgemeyin, yüzünüzden tebessüm eksik olmasın, küçükleri sevin, yetimi, yoksulu sevindirin, elinizde ne varsa az çok demeden ikram edin.
🤗💐❤️

10 Ağustos 2021

Herşeyi Bilenler..

Herşeyi Bilenler..

(1) İnsanın her konuda bir fikri olması kadar doğal bir şey olamaz. Çünkü insan düşündüğü, aklettiği, muhakeme yaptığı oranda insandır. Bedeni, kişiliği, ailesi, çevresi, işi, mesleği, ülkesi, öteki insanlar ve hatta yaşadığı dünyanın tamamı insanın ilgi alanındadır.
(2) İlgi bir konuda fikir yürütmek için kafi midir?
Ya da fikir yürütmek için başka ne gerekir?
Mesela insan kendi bedeni hakkında bile fikir yürütmesi için bilgi sahibi olmak durumundadır. Yoksa tıp bilimi ve hekimlere gerek kalmazdı.
(3) Son yıllarda dijital iletişim araçlarının yaygınlaşması ve her türlü veri akışının hızlı olması insanları büyük bir yanılgıya sürüklemiştir.
Yığınla resim, video vs verinin günün her saatinde önüne serildiği insan bilgi sahibi olduğu zannına kapılıyor maalesef.
(4) Bu yanılgı ve zaten içinde saklı olan üstünlük, bilmişlik kompleksi bir araya gelince karşımıza her konuda uzman kesilen yarım akıllı, kıt muhakeme kabiliyeti olan, güya herşeyden haberdar aslında malumatfuruşluktan öteye gidemeyen bir tip çıkıyor.
(5) Allah muhafaza bu "bilmiş" tipin bir de akademik ünvanı falan varsa yandı gülüm keten helva.
(Haddini bilen akademik ünvanlıları tenzih ederim)
Ondan sonra gelsin her konuda analiz, sentez ve yorumlar.
Konuya hangi ucundan girer nereden çıkar kestiremezsiniz.
(6) Bununla kalsa iyi.
Hele bir de medya/sosyal medya elemanları var ki evlere şenlik.
Onların zaten bilmediği bir konu olamaz. Herşey onlardan sorulur. Siyaset, hukuk, diplomasi, bilim, kültür, sanat, spor, din, tarih ila ahir. İyi bir de çene/klavye varsa değme gitsin.
(7) Eh, elinde kendinden daha "akıllı" bir telefonu olan sıradan vatandaş, yurdum insanı onlardan aşağı kalır mı?
Onun da bilmediği yok haliyle (!)
Doktora ne ilaç yazması gerektiğini, hakimin nasıl karar vermesi gerektiğini, müdürün ne yapması gerektiğini de o bilir.
(8) Askerî harekatı da, sporcuların teknik ve taktiğini de o bilir, camideki hocanın, okuldaki öğretmenin, bindiği uçağın pilotunun hatalarını da o görür ve "ikaz eder".
Hem de bu ikazı sosyal medya üzerinden yapar ki aman Allahım, sanki tüm dünya onu dinliyor.
(9) İşte teknoloji geliştikçe, iletişim araçları yaygınlaştıkça, veri akışı arttıkça geldiğimiz nokta burası.
Herkes herşeyi biliyor (!)
Kimse kimsenin efendisi değil artık(!)
Yedik mi?
Evet.
İşte içinde bulunduğumuz durum budur bence.
Dahası var.
Bilahare..
Kalın sağlıcakla.

Peyami Bayram
09/08/2021
İstanbul

10 Haziran 2021

İyi ki internet var..


İyi ki internet var..


Gördünüz ya çocuklar,

güzel şey bu internet;

bize dünyayı gösterir,

komik komik filmler,

bir de hüzünlü hikayeler.


eski dostlarını bulursun,

gruplarda coşar yorulursun,

mesajlarda boğulursun,

saatlerce gezinir

kendini ilgilendirmeyen bir çok şeyde kaybolursun,

bir, iki faydalı yazı okumakla da avunursun.


bilmek istemediğini okumaz,

duymak istemediğini dinlemez,

görmek istemediğine bakmazsın.

amma velakin;

selam bile vermeyeceğin,

hatta selamını dahi almayacağın insanlarla

arkadaş olursun,

yanına yaklaşmayacağın işleri de sırf meraktan 

takip edersin.

sanal dünyadır diye bazen sahte isimlerle gezersin

sanırsın ki izini kimse görmez;

tek akıllı sensin!


kim kiminle nerede ne halt etmiş

merak edersin,

sana ne? sanki düzeni kuran sensin;

değiştirmeye gücün varsa kendini düzeltirsin..

işine bu kadar vakit ayırsan;

her yıl terfi edersin.


merak ediyorsan deyivereyim;

ne kellik ilacı bulundu,

ne mafya çökertildi,

ne de varoş kızları yıldız oldu bu alemde.


aç tavuklar darı ambarında görür kendini yüzyıllardır,

hikaye aynı, değişmiyor asırlardır.

ilim istersen oku, araştır, sorgula, arşivle, yorumla;

kitap, defter, kalem ya da bilgisayar tuşunla.

kazanç istersen de çalış, boş durma;

zamanını boş işlerle doldurma.


akıllı telefonun var senden akıllı,

bilgisayarın; sanki danışman ak sakallı.

sen nesin peki?

bir düşün bu dediklerimi;

belki ben geri kafalı,

sen haklı?!


Peyami Bayram

10 Haziran 2021

İstanbul




03 Haziran 2021

Yüksek öğrenimin getirdiği pek yüksek kaygı

Niçin ha bire yeni üniversite ve yeni fakülteler açılıyor?

- Diplomalı sayısı artsın, ülke istatistikleri güzelleşsin.
- Öğrenci sayısı artsın işsizlik rakamları azalsın.
- Özel okul işletmecilerine gelir olsun, ekonomi canlansın.
Sonuç mu?
Gariban takımı için boş ümit.
Yazık!

Ziraat, jeoloji, peyzaj, endüstri ve daha pek çok mühendis, iktisat, işletme, fizik, tarih gibi onlarca bölümün yanı sıra hukuk, eczacılık ve veterinerlik bölümleri de ihtiyaçtan çok çok fazla var ülkemizde. Bir de bu ihtiyaç fazlası bölümlere ihtiyaç fazlası öğrenci alınıyor. Yetersiz akademik personel ve yetersiz fiziki imkanlar da eklenince üzerine mezunların seviyesini siz düşünün. Sonra da diplomalı işsiz bir yığın gençlik.
Peki, bu gençler diplomasının altını doldurabiliyor mu?
Yabancı dil biliyorlar mı? Mesleğiyle ilgili bilişim sistemleri, yazılım ve muhtelif programları kullanmayı biliyorlar mı?
Meslek ve ilgi alanına yönelik farkındalık düzeyi ne seviyede?
Hiç para kazanma deneyimleri olmuş mu?
Bunların ek olarak; bu gençler herhangi bir işe başlamak için asgari hangi seviyede ve ne kadar bir gelirle işe başlamaya ikna olabilirler?
Bu çetin sorular da her yerde çokça açılan üniversite ve fakültelerin meydana getirdiğidir sorunlardandır.
Çocuğunu illa da okutmak isteyen kıymetli ebeveynler bir daha düşünsün her şeyi yeni baştan bence.

Merhum Mehmet Akif Ersoy yüz yıl önce de aynı sorundan bahsetmiş, yani değişen bir şey pek yok;
Bir alay mekteb-i âlî denilen yerler var;
Sorunuz bunlara millet ne verir? Milyonlar.
Şu ne? Mülkiyye. Bu? Tıbbiyye: Bu? Bahriyye. O ne?
O mu? Baytar. Bu? Zirâ’at. Şu? Mühendishâne.
Çok güzel, hiçbiri hakkında sözüm yok; yalnız,
Ne yetiştirdi ki şunlar acaba? Anlatınız.
İşimiz düştü mü tersâneye, yâhud denize,
Mutlakâ âdetimizdir, koşarız İngiliz’e.
Bir yıkık köprü için Belçika’dan kalfa gelir;
Hekimin hâzıkı bilmem nereden celbedilir.
Meselâ büdce hesâbâtını yoktur çıkaran...
Hadi mâliyyeye gelsin bakalım Mösyö Loran.
Hani tezgâhlarınız nerde? Sanâyi’ nerde?
Ya Brüksel’de, ya Berlin’de, ya Mançester’de!

Safahat, Asım Kitabı, 22 Zilhicce 1337, 18 Eylül 1335 (1919)

01 Haziran 2021

Ey iktidar sahipleri,

Bu gidişatı iyi okuyun. Yoksa sizin gidişatınız olur bu olaylar.
Ben iktidarım, ben güçlüyüm, ben çoğunluğum vs diyerek her aklıma eseni, her işime geleni yaparım, kimseyi de dinlemem diyemezsiniz.
Hani balkon konuşmasında "bize oy vermeyenlerin de hakkını gözeteceğiz, onların da hükümetiyiz" demiştiniz. Ne oldu da halkın bu yoğunlaşan tepkisine kulak tıkıyorsunuz?

Evet beşer şaşar, hata yapılmışsa ve birileri bunu dile getirmişse hatadan dönmek fazilettir. Nerde o eski faziletliler?!
Bu basit bir parkın üç beş ağacının kesilmesi meselesi iken korkarım provokasyonlarla çok farklı mecralara sürüklenmeye meyyal bir duruma dönüşüyor.

Her ne kadar tam anlamıyla adil bir sistem olduğuna inanmasam da yine de demokratik yollarla iktidarların değişmesi gerekir. Siz demokrasinin halkın sesine kulak verme veya yukarıda bahsettiğim sizin söyleminizde de geçen oy vermeyenlerin de hakkını koruma prensibine riayet etmezseniz yine demokrasinin gereği olan sivil itaatsizlik, gösteri ve protestolar ile iktidardan uzaklaştırılırsınız. Hiç beklemediğiniz ve tahmin edemeyeceğiniz senaryolar bir anda sahneye konur ve bir de bakarsınız ki siz de figüran olmuşsunuz. Lütfen bu oyunlara zemin hazırlamayın. Kaos ortamları emperyalist ve kapitalist güç odaklarının işine yarar her zaman. Sizin açınızdan iktidarınızı ve benim açımdan ülkemizi kurtarmak için bu faşizan yöntemleri, bu tekebbürü, azınlık dahi olsa halkın sesine kulak yıkamayı terk edin. Yoksa sizin de sonunuz gittikçe azgınlaşan diktatörler, firavunlar, şahlar, padişahlar gibi büyük bir yıkım olur.

Ben sizin yıkılışınızın halkın başarısı olacağına sevinenlerden olmayacağım. Çünkü bu tür yıkılışlarda altta kalanın hep fakirler, işçi/emekçi ve sade vatandaşlar olduğunu biliyorum. Irk, dil, din, mezhep, bölge ve sınıf farkı gözetmeden ülkemin bütün insanlarının canına, malına, işine, nesline, ırzına/ namusuna ve inancına zarar gelmesini istemiyorum.

Barış söyleminizi burada da gösterin.
Ey halkım,
Siz de işi şirazesinden çıkaracak provokasyonlara kapılmayın. Demokratik bir hakkın kullanımını kaosa gidişin bir basamağı yapmayın. Lütfen kendinizi kullandırtmayın!

Peyami Bayram
1 Haziran 2013
İstanbul

Not:
Yukarıdaki yazıyı 31 Mayıs 2013 gecesinde başlayan ve Gezi Olayları olarak yakın tarihimize kaydedilen olayların sıcağındayken yazmıştım.
Bu olayların ilerleyen günlerinde gerilim arttı, provokasyon bariz bir şekilde olayları şirazesinden çıkarttı. Polis daha da sertleşti. Ancak iktidar sessiz geri adım atarak bahse konu projeyi rafa kaldırdı. Başbakan protestocuların temsilcileriyle görüştü.
Aradan sekiz yıl geçti. Bu sekiz yıl içinde 17/25 Aralık, MİT Başkanı'na operasyon girişimi, ve nihayetinde hain bir darbe teşebbüsü yaşandı. Türkiye Cumhuriyeti hükümet sistemi anayasa değişikliği ile başkanlık sistemine geçti.
Gezi olayları ile ilgili hala devam eden davalar bulunmaktadır.

1 Haziran 2021

31 Mayıs 2021

Gündem Yazıları 1

Modern zamanlarda yaşam ve alışveriş/kredi sarmalı..

Günümüzde AVMler ve online alışverişte süper indirimler, kampanyalar, kaçırılmayacak fırsatlar diyerek insanlar ihtiyacı olmayan bir dolu şey alıyor. 

Evlerimizde kullanım fazlası eşyalar ve bir süre sonra çöpe atılanlar maalesef o kadar çoğaldı ki; çağımızın tatminsizlik hastalığı hepimizi sarmış durumda.

Böylesi bir tüketim çılgınlığının sebebi belki de gelişen teknoloji, lojistik ve iletişim imkanlarıyla son tüketiciye yönelik üretimin de çılgınlık düzeyinde artmasıdır. Bu üretim/tüketim döngüsünde dünyanın kaynakları şimdiden yetersiz kalmaya başladı bile. 

Dünyada son bir yıldır ciddi düzeyde hammadde krizi yaşanıyor. Üreticiler hammadde bulamamak durumunda, bulsalar bile her siparişte çok yüksek zam oranları ile karşılaşıyorlar. Bunun yanında uluslarası deniz taşımacılığının fiyatlarında yaşanan astronomik artışlar da ayrı bir sorun. Sürekli girdi maliyetlerinin artışı üreticilerin kendi arasındaki rekabetle de birleşince üretim sektöründe karlılık düşüyor, orta ve küçük ölçekli üreticiler ticari faaliyetlerini yürütmekte zorlanıyorlar. Bir de üstüne pandeminin getirdiği olumsuz şartları ekleyince durum daha da vahim bir hal alıyor. Haliyle zincirin son halkasındaki tüketiciler ise bunu fiyat artışları ile hissediyor.

Bu duruma gelmemizin sebepleri ise: birincisi israf; yani tutumluluk bilincinin kaybedilmesi, zaruret ve ihtiyaç olanın değil heves edilenin alınmasıdır. İkincisi de; bu heveskarlığın bankacılık ve kredi sistemi ile kışkırtılarak insanların ham hayallerini vadeli borçlanmayla satın alabilmesi için çok fazla imkan sunulmasıdır. Bu tüketim ve kredi sarmalının hedefindeki büyük çoğunluk yine orta ve alt gelir grubundaki sıradan insanlar. "Hedef kitle" olan bu insanlar dünyanın üretim çarkının da en temel emekçi kitlesi aynı zamanda.

Dünya ve tabii ki ülkemizin de nüfusunun çoğunluğu bu sıradan insanlardan oluşmaktadır.

Yukarıdaki iki konu, yani zaruret ya da ihtiyaç dışı alışveriş yapılması ve bunun için kredi/borçlanma insanları sonu gelmez bir tatminsizliğe ve aşılması güç borçlanma döngüsüne sokuyor.

Öyle ki; bir süreliğine gelirinin çok üstünde bir konfor elde etmek için bu sürenin çok çok üstünde bir sürede ödenmek üzere borçlanıyor insanlar. Bu da psikolojik, sosyolojik ve tabii ki ahlaki sorunlara sebep oluyor.

Biz sıradan insanların bu tuzağa düşürülmesi neticesinde orta ve uzun vadede büyük servet elde eden kodamanlara kızmak, kahretmek, öfkelenmekle bir yere varılamayacağı açık.

Fıkra bu ya; adam yolda giderken yerde muz kabuğunu gördüğünde "tüh yine düşeceğim" demesi gibi bu tuzağa düşmemek orta ve alt gelir grubunun şiarı olmalı ve zaruret ve ihtiyaç dışı hiç bir şey almamalı.

"Zaruret ve ihtiyaç nedir?" konusunu ayrıca tartışalım.

Bu arada bir de yaygın olarak kullanılma mazisi çok da eski olmayan şu "tüketici" ve "tüketim" kelimeleri var. Onların üzerinde de biraz kafa yoralım bilahare.

Peyami Bayram

31 Mayıs 2021

İstanbul


(1) https://www.sozcu.com.tr/2021/ekonomi/hammadde-sorunu-imalatta-krize-donusuyor-6456640/

(2) https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/dunyada-yasanan-konteyner-krizi-nedeniyle-uretici-ve-ihracatcilarin-hammadde-fiyatlari-tirmaniyor-1821605

(3) https://www.dunya.com/sektorler/plastikte-hammadde-krizi-buyuyor-haberi-610412

(4) https://pagev.org/kartel-uretimi-kisti-hammadde-fiyatlari-uctu

(5) https://www.bloomberght.com/otomotivi-bekleyen-yeni-hammadde-krizi-2278471

(6) https://www.imib.org.tr/tr/medya/sektorden-haberler/konteynerde-fahis-navlun-krizi-buyuyor

(7) https://www.sozcu.com.tr/2021/ekonomi/navlun-maliyetleri-de-denizcilik-devlerinin-hisseleri-de-rekor-kirdi-6457591/

(8) https://www.gazeteduvar.com.tr/turkiyede-toplam-kredi-borcu-ne-kadar-haber-1519756

(9) https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/a101de-dikkat-ceken-reklam-1841454


19 Mayıs 2021

Hesap şaşmaz..

Evet bayım;

onu da siz bilirsiniz,

her mevzuda olduğu gibi,

ahkam keser, akıl verirsiniz.

şu dünyanın işlerine akıl sır ermez;

zat-ı aliniz varken kimseye söz düşmez.. 

herkesin yerine konuşursunuz,

elbette her meseleden siz mesulsünüz,

haşa, bize ne gerek var,

siz efendiler, 

ve biz zavallı kullar,

zaten bu alem ikimize dar..

öyle ya, nasıl olsa;

siz her işte özgürsünüz,

biz ölümlü dünya desek de;

siz adeta ölümsüzsünüz..


sormak lazım;

kimden aldınız bunca yetkiyi bayım?

ne suyum var, ne de sayım.

bir başına kalsanız da

hep berabersiniz;

bir yanda alkışlayanların,

mağrursun öte yanda sen,

ve şeytanların..

unutma sakın!

bırakacaklar seni; apansız

tek başına, yapayalnız..

ne hesap vereceksin

düşündün mü?

öldüğün vakit

diyeceksin; ne çabuk doldu vakit

geleceği söylenen gün,

bugün mü o gün?

bir fırsat daha yok mu?

desen de; 

asla dönüşü olmayacak!

hesap zerre miskal şaşmayacak!

o gün gelmeden bugün,

vakit varken,

bir daha düşün ;

kimdir sahibi gecenin ve gündüzün..


Peyami Bayram

18 Mayıs 2021

İstanbul

RAMAZAN 1447 CÜZ 30

OTUZUNCU CÜZ   Hicri 1447 yılında Ramazan ayı 29 günde hitama erdiği için bu son günde iki cüz birden okuduk ve Kur’an-ı Kerim’in kalbi ve...