08 Mayıs 2020

KORONALI GÜNLER 8

Salgın var deyip
salgının olduğundan
daha büyük
bir korku saldılar
dünya insanlarına.
Şimdi salınan korkuyla
gelen ve gelecek olan
asıl felaketin getireceği
salgını bekleyedurun.
Virüs ne yapabilirdi?
Hiç düşündünüz mü?
Ya virüs korkusu?
Peki, ne yaptı bize bu virüs korkusu?
Korku bittiğinde
ardından bize neler bırakacak?
Virüsün enkazı mı büyük olurdu,
yoksa korkunun
ve de korkuya hükmeden iradenin
tüm insanlığa bırakacağı enkaz mı?
Ya da şöyle mi sormalı;
birilerinin
geride bırakmayı planladıkları
ve kurmayı tasarladıklarının
ne olduğunu anlamak için
daha ne kadar
elimiz kolumuz bağlı
beklememiz gerekiyor?

Tarih boyunca dünyaya nizam vermek isteyen güçler
önceleri insan ve silah gücünü kullandı.
Sonra insan, silah ve siyaset/ittifaklar kullanıldı.
Son çeyrek asırda bilgi ve bilişim teknolojileri ile medya çok önemli bir güç haline geldi.
Şimdi yeni dünya düzeni için yapılması olası alternatif savaş türlerinin(konvansiyonel, nükleer veya vekalet savaşları) hiç birisi dünyanın dört bir yanında milyarlarca insanı aciz bir şekilde ortada bir savaş olduğunun farkında bile olmadan sonucu bekler halde bırakamazdı.

Türkiye Cumhuriyeti olarak biz bu savaştan inşallah en az hasarla çıkan ülkelerden oluruz.

Yeni bir dünya düzeni kurulurken insanlığın yine en asli ve temel ihtiyacının hukukun üstünlüğü ve bireysel olarak ahlâklı insan olmanın her zaman en önemli hususlar olduğunu hatırda tutmalıyız.

Sağlıkla kalın,
her türlü hijyenin yanında bilgi, enformasyon ve medyatik hijyeni asla ihmal etmeyin,
zihnen uyanık olun,
aklınızı kimsenin elinde oyuncak etmeyin,
aileniz, dostlarınız ve yakınlarınızla
birlik ve beraberlik bağlarını güçlü tutun,
ülke içinde ve dışında bütün insanlarla barış içinde kardeşçe bir arada yaşamanın yollarını arayın.
Ne olursa olsun biz ve bizden sonraki nesiller bu dünyada insan kardeşlerimizle kalacağız. Bunu hiç unutmayalım.
Komşu komşunun külüne muhtaçtır.
Hepimizin ihtiyacı var birbirimizin güzel sözüne.
Tebessüm yakışır her insanın yüzüne.

Esen kalın.

Selam ve sevgilerimle.

Peyami Bayram
8 Mayıs 2020
Arnavutköy, İstanbul

01 Mayıs 2020

MASAL



MASAL

Bir varmış,
bir yokmuş,
yeryüzünde insan çokmuş..
ülkenin birinde
yaşayanların çoğunun
aklı başında yokmuş..

Nasıl olsun ki;
bir yanda kral
diğer yanda masal..
kral öldüğü halde yaşar,
masalın bin bir türlüsü var..
aklı olanın aklı şaşar..

kraldan çok kralcılar
siper etmişler kralı,
masalcılar uydurdukça masalı;
çiğnemişler her defasında
koydukları kuralı..

ortada kopan
kupkuru bir gürültü
her iki taraftan,
ne o yan ne bu yan
derde derman,
daima kazanan;
bu oyunu kuran..

anlamamışlar yıllarca,
birbirlerini 
yemişler hunharca.
ne ölü kral
çıkmış mezardan,
ne kesilmiş arkası masalın;
yeni masal yeni yazardan..

ülkede bu işten
kimse karlı çıkmamış,
nice yıllar yaşanmış;
böyle azar azar,
hep hesaba yazar, 
her an zarar,
her yıl zarar

koskoca ülkede
bir aklı başında
adam mı çıkmazmış?
olur mu hiç;
adam gibi konuşanı;
ya kralcılar ya masalcılar
etmişler linç..
kurtuluş için
hep yeni nesil beklenmiş;
her yeni nesil de
bu vasattan nasiplenmiş..

ve bir gün;
toprak kirlenmiş,
hava kirlenmiş,
su kirlenmiş;
ülkede insan yaşamaz
hale gelmiş..
kralcılar ve masalcılar
birlikte yok olmuşlar,
kralın toprakta kalmış
çürümüş bedeni,
türlü türlü masallar
toplumun ölüm nedeni..

gelin anlatayım size,
bu hikayeden
alın ibreti;
mülk Allah'ın
kimsenin yok
onda hissesi

her insan doğar,
yaşar ve ölür.
sonra döner aslına,
alır toprak onu bağrına,
hiç ayrım yapmaz toprak ana
evlatlarına;
önder, führer
çiftçi ya da
peygamber
haşre kadar bekler
hep beraber..

insan olan
ardında miras değil
eser bırakır,
insan olan varisler
eserden ilham alır,
yeni eser yaratır.

mirasyediler
ölü yüzü pudralar,
yan gelip yatar..

masallar alemi
iç içe gizemi,
bal ile zehiri
verdikçe ademe;
döner serseme,
uyuşur kalır
ve bekler kurtarıcıyı,
anlamaz başı kesilirken
çektiği acıyı..

işte bütün masal bu;
merak ettin mi sonunu
aç gözünü
ve
gör sahnedeki oyunu..

Peyami Bayram
1 Mayıs 2020
Arnavutköy, İstanbul










23 Nisan 2020

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ'NİN AÇILIŞI

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ'NİN AÇILIŞININ YÜZÜNCÜ YILI KUTLU OLSUN




23 Nisan 1920'de Ankara'da açılan Birinci Büyük Millet Meclisi, Türk-İslâm ve Dünya târihinin gelmiş geçmiş en muvaffak, en mübârek ve en kahraman parlamentosudur!

"Ya İstiklal Ya Ölüm" parolasıyla şehadete koşarak Gazi ünvanı alan bu mübarek meclisin kurulmasına önayak olan Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti mensupları ile kahraman bir milleti işgalcilere ve hainlere karşı direnme, mücadele ve mücahede azmiyle yokluklar içinde, küllerinden doğarcasına bir araya getirip kahramanlık destanı yazdıran ordu-milleti zaferle şereflendiren Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve bütün silah arkadaşlarını rahmetle ve minnetle yad ediyorum.

O kahraman komutanlarla aynı Mekteb-i Harbiye'den mezun olmanın gururunu tarif edemem. Genç bir harbiyeli iken o şanlı mektebin her anında o kahramanların omuzlarıma yüklediği şerefli mesuliyeti hissederdim.

Sevgili çocuklar, asil ruhlu gençler,
bugün yüzyıllık milli mücadele bitmemiştir. Güzel Türkiyemiz için daha yapacak çok şey var. Atalarımızın yüzyıl önce fakru zaruret içinde bir araya gelip, harap ve bitap düşen bir milleti yeniden şahlandırışını hiç ama hiç aklınızdan çıkarmayın! Yirmibirinci asrın gençleri olarak yüzyıl öncekine nazaran oldukça geniş imkanlar ile devraldığınız asil mirası hakkıyla değerlendiremezseniz yarın ruzi mahşerde o sırtında cephane taşıyan annelerin yüzüne nasıl bakarsınız?

Herşey bitmiş gibi değil, herşey bugün başlıyor gibi çalışın ve her gün en az bir küçük adım atın ileri ve bir basamak çıkın yukarı!

Korkmayın,
"Korkma!" diyerek yokluk içinde ve işgal altındaki bir ülkede yola çıkan dedelerimizi, ninelerimizi hatırlayın.

Sağa ve sola bakmadan "ben varım" deme cesaretini gösterin!

Milletimizin ırk, inanç, bölge farklarını bölünme değil çoğalma ve zenginlik olarak görün.

Unutmayın, Türk beklenendir bütün dünyada ve Türkiye Cumhuriyeti umuttur tüm mazlumlara.

Yüzyıl önce kurulan gazi meclis size, yani istikbale, yani bugünkü gençlere inandı. Siz de ecdadımızı tanıyın ve bu muazzam gücü, bu mukaddes mirası iliklerinize kadar hissedin!

Bilin ki muhtaç olduğunuz kudret damarlarınızdaki asil kanda mevcuttur.

Ne mutlu Türküm diyene!🇹🇷

Peyami Bayram
23 Nisan 2020
İstanbul, Arnavutköy

19 Nisan 2020

Koronalı Günler 7 Kemmiyet ve Keyfiyet

KORONALI GÜNLER 7 

Kemmiyet ve Keyfiyet

Eskilerin diliyle kemmiyet ve keyfiyet, yeni neslin dilinde nicelik ve nitelik, bilimsel olarak kantite ve kalite..
Yani kemmiyet; bir şey için sayıca çokluk, sayılabilirlik, ölçümlenebilirlik, nicelik, kantite. Keyfiyet ise; bir şey için durum, içerik, öz, nitelik, kalite.
Biri şekil iken, diğeri öz, mahiyet..
Biri maddiyat, diğeri maneviyat..
Niceliğin fiyatı olur, niteliğin değeri..
Kemmiyetten servet olur, keyfiyetten saadet..

Şimdi de şuna bakalım;
1/82.000.000 = 0,000000012195122
Ülkemizin nüfusu yaklaşık 82 milyon. Bu nüfusun içindeki bir ferdin rakamsal karşılığı ise 0,000000012195122. Yani bu rakam matematikte çarpan, bölen, toplanan veya çıkarılan bir rakam olsa ihmal edilebilir bir değer olarak hesaba katılmaz. Para olsa değeri olmaz, altın olsa para etmez..
İşte rakamsal olarak kişinin bir hiç olduğu burada apaçık ortada.

Dönelim günümüze;
Covid-19 adı verilen şu ana kadar ne idüğünü bilim insanlarının bile tam olarak anlayamadığı gözle görülmeyen bir virüs yüzünden dünyadaki 7 küsur milyar insanın hayatı alt üst oldu. Çin’de ilk vakanın ortaya çıkışından beri sürekli vaka sayısı, ölen ve iyileşen sayısı ve buna bağlı bir takım oranlar ve istatistikler yayınlanıyor sürekli. Bu yayınlarda her insan bir rakam, veri, data..

Bütün bunlar ne için?
Bilimsel(!) çalışmalar, halk sağlığı, toplum düzeni ve daha iyi bir yaşam için elbette.

Öte yandan yaklaşık 25 yıl önce bu yazıyı yazan ve okuyanların neredeyse hiç birinin bir mail adresi bile yoktu. 1970li yıllarda başlayan televizyon bağımlılığının ardından1990lı yıllarda internetin günlük hayata girmesiyle farklı bir boyuta geçti insanlık. Şu geçen çeyrek asırlık sürede öyle bir noktaya geldik ki hepimiz dijital birer veri olmaya gönüllü olduk.

Sakın itiraz etmeyin.
WhatssApp, Apple, Facebook, Twitter, Instagram, YouTube ve Google başta olmak üzere hangimiz kişisel verilerimizi bu ortamlara kaydetmedik? Yediğimiz, içtiğimiz, gezdiğimiz, gördüğümüz ne varsa, dahası aile fotoğraflarımız ve daha neler neler..

Yani son yirmibeş yılda dünyanın büyük bir kısmı dijital bir hapishaneye dönüştü. Burada daha garip olan ise bu hapishaneye hepimiz gönüllü mahpus yazıldık.
Ne dostluk kaldı, ne arkadaşlık, ne akrabalık ve ne de komşuluk. Hasta ziyaretleri, taziyeler bile online yapılır oldu. Yakında ebeveyninin cenazesini bir tıkla defneden bir nesil olacak korkarım!

Kaç takipçiniz varsa, bilmem ne fenomeni olmuşsanız bu dünyada niceliksel olarak öne çıkıyorsunuz. Nasıl bir insan olduğunuz, nasıl bir komşu, nasıl bir abla, kardeş, evlat ya da ebeveyn olduğunuz kimsenin umurunda olmaz. Bilimsel olarak ne yaptığınız, edebi, sanatsal veya felsefi olarak ne ürettiğinizin de önemi yok orada. Sadece iyi bir imaj, biraz dijital emek, biraz paralı reklam sonra gelsin takipçiler. İşte oldu, al sana içi boş bir yığın, yani kemmiyet..

Yok, ben bunu istemiyorum, ben keyfiyete bakarım, benim için nitelik önemli diyorsanız gidin ailenizin, can dostlarınızın yanına ve ünlü ozan Aşık Veysel’in dediği gibi sadık yâre, kara toprağa..

Niteliğin, keyfiyetin, kalitenin değer bulacağı,  zerre miktarı iyilik ya da kötülüğün hesaptan uzak olamayacağı tek yer var. Alemlerin Rabbi'nin huzurundaki hesap günü..

Gerisi boş, hem de bomboş..

Son gün olmasın dostum, çelengim, top arabam;
Alıp beni götürsün, tam dört inanmış adam...
(Necip Fazıl Kısakürek)

Peyami Bayram
19 Nisan 2020
İstanbul, Arnavutköy

17 Nisan 2020

KORONALI GÜNLER 6

Evde kalınan şu günleri Allah izin verirse daha sonra yaşayacağımız günlerde çok ararız.

Bugünlerde herkes mutlaka birşeyler izliyor. Çoğu  evde aile fertleri herbiri bir köşede elinde telefon, tablet, bilgisayar veya televizyon başında. Yani zaten sosyal hayattan uzak, eve kapanmış kalmışken bir de ev içinde yalnızlık yaşanıyor.

Halbuki bu günler birarada neşeli, eğlenceli ve eğitici olarak değerlendirilebilirse çok şey kazanırız. Ailece eğitici filmler izlersek hem birarada olur hem de iyi şeyleri paylaşarak aile bağlarımızı güçlendirmiş oluruz.

Aşağıda iyi bir pedagog olan Adem Güneş tarafından hazırlanan güzel bir liste var. Bir kısmını izlemiş olsak da izlemediklerimizi izleyerek en azından ailecek birlikte olmanın ve güzel duyguları beraber yaşamanın hazzını alırız umarım.

Bu arada, aman ha, hantal kalmamak için ev içi vücut egzersizlerini de ihmal etmeyelim. Yoksa izolasyon sürecinin sonunda farklı sorunlar yaşamak şaşırtıcı olmaz. Benden söylemesi.

Bütün dostlarımla sağlıklı günlerde neşeyle kucaklaşmak ümidiyle..

Peyami Bayram
17 Nisan 2020
Arnavutköy, İstanbul






15 Nisan 2020


Koronalı Günler 5

İNSANLIĞIN ASIL DERDİ

Eskiler başkasının derdiyle dertlenmeyen dünyayı anlamaz derdi.
Çoğumuz yıllardır bu sözü kulak ardı ederdi.
Kiminin yoktu hiç bir derdi.
Kimimiz hiçbir şeyi dert etmezdi.
Müstesna azınlık; derdim dünya kadar derdi.
Şimdiyse; dünyanın derdi
hepimizin derdi..
Ucu bize dokununca hissedilirmiş demek ki başkasının derdi.
Babam, oğlum gördüğünü, yaşadığını unutma derdi.
Bunu kimse yapamaz derdim.
Belki bu da benim derdim derdim.


Unutmayalım diye yazdım bir kenara.
Olur mu herkesin ortak bir derdi,
Miladi ikibinyirmi yılında kim derdi?
Covid-19 namlı virüs insanlığa bu dersi verdi..

Peyami Bayram
15 Nisan 2020
İstanbul, Arnavutköy

05 Nisan 2020

Koronalı Günler 4 Yakın TEHDİT ve uzak TEHLİKE

Koronalı Günler 4

Yakın TEHDİT(*) ve uzak TEHLİKE(**)


İnsanoğlu çocukluğundan itibaren korkularıyla yaşar.
Korkulardan kaçarak sığınacak güvenli bir yer arar kendine.
Bazen anne kucağında bulur bu güven hissini, bazen kapısını kapattığında sıcak yuvasında, kimi zaman bir hastanede, bazen de bir ibadethanede. Bazı durumlarda da bir şeylere sığınmaktan kaçar, sanki meydan okurcasına alkol ve uyuşturucuyla perde çeker korkularıyla arasına.

Korku aslında öğretilmiştir insana. Doğuştan gelen doğal tepkilerin belirli durumlarda harekete geçirilmesi ile belletilen bir duygu durumudur. Başka bir deyişle bir şartlandırmanın, bir yönlendirmenin hasılasıdır insanın zihninde oluşturulan. Önce ebeveynin, ardından sosyal çevrenin etkisinde kalan insan ilerleyen yaşlarda eğitim, iş ve yaşam koşulları ile birlikte daha karmaşık bir çevrenin içinde bulur kendini. Buradan aldığı etkiler zamanla bireysel duygudurumun yanına mensubu olduğu toplumun kollektif davranış kalıpları ile benzeşerek ortak bir hareket tarzına dönüşür.

Tam da burada ebeveyn ve aileden sözde bağımsızlaşan ve "birey" olan insan toplumu yöneten/yönlendiren iradenin yörüngesine girmiştir. Artık kendinin küçük korkularının yanında asıl neden korkması gerektiğini ona fısıldayan bir etkinin altındadır. Geçim derdi/işsiz kalma, konfor, makam/mevki, şöhret, sağlık, adalet, emniyet/asayiş, gelecek kaygısı gibi ekonomik, sosyal, siyasal, tıbbi ve hukuki bir takım konular insanın en temel korkuları olarak önüne konmaktadır bu irade tarafından. 

İnsan hayatta kendi yaşadıklarına ve insanlığın bugüne kadar getirdiği ortak tecrübeye baksa bu sıralananların kendi karşısına çıkma durumu, hele de olumsuzlukların gerçekleşme ihtimali aslında çok düşük bir orandır. Fakat her nedense insanoğlu belki hayatta karşısına çıkma ihtimali zayıf bir olayı ve onun olumsuz tarafını çok dert eder. İnsan yukarıda bahsettiğimiz fısıldamaların o derece tesirinde kalır ki o çok uzak tehlike sanki hemen karşısındaymış hissine kapılır. Çünkü ona bu uzak tehlikenin şimdiki korkusunu yaşatanların bu korkudan beslenen çok yakın menfaatleri bulunmaktadır.

Bütün bunların yanısıra insan kendisiyle başbaşa kaldığında, hele belli bir yaştan sonra karşısındaki en yakın tehdidin ölüm olduğunu düşünmeye başlıyor. Nerede, ne zaman ve nasıl geleceği bilinmeyen fakat geleceğinden asla şüphe edilmeyen ölüm. İşte insan için mutlak surette gerçekleşecek yegane yakın tehdit ölümdür. 

Kısacası ölüme hazırlık yapmayan insanın korkacağı/korkutulacağı tehlike çoktur..

Peyami Bayram
5 Nisan 2020
Arnavutköy, İstanbul


(*)Tehdit; Arapça tahdid(korkutma, tehdit etme) ve haddakırdı, yıktı, korkutarak ele geçirdi) kökünden gelen bizim dilimizde  g
özdağı, zılgıt, korkutma, yıldırma şeklinde karşılığı olan bir kelime.


(**)Tehlike; Arapça tahlika/tahluka(mahv, bela, helak olma) ve halaka(tükendi, helak oldu) kökünden gelen
1. Büyük zarar veya yok olmaya yol açabilecek durum, muhatara
2. Gerçekleşme ihtimali bulunan fakat istenmeyen sakıncalı durum
manalarına gelen bir kelime





DİJİTAL SAVAŞTA BLACKROCK VE ALADDIN KARŞISINDA TÜRKİYE

DİJİTAL/TEKNOLOJİK SAVAŞ’ın arkasındaki BLACKROCK ve ALADDIN Türkiye’nin son dönemde geliştirdiği "Milli Finans ve Veri Kalkanı"na...