01 Nisan 2020

Koronalı Günler 3

Koronalı Günler 3

Uyumuştuk ne güzel;
uyuşmuştuk bir kenarda,
kendi halimizde uyurgezer,
dünyadan bihaber;
biraz serseri, biraz derbeder..

Bendesi olduğumuz nesneler;
içimizdeki tükenmez hevesler,
aklımızı oyalayan herzeler,
bizi bizden alan şeyler
ve daha neler 
ve neler..

Uyanamadık;
yanıbaşımızda olan bitene..
Anlayamadık;
açlık, yokluk ve sürgünleri..
Farkına varamadık;
nedir savaş, terör, sanayi ve banka?
Bize ne diyor
devlet, hükümet ve yasalar?
Kime çalışıyor
BM, NATO ve uluslarası bilmem ne örgütü?
Kimden yana
bilim, film, medya ve de mafya?

Bir yanda 
sakin bir deniz gibi duran sinemdeki yürek,
öte yanda
fırtına bekleyen yelken iken aklımdaki fikirler..

Ve siren çaldı apansız..
Karşımızda; muhteşem Coronavirüs!
Mikroskobik bir yarı-canlı.
Yıktı koskoca devleri,
kapattı kapılarının üstüne evleri.
Birden tüm ışıklar yandı;
sahnedekiler provasız yakalandı..

Ve şimdi,
işte şimdi;
başlıyor yeni düzen,
hiç ara vermeden,
kurulur sahneler tez elden,
eski dekor fakat farklı renklerden,
Görmek isterseniz
bir yakından
bir de uzaktan bakın,
kimler var sahnede bize uzak
ya da bize yakın.
Yok yok,
zahmet etmeyin sakın!
Dinleyin siz yine herşeyi
televizyondan, haberlerden,
devam edin efendim uykunuza 
kaldığınız yerden..

Peyami Bayram
01.04.2020
Arnavutköy, İstanbul


26 Mart 2020

Mâ’ûn Suresi



Bu söz sanki Maun Suresi'nin özünü ifade ediyor.

Mâ’ûn Suresi

Bismillâhirrahmânirrahîm.

1. Bak şu Hesap Günü’nü yalanlayan kişiye!
2. İşte bu tiptir yetimi itip kakan,
3. ve yoksulu doyurmaya teşvik etmeyen.
4. İşbu yüzden, olmaz olsun (böyle) ibadet edenler!
5. Bu gibiler, ibadetin hakiki amacından gafil görünmektedirler.
6. Bunlar öyle kimseler ki, (ibadeti) gösteriye dönüştürürler,
7. ama en küçük yardımı bile esirgerler.


Koronalı Günler 1

Koronalı Günler 1

Evde kalalım, başımızı iki elimizin arasına alıp düşünelim;
Ne yaptık, ya da yapmamız gerekirken neleri yapmadık ki başımıza bir şeyler geldi?
Nerede hata yaptık, yapıyoruz?
Bilmeliyiz ki; başımıza ne gelirse kendi yüzümüzdendir.
Üzerimize düşeni yapmadan Allah'tan bir şey istemek haddi aşmaktır, kolaycılıktır, dini de hayatı da, dünyayı/doğayı da anlamamaktır.
Dua etmek; Tanrı'yı öne sürerek bir nevi kendine savaşçı, kalkan, mucizevi kahramanlıklar yapan bir lider ya da sihirbaz yapmak değil, bilakis ben bütün zihni, ilmi, bedeni, maddi, toplumsal çabayı gösterdim benim tüm imkanlarım tükendi gayrısına gücüm yetmez deyip durumu içtenlikle ve acziyetle arz etmektedir.
Ne güzel tasvir etmişti İstiklal şairimiz Mehmet Akif Ersoy;
bırak çalışmayı, emret oturduğun yerden,
yorulma, öyle ya, mevlâ ecîr-i hâsın iken!
yazıp sabahleyin evden çıkarken işlerini;
birer birer oku tekmîl edince defterini;
bütün o işleri rabbim görür: vazîfesidir...
yükün hafifledi... sen şimdi doğru kahveye gir!
çoluk çocuk sürünürmüş sonunda aç kalarak...
hudâ vekîl-i umûrun değil mi? keyfine bak!
o’nun hazîne-i in’âmı kendi veznendir!
havâle et ne kadar masrafın olursa... verir!
silâhı kullanan allah, hudûdu bekleyen o;
levâzımın bitivermiş, değil mi? ekleyen o!
çıkıp kumandası altında ordu ordu melek;
senin hesâbına küffârı hâk-sâr edecek!
başın sıkıldı mı, kâfî senin o nazlı sesin:
“yetiş!” de, kendisi gelsin, ya hızr’ı göndersin!
evinde hastalanan varsa, borcudur: bakacak;
şifâ hazînesi derhal oluk oluk akacak.
demek ki: her şeyin allah... yanaşman, ırgadın o;
çoluk çocuk o’na âid: lalan, bacın, dadın o;
vekîl-i harcın o; kâhyan, müdîr-i veznen o;
alış seninse de, mes’ûl olan verişten o;
denizde cenk olacakmış... gemin o, kaptanın o;
ya ordu lâzım imiş... askerin, kumandanın o;
köyün yasakçısı; şehrin de baş muhassılı o;
tabîb-i âile, eczâcı... hepsi hâsılı o.
ya sen nesin? mütevekkil! yutulmaz artık bu!
biraz da saygı gerektir... ne saygısızlık bu?
..

Peyami Bayram
25 Mart 2020
Arnavutköy, İstanbul

İnsani ilişkilerde kategorik değil analitik yaklaşım

Koronalı Günler 2

İnsani ilişkilerde kategorik yerine analitik yaklaşım

Ben;
ebeveynimi, ırkımı, cinsimi, bedeni özelliklerimi, doğduğum coğrafyayı ve tarihi kendim seçmedim.

ve sen; 
sen de bunları kendin seçmedin.

ve diğerleri;
hiç kimse yukarıda saydıklarımızı kendi seçmedi..

Evet,
ben Türkiye'de müslüman ve Türk, Türkçe konuşan devlet memuru baba ile ev hanımı bir annenin altıncı çocuğu olarak yirminci yüzyılda dünyaya gelmişim.

Sen ise;
ondokuzuncu yüzyılın sonlarında Rusya'da hristiyan ve Slav, Rusça konuşan çiftçi anne-babanın tek çocuğu olarak dünyaya gelmişsin.

Ya diğerleri;
Göbeklitepe sakinleri, Mısır piramitlerini yaptıran tanrı-krallar, Romalı asilller, Endülüs'te yaşamış Araplar, Orta Çağ Avrupası'nda yaşamış Germenler, İngiliz sömürgesindeki Hind askerleri, Bosna-Hersek savaşında Boşnak, Hırvat ya da Sırp köylüleri, Saddam Hüseyin'in zulmünde yaşarken üstlerine ABD bombaları yağan Iraklılar, New York'da, California'da lüks hayat yaşayan beyaz Amerikalılar, Kongo'da açlıkla mücadele eden zenciler, Çin'de baskı altına yaşayan Uygurlar ve daha niceleri..

Bu kategorik ayrımları kim yaptı?
Coğrafya kader mi gerçekten?
Yoksa tarih de kader mi?

Birinin miladi yedinci yüzyılda Mekke'de Arapça konuşan bir kabilenin mensubu olması onun tercihi ve seçimi olmadığı gibi diğerinin yirminci yüzyılın ortasında Sovyet Rusya'nın vatandaşı olarak Kolhoz'da çalışan bir işçinin çocuğu olması da bir tercihin veya seçimin sonucu değil elbette.

Bu kategorik ayrımlar ancak tanımlamak ve belirtme sıfatı olarak kullanılabilir.

Biz insanlar,
birbirinden farklı coğrafyalar ve değişik tarihlerde yaşasak, farklı dilleri konuşsak, değişik inançlara sahip olsak da;
yaklaşık olarak aynı şeylerden mutlu olur,
aynı şeylere güler,
aynı şeylerle sevinir, 
aynı şeylerle hüzünleniriz.
Aslında mayamız, yani atamız, yani temel olarak genlerimiz bir.
Biz Ademoğluyuz..
Yani büyük insanlık ailesiyiz..

Hangi tarihte, hangi coğrafyadan ve hangi ırktan, soydan, inançtan ve meşrepten olursa olsun kan döken, ırza musallat olan, anne-babaya hürmetsizlik eden, hırsızlık yapan, yalan söyleyen, yolsuzluk yapan, emanete hıyanet eden, gıybet eden, iftira atan, komşusuna kötülük eden kimse Ademoğullarınca sevilmez. Bu kötülükleri işleyen büyük insanlık ailesinden dışlanmayı hak eder.

Yine aynı şekilde hangi tarihte, hangi coğrafyadan ve hangi ırktan, soydan, inançtan ve meşrepten olursa olsun diğer insanlara karşı doğru sözlü, iyilik yapan, açları doyuran, yoksul ve düşküne yardım eden, öksüze ve yetime kol kanat geren, çok sevdiği malından ihtiyaç sahiplerine veren, yönetimi altındakilere adaletle hükmeden, yaşlılara, hastalara, engellilere ve güçsüzlere merhamet eden, çocuklara şefkat gösteren kimse herkesin sevgisini ve takdirini alır.

İşte bizim büyük insanlık ailesinde kimi, niçin sevmemiz ya da sevmememiz bu eylemlerle belirlenirse, yani kategorik değil analitik olursa aile bireyleri olarak birbirimizle barış içinde bir arada yaşamanın hazzını alırız. Kategorik ayrımlar ise hiçbir mantıklı ve geçerli bir sebebi olmadığı halde bizi birbirimize düşman etmekten başka bir işe yaramaz. İnsanlık tarihimiz bu haksız ve temelsiz kategorik yaklaşımlar sebebiyle savaşlar, istilalar, işgaller, sürgünlerle dolu. Bunların neticesinde nice zulümlerle haksız yere öldürülen, yerinden yurdundan çıkarılan, özgürlükleri kısıtlanan, evleri, yurtları, varlıkları ellerinden alınan ve nihayet öldürülen milyonlarca insan geldi geçti bu dünyadan.

Onbinlerce yıllık insanlık tarihinden hala bir ders çıkaramamışız.

Şimdi gözle göremediğimiz bir virüs karşısında anlarız umarım aczimizi ve aslında ne kadar da eşit kardeşler olduğumuzu...

Peyami Bayram
26 Mart 2020 
Arnavutköy, İstanbul












08 Mart 2020

NİMET VE BEREKET

Bir insana zor gününde yaptığın yardım onun sana ihtiyacından çok senin ona ihtiyacın içindir. Sana iyilik yapma fırsatı verdiği ve sevap kazanmana vesile olduğu için ona dua etmelisin. Buna mukabil karşındaki bu durumda sana hiç beklemediğin şekilde davranırsa şaşırma ve sırf bu sebeple sakın iyilik yolundan ayrılma. Zira bu aslında onun değil senin sınavındır. Sabır ve şükür ile yoluna devam et. Nimetlerin paylaşıldıkça bereketlendiğini, şükredildikçe çoğaldığını göreceksin.
Kendini fakir ve yoksul görüp bunu göz ardı etme; yardım sadece maddi değildir. Bazen bir tebessüm en büyük sadakadır.
Unutma!
Cömertlik cepten değil kalptendir.

08.03.2013

13 Şubat 2020

ALMANYA

Almanya hakkında kısa bir not...

Dünyada ülkemiz dışında Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının en çok yaşadığı ülke. 
Resmi rakamlara göre Almanya'da iki milyondan fazla vatandaşımız yaşıyor.

Hiç bir yerde kendinizi tamamen yabancı hissetmeyeceğiniz, her caddesinde, her kurumunda, her ortamında bir Türk'e rastlayabileceğiniz, neredeyse hiç yabancı dil bilmeseniz de idare edebileceğiniz bir ülkedir Almanya.

Türkler her yerde. Ticaret, siyaset, akademi ve sporda çokça varız. Sanatta var mı onu bilmiyorum. Üçüncü neslin yaşadığı bir ülkede muhakkak edebiyatta da olmalıyız, bu konuda da bilgim yok.
Dünyanın en gelişmiş ilk üç ülkesi arasında her alanda sayılabilen bir ülke Almanya. Bunun tesadüfen olmadığı kesin. Çok şanlı bir mazisi olmasa da, ataları üç kıtada zaferler kazanmış olmasa da, iki dünya savaşından da yenilgiyle çıkmış olsa da, soğuk savaş döneminde bölünmüş bir ülke olarak yıllarca iki parçalı olarak yaşamış olsa da bugün dünyada Almanya deyince akla eğitim, bilim, felsefe, sanat, spor, sanayi, ticarette çok başarılı ve güçlü bir devlet geliyor. Bunun nasıl olduğunu günlük yaşamdan, sokaktaki insanın davranış şekillerinden, somut olarak hissedilen toplumsal düzenden bazı çıkarımlar yaparak yorumlamak istersem kişisel, ailevi, toplumsal ve kamu otoritesinin çok katı bir disiplinle eğitilmiş olduğunu farkettim. Bu katı disiplin günümüzde bize çok itici veya sert, hatta çağdaş olmayan bir çağrışım yapabilir fakat bu elde edilen sonuca bakınca gerekliliğini kabul etmenizi zorunlu kılar. Pek tabii ki demokrasi kültürü denilen yönetenlerle yönetilenlerin etkileşim içinde olduğu aşağıdan yukarı katılımın yüksek, toplumsal farkındalık ve sorumluluk yükleme ve yüklenilme de bu gelişimin çok önemli bir ayağı.
Daha çok şey var ama şimdilik bu kadar...

Peyami Bayram
13/02/2019
Frankfurt

10 Şubat 2020

GK* Sendromu

Önce bu sendroma sebebiyet verebilecek altyapıdan kısaca söz edelim.

Genellikle ilk çocukluk ve ergenlikte özellikle ailenin ve kısmen de çevrenin etkisiyle yaşadığı ortamdan ve hayattan memnuniyetsizlik. Daima birşeylerin eksik olduğu hissi, maddi yetersizliklerin bir kabus gibi sunulması ve bunun altında yoksunluk, eziklik hissedilmesi/hissettirilmesi. İnsani normlardan, manevi ögelerden çok nispi olarak maddi durumların ve başarıların öne çıkarılması.

Bilinçli ya da çoğu zaman bilinçsizce para/servet, makam, şöhret, güzellik gibi maddi unsurların insanın kazanabileceği en önemli şeyler olduğunun ve bunun için yaşandığının öğretilmesi veya farklı yollarla bilinçaltına kodlanması sonucu oluşan etkiyi giderecek bir ebeveynin olmaması bu sendromun temel altyapısını oluşturur.

Yukarıdaki altyapıyla yetişen bazı kişiler eziklik duyduğu ne varsa büyük bir şevkle ona yönelir. Eğitim, kariyer, ticaret ve sanat adına ne yapması gerekiyorsa pervasızca ardına düşer. Ucundan tutabildiğinin ısrarla takipçisi olur, artık bu uğurda herşeyi yapmak onun için kaçınılmazdır. Çünkü fırsatlar kaçırılmayacak kıymettedir. Yakaladığı her fırsatı menfaatleri yönünde değerlendirir ve etrafına bakmadan hızla yol alır. Bu yolda ilkeleri yoktur artık menfaatleri vardır. Bu menfaatleri elde etmek için her yol mübah olur gözünde. Ufak ufak elde ettiklerinin üzerine büyük büyük inşa etmeye başlar artık hayallerini.

Öncelikle kılık, kıyafet ve aksesuarda değişiklikler gözlenir. Markalı saat, gözlük, telefon ve elbiselerle kendine bir biçim verir. Arabası da doğal olarak en gösterişlisinden olmalıdır.

Zamanla içinde büyüdüğü ve yetiştiği çevreye karşı yabancılaşır, duyarsız kalır ve hatta bazen karşı cepheye bile geçer. Öyle ki bir kısmında ailesi ile dahi iletişim kopabilmektedir.

Eşini ve çocuklarını aşırı tüketimle ve pahalı eğitim imkanları, olağanüstü oyalayıcı bir takım sosyo kültürel faaliyetlere gark ederek ihmal etmediği hissini uyandırmadan onlardan da uzaklaşır.

Bu arada kendisi yeni sosyal hayatında farklı yolları da deneyerek daha daha daha üst mertebelere ulaşmak için hırsla çalışarak elde ettikleriyle egosunu biraz daha şişirir.

Şimdi meşru ya da gayrı meşru yollarla elde ettiği servet, makam, şöhret gibi bir takım maddi imkanlar onu kendi kendine hayran bırakmıştır. Artık onun kendinden başka gerçek dostu yoktur. Sadece bu pozisyonda kalması veya daha da yükseklere çıkması için lazım olan kişiler ve vasıtalar lazımdır ona. Bunun dışındakilerin kazanımlarına katkısı olmadığı ya da olmayacağı için onlara karşı mesafeli olmalıdır. Zira o sadece kime ve neye ihtiyacı varsa onunla irtibat kurarak ilişkilerini güçlendirmek ister. Eski dostları, arkadaşları ve hatta en yakın akrabaları, kardeşleri bile artık ona ulaşamazlar. Bırakın yüzyüze görüşmeyi telefonla dahi ulaşmak mümkün değildir. Arada sekreterler, müdürler, müsteşarlar, korumalar falan vardır. Diyelim ki bir yakını bunları aşarak bir şekilde ulaştı zat-ı âlilerine. Birlikteyken yalandan bir takım notlar alınır veya hemen bir yerler aranıyormuş gibi yapılır ve sonu gelmeyecek bir ümit verilerek çay, kahve ikramıyla bu sıkıcı görüşme sonuçlandırılır. Sadece bu kadarcık teması kendine kar sayan, aslında herşeyin sahte olduğunu pek ala hissettiği halde kendini aksine ikna etmekten haz duyan ve o esnada çektiği bir kaç selfinin tadını çıkaran zavallının durumu ise başka bir yazının konusu.

Bu sendroma kapılanların geldiği noktanın onu ne kadar tatmin ettiği bir yana uzaklaştığı eski çevresi ve ailesi tarafından nasıl göründüğüdür buradaki asıl mevzu. İşte bu tiplerin peşine gidenler aynı onun tıynetindekiler olup hakşinas kimseler için ise onlar GK Sendromu ile kaybedilmiş kimselerdir.

Başta çerçevesini çizdiğimiz bir altyapıdan yola çıkmıştık. Ulaşılan hiçbir makam, elde edilen hiçbir servet veya şöhret bu sendromlu kişiye kodlanan eziklik ve/veya eksiklik hissini gideremez. Zira onun için hep bir şeyler eksik kalacaktır, ne yapsa içindeki eziklik hissi hiç bir zaman gitmeyecektir.

Aynı altyapıdan gelen ve kendisini ahlak ve maneviyat ile sağıltabilenler ise bunun dışındadır elbette.

*GK: Geri Kalmışlık

Peyami Bayram
07.02.2020
Frankfurt, Almanya

DİJİTAL SAVAŞTA BLACKROCK VE ALADDIN KARŞISINDA TÜRKİYE

DİJİTAL/TEKNOLOJİK SAVAŞ’ın arkasındaki BLACKROCK ve ALADDIN Türkiye’nin son dönemde geliştirdiği "Milli Finans ve Veri Kalkanı"na...