01 Haziran 2017


Vatan ve millet sağ olsun!

Bugün içim ağlıyor.
Harp Okulu'ndan devre arkadaşım Tümgeneral Aydoğan AYDIN'ın şehadeti içimi çok yaktı.
Her şehit haberi beni üzer lakin evveliyatını, eğitimini, mücadelesini, özverisini, görev aşkını ve fedakarlığını bildiğim bir askerin şehadet haberi bir başka oluyor.
Senin makamın çok yücedir aziz şehidim.
Devre arkadaşımdın, askeri rütbece bizi geçmiştin, seninle gurur duyduk. 
Şimdi rütbelerin en yükseğine, şehadet mertebesine ulaşarak hayranlığımızı kat be kat artırdın.
Seni Cennet-i Ala'da bekleyen büyük mükafata nail oldun inşallah. Seninle Harp Okulu sıralarında olduğu gibi cennette de komşu olmayı Allah bize nasip eder inşaallah.
Rabbim bizi şehitlerimizin emanetini muhafaza edecek bir iman, istikamet, kararlılık, azim, basiret ve ferasetle donat.
Ya İlahi memleketimizi ve milletimizi bütün düşmanlardan, şer güçlerden, hain teşebbüslerden, ikiyüzlü ve döneklerden muhafaza eyle, bu gibilere fırsat verme, onlara karşı aziz milletimizin sillesine kuvvet ver.
Ey alemlerin Rabbi olan Allah'ım sensin sığınağımız, sana iltica ediyoruz, bizim üzerimize sabır yağdır, devletimizi yücelt, Ordumuz'u muzaffer eyle, askerimizi ve tüm güvenlik kuvvetlerimizi kafirlere, zalimlere karşı güçlü ve üstün kıl.

Bir ölür, bin diriliriz evvel Allah, buna inancımız tamdır!

Peyami Bayram
01/06/2017
İstanbul

05 Mayıs 2017

HEP AYNI

HEP AYNI

Beni dinle ey kadı
Bozuldu işin tadı
Zulümse eğer adı

Kenan yapsa da aynı
Yunan yapsa da aynı

Söylenecek söz varsa
Söyle sende yüz varsa
Hak'ka tecavüz varsa

Nokta yapsa da aynı
Yekta yapsa da aynı

İpe sermeyin unu
Herkes biliyor bunu
Hazineden soygunu

Turgut yapsa da aynı
Nemrut yapsa da aynı

Zirvedeki uç beyi
Çeker gözden sürmeyi
Rüşvet alıp vermeyi

Fazıl yapsa da aynı
Rezil yapsa da aynı

Halka tepeden bakan
Göğsüne benlik takan
Yalana yatıp kalkan

Moiz olsa da aynı
Vaiz olsa da aynı

Doğruluktan kaçan zat
Menfaatı seçen zat
Haram yiyip-içen zat

Murdar olsa da aynı
Serdar olsa da aynı

Bu gemi böyle gitmez
Giderse zulüm bitmez
Kim örnektir farketmez

Hasmım olsa da aynı
Nefsim olsa da aynı 

Abdürrahim Karakoç

04 Mayıs 2017

FETİH RUHU

FETİH RUHU

Büyük atamız Fatih'in bize bıraktığı mirası Konstantin'in fethinden ibaret görmek onu anlamamaktır. Çaldıran kahramanıyla, Plevne gazisini, Mehmet Akif'le Hüseyin Avni'leri de içerisine alan bu muhteşem miras, Türk milliyetçiliğidir. 

Fatih'in devletinin belli başlı üç karakteri vardı. 
I. Öncelikle merkeziyetçi idi. Üç kıtaya yakın devlet ülkesini bir merkeze sımsıkı bağlıyordu. Eski Roma İmparatorluğunun koyu merkeziyetçiliği bizde adalet ve mesuliyet prensiplerine bağlı olarakakla hayret veren bir hukuk ve ahlak nizamı içinde yaşatılmakta idi. 
II.Bu devletin diğer karakteri otoriteli oluşuydu. Lakin onda otorite yani tam iktidar, orta çağın İngiltere Krallığıyla, Papalık devletinde olduğu gibi hükümdarın keyf ve iradesinden doğma değildir. Halkın dimağını teşkil eden ilmiye sınıfına yani münevverlere dayanır ve her hareketinden Allah'a hesap vereceğini daima hisseder. 
III. Bu devletin üçüncü karakteri hür bir totalitarizme dayanmış olmasıdır. Yani bu devlet, halkın bütün ihtiyaçlarına uzanır ve onları karşılamaya çalışır. Asri demokrasilerle farkı, asri demokrasilerde iktidar halktan devlete doğru yükselen, tecrübi bir gerçeklik olduğu halde, Fatih'in devletinde devletten halka inen bir andlaşma ve yürütme kudretidir. Rasyonel (akli) bir gerçekliktir. Demokraside ayaklar başı yürütür otorite rejiminde ise baş ayakları idare eder. 

Osmanoğulları'nın çok kuvvetli ve sarsılmaz oluşunun sebebi, önceden pek mükemmel ve insanı her sahada idareye muktedir bir hukuk sistemine, İslam hukukuna sahip oluşları idi. Yüzyıllar fetihlerin kapısıdır. Biz mazide büyük fetihler yapmış bir milletiz. Biliyoruz ki, fethin bir çok şekilleri vardır. Kılıçla ve şiddetle fetih yapılır, kalemle ve hitabetle fetihler yapılır, siyaset ve maharetle fetih yapılır ve en önemlisi kalp yoluyla fetihler yapılır, aşkın dünyamızda nice fetihler yaptığına şahidiz. 

Bize bir fetih lazım... 

Bu fetih ebedi olacak... 
Ruhlarımızda yapılacak. 

Bu fetih, kılıçlarınki kadar kolay değil, sahte şereflerinki gibi hayali değil, ihtiraslarınki gibi süfli değil. Eğer eşyadaki çokluğun ruhlarınızdaki birliğe götürücü bir basamak olduğunu kabul ediyorsanız ve kin ile ithamlarınızı içinizdeki aşk ateşinde eriterek çoklukta birliğin sevgisine ulaşabilirseniz... Eğer hayatı sevdiğiniz kadar, bazan ondan da çok, hakikatleri sevecekseniz, kainattaki nizama benzer bir nizamı ruhunuzda kurmaya ve kudretiniz varsa, ibadetlerini alış veriş olmaktan çıkararak, alış verişlerinizi de ibadet haline koyabildinizse, bütün ruh ve beden kuvvetlerinizi bir ilahi emir yolunda seferber edebildinizse... İnsanlara temasınızda Kur'an'a temas halindeki hörmet ve vecdi bulabildinizse, vücudunuzun ve ruhunuzun en derinlerine kadar indirilen darbeler, sizde sadece Hakk'a şükür, hilkate itaat ve kadere teslim olma iradesini attırıyorsa... Eğer bütün bu meziyetlerin ruhlarınıza bağışladığı hürriyetle harekete geçecekseniz, FETİH MÜYESSERDİR... 

Fatih'in çocukları! 

Putlarımız yoktur, aşkımız imanımız vardır. En üstteki kuvvete değil, en üstteki Kitab'a uzanınız. İradesiyle harikalar yaratan Fatih'in beldesinde hala sihre inananlar, kaderini piyangoya bağlayan aileler, vahşi boğuşmalardaki muvaffakiyetleri alkışlayan genç nesiller ve her yabancı kültürün meddahı ve esiri körpe dimağlar dolaşıyor. 

Bize mutlaka bir inkılap lazım. 

Asla yapılmayan inkılap. Fatih Sultan Mehmet'in mübeşşir ve mürşid olduğu bu inkılabın rüyasını hiç görmüyor musunuz? Büyük fetihler,büyük irade hareketleridir. İnsanı gerçek değerini teşkil eden sonsuzluğa yöneltmiş irade, sonsuz fetihlerin iktidarına sahiptir. İmansız irade ise, sonsuzluğu kaybetmiş, onunla rabıtayı kesmiştir. Dünya nimetlerine köle olur, menfaatlere esir, heveslere hizmetkar olur. Serveti, devleti, tahakkümü, zevklerle dolu gururu sever. İradenin böyle düşüş devirleri, milletlerin yıkılış devirleridir. İradenin iflası, insanın iflasıdır. Böyle devirlerde yeryüzü zulüm ve yalanla dolar. 

Fatih, kendini kaybettiği anda zalim olur. Onun zalim olmamak için bir an bile kalbini kaybetmemesi lazımdır. En büyük fetih esnasında irade sonsuzlukla rabıtasını kestiği anda en büyük musibeti doğurabilir. İşte, İskender'lerin, Sezar'ların, Cengiz'lerin fetihleriyle insanlığa getirdikleri felaketlerin sebebi budur. Gerçek hürriyetin şartı ve belirleyicisi insana verilen değerdir.

Nurettin TOPÇU
Büyük Fetih

Fatih Sultan Mehmet Han Konuşuyor."

Nurettin TOPÇU'nun 1952 yılında Büyük Cihat gazetesinde yayınlanan bir makalesi...


"Fatih Sultan Mehmet Han Konuşuyor."

" Beşyüz yıl önce bana kılıcımın hediyesi olan bu ülkenin semâlarında, bugün nail olduğum “ba’sü ba’de’l-mevt” sırriyle etrafıma bakıyorum.

İstanbul, asırların değiştirdiği bir şehir. Evladım taşra mülkünün varını ona harcamışlar. Onun şimdiki binalarının ihtişamı yanında Topkapı Sarayı’mız eski bir medrese halinde kalmış. Bizden sonrakiler nefislerine hizmet etmişler. Biz cami, medrese, çeşme, imaret yaptırdık. Onlar köşkler, apartmanlar, devlet sarayları, oyun yerleri yaptırmışlar. Bizim vaktiyle kıyamete kadar Muhammed ümmetine hayır kastıyla kurduğumuz vakıfların yerinde, halkın yağmasına vesile olan menfaatler dolaşıyor. Bizim düşmandan aldığımız ganimetleri onlar milletten almışlar. İslam halkının tehlîl ve dua ile doldurduğumuz ağızlarından şimdi hep menfaat ve birbirlerine şekavet yadı dökülüyor. Yollarını ne kadar şaşırmışlar!

Bu etrafımda gördüğüm kâbuslar nedir? Üç tepede üç haçlı zaferi görüyorum. Bu şehrin fethine anahtar olsun diye inşa ettirdiğim büyük Peygamber’in ismini taşla yazan Rumelihisarı’nın üstünde Protestanlar nâkus (çan sesi) inletiyorlar. Ben keşke orada şehid olsaydım. Belki türbem ahfâdımı bu zilletten korurdu.

Ya Ayasofya’nın minarelerindeki ezan sesini kim susturdu? O minarelerde okunan ezan, Allah’ın adı yanında Peygamber’in adını göklere dağıtırken ecdadına bağlı ruhlarda beni de düşündürüyordu da ondan mı? Bin haçlı ordusu bunları yapamazdı! Siz nasıl yaptınız? Bunu asıl yapanlar, şimdi hürriyet kahramanları diye başka bir tepede abide altında defnolunmuşlar, taziz olunuyorlar.

Heyhat bana, heyhat asil evladıma! Bu şehri görmek istemem artık. Ufuklara çevriliyorum. Bakışlarım daha uzaklara dalarak, düşman emelleriyle minarelerinde ezan sesleri susturulan Ayasofya’nın kubbesinden Irak ve Acem’in hudutlarına kadar bütün Anadolu’yu kucakladı. Nice yüz bin şehit kanıyla üzerinde birlik kurduğumuz bu vatan ne kadar perişan olmuş! Kurduğumuz birlikse ayaklar altında. Bir olan Allah’ın adına bağlılık öyle gönüllerden düşmüş ki, hangi emelde birlik kalmış?

Ecdadımın ve benim bir asır döktüğümüz kanların mayası birlik yoğuracakken, şehir şehre, köy köye düşman kesilmiş. Allah’a sığınır gibi hasis menfaatlarına sığınan genç ruhlar ise iki zevk ve devlet şehrinin kapılarından taşraya çıkıp halka hizmet emelini kendinde bulamamış; çıksa da yine menfaate secde edip halka belâ kesilmiş. Maarifte mi birlik kalmış? Bizim İstanbul’dan başka, her birini ayrı kültür ve irfan seviyesiyle ihya ettiğimiz Bursa, Konya, Kırşehir, Urfa, Kayseri, Sivas, Amasya medreselerimizden halka dağıttığı nur ve iman yerine bugün buralarda taassup ve cehalet hüküm sürüyor. Türk yurdunda kaç türlü mektep var? Semâlarına kılıcımla “âmentü” yazdığım şehirde Türk olan laiklerle Müslümanların mektebi, onların da yanında Yahudilerin, Protestanların, Katolik misyonerlerin ve bütün haçlıların mektepleri var.

Şaşırmış ahfâdım, bedbaht evladım! Ruhlarınız bambaşka makinelerden çıkarken onlarla aynı millet yapısını yapmak mı istiyorsunuz? Elbette bu imkânsız olur, birlik yerde sürünür. Sizin muazzam birliğinizi yaratan dünya tarihinden daha azametli tarihiniz dururken, her devriliş devrinde, her inkılabınızda başka bir millete benzemek istediniz.

Kölelerimiz olan zümrelerin her biri bir millet olup da sizden ayrıldıktan sonra sizin içinize sokulup da bünyenizin içinde yabancı bir millet yarattılar ve yine size, bizleri, sizi bir millet yapan ecdadınızı inkâr ettirerek, size düşman olan bu yabancı varlığa Türk milleti dedirtmek istediler. Sizi de bu varlığa hizmetkâr yapmak hırsıyla çalışanlar, sizden nice kahraman başlar kopardılar. Sizin içinizden namus ve azametinizi temsil edenleri zalim mahkemelerde mahkûm ettiler; zillette hizmetkâr olanlarınıza ise devletinizi peşkeş çektiler.

Asırlık servileri ecdâdımın ve evlâdımın ruhâniyetini terennüm eden şu kabristana bakın; meyhane kokuyor. Gazâ meydanlarından eserek mescitlerinizi dolduran hayâ sizi zehirler olmuş. Mâbet sizce yüz karası, ezan sesi düşman sesi demekmiş. Fedakârlık hamakat, duygu, iffetsizlik sayılmış, mertlik size haram olmuş.

Merhamet yerini nefsaniyete bırakmış. Âl-i Osman’ı evlad-ı Yahud eliyle tahtından indirmişsiniz. Bize boyun eğmiş olan pespâye barbarların çocukları, zamanınızın sömürge diyarlarının prenslerine bunu revâ görmediler. Kimden intikam aldınız? Ecdâdınızdan mı? Şüphe götürmez gerçek atalarınızdan mı? Mezar taşım sizden daha vefakâr; hiç olmazsa adıma lânet karıştırmadı. Her hakkı, her idraki çiğneyen varlığınızın bir tek gayesi varmış: saltanatı ortadan kaldırmak. Saltanat… Saltanat nedir size anlatayım. Çünkü iz’anınızı çalmışlar.

Biz bir ilahi saltanat kurmak için yaşadık; bu uğurda cihad ettik. Bu uğurda şiddet kullandık, kendi ailemiz hakkında bile. Biz saltanat-ı ilâhiyye ile ilâ-yı kelimetullâh uğrunda şiddet kullandık. Sizin bin, yüz bin saltanatınız var: her biri bir dünya, bir menfaat, bir fitne saltanatı: hukukî saltanatlar, iktisadî saltanatlar, zümrevî saltanatlar ve bu saltanatların milleti parça parça bölen yüz binlerle esirleri. Biz ilâhi iradenin yalnız bir saltanatını kurmuştuk ve bir olan Allah’a teslim olmuştuk. Siz, her saltanatı tesis için binlerce zulme uşak, binlerce zâlime esir oldunuz. Siz nefsinizin, siz arzın, siz halkın ve siz her şeyin kölesisiniz! Biz, devletteki birliği yıkıcı eşkıyâ başlarını keserdik. Siz eşkıyânın eliyle milletin en ulvî başlarını düşürdünüz. Bir ulvî başı koparıp binbir belâ olan binbir ejderhâ başı yarattınız. Şimdi kim kime esir oldu?

Ruhlarınızda saltanat kuran kâbusun pençesinde iken kendi hürriyetinize beyhude inanmak için çırpınıyorsunuz. Lakin idrakinden artık uzaklaştığınız bir şeyi ve bu bir şeyle birlikte her şeyi kaybettiğinizi de hissediyorsunuz. Mâbetler anbar yapılıp âyetlerin üzerinde bitler dolaşırken nice sultanlarınız beton saraylarda, devirmekliğime feleğin vefa etmediği Batı Roma çocuklarının terennümlerini mırıldanıyor! Koca Sinan’ın Allah’a el ve kanat açan âbidesi olan mâbedin kapısında, üç kıtada kalkan kullanmış ataların bedbaht evladı, mihraba doğru tükürüp geçen İslam çocuğunun lakayt nazarları önünde gök gözlü haçlı çocuklarının ayaklarına kadar eğilmiş, terlik çeviriyor!

Heyhat! Heyhat! Kapansın bu perdeler. Örtülsün bu manzara.

Yerde duran haysiyeti kaldırmak istiyorsanız size bir cihâd yaraşır. Öyle bir cihâd açmalısınız ki, onda disiplin şuursuzluğa, huzur ihtirasa feda edilmesin. Ahlâk kaidesizlikle, Allah ümitsizlikle çiğnenmesin. Vicdanlar kin ve gayza hasret çekmesin.

Bu cihâdın ilk şartı: Birleşin ve bir kılıcın üzerine yemin ediniz. Bu kılıç imanla irfandan yapılmış olsun! Bu kılıç elinizde olduğu halde Hakka saldıranlara yürüyün! Mesuliyetsiz vicdanlara, hayâsız alkışlara doğru yürüyün! Hesapçı korkulara, yalancı maskelere doğru yürüyün! Yürüyün, bunlar yıkılsın artık! Yürüyün, putlar kırılsın artık!

Ancak o zaman benim ve şerefli evladımın çocukları denmeye hak kazanacaksınız! Kılıcım size emanet olsun!”

Kılıcım size emanet olsun!


Nurettin Topçu, Büyük Fetih

Biz bugün İstanbul'da sadece yaşıyoruz, duymuyor ve düşünmüyoruz.

Geçen asırda Amerika'dan gelen idealist bir mühendis, Hamlen, Hisar'daki surların tepesine çıkarak İstanbul'a baktıktan sonra, "Fatih bu şehri bu tepelerden fethetmiş ben de bu milletin kültürünü yine bu tepeden işgal edeceğim!" diyerek kolejin kendi adıyla anılan ilk binasını bu surların yanıbaşına kurmuştu.
Berlin büyükelçiliğinden dönen Ahmet Vefik Paşa oradaki arazisini bu idealist Amerika'lıya satmış ve padişah Abdülaziz'in bir gafletiyle kolejin burada yaptırılması izni kendisine verilmişti.
Sonradan bu hâdiseyi millî vicdanında hârikulâde bir tepki ile karşılayan vatanperver padişah Sultan Abdülhamid Han bunu affedememiş ve Ahmet Vefik Paşa öldüğü zaman nâşının, vasiyeti gereğince Eyüp'teki aile kabristanına gömülmesine müsaade etmeyerek protestanlara sattığı arazinin hemen önünde defnedilmesini emretmiş ve merhumun protestanların çan seslerini işitmesini temenli etmişti.
Hamlen'in: "Bu milletin kültürünü bu tepelerden fetedileceği" emellerine hayat verici ellerin imzaladığı Lozan muahadesi, Maarifte kapitülasyonları kabul ederek Fatih'in çocuklarını milli maarife uzun zaman hasret yaşamaya mahkûm etti. Zahirde lisan öğretmek iddiasına bağlanarak yabancı kültürleri milletin ruhuna karıştıran bu sistem kadar  milletin hayatına tehlike getirici bir şey tasavvur olunamaz.
İtiraf edelim! Hiç olmazsa şu hakikati söylemekten çekinmeyelim: Biz bugün İstanbul'da sadece yaşıyoruz, duymuyor ve düşünmüyoruz. Yeni fetih iradelerine gönül vermesini bilmiyoruz ve birkaç asırdır, memurun endişesi İstanbul'dan başka bir yerde çalışmamaktır. Doktor için de kazanç hırsları İstanbul'da barınıyor. Tüccar için de sömürme emelleri İstanbul'dadır.
Bu hırslara bu süflî emele bir son vermeliyiz. Burada millet bütçesine parazit değil, millet hayatına önder olacak bir üniversite kurmalı ve burada milletin tekrar özüne dönebilmesinin temellerini atmalıyız.
Nurettin TOPÇU "Büyük Fetih"

20 Nisan 2017

Sivrisinek ve covid-19




Bakın,
Allah, bir sivrisineği hatta ondan daha küçük bir şeyi örnek getirmekten kaçınmaz. 
İmana ermiş olanlara gelince, onun Rablerinden gelen bir hakikat olduğunu bilirler. 
Hakikati inkara şartlanmış olanlar ise, “Bu örnek ile Allah ne demek istiyor acaba?” derler. 
Bu yolla Allah, bir çoğunu saptırırken bir çoğunu da doğruya yöneltir, fakat Allah'a itaati terk edenden başkasını saptırmaz,
onlar ki, öz benliklerine yerleştirildikten sonra Allah'a karşı taahhütlerini bozarlar, 
Allah'ın birleştirilmesini emrettiği şeyi koparıp ayırırlar ve yeryüzünü fesada verirler: 
İşte bunlardır hüsrana uğrayanlar.
Cansız iken size hayat veren ve sizi ölüme götüren, sonra tekrar hayata kavuşturan 
ve sonunda kendisine döndürüleceğiniz Allah'ı nasıl inkar edersiniz?
Ve dünya üzerinde ne varsa sizin için yaratan, plan ve tasarımını göklere uygulayıp onları kat kat gökler şeklinde düzenleyen O'dur; 
ve yalnızca O'dur her şeyin tam bilgisine sahip olan.

2. Bakara 26-28

19 Nisan 2017

Hesap

Keser döner sap döner..

Olmadı değil mi?
yine olmadı..
Tutmadı, hesaplar bir türlü tutmadı..

Ne oldu?
Yine son sözü onlar söyledi;
Türkiye'nin bağrı yanıkları,
bu toprakların öz evlatları.
Ekmeğinizin buğdayını yetiştiren,
kınalı kuzularını askere gönderen,
köyde çiftçi, 
şehirde işçi..
Öyle asilzade değil sizin(!) gibi,
sıradan asgari ücretli,
hani şu çok çocuklu,
makarna ve bulgurla beslenen,
kuru soğanı ekmeğine katık eden,
parasız yatılı okullarda okuyan,
yaz tatilini Kuran kurslarında geçiren.
Güler yüzlü,
misafirle ekmeğini bölüşen,
iki göz evde gülüşen
çoluk çocuk
dede torun
hısım akraba
derdine düşen.
Kim ne derse desin
bayrağını, ezanını, 
komşusunu,
bir de devletini namusu bilen;
bu ülkenin 
kuşlarına ve kedisine bile merhamet eden;
hainleri, namussuzları
ve bir de aslını unutmuş soysuzları
asla affetmeyen
güzel ülkemin;
Türkiyem'in saf çocukları.

Bize ne mutlu;
Türkiye'den bütün mazlum halklar umutlu..

Peyami Bayram
19/04/2017, İstanbul



RAMAZAN 1447 CÜZ 30

OTUZUNCU CÜZ   Hicri 1447 yılında Ramazan ayı 29 günde hitama erdiği için bu son günde iki cüz birden okuduk ve Kur’an-ı Kerim’in kalbi ve...