20 Nisan 2017

Sivrisinek ve covid-19




Bakın,
Allah, bir sivrisineği hatta ondan daha küçük bir şeyi örnek getirmekten kaçınmaz. 
İmana ermiş olanlara gelince, onun Rablerinden gelen bir hakikat olduğunu bilirler. 
Hakikati inkara şartlanmış olanlar ise, “Bu örnek ile Allah ne demek istiyor acaba?” derler. 
Bu yolla Allah, bir çoğunu saptırırken bir çoğunu da doğruya yöneltir, fakat Allah'a itaati terk edenden başkasını saptırmaz,
onlar ki, öz benliklerine yerleştirildikten sonra Allah'a karşı taahhütlerini bozarlar, 
Allah'ın birleştirilmesini emrettiği şeyi koparıp ayırırlar ve yeryüzünü fesada verirler: 
İşte bunlardır hüsrana uğrayanlar.
Cansız iken size hayat veren ve sizi ölüme götüren, sonra tekrar hayata kavuşturan 
ve sonunda kendisine döndürüleceğiniz Allah'ı nasıl inkar edersiniz?
Ve dünya üzerinde ne varsa sizin için yaratan, plan ve tasarımını göklere uygulayıp onları kat kat gökler şeklinde düzenleyen O'dur; 
ve yalnızca O'dur her şeyin tam bilgisine sahip olan.

2. Bakara 26-28

19 Nisan 2017

Hesap

Keser döner sap döner..

Olmadı değil mi?
yine olmadı..
Tutmadı, hesaplar bir türlü tutmadı..

Ne oldu?
Yine son sözü onlar söyledi;
Türkiye'nin bağrı yanıkları,
bu toprakların öz evlatları.
Ekmeğinizin buğdayını yetiştiren,
kınalı kuzularını askere gönderen,
köyde çiftçi, 
şehirde işçi..
Öyle asilzade değil sizin(!) gibi,
sıradan asgari ücretli,
hani şu çok çocuklu,
makarna ve bulgurla beslenen,
kuru soğanı ekmeğine katık eden,
parasız yatılı okullarda okuyan,
yaz tatilini Kuran kurslarında geçiren.
Güler yüzlü,
misafirle ekmeğini bölüşen,
iki göz evde gülüşen
çoluk çocuk
dede torun
hısım akraba
derdine düşen.
Kim ne derse desin
bayrağını, ezanını, 
komşusunu,
bir de devletini namusu bilen;
bu ülkenin 
kuşlarına ve kedisine bile merhamet eden;
hainleri, namussuzları
ve bir de aslını unutmuş soysuzları
asla affetmeyen
güzel ülkemin;
Türkiyem'in saf çocukları.

Bize ne mutlu;
Türkiye'den bütün mazlum halklar umutlu..

Peyami Bayram
19/04/2017, İstanbul



22 Şubat 2017





SOVYET ASKERİ TABANCAYI DAYAYINCA… 
"ŞİMDİ B.KU YEDİK"

İkinci Dünya Savaşı öncesinde Bakırköylü Ermenilerden Doktor Peştemalcıyan ailesiyle birlikte Türkiye ’den Almanya'ya göç edip Berlin'de bir halı ve kilim mağazası açmıştı. Savaş başlayıncaya kadar işleri yolunda gitmiş, baba Peştemalcıyan işleri oğlu Aram Peştemalcıyan'a bırakmıştı ama savaşla birlikte zorlu günler beraberinde gelmişti. Her gecen gün bir öncekini aratmaktaydı.

Savaş bütün hızıyla sürerken 1943'ün sonuna doğru Almanlar için savaşın gidişatı belli olmuş, daha fazla savaşacak gücünün kalmadığı ortaya çıkmıştı. Sovyet askerleri 1944 yılının Ocak ayında Oder Irmağı’nı geçerek önce Budapeşte'ye, Nisan başında ise Viyana'ya girerek Berlin’e doğru ilerlediler ve 25 Nisan'da Berlin'i kuşattılar.
Kentin merkezindeki bir yeraltı sığınağında kalan Hitler ise, savaşın kaybedildiğini anlayarak 30 Nisan’da intihar etti.

Ruslar artık Berlin’deydiler. Şehrin hemen her noktası Rus işgali altındaydı. Yağma ve talan Almanya’da artık sıradan bir işti. Taciz ve tecavüzün bininin bir para olduğu o günlerde asıl mesele hayatta kalmak ve tatlı canını kurtarmaktı. Bu zor şartların hüküm sürdüğü günlerde Rus İşgal Komutanlığı bir bildiri yayınlamıştı. Bildirideki kesin emre göre her yer, Rus askerlerine açık tutulacaktı.

Savaşın acımasız yüzünü bütün çıplaklığıyla çoktan gören Peştemalcıyan ailesi de emre mecburen uymuştu. Halı mağazalarının kapılarını açarak Rus askerlerinin yağmaya gelmesini endişe ile bekleyen ailenin bu bekleyişi fazla uzun sürmedi. Peştemalcıyan Halı-Kilim Mağazası’ndan içeriye gürültü ve patırtı ile kılıksız, vahşi görünüşlü, Moğol tipli ve silahlı iki asker yüksek sesle bağıra çağıra konuşarak girdi. Askerlerden biri halılarla ilgilenirken diğeri, genç kızlarını da aralarına alarak hareketsiz bir şekilde endişe ile olup biteni gözleri ile takip eden Peştemalcıyan ailesine yöneldi. Etrafa şöyle bir göz atıyormuş gibi yaptıktan sonra genç kıza doğru yaklaştı ve elini uzattı. Aram Peştemalcıyan gayrı ihtiyari ve seri bir hareketle askeri bileğinden sıkıca yakaladı. Çekik gözlü asker bu ani tepki üzerine tabancayı çekti ve Peştemalcıyan'ın şakağına dayadı.
Aram Peştemalcıyan, adeta taş kesilmiş karısına dönüp ağzından:
- “Şimdi b..ku yedik” cümlesi döküldü.
Bu sözleri işitince irkilen asker silahını indirerek sordu:
- "Ne dedung? Ne dedung?..."
Baba Peştemalcıyan olayın şoku içerisinde, ister istemez söylediği sözleri tekrarlamak zorunda kaldı:
- "Simdi b..u yedik."
O anda sanki bir mucize oldu. Asker ani bir hareketle silahını indirerek yıllar sonra bir dostunu görmüş biri gibi büyük bir sevinçle Peştemalcıyan’ın boynuna sarıldı. Peştemalcıyan şok üstüne şok yaşıyordu. Olayı kavramaya çalışıyor ve askerin Kırgız ağzıyla,
"Miz gan gardaşiz, min sinig gardaşmam" yani
"Biz kan kardeşiyiz, ben senin kardeşinim" derken sevinçten çılgına dönmesini hayretler içinde seyrediyordu.
Mağazayı basanlar, Rus ordusundaki Kırgız askerlerdi ve karşılarında Türkçe konuşanları görünce büyük şaşkınlık yasamışlardı. Olay anlaşılıp şok atlatılınca Peştemalcıyan ailesi rahat bir nefes aldı. Askerler özür dilediler, çaylar içildi, konuşmalar uzadı ve iki asker sonraki günlerde mağazaya gönüllü bekçilik yaptılar.

Peştemalcıyan ailesi savaştan sonra Berlin’de tanıştıkları bir gazeteciye bu hikayeyi anlattı ve “hayatlarını kurtaran sihirli cümleyi bir hattata yazdırıp evlerinin en güzel yerine asmak istediklerini” söyledi. O gazeteci de hat levhayı Emin Barın’a yaptırıp Almanya’ya yolladı…

*ALINTI

15 Şubat 2017

İşi kim yapsın?

İşi kim yapsın?


Hikayemiz Herkes, Birisi, Herhangi Biri ve Hiç Kimse hakkında. 

Yapılması gereken önemli bir iş vardı ve Herkes Birisi'nin bu işi yapacağından emindi. Gerçi bu işi Herhangi Biri de yapabilirdi ama Hiç Kimse yapmadı. Birisi buna çok kızdı, çünkü iş Herkes'in işiydi. Herkes Herhangi Biri'nin bu işi yapabileceğini düşünüyordu ama Hiç Kimse Herkes'in yapamayacağının farkında değildi. 

Sonunda Herhangi Biri'nin yapabileceği bir iş için Herkes Birisi'ni suçladı. 

11 Şubat 2017

İncitme – Alvarlı Efe Hazretleri


İncitme – Alvarlı Efe Hazretleri

Hazer kıl kırma kalbin kimsenin canını incitme
Esir-i gurbet-i nalan olan insanı incitme
Tarik-i ışkda bi-çareyi hicranı incitme
Sabır kıl her belaya hâne-yi Rahman’ı incitme
Felekde hasılı insan isen bir canı incitme
Günahkar olma fahr-i âlem-i zî-şanı incitme
Elin çek meyl-i dünyadan eğer aşık isen yare
Muhabbet camını nuş et asıl Mansur gibi dare
Misafirsin felek bağında bendin salma efkare
Düşersin bir belaya sabrı kıl Mevla verir çare
Felekde hasılı insan isen bir canı incitme
Günahkar olma fahr-i alem-i zi-şanı incitme
Bulaşma çark-ı dünyaya vücudun pak-tahirken
Güvenme mal u mülk ü mansıbın efnası zahirken
Nic’ oldu mali Karun’un felek bağında vafirken
Nedir bu sendeki etvar-ı dert gönlün misafirken
Felekde hasılı insan isen bir canı incitme
Günahkar olma fahr-i alem-i zî-şanı incitme
Hasislikden elin çek sen cömerd ol kan-ı ihsan ol
Konuşma cahil-i nadan ile gel ehl-i irfan ol
Hakir ol alem-i zahirde sen ma’nada sultan ol
Karıncanın dahi halin gözet dehre Süleyman ol
Felekde hasılı insan isen bir canı incitme
Günahkar olma fahr-i alem-i zî-şanı incitme
Ben insanım diyen insana düşmez şad’u handanlık
Düşen bî-çareyi kaldırmadır alemde insanlık
Hakikat ehlinin hali durur daim perişanlık
Bir işi etme kim gelsün sana sonra peşîmanlık
Felekde hasılı insan isen bir canı incitme
Günahkar olma fahr-i cilem-i zî-şanı incitme
Ehl-i irfanım deyü her yerde bendin atma meydana
El elden belki üstündür ne lazım uyma şeytana
Yakın olmak dilersin Hazret-i Hallak-ı ekvana
Cihanda tatlı dilli olması lazımdır insana
Felekde hasılı insan isen bir canı incitme
Günahkar olma fahr-i alem- zî-şanı incitme
Celîs-i meclis-i ehl-i hakikat ol firar etme
Heva-yı nefsine tabi’ olan yerde karar etme
Tekebbürlük eden insana asla i’tibar etme
Sana cevr ü cefa ederse bir keş inkisar etme
Felekde hasılı insan isen bir canı incitme
Günahkar olma fahr-i alem- zî-şanı incitme
Vefası var mıdır gör kim sana bu çarh-ı devranın
Eser yeller yerinde hani ya taht-ı Süleyman’ın
Yalınız adı kaldı alem-i zahirde Lokman’ın
Geçer bir lahzada ru’ya misali ömrü insanın
Felekde hasılı insan isen bir canı incitme
Günahkar olma fahr-i alem-i zî-şanı incitme
Sana bir faide yokdur bilirsin halk-ı gıybetden
Gözün aç alemi bir bir geçersin çeşm-i ibretden
Zarar gördüm diyen gördün mü sen ehl-i mehabbetden
Yeme kul hakkını korkar isen rüz-i kıyametden
Felekde hasılı insan isen bir canı incitme
Günahkar olma fahr-i alem- zî-şanı incitme
Hakikat bahrinin gavvası ol terk-i mecaz eyle
Çıkar ha alma mazlumun ahın seni i’tiraz ile
Çehil semt-i Habîb’e ey gönül azm-i Hicaz ile
Yüzün tuk hak-i payine hemen arz-ı niyaz ile
Felekde hasılı insan isen bir canı incitme
Günahkar olma fahr-i alem- zî-şanı incitme
Gönül ayinesin silmek gerekdir kalb-i agahe
Muhabbet şems-i dogmuşken ne lazım mihr ile mahe
Ne müşkil hacetin varsa heman arzeyle Allah ‘e
Der-i Mevla dururken bakma LÜTFÎ başka dergahe
Felekde hasılı insan isen bir canı incitme
Günahkar olma fahr-i alem- zî-şanı incitme

Alvarlı Efe Hazretleri


02 Şubat 2017

HADİS VE SÜNNET, RESUL VE NEBİ

HADİS VE SÜNNET, RESUL VE NEBİ

Resûlü'ne imân ve itâat olmadan Allah'a imân ve itâat olmaz. Çünkü Allahü teâlâ, kendine itâ'ati, bir çok âyette, Resûlü ile birlikte zikretmistir. Meselâ buyuruyor ki:

(Resûle itâ'at eden, Allah'a itâ'at etmis olur.) [Nisâ 80]

(Resûl, size ne verdiyse onu alin, size neyi yasakladiysa ondan sakinin!) [Hasr 7]

(De ki "Eger Allah'i seviyorsaniz bana uyun ki Allah da sizi sevsin!") [A.0mrân 31]

[Bu âyet-i kerîme inince, münâfiklar, simdiki mürted ve zindiklar gibi, "Muhammed kendine tapilmasini istiyor" dediler. Bunun üzerine asagidaki âyet-i kerîme indi. (Sifâ-i serîf)]

(De ki, "Allah'a ve Peygambere itâ'at edin! Eger [Peygambere uymayip] yüz çevirirlerse, [kâfir olurlar] Elbette Allah kâfirleri sevmez.) [A.0mrân 32]

Allahü teâlâ, Peygamber efendimize itâati emrettigi gibi, ona muhâlefeti, isyâni da yasaklamistir:

(Kim Allah'a ve Resûlüne isyân eder ve hududullahi asarsa Allah onu, temelli kalacagi Cehenneme sokar.) [Nisâ 14] [Hududullah, Allah'in emir ve yasaklari]

(Dogru yol belli olduktan sonra, Peygambere karsi geleni ve mü'minlerin yolundan baska bir yola uyani, o yolda birakir ve cehenneme sokariz.) [Nisâ 115]

Allah'a, Resûlüne isyân

(Allah ve Resûlüne karsi gelen, bilsin ki Allah'in azâbi çetindir.) [Enfal 13]

(Ey îmân edenler, sizi hayat verecek seylere [dinin emîrlerine] da'vet edince, Allah'a ve Resûlüne icâbet edin!) [Enfâl 24]

(Allah'a ve Resûlüne karsi gelen, apaçik bir sapikliga düsmüs olur.) [Ahzâb 36]

Muhammed (as), kendisine Kur’an vahyedilmeye başlandığı andan itibaren Nebi idi. Nebilik onun Kur’an ile birlikte aldığı unvandır. Onun bu ünvanı süreklilik arz eder. Yani O, 40 yaşından sonra sürekli olarak (Gündüz-gece) Nebi idi. Ama Resullük onun yaptığı bir görevdi. O yalnızca Kur’an’ı tebliğ ederken Resul’dü. Dolayısıyla O yedi gün yirmidört saat (her daim) Nebi ama yalnızca Kur’an’ı tebliğ ederken (aralıklı olarak) Resul’dü.

Kur’an’ın Resul’e itaat istemesinin nedeni budur (Resul’ün Kur’an’ı tebliğ etmesi). Resul kendisine vahyedilen ayetleri olduğu gibi tebliğ eder. İlave veya eksiltme yapmaz. Yapamaz. İçtihat da yapmaz. Dolayısıyla Resul’ün hata yapma ihtimali yoktur. Resul’ün hem kendisi hem de tebliğ ettiği ayetler ilahi koruma altındadır. Ama Nebi ilahi koruma altında değildir. Bu nedenle Nebinin bazı içtihatlarında yanıldığı olmuştur. Bunlar Kur’an ile sabittir.

Kur’an’ın Resul’e itaat istemesi ve Resul’ü örnek göstermesi ama Nebiye itaat emrinin veya Nebiyi örnek alma tavsiyesinin bulunmaması işte bu sebeplere dayanır; 1) Kur’an’ı tebliğ edenin Resul olması, 2) Resul’ün yanılmaması, 3) Resul’ün ve tebliğ ettiği ayetlerin ilahi koruma altında olması, 4) Nebinin ilahi koruma altında olmaması ve 5) Bazen yanılmasıdır. Kısaca Allah’ın Resul’ü vasıtasıyla bize ilettiği tüm buyrukların ilahi koruma altında bize intikal etmesi, bu sayede Resul’e itaatin daima mümkün olması ama Nebiye itaat etmenin ve ‘Nebiyi örnek almanın biz Mü’minler için fiilen imkansız olmasıdır’ diyebiliriz.

Resul’e itaat etmek ve Resul’ü örnek almak (Nebiye isnad edilen hadislere tabi olarak değil) ancak Resul’ün hadisleri olan Kur’an’a tabi olarak sağlanabilir. Allah’ın kelamı Resul’ün beyanı olan Kur’an ; Resul Muhammed’in (vahye dayalı) hadisleridir. En güzel en sahih hadisler ayetlerdir. Kur’an kendi ayetlerini böyle tanımlamaktadır. (en güzel hadis/ahsene’l-hadis şeklinde)
Kur’an’ın bütün ayetleri Resul Muhammed’in ağzından çıkan beyanlardır. İnsanlık alemi Allah’ın kelamı olan bu ayetleri ‘şerefli bir Resul’ün sözü’ olarak işitmiştir. Kur’an’da bulunup da Resul Muhammed’in ağzından çıkmış olmayan (Resul’ün hadisi olmayan) hiçbir ayet yoktur. Allah ayetlerini Resul’üne vahyetmiş, Resul’de kendisine vahyedilen bu ayetleri insanlara tebliğ etmiştir. Dolayısıyla Kur’an ayetlerinin; 1) Resul’ün ağzından çıktığı ( Resul’ün beyanı olduğu), 2) Allah’a ait (vahye dayalı) olduğu, 3) İlahi koruma altında olduğu ve 4) bizlere tevatüren intikal ettiği kesindir. Kısaca Allah kelamı olan Kur’an’ın Resul Muhammed’in vahye dayalı (gerçek) hadisleri olduğu kesindir. Buna dair hiçbir şüphemiz yoktur.

Buna karşı klasik hadislerin (Nebiye isnad edilen söz, fiil ve takrirlerin) Nebiye aidiyeti bile kesin değildir. Kaldı ki bunların Nebiye aidiyeti kesin olsa bile Kur’an’ın Nebiye itaat emri ve/veya Nebiyi örnek alma tavsiyesi bulunmadığından bağlayıcılığı yoktur. 
Nebiye isnad edilen hadislerle Kur’an’da bulunmayan herhangi bir hüküm ihdas edilemez. Bu Kur’an’a ilave yapmak anlamına gelir. Oysa Kur’an din konusunda tam olarak (eksik olmayan) bir kitaptır. Ne var ki Kur’an ile mutabık olan (ayetlerin hükmünü izhar eden) hadislere tabi olunabilir. Ama bu Kur’an’a tabi olmak anlamına gelir.

Allah, Mü’minlere lazım olan her bilgiyi (tüm dini ahkamı) Resul’ün hadisleri (Kur’an) ile bildirmiştir. Hem de tafsilatı ile birlikte. Kur’an içerdiği bilgileri Mü’minler için ayrıca tafsil eden (açıklayan) bir kitaptır. Bu nedenle müminler Kur’an hükümlerinden hesaba çekileceklerdir. Ama Kur’an’da bulunmayan hükümlerden yükümlü değildirler.

Allah insanları yanlızca kendisine kulluk etsinler diye yaratmıştır. Kur’an’ın temel emride budur; Allah’a itaat. Ama Kur’an Allah’a itaat emrini daima ‘Allah’a ve Resul’üne itaat edin’ kalıbı ile bildirir. Kur’an’da Allah’a itaatin emredildiği ama Resul’e itaatin emredilmediği hiç bir ayet yoktur. Allah ile birlikte mutlaka Resul’e de itaat emredilir. Bunun hiçbir istisnası yoktur. Demek ki Allah’a ve Resul’üne itaati emreden ayetler ‘Allah’ın Resul’ü ile gönderdiği ayetlerine tabi olun’ emrini vermiş olur. Bu ayetlerde kullanılan kelimenin daima (Nebi değil) Resul olması da bunu gösterir.

Allah’a itaat ancak Resul’üne itaat ile sağlanabilir. Bunun başka bir yolu yoktur. Zaten Kur’an ‘kim Resul’e itaat ederse Allah’a itaat etmiş olur’ buyruğu ile bu durumu özel olarak da bildirmiştir.

Demek ki Allah’a ve Resul’üne ayrı ayrı itaat edilmeyecek yanlızca Allah’a itaat edilecektir. Ama bunun için de Resul’üne tabi olunacaktır. Çünkü Allah’a itaat etmenin başka bir yolu yoktur. Allah emirlerini insanlara direkt olarak değil, insanlar arasından seçtiği bir elçi (Resul) vasıtasıyla bildirmiştir. Allah’a itaat için Resul’ün getirdiği ayetlere tabi olmak gerekir. Böylece temsili olarak Resul’e ama asli olarak Allah’a yani aslında yalnızca Allah’a itaat etmiş olur.

Allah’ın bütün buyrukları bize Resul’ün beyanı ile gelmiştir. Kur’an Allah’ın kelamı-Resul’ün beyanıdır. Resul’ün beyanı olmaksızın bize intikal eden herhangi bir ayet yoktur (olamaz). Kur’an din konusunda bağlayıcı (Resul’ün beyanı) olan yegane sözdür. Ama Kur’an’dan başka bu niteliklere sahip (Allah’ın kelamı-Resul’ün beyanı) olan başka bir söz yoktur. Kısaca Resul’ün hadisleri olan Kur’an’dan başka Mü’minler için bağlayıcı olan başka bir söz yoktur. Çünkü bir sözün/hadisin din konusunda bağlayıcı olabilmesi için bu sözün/hadisin mutlaka Resul Muhammed tarafından beyan edilmiş olması (O’nun ağzından çıkmış olması) gerekir. Çünkü dinin mutlak sahibi Allah’tır ve Allah bütün emirlerini bize Resul’ü vasıtasıyla iletmiştir. Kur’an’ın böyle olduğu yani tüm ayetlerin Resul’ün vahye dayalı hadisleri olduğu kesindir. Ama Kur’an dışındaki hadisler Resul’ün hadisleri değil Nebiye isnad edilen söz, fiil ve takrirlerdir. İçlerinde Nebiye ait olmayanlar olduğu gibi O’na ait olanlarda vahye dayalı değildir.

O halde Resul’ün sünneti, Nebiye isnad edilen (klasik) hadislere değil Resul’ün hadisleri olan Kur’an’a dayanır. Dolayısıyla sünnet Kur’an’ın dışındaki hadisler değil bizzat Kur’an’ın kendisidir. Kur’an’ın a’dan z’ye tatbik edilmesidir. Resul Kur’an’ın hem emirlerini hem tavsiyelerini tatbik etmiştir. Çünkü Kur’an sadece farzları içeren bir kitap değildir. Fıkıh dilinde farz, vacip, sünnet, mübah, mekruh ve haram diye tasnif edilen tüm ahkamı içerir. Kur’an’ın ‘yapın’ dedikleri farz, ‘yapmayın’ dedikleri haram, tavsiyeleri ise sünnettir. Yapılmasını tercihe bıraktıkları ve/veya bahsetmedikleri tüm şeyler de mübahtır. Resul’ün sünneti tüm bu ahkamın ( farz, vacip, sünnet, mübah vs) tatbik edilmesidir. Yani sünnet Kur’an’ın açıklaması, ilavesi, boşluklarının doldurulması, neshedeni değil (baştan sona) Kur’an’ın tatbik edilmesidir. Ayrıca fıkıh dilindeki ‘sünnet’ ile ‘Resul’ün’ sünneti kavramı ayırt edilmelidir. Fıkıh dilinde ‘sünnet’ dediğimiz zaman Kur’an’ın tavsiyelerini kast etmiş oluruz. Resul’ün sünneti ise fıkıh dilinde farz, vacip, sünnet vs dediğimiz tüm Kur’an ahkamının tatbikatını ifade eden şemsiye bir kavramdır. Dolayısıyla yaptırımı da aynı Kur’an gibidir.



26 Ocak 2017

EŞEK ve EŞEKLİK

EŞEK ve EŞEKLİK



Eski zamanlarda ve köy hayatında gündelik yaşamın içinde çok daha fazla insanlarla bir arada olan eşekler modern şehirlerde bizden uzak yaşamaya devam ediyorlar. 
Kırsal yaşam ve tarım ekonomisinden uzaklaşıp sanayi ve teknoloji ile iç içe yaşayan bizim modern nesil hayvanları evlerde insan yavrusu gibi endüstriyel mamalarla beslenen bir kaç kedi ve köpek cinsinden ibaret sanıyor. Televizyondaki belgeseller de pek eskisi kadar izlenmiyor artık. Yeni nesle doğal hayatı, tabiatı ve hayvanları tanıtmak lazım. İnsanlık ölmesin diye hayvanları tanımak lazım.
İşte zavallı, mağdur, çalışkan, mazlum, asi, inatçı, nobran, kaba, güdülen, yardımcı ve rahmetli Barış Manço'nun deyimiyle arkadaşım eşşek...

Anlamlar
[1] atgillerden, uzun kulaklı binek ve hizmet hayvanı, merkep
[2] (mecaz) kaba, yeteneksiz, inatçı kimse
[3] (halk ağzı) odun kesmek için kullanılan üç veya dört ayaklı sehpa
[4] (halk ağzı) duvar örme, sıva yapma vb. işlerde kullanılan dört ayaklı sehpa
https://tr.wiktionary.org/wiki/e%C5%9Fek
Eşek, atgiller familyasından olup, ömrü 25 ile 35 yıl arası olan, evcil bir yük taşıma hayvanıdır. Uzun kulaklı, kısa tüylü, inatçı bir hayvandır. Toplumda; merkep, karakaçan, olarak ta adlandırılırlar.
Toplum arasında inatçı hayvanlar olarak bilinen eşeklerin bu huyları çok akıllı ve hisli olmalarından dolayıdır. Hafızalarına kazıdıkları bir olayı asla unutmazlar. Örneğin; yıllar evvel geçtiği bir yerde gördüğü yılanı asla unutmazlar. Oradan tekrar geçtiklerinde hemen tepki gösterirler. Kısaca ayak direrler. 

Tek toynaklıdırlar. İslami inanışlara göre etleri, sütleri haramdır. Sadece gücünden yararlanmak amacıyla kullanılırlar. Ama Hindistan gibi bazı ülkelerde eti yenilmektedir. Çok sadık bir yapısı vardır. İtaatle her verilen işi yapar. Görmediği yere basmadığından dolayı derin sulara girmez bu yüzden deve kervanlarını eşeğe çektirirler. Deve Üzerinde yükle yüzerek dereyi karşıdan karşıya geçebilir. Fakat hem boğulma riski vardır hem de yükün ıslanma olasılığı. Ama eşek sığ sulardan kervanı karşıya geçirir. Gittiği yolu asla unutmaz bahçeden yükle bırakıldığında eve tek başına gelebilir. 

Türleri; evcil eşek, çizgili yaban eşeği( zebra), Asya yaban eşeği, Afrika yaban eşeği, Moğol yaban eşeğidir. Ata göre daha ucuz olduğundan dolayı fakir kırsal alanda tercih edilirler. Gerçi günümüzde makineleşmenin en büyük yararlandığı kesim tarım olduğundan dolayı eşeklere ihtiyaç azalmıştır. Zeytincilik yapılan bölgelerde, engebeli araziden zeytin indirmek amacıyla kullanılan tek hayvan eşekken, şimdilerde sepetli motorlar kullanılmaktadır.
Yalnız dar ve sarp yollarda rahatlıkla yürümesinden dolayı özellikle Karadeniz insanının vazgeçilmez yol arkadaşıdır. Derisi davul, trompet ve parşömen kağıdı yapımında kullanılır. Aslında az yem yemesi ve hiç masrafının olmamasından dolayı en çok kullanılması gereken bir hayvandır. Ama insanların en çok işine yarayan hayvan olmasına rağmen insanlar arasında adı hakaret terimi olarak kullanılır. Örneğin; “eşek oğlu eşek gibi. Belli bir üreme dönemi yoktur. Gebelik süresi 12- 13 aydır. Tek veya nadir olarak 2 yavru doğurur. Yavrusuna “sıpa” denilir. Ayrıca erkek eşekle, dişi atın çiftleşmesinden “katır”, dişi eşekle erkek atın çiftleşmesinden ”bardo” isimli bir yük hayvanı elde edilir. Ama katır bardoya göre daha dayanıklı olduğundan dolayı, genelde erkek eşekle dişi ata çiftleştirilir. Bunlardan oluşan bu melez nesil kısırdır.
Yakın tarihte sütünün çok faydalı olduğu ve protein yönünden zengin olduğu tespit edilmiştir.2006 yılında Fransa’da yapılan araştırma neticesinde; antibakteriyel özelliğinin olduğu, bağışıklık sistemini güçlendirdiği, siroz tedavisinde faydasının olduğu, kansere karşı koruyucu bir özelliğinin olduğu yönünde sonuca ulaşıldığı açıklanmıştır. Bunun üzerine ülkemizde bir eşek sütü üretimi ve satışı çılgınlığı yaşanmış, litresi 100 lira gibi rakamlarla satışa sunulmuştur. Yazımızın başında belirttiğimiz; gücü ve sadıklığıyla insanların yanında hak ettiği değeri bulamayan eşek sütüyle başköşeye oturmuştur.

Ziya Paşa'nın şu güzel beytini de buraya kaydedelim:

Her gördüğün ata sakın deme binektir.
Sırrını verme dostuna, bazıları gevşektir.
Eşeğe altın semer de vursan, eşek yine eşektir. 

Kültürümüze yerleşmiş eşek ile ilgili atasözü ve deyimler:

§  acemi nalbant gâvur eşeğinde öğrenir
 mesleğinde ustalığa erişmemiş kimse, ilk denemelerini gözden çıkarılabilecek malzeme üzerinde yapar.
§  adam adamdır olmasa da pulu, eşek eşektir atlastan olsa çulu
 insanın değeri zengin olmakla artmaz, asıl olan insanlığıdır.
§  aksak eşekle yüksek dağa çıkılmaz
 eksik aletle sağlıklı iş yapılmaz.
§  alçacık eşeğe herkes biner
 güçsüz ve koruyucusuz bir kimseyi buyruk altına almak ve ezmek kolaydır.
§  alçak eşek binmeye kolay, öksüz çocuk dövmeye kolay
 nasıl ki boyu kısa olan eşeğe binmek kolaysa öksüz çocuğa kötü davranmak da onu koruyan kimse olmadığı için kolay olur.
§  anasını eşek kovalasın!
 kaba sözü edilen kimse veya iş için bıkkınlık, dikkate almama ve umursamama anlatan bir söz.
§  at pazarında eşek osurtmuyoruz!
 kaba söyleneni dinlemeyene uyarı amacıyla söylenen bir söz.
§  atlar tepişir, arada eşekler ezilir
 büyüklerin çatışmasından küçükler zarar görür.
§  attan düşene yorgan döşek, eşekten düşene kazma kürek
 soylu kimse yüzünden başımıza gelen felaketi çabuk atlatırız, soysuz kimse yüzünden başımıza gelen felaketi kolay kolay atlatamayız.
§  baş ol da eşek başı (soğan başı) ol
 en önemsiz işlerde bile baş olmak, buyruk altında bulunmaktan iyidir.
§  bostana dadanan eşeğin kuyruğu, kulağı olmaz
 çalıp çırpmayı alışkanlık edinen kimse yakalanıp ceza göre göre insanlıktan çıkar.
§  boş eşek yorga gider
 üzerinde bir görev bulunmayan kaygısız kişi, rahat rahat, istediği gibi yaşar.
§  canı yanan eşek attan yüğrük olur
 zarara veya kötülüğe uğrayan kimse acısını çıkarmak için aşırı çaba harcar.
§  deve büyüktür amma beşini bir eşek yeder
 insan görünüşte büyük olmakla akıl büyük olmaz, bir akıllı birçok az akıllıyı arkasından sürükler.
§  devenin derisi eşeğe yük olur
 zengin ne kadar fakir düşse de yoksula göre yine varlıklıdır.
§  dilini eşek arısı soksun
 hoşa gitmeyen bir şey konuşan kimseye söylenen bir ilenme sözü.
§  el elin eşeğini türkü çağırarak arar
 insanın kendi sıkıntı ve sorunlarına başkaları gereken önemi vermez, gerektiği kadar ilgilenmez.
§  el elin eşeğini yırlaya yırlaya, kendi eşeğini terleye terleye arar
 insanın kendi sıkıntı ve sorunlarına başkaları gereken önemi vermez, gerektiği kadar ilgilenmez.
§  emanet eşeğin yuları gevşek olur
 bir kimseye emanet edilen şeyin o kimse tarafından iyi korunmadığı her zaman görülen olaylardandır.
§  emanet hayvanın (eşeğin) kuskunu (paldımı) yokuşta kopar
 eğreti olarak kullanılmak üzere verilen şey uydurma olur, hiç umulmadık bir anda bozulur.
§  eşeğe altın semer vursalar yine eşektir
 insanlık değerinden yoksun kişi, kılık kıyafetle, makam ve mevkiyle değer kazanmaz.
§  eşeğe cilve yap demişler, çifte atmış
 kaba ve ahmak kişinin hoşa gitsin diye söylediği sözler ve yaptığı işler, kaba ve incitici olur.
§  eşeğe gücü yetmeyip semerini dövmek
tkz. güçlü birine kızıp da ondan alamadığı hıncını çevresindekilerden çıkarmak.
§  eşeği dama çıkaran yine kendi indirir
 yanlış yapan kimse, yanlışı yine kendisi düzeltir.
§  eşeği düğüne çağırmışlar, ya odun eksik ya su demiş
 bir işi yapmamak için bahane bulmayı anlatan bir söz.
§  eşeği düğüne çağırmışlar, ya su lazımdır ya odun demiş
 bir işi yapmamak için bahane bulmayı anlatan bir söz.
§  eşeği süren (tırmalayan) osuruğuna katlanır
 kaba bir kimse ile birlikte olan, ondan gelecek kötü davranışları göze almalıdır.
§  eşeği yoldan çıkaran sıpanın oynaması
 çocuklarının düzensiz davranışı, anne babayı rahatsız eder.
§  eşeğin kuyruğu gibi
 her zaman aynı durumda kalan, hiç değişikliğe uğramayan: Benim aylığım eşeğin kuyruğu gibi ne kısalır ne uzar. -M. İzgü.
§  eşeğin kuyruğunu kalabalıkta kesme; kimi uzun der, kimi kısa
 kimseyi ilgilendirmeyen işleri kendi kendine karar verip yapmalısın.
§  eşeğin ölümü köpeğe ziyafettir (düğündür)
 bir kişinin uğradığı zarar kimi zaman bir başkası için çıkar kaynağı olur.
§  eşeğin sahibinin dediği yere bağla da varsın kurt yesin
 kötü bir sonuç meydana geldiğinde sorumlu olmamak için işi, sahibinin isteğine uygun olarak yap.
§  eşeğini sağlam kazığa bağlamak
 işini güven altına almak.
§  eşek at olmaz, ciğer et olmaz
 soysuz kişi soylu olmaz, bayağı şey üstün nitelik kazanmaz.
§  eşek bile bir düştüğü yere bir daha düşmez
 aptal kişi bile başına gelen felaketten ders alır, o felakete yol açan şeylerden kendisini korur.
§  eşek çamura çökerse sahibinden gayretlisi olmaz
 bir kimsenin işi bozulduğunda, durumunu düzeltmek için en büyük çabayı kendisinin göstermesi gerekir.
§  eşek derisi gibi
 1) derisi çok kalın; 2) mec. duygusu az, duygusuz.
§  eşek eşeği ödünç kaşır
 çıkarcı, başkasına yardım ederken ileride onun da kendisine yardım edeceğini düşünür.
§  eşek (eşkin) eve gelmiş, yorga yolda kalmış
 düzenli ve sürekli çalışan güçsüz kimse, düzensiz ve süreksiz çalışan güçlü kimseden daha başarılı olur.
§  eşek gibi
 kaba, düşüncesiz.
§  eşek hoşaftan ne anlar (suyunu içer, tanesini bırakır)
 bilgisiz, görgüsüz kimse ince, güzel şeylerin zevkine varamaz, değerini ölçemez.
§  eşek kadar
hkr. büyük, iri, aşırı derecede gelişmiş.
§  eşek kocamakla tavla başı olmaz
 anlayışsız kişi ne kadar yaşlanırsa yaşlansın baş olacak bir olgunluğa ulaşamaz.
§  eşek kulağı kesilmekle küheylan olmaz
 aslında niteliksiz olan bir şeye ne yapılsa değişmez.
§  eşek kuyruğu gibi ne uzar ne kısalır
 durumunda, çalışmasında hiçbir gelişme görülmeyen kimseler için kullanılan bir söz.
§  eşek sudan gelinceye kadar dövmek
tkz. adamakıllı dövmek: Uslu otur yoksa ufak bir münasebetsizliğini duyarsam eşek sudan gelinceye kadar döverim, kemiklerin kırılır, anladın mı? -R. H. Karay.
§  eşekten düşmüş karpuza (düşmüşe) dönmek
 argo 1) çok şaşırmak, donup kalmak; 2) kötü bir duruma düşmek: Bunlar ezberlerindeki mânileri söylerler, dağarcıklarında mâni kalmayınca da eşekten düşmüş karpuza dönerler. -S. Birsel.
§  geçti Bor’un pazarı (sür eşeğini Niğde’ye)
 artık iş işten geçti.
§  her zaman eşek ölmez, on köfte on paraya olmaz
 istenilen şeyi kolayca elde etme imkânı ortaya çıkınca fırsat kaçırılmamalıdır.
§  hıyar akçesiyle alınan eşeğin ölümü sudan olur
 çok ucuza alınan mal, çürük, işe yaramaz çıkar.
§  mektepten çıkan eşek Marsıvan'dan çıkmaz
 öğrenim görmüş olsalar bile bazıları eğitilmemiş gibi davranabilirler.
§  ölme eşeğim, ölme (yaza yonca bitecek)
 umutsuz bir bekleyişi anlatmak için söylenen bir söz.
§  ölmüş koyun (eşek) kurttan korkmaz
 her şeyini kaybetmiş olan kişinin düşmanına bir şey kaptırmaktan korkusu olmaz.
§  taze ot görmüş eşek gibi
 iştahlanmış bir biçimde: Çamur, taze ot görmüş eşek gibi pis pis sırıtmış bunun üzerine. -H. Taner.
§  tevekkelin gemisi batmaz (eşeğini kurt yemez)
 gereken tedbirleri aldıktan sonra daha fazla titizlik göstermeyip sonucu Tanrı'nın dileğine bırakan kimse rahat eder.
§  topal eşekle kervana katılmak (karışmak)
tkz. yetkisi ve yeteneği olmadığı hâlde önemli bir işe katılmaya yeltenmek.
§  yorgun eşeğin (öküzün) çüş (ıslık) canına minnet
 verilen dinlenme fırsatı, yorgun kişiyi çok sevindirir.
§  yük altında eşek kalır
 insan olan, bir kimseden gördüğü iyiliğin altında kalmaz.
§  yük altında (yüklü) eşek anırmaz
 ağır bir iş altında bunalmış olan kişi bu durumdan kurtulmadan rahatlayamaz, keyifli bir duruma gelemez.

Eşek ve eşeklik meselesini merhum Mehmet Akif ERSOY'un Asım kitabından bir bölümle noktalayalım:

Eşeklerin canı yükten yanar, aman, derler,
Nedir bu çektiğimiz derd, o çifte çifte semer!
Biriyle uğraşıyorken gelir çatar öbürü;
Gelir ki taş gibi hâin, hem eskisinden iri.
Semerci usta geberseydi... Değmeyin keyfe!
Evet, gebermelidir inkisâr edin herife.
Zavallı usta göçer bir gün âkıbet, ancak,
Makâmı öyle uzun boylu nerde boş kalacak?
Çırak mı, kalfa mı, kim varsa yaslanır köşeye;
Takım biçer durur artık gelen giden eşeğe.
Adam meğer acemiymiş, semerse hayli hüner;
Sırayla baytarı boylar zavallı merkepler,
Bütün o beller, omuzlar çürür çürür oyulur;
Sonunda her birinin sırtı yemyeşil et olur.
“Giden semerciyi derler, bulur muyuz şimdi?
Ya böyle kalfa değil, basbayağ muallimdi.
Nasıl da kadrini vaktiyle bilmedik, tuhaf iş:
Semer değilmiş o rahmetlininki devletmiş!”
Nasîhatim sana: herzeyle iştigâli bırak!
Adamlığın yolu nerdense, bul da girmeye bak!
Adam mısın: Ebediyyen cihanda hürsün, gez;
Yular takıp seni bir kimsecik sürükleyemez.
Adam değil misin, oğlum: Gönüllüsün semere;
Küfür savurma boyun kestiğin semercilere.”


RAMAZAN 1447 CÜZ 30

OTUZUNCU CÜZ   Hicri 1447 yılında Ramazan ayı 29 günde hitama erdiği için bu son günde iki cüz birden okuduk ve Kur’an-ı Kerim’in kalbi ve...