"İktidara gelirseniz, hal ve hareketlerinize dikkat edin. Kibirli olmayın, kendini beğenmişlik etmeyin. Size ait olmayan şeyleri almayın, güçsüzlere yardım edin ve ahlak kurallarına uyun. Unutmayın ki sonsuz iktidar yoktur. Her iktidar geçicidir ve herkes, er veya geç, önce milletin ve nihayet Allah'ın önünde hesap verecektir."
"Nehirlerimizin üstündeki köprüler yıkılmış olabilir, köprüler yeniden inşa edilebilir, ancak önemli olan halkımızın gönüllerindeki köprüleri inşa etmektir."
ALİYA İZZETBEGOVİÇ ...
04 Kasım 2015
03 Kasım 2015
Savaşın kazananı olmaz
Savaşın kazananı olmaz,
barışın da kaybedeni..
Savaşmayın,
sataşmayın,
çatışmayın
yargılamayın..
Hor görmeyin,
aşağılamayın,
hakaret etmeyin,
örselemeyin..
Suçlamayın,
suçlu aramayın,
yıkıcı olmayın,
ayıp aramayın..
İçten sevin,
hoş görün,
can kulağıyla dinleyin,
yapıcı olun,
anlamaya çalışın;
kendinize yapılmasını istemediğinizi
başkasına yapmayın,
göreceksiniz dünya ne kadar güzel..
Peyami Bayram
03/11/2015, İstanbul
10 Ekim 2015
Bombaları kim patlattı?
Bombaları kim patlattı?
Bomba el yapımı mıydı?
İntihar eylemcisi mi patlattı?
Eylemi kim üstlendi?
Bu gibi soruların kriminal düzeyde araştırılması, tartışılması ve analiz edilmesi şüphesiz teknik olarak gereklidir.
Bu teknik, istihbari ve adli incelemeler bir sonuca varır ya da varmaz bilemeyiz.
Hem failler bulunsa da asıl kukla oynatıcılarına ulaşmanın mümkün olamayacağına, bulunsa/belirlense bile farklı gerekçelerle açıklan(a)mayacağına inanıyorum.
Olayın oluş şekli, büyüklüğü, olay yeri(Ankara), olayın zamanı, hedef alınan kitlenin kimliği ile ölü ve yaralıların sayısı, medyaya ve dolayısıyla medya aracılığı ile servis edilen ilk bilgiler ve bu bilgilerin sunuluş şekli.
Olaya bu açılardan bakıldığında benim açımdan tablo şöyle diyebilirim;
1. Bu eylemin büyüklüğü eylemi organize edenin de büyüklüğünü ele veriyor. Her ne kadar daima olduğu gibi taşeron örgüt(ler) kullanılmış olsa da bu eylemin planlayıcıları çok büyük güç(ler)dir.
2. Olayın vuku bulduğu yer Türkiye Cumhuriyeti'nin başkentidir. Ankara'nın bu saldırı için özellikle seçildiğini düşünmeliyiz. Bu saldırının Cumhuriyet tarihimizin en büyük saldırısı olmasını da bu meyanda not etmeliyiz.
3. Bu eylemin Türkiye'nin seçim hükümeti ile seçime gittiği, ülke iktidarının zayıf olduğu bir dönemde yapılması, 7 Haziran seçimlerinden bu yana mevcut iktidarın terör olayları ile her geçen gün daha da zayıflatılmak istenmesi, iktidarın zayıf olduğu bir zamanda ülke insanının kendilerini mümkün olduğunca daha güvensiz hissetmelerinin amaçlanması.
4. İnsanların en önemli ihtiyaçlarının başında gelen güvenlik ihtiyacının zaafiyet göstermesi domino etkisi yaratarak ekonomiyi ve elbette siyaseti de etkileyeceğinden bu eylemi planlayan büyük güç/ler esas olarak da bunu hedeflemişlerdir.
5. Türkiye'deki medyanın bu amaçlara hizmet edercesine yayın yapmaları, olayı mümkün olduğunca duygusal, ağdalı bir dille betimlemeler ve yorumlarla toplumu daha da ajite ederek meşru hükümete karşı güvensiz, ülkesi için ümitsiz, geleceği için karamsar bir hale getirmek planlayıcıların sekonder beklentileri olup aynen gerçekleşmektedir.
6. Bütün bunlara ilaveten HDP'nin seçimlerde alacağı oy oranındaki düşüşün sadece AK Parti'ye yarayacağını bilen planlayıcılar bu saldırı ile HDP'nin şimdiye kadar PKK taşeron terör örgütünün eylemlerine karşı takındığı yandaş hatta destekler tavrını unutturarak bilakis onları nispeten haklı göstermek, nihayetinde HDP ve taraftarlarını mağdur göstermek suretiyle bu partinin oylarının düşmesine engel olmayı, belki de artırmayı da amaçlamışlardır.
Orta Doğu'da sınırlar yeniden belirlenirken Türkiye'nin bu ateş çemberinin ortasında huzurlu, büyüyen bir ekonomi, üreten bir sanayi, ihracatı artan bir ticaret, genç nüfusa sahip, tarihi ve doğal güzellikleri olan, hem Doğu'nun hem Batı'nın cazibe merkezi olmasının bu planlayıcı zalimler için kabul edilebilir bir yanı olamaz.
Sonuç olarak kim bu planlayıcı büyük güç/ler?
Bildiğimiz gibi bu güçler İngiltere, ABD, Rusya, İsrail, Almanya ve Fransa.
Fakat bu olay özelinde benim şüphelerim son günlerdeki gelişmelere bakılırsa Rusya üzerinde yoğunlaşıyor.
Allah'a şükür ki bu milletin tecrübeleri var ve kollektif şuuru hala sağlıklı.
Ne diyelim Allah bizi birbirimize kenetlenmeye vesile kılsın bu tür olayları da zalimlerin planları boşa çıksın.
Başka Türkiye yok!
Peyami Bayram
10/10/2015
İstanbul
Bomba el yapımı mıydı?
İntihar eylemcisi mi patlattı?
Eylemi kim üstlendi?
Bu gibi soruların kriminal düzeyde araştırılması, tartışılması ve analiz edilmesi şüphesiz teknik olarak gereklidir.
Bu teknik, istihbari ve adli incelemeler bir sonuca varır ya da varmaz bilemeyiz.
Hem failler bulunsa da asıl kukla oynatıcılarına ulaşmanın mümkün olamayacağına, bulunsa/belirlense bile farklı gerekçelerle açıklan(a)mayacağına inanıyorum.
Olayın oluş şekli, büyüklüğü, olay yeri(Ankara), olayın zamanı, hedef alınan kitlenin kimliği ile ölü ve yaralıların sayısı, medyaya ve dolayısıyla medya aracılığı ile servis edilen ilk bilgiler ve bu bilgilerin sunuluş şekli.
Olaya bu açılardan bakıldığında benim açımdan tablo şöyle diyebilirim;
1. Bu eylemin büyüklüğü eylemi organize edenin de büyüklüğünü ele veriyor. Her ne kadar daima olduğu gibi taşeron örgüt(ler) kullanılmış olsa da bu eylemin planlayıcıları çok büyük güç(ler)dir.
2. Olayın vuku bulduğu yer Türkiye Cumhuriyeti'nin başkentidir. Ankara'nın bu saldırı için özellikle seçildiğini düşünmeliyiz. Bu saldırının Cumhuriyet tarihimizin en büyük saldırısı olmasını da bu meyanda not etmeliyiz.
3. Bu eylemin Türkiye'nin seçim hükümeti ile seçime gittiği, ülke iktidarının zayıf olduğu bir dönemde yapılması, 7 Haziran seçimlerinden bu yana mevcut iktidarın terör olayları ile her geçen gün daha da zayıflatılmak istenmesi, iktidarın zayıf olduğu bir zamanda ülke insanının kendilerini mümkün olduğunca daha güvensiz hissetmelerinin amaçlanması.
4. İnsanların en önemli ihtiyaçlarının başında gelen güvenlik ihtiyacının zaafiyet göstermesi domino etkisi yaratarak ekonomiyi ve elbette siyaseti de etkileyeceğinden bu eylemi planlayan büyük güç/ler esas olarak da bunu hedeflemişlerdir.
5. Türkiye'deki medyanın bu amaçlara hizmet edercesine yayın yapmaları, olayı mümkün olduğunca duygusal, ağdalı bir dille betimlemeler ve yorumlarla toplumu daha da ajite ederek meşru hükümete karşı güvensiz, ülkesi için ümitsiz, geleceği için karamsar bir hale getirmek planlayıcıların sekonder beklentileri olup aynen gerçekleşmektedir.
6. Bütün bunlara ilaveten HDP'nin seçimlerde alacağı oy oranındaki düşüşün sadece AK Parti'ye yarayacağını bilen planlayıcılar bu saldırı ile HDP'nin şimdiye kadar PKK taşeron terör örgütünün eylemlerine karşı takındığı yandaş hatta destekler tavrını unutturarak bilakis onları nispeten haklı göstermek, nihayetinde HDP ve taraftarlarını mağdur göstermek suretiyle bu partinin oylarının düşmesine engel olmayı, belki de artırmayı da amaçlamışlardır.
Orta Doğu'da sınırlar yeniden belirlenirken Türkiye'nin bu ateş çemberinin ortasında huzurlu, büyüyen bir ekonomi, üreten bir sanayi, ihracatı artan bir ticaret, genç nüfusa sahip, tarihi ve doğal güzellikleri olan, hem Doğu'nun hem Batı'nın cazibe merkezi olmasının bu planlayıcı zalimler için kabul edilebilir bir yanı olamaz.
Sonuç olarak kim bu planlayıcı büyük güç/ler?
Bildiğimiz gibi bu güçler İngiltere, ABD, Rusya, İsrail, Almanya ve Fransa.
Fakat bu olay özelinde benim şüphelerim son günlerdeki gelişmelere bakılırsa Rusya üzerinde yoğunlaşıyor.
Allah'a şükür ki bu milletin tecrübeleri var ve kollektif şuuru hala sağlıklı.
Ne diyelim Allah bizi birbirimize kenetlenmeye vesile kılsın bu tür olayları da zalimlerin planları boşa çıksın.
Başka Türkiye yok!
Peyami Bayram
10/10/2015
İstanbul
08 Ekim 2015
Ekonomi ve Bereket
Dünyadaki açlık zengin fakat aç gözlülerin eseridir.
İsraf etmeyen infak eden bir toplumda ne açlık olur, ne işsizlik ne de yoksulluk.
Ekonomi azgın kapitalistlerin gösterdiği kadar karmaşık değil çok sade ve basittir aslında. Para, kur, borsa, faiz, enflasyon, devalüasyon, emisyon, vade farkı, leasing ve daha bir çok terim ve kavramla milyarlarca insanın zihnini bulandırıp acımasızca zulüm yapmaya devam ediyorlar.
Zengin deyip kimse üzerine alınmamazlık etmesin sakın.
Sahi, nedir zenginlik?
Bir sınırı, bir uç noktası var mıdır?
Kimler zengin sayılır?
Bu soruların cevabı bir çok açıdan farklı olabilir şüphesiz.
Bu biraz da sizin nereden baktığınızla alakalıdır.
Ekonomik olarak, ödenen vergi olarak, çalıştırdığı işçi sayısı olarak, toplam gayrimenkul miktarı olarak, üretim miktarı olarak, net satış hasılatı olarak, aylık/yıllık net gelir olarak ve dini/fıkhi olarak vs. vs.
Bilindiği üzere soracak olsanız gerçek hayatta, yani reel ekonomide herkes fakir ve perişan bir halde. Ağlamayanımız yok maşallah.
Şirketlerin sahipleri, bürokratlar, beyaz yakalılar, işçiler, memurlar, esnaf, asker, hakim/savcı, doktor, avukat herkes ağlıyor bu ülkede.
Hakikatte durum nedir?
Bu insanlar haklı mı ağlamakta?
Kanaatim odur ki; ağlamayanın zengin olduğuna hükmedilir, o da bir şeylerini feda etmek zorunda kalır diye bütün bu ağlamalar. Yani hepsi yalandan, yani rol kesmek için. İsteyen benden istemesin ve ben de kendimi vermek zorunda hissetmeyeyim diye.
Hakikatte;
Şöyle bir çevresine bakıp kendinden kötü durumda olan birilerini görebilen,
kendinde az olsa da olandan verebilen,
kendinde biriktirmeyi değil birlikte paylaşmayı ilke edinen,
kanaat eden,
israf etmeyip iktisat eden,
infak etmeyi vazife addeden,
yani kısaca şükretmesini bilen insan zengindir.
Eğer elimizde dünyanın serveti olsa ve bizden çıktığında malımızda eksilme oluyorsa ona zenginlik denmez.
Çünkü hesaplanan her rakam her an sıfırlanabilir.
Asıl zenginlik ise Allah'a aittir, zira O'nun hazinelerinden bir dünya çıksa bir şey eksilmez.
O'nun sonsuz hazinelerinin içinden ne çıkarsa çıksın yine sonsuzdur.
Mutlu olmayı başkalarının tebessümünde arayanlar için Cennet'in nimetleri sınırsızdır.
Peyami Bayram
08/10/2015
İstanbul
Dünyadaki açlık zengin fakat aç gözlülerin eseridir.
İsraf etmeyen infak eden bir toplumda ne açlık olur, ne işsizlik ne de yoksulluk.
Ekonomi azgın kapitalistlerin gösterdiği kadar karmaşık değil çok sade ve basittir aslında. Para, kur, borsa, faiz, enflasyon, devalüasyon, emisyon, vade farkı, leasing ve daha bir çok terim ve kavramla milyarlarca insanın zihnini bulandırıp acımasızca zulüm yapmaya devam ediyorlar.
Zengin deyip kimse üzerine alınmamazlık etmesin sakın.
Sahi, nedir zenginlik?
Bir sınırı, bir uç noktası var mıdır?
Kimler zengin sayılır?
Bu soruların cevabı bir çok açıdan farklı olabilir şüphesiz.
Bu biraz da sizin nereden baktığınızla alakalıdır.
Ekonomik olarak, ödenen vergi olarak, çalıştırdığı işçi sayısı olarak, toplam gayrimenkul miktarı olarak, üretim miktarı olarak, net satış hasılatı olarak, aylık/yıllık net gelir olarak ve dini/fıkhi olarak vs. vs.
Bilindiği üzere soracak olsanız gerçek hayatta, yani reel ekonomide herkes fakir ve perişan bir halde. Ağlamayanımız yok maşallah.
Şirketlerin sahipleri, bürokratlar, beyaz yakalılar, işçiler, memurlar, esnaf, asker, hakim/savcı, doktor, avukat herkes ağlıyor bu ülkede.
Hakikatte durum nedir?
Bu insanlar haklı mı ağlamakta?
Kanaatim odur ki; ağlamayanın zengin olduğuna hükmedilir, o da bir şeylerini feda etmek zorunda kalır diye bütün bu ağlamalar. Yani hepsi yalandan, yani rol kesmek için. İsteyen benden istemesin ve ben de kendimi vermek zorunda hissetmeyeyim diye.
Hakikatte;
Şöyle bir çevresine bakıp kendinden kötü durumda olan birilerini görebilen,
kendinde az olsa da olandan verebilen,
kendinde biriktirmeyi değil birlikte paylaşmayı ilke edinen,
kanaat eden,
israf etmeyip iktisat eden,
infak etmeyi vazife addeden,
yani kısaca şükretmesini bilen insan zengindir.
Eğer elimizde dünyanın serveti olsa ve bizden çıktığında malımızda eksilme oluyorsa ona zenginlik denmez.
Çünkü hesaplanan her rakam her an sıfırlanabilir.
Asıl zenginlik ise Allah'a aittir, zira O'nun hazinelerinden bir dünya çıksa bir şey eksilmez.
O'nun sonsuz hazinelerinin içinden ne çıkarsa çıksın yine sonsuzdur.
Mutlu olmayı başkalarının tebessümünde arayanlar için Cennet'in nimetleri sınırsızdır.
Peyami Bayram
08/10/2015
İstanbul
18 Eylül 2015
Küçük Ağrı Dağı'nın Büyük Yürekli İnsanları
1992 yılı bütün Türkiye'de olduğu gibi Ağrı-Doğubeyazıt bölgesinde de terör açısından çok çetin bir yıldı. Küçük Ağrı ile Tendürek Dağları arasındaki sorumluluk bölgemizde her gün mülteci, kaçakçı ve/veya teröristlerce hudut ihlalleri olmakta, bunlarla temas sağlanması durumunda da çatışma oluyordu. Haliyle kaçakçılık bu bölgede sınıra çok yakın köy ve mezralarda yaşayan vatandaşların çoğunlukla ana geçim kaynağı durumunda idi. Ancak bu meyanda bölgenin iklim ve arazi şartlarının tarıma elverişli olmadığını, kısmen hayvancılık yapılabildiğini belirtmekte de fayda var. Her zaman ve her yerde olduğu gibi insanlar kolay yoldan çok para kazanmayı tercih etmişlerdi. Aslında çok da kolay sayılmazdı. Bir gece çoğunlukla boş olarak İran tarafına geçip ertesi gün veya bir kaç gün sonra mal yüklü olarak hayvanlarla veya yaya olarak tekrar Türkiye topraklarına geçiş yapmak aslında hayati riski çok yüksek olan bir hareketti. Bu riski azaltmak için rüşvet çok iyi bir sigorta olmuştu ama bu başka bir yazının konusu olacağı için o konuyu burada bırakalım. Bizim kolluk/güvenlik kuvveti olarak oradaki vazifemiz hudut güvenliğinin yanında vatandaşımızın can ve mal güvenliğini de sağlamaktı. Evet vatana ve vatandaşa hizmet etmenin gerçekten çok hassas dengeleri gözetmekle mümkün olabildiğini ben oradaki görevim esnasında çok daha iyi anladım.
Hudutta birinci derece askeri yasak bölge olarak tabir edilen ve sivil vatandaşın girmesinin yasak olduğu bölgede huduta paralel iki yüz metre boyunca gündüz gözetleme ve devriye, gece ise pusu görevini yürüten personelimiz bazen başıboş gezen büyük veya küçük baş hayvan ile at ve katır bulurlardı. Bu hayvanlar Bölük merkezindeki ahırımızda koruma altına alınırdı. Sahibinin İran tarafında olması halinde bir takım hudut protokol görüşmeleri ile ancak teslim edilebilmekteydi. Sahibi bizim vatandaşımız olması halinde ise vatandaşlar doğrudan bizim Bölük merkezimize gelerek talepte bulunmakta idiler.
Bir gün Bölük merkezine gelen bir vatandaşın benimle görüşmek istediğini ilettiler. Ben genellikle öncelikle Bölük Astsubayı veya Karakol Komutanı ile görüşmelerini onlarla çözemedikleri bir mesele olursa görüşmeyi tercih ediyordum. Bu vatandaşımız ısrarla direkt benimle görüşmek istemiş, diğer arkadaşlara hiç bir şey söylememiş. Buyur ettik. Yaşlı, beyaz sakallı, temiz yüzlü bir hacı amcaydı. Kendisiyle selamlaştık, tanışma ve hal hatır sualinden sonra bana "komutanım, benim buraya geldiğimi ve seninle konuştuğumu sakın kimseye söylemeyesin" dedi. Ben endişe etmemesini söyledimse de o ısrarla benim yemin etmemi istedi ve hatta o esnada masamın üzerinde duran Kur'an-ı Kerim'i görünce "işte buna el basıp yemin edersen konuşurum" dedi. Ben de dediğini yaptım bu hacı amcamızın. Kendisi Küçük Ağrı Dağı eteklerindeki 14-16 haneli bir mezradan gelmişti, bu mezra çok kayalıklı bir bölge, bizim .... Hudut Karakolumuz'a yakın, suyu ve elektriği olmayan küçükbaş hayvan yetiştirilen çok fakir bir yerleşim yeri idi. En yakın su kaynağı 6-7 km uzaklıkta, bu mesafenin devasa volkanik kayaların bulunduğu leçelik arazide ne kadar zahmetli bir yol olacağını oraları görmeyenin tahmin etmesi çok zor. Hacı amcanın su taşımada kullandığı üç tane atı bir haftadan fazla süredir bizde imiş onları almak istermiş fakat bölüğe gelmekten çekindiği için fırsat bulup dikkat çekmeden gelememiş. Şimdi bütün o kendisince tehlikeyi göze alarak gelmiş, nizamiyeden içeri girerken bile etrafta kimse olmadığı bir anı kollamış. O'nun evi ve ailesi teröristlerin her an her türlü baskı ve zulmüne maruz kalabilecek bir yerde olduğundan askerle görüşmek onlar için çok riskli oluyordu. Eğer örgüt onların herhangi bir şekilde askerle temasını bilirse "kontra" damgasını yemiş olurdu ve bu da onların infazına sebepti. Kendisini böyle ciddi tehlike altında gördüğü için Bölük Astsubayı ve Karakol Komutanı ile değil direkt benimle görüşmek istemişti ve yemin verdirerek kendini tanıtıp, derdini anlatmaya başlamıştı. Şimdi bu hayvanları almak istiyordu fakat bir yandan da çok samimi bir şekilde "komutanım biliyorum sizin de karakolda suyunuz yoktur, eğer bu hayvanlar size lazımsa vallahi istemem, benim askerime feda olsun" diyordu bu gönlü geniş, yüreği iman dolu Kürt vatandaşım.
Çay ikramımız ve samimi sohbetimizle Hacı amcamızın lal olan dili çözülmeye başladı. Aman ne dertleri varmış, ne çözümler bulmuş dinledikçe duygulandım ve bir o kadar da hayran kaldım bizim insanımızın imanına, vatan sevgisine.
Bu güzel yürekli insan bütün zor şartlara ve imkansızlıklara rağmen 30-40 koyun besleyerek 7 erkek evlat yetiştirmiş ve bir de hacca gitmiş iyi mi?
Örgüt sürekli baskı yapmış çocuklarını örgüte vermesi için, o hep yaşlılığını, fakirliğini ve çocuklarının yanında çalışması gerektiğini, hayvanlara tek başına bakamayacağını söyleyerek onları atlatmış. Oğlu askere gitmiş; örgüte; "oğlum İstanbul'da iş buldu, çalışmaya gitti" demiş, izinli geldiğinde ise oğlunu Doğubeyazıt'ta otelde yatırmış, görürlerse asker olduğunu anlarlar diye. Kendisi hacca gideceği zaman örgüt duymuş ve gelmiş ona "biz sizin için burada cihad ediyoruz, senin haccından daha önemli, hac paranı bize vereceksin" demişler. Onlara da "hayır hacca gitmiyorum, siz yanlış duymuşsunuz, hastaneye yatacağım, ameliyat olacağım" demiş. Sadece bu hac konusunda yalan söylediği için çok üzgün, "inşallah Rabbim affeder" diyordu.
Sonunda tekrar tekrar atların bize lazım olması halinde bırakacağını ısrarla söyledi. Ben de bizim onun atlarına değil, bu güzel gönlüne ve dualarına ihtiyacımız olduğunu söyledim. Atlarını alıp usulca uzaklaştı, ben de arkasından öylece baktım.
İşte böyle güzel gönüllü, yüreği Ağrı Dağı kadar büyük benim yurdumun samimi imanlı insanlarının.
Peyami Bayram
18/09/2015
İstanbul
Barış, Demokrasi ve Halk
Barış, Demokrasi ve Halk
Bazı kelimeler ve kavramlar var ki kullananı çoktur.
Yani çok kullanışlıdırlar.
Nasıl söylesen, ne biçim yazsan gider.
Kimsenin söz söyleme şansı olmaz, itiraz kaldırmaz.
Karşı çıkanı mimlenir.
Düşmanlık edenin ocağı söndürülür, ne mümkün.
Öyle sihirli kelimelerdir ki karşındakini derhal tesirine alır.
Yani çok kullanışlıdırlar.
Nasıl söylesen, ne biçim yazsan gider.
Kimsenin söz söyleme şansı olmaz, itiraz kaldırmaz.
Karşı çıkanı mimlenir.
Düşmanlık edenin ocağı söndürülür, ne mümkün.
Öyle sihirli kelimelerdir ki karşındakini derhal tesirine alır.
Birinci kelimemiz: Demokrasi.
Var mı itirazı olan?
Yok.
Olamaz..
Sözde herkesi katılımcı kabul eden, herkese eşit haklar sunan kutsal(!) kelime.
Var mı itirazı olan?
Yok.
Olamaz..
Sözde herkesi katılımcı kabul eden, herkese eşit haklar sunan kutsal(!) kelime.
İkinci kelime: Barış.
Bu da en sevilen kelime/kavramlardan biri.
Kim itiraz edebilir ki?
Kim istemez ki?
Çocuklarımıza ad olmuş bir hayal, bir amaç.
Karşıtı çok sert ve soğuk ( yoksa sıcak mı demeli ); Savaş!
Bu da en sevilen kelime/kavramlardan biri.
Kim itiraz edebilir ki?
Kim istemez ki?
Çocuklarımıza ad olmuş bir hayal, bir amaç.
Karşıtı çok sert ve soğuk ( yoksa sıcak mı demeli ); Savaş!
Gel gör ki bu kelime/kavramları özellikle bazı siyasetçilerden ve özellikle dünyanın emperyal güçlerinden duyduğumda; "yine bir yerlerde birilerine bir oyun, bir tezgah, bir kumpas kuruluyor eyvah!" diyorum içimden.
Halkın, yani insanların çoğunluğunun bunu nasıl algıladığına gelince içim daha çok yanıyor.
Sonra diyorum ki: herkes layığını bulur.
Her zaman olduğu gibi.
Vesselam.
Her zaman olduğu gibi.
Vesselam.
Peyami Bayram
17/09/2015
İstanbul
17/09/2015
İstanbul
16 Eylül 2015
Ruh, beden, akıl ve kalp
Ruh;
Allah'tan insana açılan bir kapı.
Aynı zamanda
insanın ulvi yanı.
Beden/Nefs;
insanın maddi/fiziki
ve aynı zamanda
onu süflileştiren tarafı.
Akıl;
insanın dünyayı algılama, yorumlama
ve uygulamasında komuta/kontrol merkezi.
Ruhla beden arasındaki koordinatör.
Kalp ise;
ruhun aynası,
bedenin yaşam merkezi,
aklın da sigortasıdır.
Allah
bütün bunları
Uyum ve intizam
içinde
bir arada tutmayı,
ruhun rehberliğiyle,
aklın yörüngesinde,
selim bir kalp
ve sağlıklı bir bedenle
yaşamayı nasib etsin.
Peyami Bayram
15/09/2013, Moskova
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
DİJİTAL SAVAŞTA BLACKROCK VE ALADDIN KARŞISINDA TÜRKİYE
DİJİTAL/TEKNOLOJİK SAVAŞ’ın arkasındaki BLACKROCK ve ALADDIN Türkiye’nin son dönemde geliştirdiği "Milli Finans ve Veri Kalkanı"na...
-
İstikamet ve istikamet açısı Bilindiği gibi bir çemberin 360 eşit yayının merkezdeki açısına 1 derece denir. Bir çemberin 6400 eşit ...
-
Hemen başta merakınızı gidereyim. Biz bu savaşın merkezindeyiz, hatta tam ortasındayız. Merkezi veya ortası derken neyi kastettiğimi aşağıda...
-
Son günlerde uyuşturucu ve her türlü ahlaksızlıkların ortaya döküldüğü iğrençlikler herkesin gözüne adeta zorla sokuluyor. Dünyada büyük güç...





