25 Kasım 2014

Rabbim!

Çok bunaldım.
İnsan olmak ne zormuş.
İnsanca yaşamak ne çetin..

Her kafadan bir ses çıkmaya başladı son zamanlarda. 
Derler ya "ağzı olan konuşuyor". 
Yani her konuda herkes konuşuyor, yazıyor, çiziyor. 
Bilenler ile bilmeyenler hiç bu kadar karışmamıştı birbirine. 
Siyaset, din, tıp, hukuk, dış politika başta olmak üzere akla gelen her konuda herkes konuşuyor.
Yaşına, başına, eğitimine, bilgisine, birikimine ve tecrübesine bakmadan herkes konuşuyor.
Bari bu konuşmalarından bir sonuç beklentisi olsa insanların. 
Ne gezer, konuşmuş olmak için konuşuyor büyük çoğunluk.
Belki çatışmalardan nemalanan birileri de vardır bunların içinde;
bazı medya mensupları gibi.
İddia sahibi olamayanlar ispatla da mükellef değiller nitekim.
Sadece konuşmak yeterli böylelerine.

Bunların içinde en çok da Müslümanlık ekseninde konuşan, yazan insanlardan şikayetçiyim.

"Müslümanım" demek dile çok kolay. 
Hele doğuştan müslüman olanlara çok daha kolay. 
Çünkü insan içinde doğduğu kültürün Allah'ın dini olduğu ön kabulünü bilincinden atamaz bir türlü. 
İnsanın yaşadığı toplumu ve dolayısıyla yerleşik inançlarını sorgulaması ve eleştirmesi çok zordur. 

Bunu başarabilenler ise başta peygamberler olmak üzere yaşadığı toplumun devrimci önderleridirler. 

İman etmek bir iddiadır ve müddeinin ispatı hayatıdır.
Bedel ödemek, 
samimiyet 
ve güçlü bir irade ister gerçek bir mü'min olmak. 
Yokken bile vermek, 
kısıtlı olanı paylaşmak, 
konfordan ve kendi hakkından ihtiyacı olan için vaz geçmek, 
kardeşini öncelemek, 
her durumda empati yapmak, 
hiç kimseyi ötekileştirmemek, 
mal/para biriktirmemek, 
mütevazi yaşamak, 
cömertlik, 
ahde vefa, 
ihsan, 
takva 
ve daha neler neler... 
Kısacası kişinin sözü değil hayatı şahit olmalı kendine.
Bu yüzdendir ki çok yemin edenin sözleri hiç inandırıcı olmaz.

Rabbim bizi affet, bizi arındır bu dünya dertlerinden. 
Hayatı oyun ve eğlence gibi yaşamaktan uzak eyle bizi. 
Sen bize inançta samimiyet, 
amelde gayret, 
bilgide hikmet, 
hak ve hakikate ülfet ver. 
Bizi seni hatırlayan ve hatırlatanlar zümresinden eyle. 
Rabbim, 
seninle aldatan, 
sana rağmen ağlatan, 
dünyayı sensizliğe sürükleyen bütün sahteliklerden bizi ahiretin sahiciliğine yönelten bir bilinç lütfeyle bize. 
Mağfiretine muhtacız, 
sen bizi senin dışındaki hiçbir şeye karşı aciz bırakma.


21 Kasım 2014

Adem



İnsan 
çoğunlukla;
görmek istediği gibi bakar,
anlamak istediği gibi işitir,
işitmek istediği gibi duyar,
yapmak istediği gibi de anlar.

Çünkü; bir fikr-i sabiti vardır çoklarının. 

Ancak hikmeti arayan kişi çaba gösterir hakikati anlamak için.

Kişinin derdi hakikati anlamak ise;
hikmetin peşinden koşmalı,
filtresiz bakmalı,
dikkatle dinlemelidir
olayları ve olguları.
Nefis, arzu ve heveslerine göre değil, bilgi, akıl, mantık ve kalp süzgecinden geçirerek değerlendirmelidir her şeyi.

Adem'in "adam" olması budur zannımca.
Kısacası zordur "insan" olmak.

Peyami Bayram
21 Kasım 2014
İstanbul

20 Kasım 2014

Niyet, İstikamet ve Akıbet


Aslolan yol veya varılacak menzilden ziyade niyettir.
İnsan kendini öncelikle niyeti sonra yolculuğu ve en son da ulaştığı hedefe göre tanımlar.
Niyet olmadan hiç bir iş olmaz.
Niyet yolcunun pusulası gibidir. 
İstikamet açısını belirleyip yola çıkmaktır iyi niyet. 
Esas varılacak menzil, yani hedef için niyet net ve kesin olmalı. 
Yolcu bu yolculuğunda; kendisine nirengi noktaları veya ara hedefler koymalı. 
Bu nirengi noktalarına ilerlerken dahi zaman zaman pusuladan istikamet açısını kontrol ederek yoldan sapma ihtimalini ortadan kaldırmalıdır. 
İstikamet açısından çok ufacık sapmalar hedefin çok ötesine götürür yolcuyu. 
Niyetin hayırlı olup da akıbetin hayırlı olmaması çoğunlukla bundandır sanırım.

02 Kasım 2014

UYKU VE HAYAT




Uykudan uyanalı çok olmamıştı. 
Ne derin bir uykuydu öyle. 
Uzun uzun rüyalar. 
Bazen sevinç, neşe, mutluluk bazen de hüzün, keder, sıkıntı, acı ve hatta kabuslarla dolu bir çok macera. Uykudayken hiç bitmeyecek hissi verse de işte uyandım ve hepsi bitti. 
Çok mu uyudum acaba?

Neyse, nihayet bütün telaş ve koşuşturma bitmişti. Yıllardır hayal ettiğim sessiz, işten, güçlükten, yoğunluktan ve her türlü sorumluluktan uzak bir şekilde kendi başıma kalmıştım. Ne iş yorgunluğu, ne çoluk çocuk derdi, ne trafik sorunu, ne ekonomi, ne siyaset, ne dünya ve ne de memleket. Hepsi uzakta kalmıştı artık. Baş ağrısı, stres, sindirim sorunları ve uyku problemi de yok, ne iyi. Bu ıssızlık, bu sadelik ve bu kimsesizlik derin bir rahatlık hissi vermişti. Buradaki bu muazzam huzur ve sükuneti doyasıya yaşamak istedim, hatta "bu ne kadar güzel bir ortam, keşke hiç bitmese" dedim kendi kendime. 

Aslında eşim ve çocuklarım da olsa burada diye aklımdan geçmedi değil. Ardından şimdilik biraz kafayı dinleyip onları daha sonra düşünmeye karar verdim. Bu asudeliği öncelikle bir başıma iyice hissetmeli, biraz tadını çıkarmalıydım. Böyle bir sükuneti doyasıya hissetmek ve keyfimce yaşamak istedim.

Her şey çok güzeldi ilk başta. Civarda hiç kimsenin olmaması bir süre sonra beni ürküttü. Nerede bu insanlar, niçin kimse yok burada diye birden merakla karışık bir endişeye kapıldım.

Evet böyle bir dinginliği ve boşa çıkmayı çoktandır bekliyordum içten içe. Lakin bu kadar da ıssız ve kimsesiz bir ortam değildi istediğim. 

Aslında pek de hesap etmemiştim böyle bir durumu. Bir planım da yoktu böyle bir başıma.
Belki de beklemiyordum, ne bileyim.

Bir anda kendimi çok çaresiz ve güvensiz hissettim.

Yoksa o şikayet edip durduğum bütün meşguliyet ve sorumluluklar, beni sarıp sarmalayan kalabalıklar aslında beni oyalayan birer lüzumsuz uğraş mıydılar? Onlar beni çevreleyip, kuşatıyor ve kendi içimle, özümle baş başa kalmamın önünü mü kesiyorlardı? Yok, hayır, benim onları bu şekilde suçlamaya hakkım yok. Bütün olan biteni ben istedim, ben yaptım ne yaptımsa. Öyle ya hiç kimse ve hiç bir şey zorla gelip girmedi benim hayatıma. Hepsi benim tercihlerimdi ve benim irademle oldu her ne yaptımsa.

Peki, ya yaşadığım kazalar?
Onları da ben istemedim ya? Doğru, kendimi içinde bulduğum kazalar; onlara ne demeli? Evet, kazaya giden yola ben çıktım ama benim kusurum yoktu. Bütün kusur karşı tarafındı. Ben sadece yola çıkmıştım.

Tam ben bunları düşünürken nereden geldiğini bilmediğim gür bir ses duydum apansız. İrkildim birden:
- Herkes ayağa kalksın!

Bu buyurgan ve fakat kaba olmayan, oldukça dokunaklı, karşı konulamaz bir sözdü. Ayağa kalkmaya çalışırken etrafımı tekrar dikkatlice gözden geçirdim. Ben başka kimseyi göremediğim halde bu çağrıyı yapan ses niçin " herkes" diye ünledi? Yoksa hala uykuda mıyım diye düşündüm. Bu arada gayri ihtiyari olarak ayağa kalktım. Yine gayri ihtiyari olarak sesin geldiği yöne doğru yöneldim. Sonra hayret ve dehşet içinde gördüm ki etrafımda insanlar belirmeye başladılar. Biraz önce yalnızlık hissettiğim yerde bu kadar insan birden bire nereden gelmişlerdi? 

Şaşkınlık içinde bakınıyordum. Hiç tanımadığım onlarca, yüzlerce insan.  Herkes benim gibi sesin geldiği tarafa yönelmişti. Şimdi buraya geleli beri kendi kendime sormadığım bir soru geldi  aklıma; 
Ben buraya niçin ve nasıl geldim?
Yoksa getirildim mi?

Ayrıca;
Bu tanımadığım insanlar birden bire nasıl ve nereden geldiler?

Heyecanım da artmaya başlamıştı. Böyle heyecanlandığım zamanlarda kalp atışlarımı kulaklarımda hissederdim, nefesim sıklaşırdı. Hayatımda yaşadığım en olağanüstü hadiseyi yaşadığım bu anda çok garip bir şekilde ne nefesim sıklaştı ne de kalp atışlarımı hissettim. Adeta bir robot gibiydim. Evet ya, tıpkı bir robot gibi. Bu arada fark ettim ki sadece ben değil etrafımdaki insanlar da birer robot gibiydiler. Üst üste şaşkınlıklar yaşıyordum. Bu kadar insan bir araya toplanmış ve hiç kimseden ses çıkmıyor, kimse konuşmuyordu. En azından birbirlerine bir şeyler sormalı değil miydi?Öyle ya herkes benim gibi merakta olmalıydı. Aslında bu durum beni çok daha fazla ürküttü.

Böylesine ürperti ve endişe içinde olmama rağmen herkesin sessizliğine ben de uyum sağlamıştım. Kendimi bir kaç kez konuşmaya, yanımdaki tanımadığım kişilere bazı şeyler sormaya zorladım fakat sonuç başarısızdı. Garip bir şekilde onları yandan, arkadan görmeme rağmen yüzümü onlara çevirmek istediğimde çeviremiyordum. Sanki güneşe dönmüş ayçiçekleri gibi cephem ufka dönük bir şekilde öylece bekliyordum. Herkes de aynı benim pozisyonumda beklemekteydi. Bu şekilde hiç kimseye bir şey soramadım. 

Sessiz ve hareketsiz bekleyişimiz sürerken bu kez bağırmak geldi içimden. Ne yazık ki bunda da başarılı olamadım. Avazım çıktığı kadar bağırdım fakat hiç sesim çıkmadı. 

Bu defa sesimi duyuramadığım, soru soramadığım yakın mesafede duran insanlara dokunarak iletişim kurmayı denemek istedim. Elimi uzattığımda dokunabileceğim mesafede duran yakınımdaki bir kişiye elimi uzattım fakat ne mümkün, sanki ben elimi uzattıkça mesafe açılıyor bir türlü uzanamıyorum. Bir diğer kişiyi denemek istedim, sonuç değişmedi. Tıpkı avazım çıkana kadar bağırsam da sesimi duyuramadığım gibi ellerim de bir yere uzanamıyordu. 

Yürümenin zaten imkanı yoktu, zira ayaklarım yere betonla sabitlenmiş gibiydi, kımıldayamıyordu.
Allah'ım bu ne hal böyle?
Ben neredeyim, niçin bu haldeyim?

Derken o anda inanılmaz bir şey oldu.

Annem ve babam karşımdaydılar. Hem de çok genç ve sağlıklı olarak. Her ikisi de yıllar önce aramızdan ayrılmışlardı. Bu inanılmazdı. Olamaz bu bir rüya veya hayal olmalı dedim. Onları hemen önümde görmemle beraber bir bebek annemin kucağında belirdi, annem onu emziriyordu. Bu bebek bendim.

Allah'ım, bunların hepsi bir arada nasıl oluyor böyle?
Yoksa, yoksa ben rüyada mıyım?

Hayır, uyanmıştım rüyadan. Bunu çok iyi hatırlıyorum.
Öyleyse neredeyim ben ve bu hal neyin nesi? Hiç bir şey anlamıyordum.
Anneme ve babama yıllar sonra kavuşmuştum.
Şimdi onlara koşup sarılmak istiyordum fakat yerimden kımıldamam imkansız. aynı şekilde onlara seslendiğimde de beni işitmeleri mümkün olamıyordu.

Orada onları öylece izledim; kendi bebekliğimi, kardeşlerimle birlikte bütün ailemi ve çocukluk yıllarımı. Ne güzel yıllar, ne tatlı anılardı hepsi de. Çok duygulandım.

Sonra okul yıllarım, arkadaşlarım.
Eşim, çocuklarım ve yaşadığım her şey...
Aman Ya Rabbi, hatırladıklarımın yanında unuttuğum her şey de karşımdaydı. Hem de bütün ayrıntılarıyla..

Bütün hayatım gözümün önünde bir tiyatro gibi akmaya başlamıştı. Bunları benim gördüğüm gibi burada etrafımdaki herkes de benimle birlikte görüyordu sanırım. 

Artık bitsin istiyordum bu, oyun mudur, şaka mıdır neyse.

Birazdan gençlik yıllarım ve daha sonraki yıllarla birlikte kimsenin görmesini istemediğim görüntüler de burada ortaya konulursa çok kötü olacaktı. Çaresiz ve biraz da ümitsiz bir şekilde haykırdım, bunun bir son bulmasını istedim. Ne fayda ki kimseye duyuramadım yine.

Bu arada görüntüler akmaya devam ettikçe bazı anlarda kendimden bile çok utandığım durumların ulu orta sergilenmesi beni yerin dibine geçirdi. "Hayır, ben yapmadım", "bunlar gerçek değil" demenin hiç faydası olmadığını çoktan anlamıştım.  Naçar ve mahcup bir şekilde boynumu büküp izlemekten başka yol yoktu. Ben de öyle yaptım. En çok da kendimden utandım.
"Allah'ım bu duruma düşeceğime yok olup gitseydim" dedim.

Tam o anda o ses tekrar gürledi:

- Artık her şey bitti. Şimdi Hesap Günü'ndesiniz!

Aynı anda saatin alarmının çalmasıyla kan, ter içinde uyanmam bir oldu.

Bu rüya sanki gerçek gibiydi, çok etkilenmiştim. 
Ya Rabbi, şükürler olsun sana, bana bir gün daha lutfettin, imkan verdin. Şimdi her şeyi tekrar gözden geçirmenin tam zamanı.

Vira Bismillah.

Peyami Bayram
02/11/2014

27 Ekim 2014

Bir haber(eski tarihli olduğuna bakmayın, sorun eskimez...):

http://t24.com.tr/haber/bir-gunde-70-kisiye-satildim,71993


https://youtu.be/A8jrX83FvAA?si=Qjzimc-zMMGamCey

İnananlar için bir ayet:

81 - TEKVÎR/8-9 Ve sorulduğu zaman o diri diri toprağa gömülen kıza; Hangi suçtan ötürü gömüldü? diye.
(Günümüzde bu kadınlardır diri diri toprağa gömülenler)

Utandım, 
erkekliğimden, 
adamlığımdan, 
müslümanlığımdan, 
insanlığımdan..
Çok utandım..

Allahım sen affet bizi.

Şimdi herkes başını iki elinin arasına alıp düşünmeli.. 
Ne yapabilirim? diye...

Bu memlekette adam gibi, erkek gibi, müslüman gibi yiğitçe yaşadığını sanan biz.
Şanlı tarihiyle övünen, hamaset nutukları atan biz.
Çağdaşlık, modernlik, hukuk devleti nutukları atan biz.
Dünyaları kurtaran, cihan hükümdarlığı hikayeleri anlatan biz.
Cömertlik, cesaret, özgüven, fedakarlık misalleri veren biz.
Ve elbette ırz, namus, haysiyet ve onur timsali "erkek adam" olduğumuzu iddia eden biz.
Güçlü aile bağlarından dem vuran, yardımsever, misafirperver bir millet olduğumuzla övünen biz.
Türklüğümüze toz kondurmayan "kahramanlıkta üstümüze olmayan" biz.
Müslümanlığı en güzel yaşayan, en büyük bütçeyi Diyanet'e ayıran, hac kontenjanlarını patlatan, umre rekorları kıran, dünyanın dört bir yanına kurbanlar, yardımlar ulaştıran biz.
Yüz küsür ülkede okullar, kurslar, yurtlar açan yine biz.
Tarih sahnesinde vazifesini tamamlayan liderlerini hala yaşıyor zannederek yenilerini yetiştirmeyen de biz.

İşte biz böyleyiz;

Doğuyu ve doğuluları beğenmeyiz.
Batıya kızar, küfreder, kahrederiz. Bilim, film, felsefe ve hatta seyahat için batıya gideriz.

Muhafazakarlarımız rezidansta yaşar.
Ateistimiz kurban keser, bayram kutlar.
Herkes futbol, siyaset, eğitim, din ve tıp uzmanıdır.
Bir araya gelince hükümet yıkar, hükümet kurarız, küfrettiğimiz siyasetçiyle karşılaşınca "sayın vekilim/başkanım" moduna hemen geçeriz.
En milliyetçimiz askerlikten yırtmanın, hadi olmadı bedelli yapmanın yolunu arar.
Kamuda işini halletmek için her zaman "adamını" devreye sokmaya yelteniriz.
Kendi rahatımızı bozmamak için komşularımızı rahatsız eden de biziz.
Gece eğlencesinden, tatil köylerinden "şehitler ölmez" mesajları veren de biz.
Milyoner kapitalist müslümanları, 
konformist sosyal demokratları, 
silahlı örgüt mensubu barış taraftarı da biziz.
Elbette adaleti cebi ile cüzdanı arasındaki hakim/savcılar da bizden.
Sahnelerde sözde kardeşlik türküleri söyleyip, halkların kardeşliği nutukları atıp geride Arap, Türk, Kürt, Şii/Alevi hasımlığı yapan da biziz.


Bu yaşa geldim hala anlayamadım, 
bu güzel ülkemin yurttaşları olarak; 
biz neyiz? 
ne değiliz? 
kimiz? 
neyin nesiyiz? 

23 Ekim 2014

Ayna

Ayna

Bazı psikolojik rahatsızlığı olanlar hariç bütün insanlar fiziki yönden kendini gözden geçirip çeki düzen vermek için aynanın karşısına hergün defalarca geçer. Belki kadınlar daha fazla kullanır aynayı, çünkü fiziksel görünürlük o cins için daha ön plandadır. 
İnsanın fiziksel kusurlarını gösteren ayna gibi kişilik/insani kusurlarını da gösteren bir ayna olmalı değil mi?
Sanırım bu ayna öncelikle insanın yine kendisidir. Yani kendi saf vicdanı, yani fıtrat aynası. Bir de erdemli ve nezaket sahibi dostları insana ayna vazifesi görürler. İşte bu sebeplerle öncelikle fıtratını bozmadan ilkeli ve samimi bir yaşantı şart, bir de hakikatli dostlar. Yoksa uzun süre aynaya bakmayan psikolojik yönden rahatsız bazı insanların dış görünüşü gibi iç dünyası bozulan, kişiliği irtifa kaybeden bir insanı -değil yakınları- kendisi dahi bir müddet sonra tanıyamaz.

01/09/2014



Sizin o tatlı hatıralarınızı hiç unutmadım. 
Bu resimdekilerden canım Öznur Bayram Çelik ablama Allah'tan hayırlı, bereketli uzun ömürler diliyorum. Diğerlerine Allah'tan rahmet ve mağfiret dualarımla bizi cennette kavuşturmasını niyaz ediyorum.


07/10/2014

RAMAZAN 1447 CÜZ 30

OTUZUNCU CÜZ   Hicri 1447 yılında Ramazan ayı 29 günde hitama erdiği için bu son günde iki cüz birden okuduk ve Kur’an-ı Kerim’in kalbi ve...