28 Mayıs 2015

Unutma!

istemesen de
içinde O'nunla atan
bir kalbin olduğunu,
bir gün mutlaka
toprak olacak,
bir çiğnem etten
yaratıldığını..

Unutma!
sevmenin vermek,
vermenin gülümsetmek,
yaşamanın ötekini hissetmek,
kardeşliğin bölüşmek olduğunu..

Kurtar kendini;
bencilliğin hapishanesinden çık!
hesapların üstünde
hiç şaşmayan
bir hesap olduğunu,
unutma!
ve
kimsenin kimseye
en ufak bir yardımı
olamayacak bir günde
hiç kimsen
olmayacağını..

bütün bunlara
ister inan
ister inanma;
bir gün
mutlaka
tamamlamadan
gittiğin
bir gün olacak!
hiç olmazsa bunu
Unutma!

Peyami Bayram
28/05/2015
Almatı, Kazakistan 

21 Mayıs 2015

"Biz" olamayanlar

"Biz" olamayanlar

"Ben"leri biriktirince veya bir araya toplayınca her zaman "biz" olmuyor hayatta.

Kimileri bunun adına parti, grup, cemaat, camia, ümmet, millet, ulus vb adlandırmalar yapsa da bir araya gelen, bir yerde toplanan bütün insan yığınlarının her zaman "biz" olamayacağını bilmek gerek.

Mezun olduğunuz okul arkadaşlarınızla ilgili "bizim arkadaşlar" diyebilirsiniz mesela ama birlikte bir iş yapmak, bir eylem yapmak durumunda "biz" olarak hareket etmeniz çok güçleşir. Aynı apartmanda oturan, aynı sokakta yaşayan, aynı işte çalışan insanlar dahi aynı durumdadır bu anlamda. Hatta daha da ilerisine gidecek olursak aynı ailede bile her fert ayrı bir kişilik olmakla beraber çoğu ailelerde herkes ayrı telden çalar, her fert farklı bir yola gider ve bir aile bile "biz" olarak bir ve beraber hareket edemez.  Herkes kendi yakın çevresine şöyle bir göz attığında bunun gibi örneklerin çok fazla olduğunu görecektir.

Başarı hikayelerini dinlediğimiz kişilerin ferdi başarılarını irdelediğimizde; "biz" olamayan aile, iş, okul vs. gibi ortamlardan kendilerini izole ederek özel bir alana yöneldiklerini ve var güçleri ile bir alanda çalışarak bu başarıyı elde ettiklerini görürüz. Yine aynı şekilde bir grup, hizip, parti veya şirket gibi çok kişinin bir araya gelmesiyle teşekkül eden yapıların başarısında ise "biz" olma, yani aynı ideale inanmak ve aynı hedefe birlikte koşmakla mümkün olabildiğini görürüz. Bir kişinin kişisel başarısı ile bir topluluğun başarısı elbette aynı olamaz.  Bir topluluğun bir kişi gibi hareket etmesi ve büyük bir başarı elde etmesi daha komplike ve zor bir iştir. Bu yüzden bazı şirketler, spor kulüpleri, cemaatler ve ülkeler böyle güçlüdürler. Grubu bir insan gibi düşünürsek; bütün herkesin aynı şeyi görmesi, aynı şekilde düşünmesi, aynı anda ve aynı güçle hareket etmesi, aynı reflekslere sahip olması, aynı performansı göstermesi gerekir. Çok iyi de olsalar yöneticilerle böyle bir grup başarısı sağlanamaz. Bunu sağlayabilmek için de çok güçlü bir iradeye, gruba yön verecek kuvvetli bir rüzgara, sarsılmayan bir karalılıkla istikameti tayin edecek, karizmatik kişiliğiyle gönüllere de girmeyi başarabilen, fertlerin enerjisini ortak hedefe teksif edebilen lidere ihtiyaç vardır. Lider, yöneticiler de dahil grubun tamamına vizyon sağlayan, onları bir misyona sevk edebilen seçkin kişinin adıdır.

Liderlik böyle son derece önemli bir kurumdur ve hiç şakaya da gelmez.

Tarih de bunun gibi çok örneklerle dolu. Baksanıza her zafer bir liderle anılır tarihte.

Türkiye'de bugün maalesef eski tabirle kaht-ı rical(adam yokluğu) sebebiyle lider yetişmiyor ve başarılar bireysel olmaktan öteye gidemiyor. Çünkü tek tip insan yetiştirme projesi hala bizim hem ailede hem de sosyal ve devlet yaşamında vazgeçemediğimiz bir saplantı olarak duruyor. Oysa her insan nev-i şahsına münhasır, yani özgün bir varlık olarak dünyaya gelir ve özgür düşünce ile gelişir. Bizim ülkemizde ebeveynler ve devlet kişiler üzerindeki yoğun baskılarla onun bu yönünü köreltmek için çaba veriyor sanki. 

Ve sonuç; vesayetçi, teslimiyetçi, gölgesinden korkan, girişimcilikten uzak, taklitçi, tembel, sabırsız ve ümitsiz bir nesil. 

Bunun üstüne bir de çağın getirdiği hız ve haz tutkusu maalesef kaliteli insan yetiştirmemizin önündeki en büyük engeller olarak önümüzde durmaktalar.

Lider kişilikler ancak kaliteli insanlardan çıkar. Ülkemizin en küçük firmasından spor kulübüne, ordusundan siyasi partisine kadar her alanda ihtiyaç duyduğu kaliteli insan ihtiyacı önce ailedeki temel ahlaki eğitimle başlar sonra diğer eğitim safhaları gelir. Başarılı bireyler yetiştirmek için gençlerin kişiliklerine saygı duyarak, özgünlüğünü bozmadan, özgürlüklerini kısıtlamadan ama gerçek hayatın içinde, dinamik, manevi yönden gıdasını eksik bırakmadan; okuma, öğrenme ve araştırma sevdasıyla yetiştirmemiz gerekmektedir. Bunun için kesinlikle bir ideal, bir ülkü, bir mefkûre verilmeli gençlere. Belirli bir hedefi olmayanlar için yolculuğun da bir anlamı yoktur. Aynı hedefe ulaşabilmek için emek sarf edenler takım ruhunu, birlik şuurunu canlı tutanlardır. Böyle birlikteliklerde ‘ben’ler ortadan kalkar ve herkes ‘biz’ şuuruyla hareket eder. İşte bu yolun ve böyle bir yolculuğun ulaşacağı yer insana gerçek mutluluğu verir.  Ayrıca din, dil, ırk veya bölge farkı ortadan kalkar ve elde edilen sonuç tüm insanlık için fayda sağlar. 

En başta sevgiyle ve ilgiyle...

Peyami Bayram
19/05/2015
İstanbul





08 Mayıs 2015

WhatsApp nasıl para kazanıyor?

Bilgilerinizi ne yapıyor?

Facebook neden 19 milyar dolara bu şirketi aldı?

Tüm bu soruların cevabı WhatsApp'ın Kullanım Şartları'nda gizli. 
İşte sizleri şaşkına uğratacak detaylar.
Sosyal paylaşım devi Facebook 'un mobil mesajlaşma devi WhatsApp'ı Çarşamba günü 19 milyar dolara satın alması tüm dünyada şok etkisi yarattı. Kimsenin beklemediği bu satın alımda insanların en merak ettiği soru reklam almayan ve ücretsiz olan WhatsApp'ın nasıl ayakta durduğu ve Facebook'un bu şirkete neden bu kadar para ödediği idi.
Konuyla ilgili açıklamada bulunan yatırım şirketi Sequoia Capital, WhatsApp'ın pazarlamaya tek bir kuruş harcamadığına dikkat çekmiş ve "ABD'de bu kadar büyüyüp yabancı ülkelerde geniş kitlelerce sevilen ve içeride de takdir edilen başka bir teknoloji şirketi yok" demişti.
WhatsApp ilk kullanımda bir yıl süre ile ücretsiz bir yıl ardından yıllık 0.99 dolar ücretli. Ancak şu ana kadar 0.99 dolar talep ettiği kişiye pek rastlanmış değil. Ancak şirketin 2013 yılı sonu itibariyle 400 milyon kullanıcısı olması düşük bir ihtimal olsa da şirketin yılda 400 milyon dolar muhtemel geliri olabileceğini gösteriyor. Şirkette yalnızca 55 tam zamanlı çalışan olduğu düşünüldüğünde bu, çalışan başına 7,27 milyon dolar net gelir anlamına geliyor.
Tabi bu rakamlar potansiyel gelir miktarı. Şu an durum ne? WhatsApp halka açık bir şirket olmadığı için gelir ve gider kalemleri ile ilgili çok fazla bilgi yok. Bilinen en son şey Forbes'ın şirketin geçen yıl 20 milyon dolar gelir elde ettiğini yazması. Ancak giderler ile ilgili bir bilgi verilmedi.

Peki reklam almayan, kullanıcılarından ücret talep etmeyen bir şirket yılda nasıl 20 milyon dolar gelir elde ediyor? 
Daha da önemlisi Facebook, yılda sadece 20 milyon dolar gelir elde eden bir şirkete neden 19 milyar dolar verdi? Sorunların cevabı aslında WhatsApp'ın kendi sitesinde yayınladığı Kullanım Şartları Sözleşmesi'nin detaylarında gizli. Özetlemek gerekirse Facebook, milyarlarca doları şirkete değil 400 milyon kullanıcının bilgilerine verdi. Ayrıca şirket gerektiğinde bilgilerinin ABD hükümetine verilebileceği uyarısında da bulunuyor. Toplamda boşluksuz 11 sayfa Word belgesi tutan Kullanım Şartları'nın ayrıntılarında oldukça dikkat çekici ifadeler yer alıyor.

Neler yaptığınız takip ediliyor

Şart 1: "WhatsApp Bilgilerinizi Ne Zaman Paylaşır?" başlığı altında şu ifadelere yer veriliyor:
"Belli bir kişiye tanımlanabilir olmayan bilgileri (anonim kullanıcı kullanım verileri, sayfalara ve URL'lere giriş ve çıkış, platform tipleri, aktif görüntülemeler, tıklama sayısı gibi…) … belirli içerikler, servisler ve reklamların kullanım kalıplarını anlamalarına yardımcı olmak amacıyla üçüncü taraflar ile paylaşabiliriz. Kanunlar gerekli gördüğünde veya devlete ve federal kanunlara, uluslararası kanunlara veya mahkeme emirlerine, mahkeme celbine veya arama emrine veya benzeri kararlara itaatin gerektirdiği iyi niyet inancıyla veya bir şahsın fiziksel güvenliğinin risk ya da tehdit altında olduğuna inanmamız durumunda kişiye tanımlanabilir ve/veya kişiye tanımlanabilir olmayan bilgileri toplayabilir ve açıklayabiliriz.
Anlam: Bilgileriniz üçüncü taraflar ile paylaşılabilir. Şu an paylaşıp paylaşılmadığını bilmiyoruz. Ancak şirketin bir arkadaşınızın size gönderdiği linkten o siteye girip girmediğiniz, bir içeriğe ne kadar tıkladığınız, hangi platformları kullandığınız gibi… bilgileri paylaşma hakkı var. Bu paylaşma sadece ticari amaçla sınırlı değil. Gerekli görüldüğünde bilgileriniz ABD hükümeti ile paylaşılıyor. Bu bilgiler "kişiye tanımlanabilir" ifadesinden de anlaşılacağı gibi adınız, yaşınız, cinsiyetiniz, beğenileriniz, sevdikleriniz, nefret ettikleriniz, zaaflarınız gibi sadece size ait bilgiler de olabilir.
Facebook'un satın aldığı uygulama değil, bilgileriniz
Şart 2: Şirket "Birleşme, Satış Veya İflas Halinde" başlığı altında tüm bilgilerinizin WhatsApp'ı satın alacak şirkete devredileceğini belirtiyor:
"WhatsApp'ın üçüncü bir parti tarafından satın alınması veya üçüncü bir parti ile birleşmesi durumunda; bu birleşme, satın alım, satış kapsamında kullanıcılardan toplanan bilgileri transfer etme ya da devretme hakkı vardır. İflas, haciz, yeniden yapılandırma, yedieminlik, borç verenlerin yararına alacak temliklerde veya yasaların ya da genel olarak borç verenlerin haklarını etkileyen adalet prensiplerinin uygulanması durumunda kişisel bilgilerinizin transferi, kullanımı ve bu bilgilere muameleyi kontrol edemeyebiliriz.
Anlam: Geçen hafta Facebook'a satılan WhatsApp böylece kullanıcılara ait şu ana kadar elde ettiği bilgileri de satın almış oldu. Facebook'un Google' ın ardından internet reklam pazarında ikinci sırada olduğu düşünüldüğünde 400 milyon kişinin hem kişisel bilgilerini almak hem de kullanım alışkanlıklarını öğrenmek uzun vadede Facebook'a bu pazarda önemli bir atılım yapma fırsatı da verecektir. Trend devam ettiği takdirde bu 400 milyon kişinin daha da artacağı büyük ihtimal. Herkesin internet alışkanlığı olmayabilir ancak hemen hemen herkesin telefon alışkanlığı var. Facebook bu adımı ile reklam kalitesini artırmak için yalnızca kendi sitesindeki kullanıcılardan gelen bilgiler ile yetinmek zorunda kalmayacak. Şu an WhatsApp'ın kullanıcı kitlesi büyük oranda genç kesim ancak teknoloji ile büyümüş bu gençlik 70-80 yaşına geldiğinde belki bütün gününü vererek bir sosyal paylaşım sitesinde bulunmayacak ancak SMS'in yerine almış bir WhatsApp ile iletişim kurmaya devam edecek. Günümüzün yaşlı insanları gençliklerinin getirdiği alışkanlıklar nedeniyle teknolojiye bağlı olmayabilir ancak bu, çağımız gençliğinin yaşlandığında teknolojiye bağımlı olmayacağı anlamına gelmiyor. Tam tersi bağımlılık sürecek. Yukarıdaki şartta dikkat çeken bir diğer unsur ise WhatsApp'ın gelecekte bilgilerinize ne olacağı garantisini vermemesi.

ABD'nin uygun görmediği ülkenin vatandaşları WhatsApp kullanamaz

Şart 3: WhatsApp ABD çıkarlarına göre hareket ettiğini aşağıdaki cümlelerde açıkça dile getiriyor:
"[WhatsApp hizmetini kullanmak için] ABD hükümetinin ambargosu altında olan bir ülkede veya ABD hükümetince belirlenmiş "terörizmi destekleyen" bir ülkede yaşamıyor olmanız gerekiyor. Ayrıca ABD hükümetince yasaklanmış ya da kısıtlanmış taraflarda listelenmemiş olmalısınız."
Anlam: Global Web Index, her ay dünya çapında gençlerin yüzde 25'inin WhatsApp'ı kullandığını belirtiyor. Araştırmaya göre Ortadoğu ve Afrika WhatsApp'ın kullanımının en fazla olduğu bölge. Kullanım oranı yüzde 69 seviyesinde. Bu bölgeyi yüzde 62 ile Latin Amerika takip ederken Avrupa'da kullanım oranı yüzde 40 civarında. Araştırmadan asıl önemli olan WhatsApp'ın kendi ülkesinin de bulunduğu Kuzey Amerika'da kullanım oranının yüzde 4 seviyelerinde olması. Kullanıcı kitlesinin uluslararası olması WhatsApp'ın bir ABD şirketi olduğu gerçeğini değiştirmez. Her ülkenin şirketinin yapmakla yükümlü olduğu gibi WhatsApp da kendi ülkesinin çıkarlarını gözetmekle yükümlüdür. Ayrıca son cümlede ifade edildiği gibi ABD ile ticaretin yapılmasını yasakladığı bir şirkette de çalışıyorsanız WhatsApp kullanamazsınız.

Türkiye'de yaşıyor olsanız da ABD kanunlarına tabisiniz

Şart 4: Şirket ABD dışında yaşayanların ABD'de geçerli kanunları kabul etmiş olduğunu şu şekilde kaydediyor:
"WhatsApp sayfası ve Servisi Amerika Birleşik Devletleri'ndedir ve doğrudan Amerika Birleşik Devletleri'ndeki kullanıcılara yöneliktir. Amerika Birleşik Devletleri'nden farklı [kendilerine ait] kişisel verileri toplamayı, kullanımını ve ifşasını düzenleyen regülasyonları ve kanunları olan Avrupa Birliği, Asya veya diğer bölgelerden; California yasalarına tabi olan WhatsApp sayfasını ve hizmetini kullanmaya devam ederek bu Gizlilik Politikası ve Hizmet Şartları kapsamında kişisel bilgilerinizi Amerika Birleşik Devletleri'ne transfer ettiğinizi ve bu transferi kabul ettiğinizi ve bu amaçlara California yasalarınca kullanılabileceğini lütfen bilin.
Anlam: Hangi ülkede yaşadığınızın bir önemi yok. Eğer bu sözleşmeyi kabul ettiyseniz, Türkiye'de yaşıyor olsanız da ve Türkiye'nin kişisel verinin mahremiyeti ile ilgili kendisine ait kanunları olsa da bu kanunların bir hükmü yok. Kayda alınacak kanun ABD kanunlarıdır.

Çocukların WhatsApp'ı kullanması yasak


Şart 5: "Çocukların Mahremiyetine Bağlılığımız" başlığı altında şirket WhatsApp'ın 16 yaşındakiler uygun olmadığını gayet açık bir şekilde belirtiyor..

07 Mayıs 2015

Seçiminizi yaptınız mı?

Seçiminizi yaptınız mı?

"Ben" diye başlıyor..
Ne hoş bir insanım, çok hoş..
Ailem, ülkem, halkım hepsi güzel.
Hayır, çok güzel, en güzel.
Güzelden de öte.. çok özel.
Diğerleri? Öteki? 
Bana ne onlardan canım..
Bizden/benden daha mükemmeli yok!

İşte böyle başlayıp gidiyor ırkçı, dışlayıcı, ayrıştırıcı, bencil, kavmiyetçi, milliyetçi, ulusalcı, şovenist, faşist görünümlü savlar/tezler. Kendini yüceltip, ötekini küçümseyen, diğerini aşağılayan, daha da ileri gidip hiçe sayan, ezen, sömüren, sürgün eden ve katleden zihni sapma böyle safha safha ilerliyor.

Söyler misiniz kim özgür iradesiyle seçmiş bu dünyaya gelirken anasını, babasını, rengini, ırkını, dilini, yöresini? Kim boyunun ölçüsünü, kaşını, gözünü veya engelini tercih etmiş?
Bunlar biz insanların seçimini yapmadan kendimizi içerisinde bulduğumuz değişmez yaradılış gerçekleridir.
Kim bu gerçekleri inkar edip, yok sayabilir ki? Kendisi ya da başkası tarafından inkar edilse veya yok sayılsa ne değişir ki? Amerikalı siyahi bir şarkıcı kendisini beyazlatmaya çalıştı da ne oldu? Dünya tarihinde bunca soykırım oldu da kim kazandı?

Gelelim biz insanların özgür irademizle seçebileceğimiz şeylere.

Doğruluk, dürüstlük, çalışkanlık, üretkenlik, hırsızlık, yolsuzluk, yardımseverlik, cimrilik, tutumluluk, şeref, izzet, iffet, nezaket, saldırganlık ve daha onlarca iyi veya kötü davranış var ki burada sıralamakla bitmez. İşte bunlar bizim tercihimizle bize mal olan, onunla tanımlandığımız özelliklerdir. Bunlar için insanlar tartışabilir, bunlar için bir birlerine övgüde bulunabilir, davacı olunabilir, yargılanabilir, cezalandırılabilir, gerekirse uğrunda savaşılabilinir. Çünkü bunlar evrensel anlamda iyi-kötü, doğru-yanlış gibi sınıflandırmalara sokulabilir. Nasıl ki yalan, yolsuzluk, hırsızlık, adam öldürme, tecavüz gibi eylemler dün olduğu gibi bugün de doğu-batı, ileri-geri, müslim-gayri-müslim, sarı-siyah ırk farketmeksizin her yerde kötü ve çirkin kabul ediliyor ve hatta hukuken cezayı gerektiriyorsa; aynı şekilde iyi ve olumlu davranışlar da ayırt edilmeksizin bütün toplumlarda övgüye, ödüle layık görülür. Fakat yukarıda sıraladığımız ırk, cins, bölge, fiziksel özellikler gibi bizim tercihimiz dışında doğuştan gelen özelliklerimizden dolayı nasıl başkasının bizi hor görmesini, aşağılamasını, alaya almasını ve bundan da beter olan baskı, zulüm, işkence ve katlini istemez, haklı görmez ve kabul etmez isek biz de bir başka kişi, halk, kavim, bölge için benzer şeyleri yapmamalıyız.

Aslında her şey bir kişide başlıyor ve bitiyor. Tıpkı ilk insanın yaratılış hikayesinde olduğu gibi. Önce İblis "ben ondan üstünüm; onu topraktan, beni ateşten yarattın" dedi ve kendisini yaratan Rabbi'nin ikazına rağmen bu söyleminden vazgeçmeyerek ırkçılığı ilk başlatan oldu. Peşinden İblis, Adem'i "mülkün ebedi sahibi olmak" fikriyle kandırdı ve onun da ayağını kaydırdı. Ancak Adem(a.s.) bu hatasında ısrar etmedi, tevbe etmeyi tercih etti ve kurtulanlardan oldu.

Ve biz Ademoğulları olarak her an tekrar ve tekrar aynı süreci yaşamaktayız. Seçtiğimiz kendi kaderimizdir aslında. Tercihimizi Hak ve adaletten yana yapmalıyız, seçimimiz bencillikten uzak ötekiyle bir arada yaşamak üzere olmalı. 

Ne olursa olsun zulümden uzak durmak şiarımız olsun.


Peyami Bayram
06/05/2015
İstanbul









06 Mayıs 2015

Kim Tanrı'ya inanır?

Kim Tanrı'ya inanır?

Tanrı'ya inanmadığını söyleyen birinin nasıl bir Tanrı'ya inanmadığını sorarak başlamak gerek sanırım. Zira bir şeye inanmamak ile inkar etmek birbirlerinden farklı şeylerdir, tanımak ya da tanımamak ise daha farklı.

Şimdi öncelikle bazı sözcüklerin anlamlarına bir göz atalım.

Ateist sözcüğüne tanrıtanımaz olarak karşılık vermiş TDK sözlük.

İnkar kelimesi 1. Yaptığını, söylediğini, tanık olduğunu saklama, gizleme, yadsıma. 2. Kabul etmeme, tanımama. olarak tanımlanıyor sözlükte.

İnanmak ise; 1. Bir şeyi doğru olarak benimsemek 2. Birini doğru sözlü olarak bilmek, güvenmek 3. Bir şeyin varlığını, doğruluğunu kabul etmek 4. Sevecek, güvenecek ve bağlanacak en yüksek varlık olarak bilmek, iman etmek 5. Kanarak aldanmak 6. İman etmek şeklinde tanımlanıyor.

Tanımak sözcüğüne de sözlükte şöyle anlamlar verilmiş; 1. Daha önce görülen, bilinen bir kimse veya şeyle karşılaşıldığında bunun kim veya ne olduğunu hatırlamak  2. Daha önce görmüş olmak, ilişkisi bulunmak, bilmek 3. Bir kimse veya şeyle ilgili, doğru ve tam bilgisi bulunmak  4. Bilip ayırmak, seçmek, ayırt etmek 5. Varlığını kabul etmek. 6. Boyun eğmek, yargısına uymak, saymak. 7. Sorumlu bilmek 8. Bir şeyin yapılması, bitirilmesi için belli bir süre vermek

Bu tanımlardan yola çıkarsak ateist denilen kimseler, yani öz Türkçe olarak tanrıtanımaz karşılığı verilen bu kişiler kendilerini nasıl tanımlıyorlar bilmem ama dilbilim düzeyinde kavramsal olarak aslında bir inkar veya inanmama ile değil öncelikle tanımamak ile tanımlanıyorlar.

Buradaki tanımak, varlığını kabul etmek anlamına gelmekle beraber aslında yaşayan bir kavram olarak içine girdiğimiz zaman tanış olmak durumu ile bir paralellik var gibi duruyor. Nitekim ister bizim Müslüman toplumumuzda olsun isterse ilahi dinler olarak bilinen Hristiyan ve Yahudi toplumlarında olsun Tanrı/Allah inancı geleneksel olarak aile ortamında içselleştirilir. Ailenin yanı sıra çeşitli ibadethane, cemaat, okul ve diğer sivil toplum kuruluşları ile de bu inancın temelleri geliştirilmeye çalışılır. Bu meyanda ateizmin putperest, pagan ve buna benzer inanışlardaki toplumlarda bir yeri olduğunu da sanmıyorum. Zaten ateistlerin tanımadıkları Tanrı ilahi dinlerin Tanrısı yani; Allah. Aslında bu bile konumuzun önem ve ciddiyetini anlatmaya yeterlidir. Demek ki tanrıtanımaz aslında Allah'ı tanımıyor.

Peki, Tanrı'ya inandığını, başka bir ifadeyle Tanrı'yı tanıdığını söyleyen milyonlarca Müslüman, Hristiyan ve Musevi'nin bu tanrıtanımazların tanrıtanımazlıklarında nasıl bir etkileri var? Ya da onların Tanrı'yı inkar veya reddedişinde ne gibi rolleri olmuştur? Veya bu dinlerin müntesipleri Tanrı'yı tanıma, tanımlama ve tanıtma konusunda ne gibi hatalar içindeler ki birlikte yaşadıkları bazı insanlar onlardan kopuyor? Nitekim ateistlerin bu ülkelerin nüfusu içindeki payı farklı kaynaklara göre %1 düzeylerinden başlayıp %85(İsveç)'e kadar varan oranlarda seyrediyormuş.

Sanırım bazı kimseler yaşadığı toplumun genel kabul gören inanç ve düşüncelerini biraz inceden ve derinden eleştiriye tabi tutuyorlar. Bu tahlili yaparken de temel referans olarak o toplumdaki insanların tek tek yaşantılarını özellikle de aile içinde ve öncelikle de ebeveyn davranışlarını birinci planda değerlendirmeye alıyorlar. Bu gözlemde kişiler ile inançları ve düşünceleri arasında gördükleri aksaklık, terslik, uyumsuzluk, uygunsuzluk ve buna benzer tezatlıkları bir kenara not ediyorlar. Daha sonra bu sorunu kökten o inanç ve düşüncenin bizatihi kaynağına yani Tanrı'ya atfederek hükme bağlıyorlar. Sonuç olarak kökten reddedişle bu tutarsızlıktan kurtulmaya çalışıyorlar ve ateizmi seçiyorlar.

"Dinde zorlama yoktur." (2 Bakara, 256)

Şüphesiz hiç kimse belli bir inançta olmaya veya olmamaya zorlanamaz.  İnançlar yaşamdan beslenir, hayatın içinde yeşerir ve yine yaşanırsa bir anlam ifade eder. Yoksa sadece belli bir inançta olduğunu diliyle ifade etmesi sadece diğer insanların kişiyi o inançla betimlemesine vesile olur, Tanrı'nın değil. İnancın kişinin hayatına ne kadar renk verdiği, nasıl bir şekle soktuğu ve hayatında neleri değiştirdiğidir esas olan. Ne demişler "ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz". Yani kişinin söylediği değil yaptığıdır dikkate alınan. Elbette herhangi bir şeye inandığını iddia eden bir kişiden onun ispatı derhal istenmez fakat o artık gözlem altındadır etrafındakiler tarafından. Bakalım bu insan inandığını söylediği değerlere uygun yaşıyor mu yoksa sadece dilinde mi diye. Böylece her kişi kendi tutarlılığını sağlamaya çalışmalıdır. İman da budur aslında; insanın içini temizleyerek onu dışına da yansıtmasıdır. Yoksa dışını bir takım sembollerle ve sözlerle süsleyerek ancak kendini avutur.

"İnsanlara iyiliği emredersiniz de kendinizi unutur musunuz? Kitabı okuyup durduğunuz halde düşünmez misiniz?" 2 Bakara, 44

"Ey iman edenler!Yapmayacağınız şeyi ne diye söylersiniz?" 61 Saff, 2

Tanrı'yı göklere hapseden veya uzaklardaki Tanrı'ya inanan bir zihniyet elbette bunları dikkate alacak değildir.

"Andolsun ki insanı biz yarattık. Ona nefsinin ne fısıldadığını da biliriz. Biz ona şah damarından daha yakınız." 50 Kaf, 16

Allah'ı daima kendine yakın ve kendisini de sürekli Allah ile beraber bilenler muhataplarına pazarlıksız ve hesapsız bir şekilde dosdoğru bir örnek olmaya devam edeceklerdir şüphesiz.

Peyami Bayram
05/05/2015
İstanbul

04 Mayıs 2015

sen uyurken

sen uyurken

herşey 
sen uyurken 
oldu bitti..

yemek yedik
biz
seninkini de yedik
sen uyurken..

herşeyi bölüştük
biz
seninkini de
pay ettik
aramızda
sen uyurken..

işleri de 
bölüştük
aramızda
sana verdik
bütün işleri
sen uyurken..

uyandırmak
istemezdik
seni
yapılacak işler
olmasa..

çok iş verdik 
sana
yorulmalısın
tekrar
uykuya
dalmalısın..

ne güzeldi
herşey
sen uyurken...


Peyami Bayram
04/05/2015
İstanbul





RAMAZAN 1447 CÜZ 30

OTUZUNCU CÜZ   Hicri 1447 yılında Ramazan ayı 29 günde hitama erdiği için bu son günde iki cüz birden okuduk ve Kur’an-ı Kerim’in kalbi ve...