11 Ocak 2024

Hangi hayat?

“Bunlara ne oluyor ki öğütten yüz çevirip duruyorlar?
Sanki onlar, ürkmüş yaban eşekleri gibidirler; Arslandan korkup-kaçmışlar.
Hayır; her biri, kendisine açılmış sahifelerin verilmesini ister.
Hayır; onlar şüphesiz ahiretten korkmuyorlar.
Gerçek (şu ki), o (Kur’an,) elbette bir öğüttür.
Artık kim dilerse, öğüt alıp-düşünür.”
(75 Müddessir Suresi Ayet 49-55)

İnsan dış dünyadaki verileri almak, gerekli olduğunda iletişim kurmak veya verilere göre hareket etmek üzere dünyaya geldiği andan itibaren duyu organlarını kullanır.
Önceleri bu veri alış-verişi hayatta kalmak için gerekli olan fiziksel ihtiyaçlarla sınırlıdır. Ebeveyn ile aile, çevre, okul gibi diğer eğitici faktörlerin eşliğinde gelişme safhalarında duyuların kullanımı konusunda eğitilir, yönlendirilir. 
Zeka denilen eşya ile ilişki kurma becerisinin gelişimi ve ardından akıl denilen olaylarla ilişki kurma ve muhakeme yeteneğinin gelişmesi ile artık birey olan insanoğlu kendi duyularını yönlendirmeye başlar. Gelen verileri yorumlar ve bu yorumlardan yola çıkarak kendi özgün duruşunu ve tutumunu geliştirir.
Soyut düşünme ve akletme yeteneği ile  dünyadaki varlığına dair bir fikir sahibi olan birey artık buna uygun kendi yol ve yöntemini belirlemiştir. 
Kişinin bu bağlamda ölümü hesap etmeksizin hareket etmesi mümkün olamayacaktır. Zira zıtlıklar dünyası veya çift kutupluluk da denilen bu yaşam döngüsünde hayatın diğer yüzü olan ölüm bütün çıplaklığıyla insanın karşısında durmaktadır.
Bu durumda insan ya beşeri bir takım ideolojilere veya ilahi dinlere yönelir.
Her iki durumda da yaptığı ölüm gerçeğinin çaresizliğine karşı bir vaziyet almadan başka bir şey değildir aslında.
Hangi dünya görüşü, ideoloji veya din bireyin duyu organları vasıtasıyla iç dünyasından dış dünyasına bir yol bulursa kişinin yolu o olur.
İnsan bu yönelişte yukarıda da vurguladığımız gibi öncelikle ve başta ebeveyn olmak üzere aileden, okuldan ve çevreden alınan etkilerin yanı sıra aklı ve iradesi ile ya bunların tesiri altında kalarak veya kendi mecrasını bularak istikamet tercihini yapar.
Ölümden sonrasında da bir hayat olduğuna inanan insan ile buna inanmayanlar arasında hayatla ölüm kadar fark vardır. 
Ölüm ve sonrasındaki safahata inanmanın bu dünyada yaşarken getirdiği sorumluluk aynı zamanda ölüm sonrasındaki ebedi hayata giriş sınavı niteliğindedir. 
Hem ebedi mutlu bir hayat hem de sorumluluktan uzak bir dünya yaşantısının tezatlığı apaçık değil mi?
İnsan zihni öyle kurnaz oyunlar ortaya koyuyor ki kendisi bile bunun bir tuzak olduğunu fark edemiyor. 
Ebedilik arzusu ile yanan nefis bu dünyada kalıcı olmadığını, mutlak surette ölümün kendisini beklediğini bilmesine rağmen dünyadaki pek çok şeye sahip olmak adına mantıken çok saçma olsa da kendisini bekleyen mutlak sonu hiçe sayabiliyor. Böylece insanoğlu kendisini bekleyen mutlak gerçek olan ölüm ve dolayısıyla ölümden sonraki hesap günü ile ardından gelecek ebedi hayata değil de olumlu ve olumsuz her türlü ihtimali barındıran dünyadaki hazların, heveslerin ve arzuların peşinde koşmaya odaklanıyor.

Matematiksel olarak ifade edecek olursak; ortalama insan ömrünü 80 yıl kabul edelim, ahiretteki ebedi hayatın da sonsuz olduğunu düşünelim. Şimdi 80'in sonsuza oranı nedir matematiksel olarak? 
80/sonsuz=0
Evet kocaman bir sıfır. Yani sonsuzun yanında 80 değil 880 olsa dahi sonuç aynı olacaktır: sıfır.
İşte sonsuz hayat karşısında dünyadaki ömür süresi ister 80 olsun isterse 880 yıl olsun görüldüğü gibi son derece kıymetsiz kalıyor.
Şu kısa ve sonsuz hayat karşısında değersiz olan hayatı son derece değerli hale getirmek bizim elimizde. 

“Allah, iman edenlerin dostu ve yardımcısıdır; onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. İnkâr edenlere gelince, onların dostu da tâğutlardır ki, onları aydınlıktan karanlıklara sürüklerler. Onlar ateş ehlidir; orada ebedî olarak kalacaklardır.”   Bakara(2/257)

“Rabbimiz Allah'tır” deyip sonra da dosdoğru istikamet üzere olanlar için ne bir korku vardır, ne de mahzun olurlar. Onlar Cennet ehlidirler; yaptıklarına karşılık ebediyen orada kalacaklardır.   Ahkaf(46/13-14)

Peyami Bayram
11 Ocak 2024
Arnavutköy, İstanbul


KAYITTAYIZ

Sanal ortamda dijital verilerinizi shift+delete ile  silseniz dahi tamamen kaybolmadığını bilenler bilir. 

Gerçek hayatta yaptıklarımız da iyi veya kötü ne varsa bütün detayları ile kayıt altına alınmıştır ve alınmaktadır. 
Bu kayıtlardan istemediklerinizi tamamen silmeniz ancak o kayıtları muhafaza edenin merhametine bağlıdır. 

O her şeyi bilen, her şeyden haberdar olan Allah aynı zamanda çok merhametli ve affetmeyi seven bir otorite sahibidir.
Ancak hepimiz bedenen ölümlü bir hayata sahibiz.
İçimizde sakladıklarımız dahil yaptığımız her şey bir gün bütün detayları ile ortaya dökülecektir. 
Wkileaks belgelerinden bin beter. 
Bütün şahitlikleri ile beraber, hem iyilikler hem de kötülükler.
Kim ister içinin dışına çıkmasını, gizliliklerin ayan beyan olmasını?

Bir düşünsek
Bu beden giysisinden sıyrılınca geriye sadece yapıp ettiklerimiz kalacak.
Bıraktığımız izler bizi yaşatacak ya da kahredecek.

Öteki hayat, ahiret veya öbür dünya denilen ölümden sonraki hayatın başka türlü olacağını mı sanıyorsunuz?
İnanmazsanız dilediğinizi yapın.
Tutan kim ki sizi kendi özünüzden başka?

Peyami Bayram
16/12/2016

ALGORİTMA VE HAREZMİ



Algoritma sözcüğü, Özbekistan'ın Harezm, bugünkü Türkmenistan'ın Hive kentinde doğmuş olan Ebu Abdullah Muhammed İbn Musa el Harezmi'den gelir. Bu alim 9. yüzyılda cebir alanındaki algoritmik çalışmalarını kitaba dökerek matematiğe çok büyük bir katkı sağlamıştır. "Hisab el-cebir ve el-mukabala (حساب الجبر و المقابلة)" kitabı dünyanın ilk cebir kitabı ve aynı zamanda ilk algoritma koleksiyonunu oluşturur. Latince çevirisi Avrupa'da çok ilgi görür. Alimin ismini telaffuz edemeyen Avrupalılar "algorizm" sözcüğünü "Arap sayıları kullanarak aritmetik problemler çözme kuralları" manasında kullanırlar. Bu sözcük daha sonra "algoritma"ya dönüşür ve genel kapsamda kullanılır.

Kimdir mü'min?

Ufak bir menfaat görüp yönünü haktan kırmayan,

Nefsini harama yaklaştırmayan,

Elini pis işlere bulaştırmayan,

Dilini yalana alıştırmayan,

Aklını kiraya verip zihnini donuklaştırmayan,

Yakınlarını kendinden uzaklaştırmayan,

Tebessümü yüzünden eksiltmeyen,

Düz görünüp eğri gitmeyen,

Yüze gülüp arkadan söz etmeyen,

Ölçüde, tartıda hile bilmeyen,

Haddini bilip de hudut çiğnemeyen,

Zalime karşı durup mazlumu ezdirmeyen,

Muhtaç olsa bile en yakınına sezdirmeyen,

Sağ elinin verdiğini sol eline bildirmeyen,

Çalışmayı ilke edinip tembellik etmeyen,

Allah'tan başkasına kulluk edip önünde eğilmeyen,

Kusurlarından dönüp tövbe etmekten çekinmeyen,

Şükründe samimi olup, nimete nankörlük etmeyen,

İhtiyaçtan fazlasına tamah edip aşırılığa gitmeyen,

Bildikleriyle amel edip, bilmediklerinde ısrar etmeyen,

Kendisine yapılmasını istemediğini başkasına reva görmeyen,

Yoksulu, yetimi, yolda kalmışı hor görmeyen,

Mal, makam ve çoklukla öğünmeyen,

Komşusundan habersiz olmayan,

Olduğu gibi görünüp görünmediği gibi olmayan,

Az bilip çok konuşmayan,

Çok konuşup sözüne yalan, yanlış karıştırmayan,

Allah'tan başkasına ilahlık yakıştırmayan,

Cömert olup cimrilerle hesap kırıştırmayan,

Sade yaşayıp gösterişe dalıp israf yarıştırmayan,

Zalime karşı mertlikten çekinmeyen,

Hak yoluna baş koyup geri çekilmeyen,

Mutlak hesabın dünyada değil ahirette olduğunu bilen,

Tek başına kalsa da "Allah yar" diyen..


Peyami Bayram

11 Ocak 2024

Arnavutköy, İstanbul










gidenin ardından

yürüdüğün yollarda iz bırakmadan,

ayağında toz bırakmadan..

kokunu unutturup,

gittin buralardan..

sarılmadan,

ağlamadan, sızlanmadan

gittin buralardan..


bilmiyorum,

huzurun var mı

gittiğin yerde?

bıraktığına pişman mısın

ardındakileri?

yoksa, 

yoksa sen de bilmeden mi gittin

vardığın yere..


Peyami Bayram

11 Ocak 2024

Arnavutköy, İstanbul


20 Aralık 2023

Yine eğitim

Bu eğitim sistemi, pardon sistemsizliği ile ne ekonomi düzelir ne de sosyal hayat.
Acilen mesleki eğitime yönelmeli. 
4+4 veya 4+4+4 gibi saçmalıklarla ve imam hatip sayısı artırmak gibi sadra şifa olmayan projelerle çok vakit kaybettik. 
Paki, Afgan neyse Çinli dolacak yakında ülkemiz.

Irkçı değilim, farklılıklarla bir arada yaşamanın bir zenginlik olduğunu da çok iyi bilirim. 

Bahsettiğim durum bundan çok farklı.

Berberinden beyaz eşya servisine, sanayideki tornacıdan çiftçisine, kunduracısından inşaat işçisine kadar bütün sektörlerde çırak veya ara eleman bulunamıyor. Bu gidişle bazı meslekler ya yok olacak veya o bazılarının beğenmediği göçmenlerin eline geçecek tamamen. 

Aman çocuğum okusun. Diploması da olsun. Hatta yüksek lisans da yapsın diyerek arabasını, arsasını satan anne babalar da “oğlum/kızım işsiz” “kadro bekliyorlar” “mülakatlarda torpilin yoksa şansın yok” diye boş lakırdılarla yakınsın dursunlar. 

Ha, bu arada her ilimize üniversite açtık ya. Çok büyük iş başardık bravo ülkemizin yöneticilerine.
YÖK YÖK sakın kızmayalım ilçelerde de yeterli miktarda ne işe yaradığı belli olmayan meslek yüksek okullarımız da var. Halkımız istedi devletimiz götürdü hizmeti. Ne güzel değil mi?

Bir de o çok havalı sözde vakıf aslında ticari olan özel üniversiteler var. Mezun olan çocuklar bir iş sahibi olabiliyor mu bilinmez ama o okulların sahipleri iyi para kazanıyor ki sürekli her apartmana bir üniversite tabelası asılıyor. Neyse, bu da ekonomiye bir katkı zahir. Bakın öğrenci sayısı artınca işsizlik rakamları azalıyor, o okullara ödenen paralar, okullarda istihdam edilen hoca ve diğer personel, öğrenci yurtları, evleri, servis araçları, kafeler, kırtasiyeler vs vs. Ya sonra?

Sonrasını yukarıda ilk başta yazdım. 

Herkes kendi ailesini ve çocuğunu kurtarmaya baksın. Benden söylemesi. 

Herkese sağlıklı ve neşeli hafta sonları. 

Peyami Bayram
9 Aralık 2023
Arnavutköy, İstanbul

Eğitimin sistemi/sistemsizliği

Ne 4+4, ne de 4+4+4, mesele eğitim sistemimizin çocuklarımızı gerçek hayata hazırlamada çok ama çok yetersiz kalmasıdır. 

Adeta eğitim kasıtlı olarak ihmal ediliyor veya bu şekilde nesiller heba edilmek isteniyor. 

Benim önerim;

1. Her dersin bir hocası olmalı ve öğrenci o derste yeterli seviyeye gelinceye kadar, yani hocadan icazet/yeterlilik alıncaya kadar o derse devam etmelidir. Yani sınıf geçme, yıl tamamlama değil alınan derslerde başarılı olmak esasına göre bir sistem kurulmalıdır. Bir talebenin aynı anda kaç ders alabileceği talebenin isteği/talebi, kapasitesi ve imkanlar nispetinde hocaları, uzmanlar ve ailenin ortak kararı ile belirlenmelidir. 

2. Kesinlikle her öğrenci istidadına uygun alanda eğitim almalıdır. Yani herkese aynı sürede aynı dozda ve aynı usulde eğitim verilmemelidir. Ve her eğitim mutlaka uygulamalı yapılmalıdır. 

3. Başarı ölçümü alınan eğitimin bilfiil uygulanması ile yani hayata intibakı esas olmak üzere tespit edilmelidir. 

4. Herkes her işi yapmayacağına/yapamayacağına göre her talebe de her şeyi bilmek, öğrenmek mecburiyetinde tutulmamalıdır. Balıklar uçmaya, kuşlar da yüzmeye zorlanmamalıdır. 

Aslında böyle sadeleştirilmesi ve güncel hayata adapte edilmesi durumunda eğitim daha verimli olacağı gibi çok da zevkli hale gelebilir. Dolayısıyla;

- eğitim için verilen emek boşa gitmez, 

- eğiten, eğitilen ve ebeveynler azami tatmine ulaşır,

- işgücü piyasasında dengeler yerine oturur, her sektöre uygun evsafta ve yeterli sayıda eleman yetişir, emekte ücret adaleti de sağlanır,

- işsizlik asgari düzeye düşer, belki hiç işsizlik olmaz,

- tarım, hayvancılık, inşaat, sanayi, maden, hizmet sektörü ve daha pek çok alanda üretim artar.

Bunlar benim acizane gözlemlerim. Onca uzman ve bilim insanları ne derler bilmem ama ben çocuklarımız için kafamı çok yoruyorum ve maalesef gördüklerim bana gelecek adına pek az ümit veriyor. Eğitim diye çok fazla kaynak(enerji, işgücü, malzeme ve en önemlisi zaman)israf ediliyor. 

Bu konuda düşüncesi olanlar yorum yaparsa sevinirim.

Herkese selamlar ve saygılar.

Peyami Bayram

7 Aralık 2023

Arnavutköy, İstanbul 

RAMAZAN 1447 CÜZ 30

OTUZUNCU CÜZ   Hicri 1447 yılında Ramazan ayı 29 günde hitama erdiği için bu son günde iki cüz birden okuduk ve Kur’an-ı Kerim’in kalbi ve...