10 Nisan 2018

SEVMEK VE İSTEMEK


SEVMEK VE İSTEMEK

«Kendileri zaruret içinde bulunsalar bile onları kendilerine tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerdir. » (Haşr, 59/9)

“Birbirinizi sevmedikçe gerçekten iman etmiş olamazsınız; iman etmeden de cennete giremezsiniz.”

Eskilerin “çarıklı erkan-ı harp” dedikleri güzel Anadolu’nun saf aklı der ki "kuru kuru gadan alam, takır takır gurban olam".

Evet sevmek bir iddiadır ve her iddia mutlaka ispat ister. Bu deyim tam da buna işaret ediyor. İspatı olmadığı takdirde en samimi sevgi sözcükleri bile iddia olmaktan öte geçemez ve havada kalır. İnsan ilişkilerinde biz bu çabayı gösterdiğimiz oranda sevgiye karşılık buluruz. Malumdur ki emek sarf etmeden kazanç olmaz. 

Mahlukun birbirine karşı ilişkisindeki bu külfet-nimet dengesi tamamen maddi gibi görünse de manevi/duygusal boyutta da böyledir. Ferhat’ın dağlar delmesi, Mecnun’un çöller geçmesi hep bu sebepledir. Kişinin sevdiğine bir hediye alması, ona ulaşmak için zahmete katlanması, bedel ödemesi ve hatta onun için çileler çekmesi boşuna değildir. Bu insani bir haldir ve bu durum hepimiz için aynıdır. 
Seven tarafında olduğumuz kadar sevilen tarafında da yer alırız. İstemeye yüzü olması için vermeyi de bilmeli insan. Bunun her iki tarafında da insanı mutlu eden bir boyut vardır. Bu sebeple cimri, bencil ve hasis insanlar hiç mutlu olamazlar. Vermek sevgi ile olur, sevmek ise yürek ister.

Bununla beraber pek tabii Allah'ı seven O'nun mahlukatını da sever ve Allah için verir. Paylaşmak güzeldir, hatta dürüst, samimi, adil bir yaşam için elzemdir. Lakin sevmek gibi paylaşmak da öğrenilen bir olgudur. Sevgiyi tatmamış, paylaşımı yaşamamış bir insan ve toplum bu konuda mazurdur. Peygamberler de insanlara tam da bunu öğreten numune insan/öğretmenlerdir. Siyah-beyaz, zengin-fakir, yaşlı-genç vs. ayrımının olmadığı sevgiyle yoğrulmuş toplumlar peygamberler eliyle büyütülmüştür hep. Dünyada buna benzer ilahi bir kaynağı olmayan bazı öğretiler olsa da muhakkak bir tarafı boşta kalmıştır onların.

Sevgi gözün gördüğünü kalbin hissetmesidir ve aynı zamanda firasetli bir aklın bir ideali/fikri/müteali duyumsamasıdır.

Tekrar başa dönersek; insan cimrilikten uzaklaştıkça felah bulacaktır. Bunun için vermeyi bilmelidir. Vermek ise ancak sevgiyle olur, sevmeyen neyi/niye versin? Sevmek ise iman etmekle mümkün olan bir olgudur.

İnsan önce istemeyi bilmeli.
Kimden, ne isteyeceğini.
Nasıl isteyeceğini.
Şayet istemeyi bilmezse vermeyi de bilemez.
Allah insana vermeyi istemeseydi ona istemeyi vermezdi.

Biz aczimizi bilip, O’nun kudretini idrak ederek O’nun sınırsız hazinelerinden(maddi/manevi) ihtiyaçlarımızı usulünce istersek O muhakkak verir. Öncelikle buna bütün kalbimizle iman etmeliyiz, imanın aksiyona dönüşü ise şu şekilde olmalı kanımca;

  1. Ben acizim, yetersizim, yoksulum, kimsesizim, yol bilmezim, müşkilim. Bunu hissederek bilmek insan ve kul olmanın ilk şartıdır.
  2. Allah başlangıcı ve sonu olmayan, eşi/benzeri olmayan yüceler yücesi, doğurulmamış ve doğurmamış, görünür/görünmez her şeyin mutlak sahibi ve hakimi, bu sınırsız mülkünde en ufak bir ortağı olmayan, her şeyi yoktan var eden ve daima tasarrufu altında bulunduran, bunun için hiç kimse ve hiçbir şeye ihtiyacı olmayan mutlak ve tek yaratıcıdır.
  3. Ben acizane O’nun mülkünde O’nun yoktan var ettiği bir canım. Başlangıcımı nasıl yaratmışsa muhakkak benim benzerlerim gibi beni de ölüm beklemektedir. Bu ölüm bir yok oluş değil belki yeni ve farklı bir hayatın başlangıcıdır. Nasıl ki bu dünyaya gelmeden önce nerede ve ne halde olduğumu bilmiyor ve hatta hatırlamıyorsam da en azından annemin karnında bir müddet ömür sürdüğümü benim gibi herkes biliyor. Annemin karnında iken bu dünyayaya gelmek için maddi hazırlık geçirdiğim dönem gibi şimdi yaşadığım bu hayatta da bundan sonraki hayata ruhen/manen hazırlık yapmalıyım. Annemin karnında benim maddi/ruhi gelişimimi annemin kanı/canı vesilesiyle sağlayan Rabbim şimdi bana lutfettiği bu beden ve bunu idare eden akıl ve kalp/ruh/can ile benim için kesin bir akıbet olan ölüm anına kadar bana irade/insiyatif verdi. İşte bu insiyatifi/iradeyi kullanarak ulaşacağım akıbette muhakkak bir hesap beni bekliyor olacak. İşte bu yolda ilerlerken aczimi bilerek ama imkanlarımı inkar etmeden bu hayatı verenin istediği gibi neticelendirmek esas maksadım olmalı. Burada yapmam gereken kendi üzerime düşen maddi ve manevi gerekleri yerine getirirken Allah’tan eksiklerimi tamamlamasını ve yanlışlarımı düzeltmem için bana fırsat vermesini istemeliyim. Ben aciz bir yaratık olduğumdan eksik ve yetersiz olacağım için O’nun yardımını istemeliyim. Ayrıca aczimden ötürü yaptığım hatalarımın affını ve telafisi için yeni fırsatlar vermesini yine O’nun sınırsız hazinelerinden O’nun merhametine sığınarak istemeliyim.
  4. İsterken O’nun vereceğinden en ufak bir tereddütüm olmamalı ancak istemek için de yüzüm olmalı. İnsan çalışmadığı bir işten ücret alabilir mi? Sürmediği topraktan ürün alabilir mi? Çıkmadığı bir yolda mesafe kat edebilir mi? İşte böyle; ben de önce hayatım için bir fikrim olur, bunun için çaba sarfeder, emek verirsem ve maddi/fiziki/zihni bütün imkanlarımı kullanırsam işte bir beşer olarak yapmam gerekenleri yapmış olurum. Kusursuz bir varlık olmadığım için muhakkak eksik ve kusurlarım olacaktır fakat imkanlarımın tamamını kullanmış olmam benim Rabbimden yardım istemek için uygun bir zemindir ve hatta elzem olandır. Mesela bir işçi çalıştığı işte kendisi yapması gereken emek ve çabayı göstermeden nasıl ki kimseden yardım isteyemezse ben de hayatım için yapmam gerekenleri yeterince yapmadan Allah’tan isteyerek O’nu kendime (haşa)hizmetkar etmiş gibi olurum. Aslında O benden kendisi için bir şey istemiyor, zira O'nun hiçbir şeye ihtiyacı yoktur. İhtiyaç sahibi ben isem önce benim çabam gerekir bilahare O’nun yardımını isteyebilirim. Allah’tan yardım isterken yani dua ederken o konuda bir çabamın, emeğimin olması gerekir.
Peyami Bayram
10/04/2018
İstanbul

19 Şubat 2018

BİR YANIM HEP AĞLAR BENİM



Merasim kıyafetli
sünnet çocuğu misali
bir günlük saltanatı 
bir ömür sanan,
düğünde ağlayan,
cenazede gülen;
yaşadığı her anı 
kaygısızca tüketen
bizim istikbâlimizdir. 

Genç nesil;
karşımda duran,
sanki taptaze bir enkaz. 

İçimdeki yangını
söndürmeye bir orman yetmez. 

Nereden başlasak diyor
vicdan siperi,
ne de olsa 
hepsi bu milletin neferi. 

İsimleri kimliklerinin önündedir,
farkında değil çokları;
ortasında kaldığı savaşın
ve duyarsız kalsın diye
taze bedenlerine sunulan
baldan tatlı haz tutkusu 
narkotik etkisindedir,
ve nereden bilsin ki
cümlesi hariçten ithal. 

Kısırdır ölçümleri
eğitim denilen;
zamanı bizden beyhude çalan 
alafrangalığın,
adeta çukura giden bir patika,
fayda yok;
ne içi boş malumatfuruşluklar
ne de istikbale hazırlanış. 
Sadece bir yarış;
neslin kendini içinde bulduğu;
bugün umduğu,
yarın solduğu. 

Toprağı yalnızca ziraat bilen,
ecdadı nüfus kütüğündeki tanımadığı isimlerden ibaret. 
Kaydında değil hiç birinin
kıymetsiz birer nesne,
etrafında tüm gördükleri;
kim yaşamış?
kim ölmüş?
ne olmuş?
neler olmamış
bu azîz vatanda!

Sahi vatan olmalıydı adı
değil mi
bu toprağın;
altında yatanların
üstünde hayat sürenlere 
bedeli ödenmiş armağanı. 

Kim bilecek?
İlmin bilemediğimiz sırlarını. 
Kim görecek?
Ufkun ötesindeki düşman atlarını. 
Kim tutacak?
Ellerinden çocukların,
bırakınca 
zaman hırsızı aletlerini. 

Kim ödeyecek?
Sonraki nesillere
bırakılacak mirasın bedelini
bu topraklara. 

Ve
yazacak adını;
muştulu şafaklara...

Peyami Bayram 
18/02/2018
İstanbul 




11 Ocak 2018

Çok Şükür

Çok şükür

Ne yok olduk;
Hep çok olduk,
Çok şükür..

Aç kalmadık,
Hep tok olduk;
Çok şükür..

Aramadan bulduk,
Lütfunla olduk;
Çok şükür..

Başa gelirse kaza,
Elimizdendir keza;
Çok şükür..

Verdiği ne çoktur,
Aldığı hiç yoktur,
Çok şükür..

Hoş, görünür belki;
O bilir içim dışım.
Her ne varsa;
Es-Settar sırdaşım.
Çok şükür..

Affımı dilerim ancak senden.
Ümit ederim kereminden. 
Çok şükür..

Peyami Bayram
11/01/2018

İstanbul 

05 Ocak 2018

Dün İstanbul Maltepe’de masum iki küçük kız çocuğunun cansız bedenleri toprağa verildi ve bugün mübarek cuma mesajları veriyoruz birbirimize....

“ve diri diri gömülen kız çocuklarına sorulduğunda;
hangi suçtan dolayı öldürüldükleri,”
81. Tekvir 8-9

http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2013/01/20130118-2.htm

Allah bizim belamızı verir bu gidişle.
Ne Allah’ın vahyine kulak astığımız var ne de kendi yaptığımız kanunlara, kurallara uyduğumuz.
Kim verecek bu yavrucakların hesabını şimdi?

Hiç birimiz masum değiliz.
Hepimizin eline kan bulaştı, o çocukların çığlıkları, o annenin kısık sesli feryadı hepimizin boynuna bir yafta gibi asıldı.

Yazık oluyor bize,
yazık ediyoruz geleceğimize.

Allahım sen bizi affet, affını istemekten bile hayâ ediyorum lakin gidecek başka mercî yok, merhametine muhtâcız, bize merhamet et, bizi merhametli et yâ Rabbî.

5/1/2018

Nasihat 5

Yılın ilk iş gününde akla düşenler..

Nasihat 5

1. Her başlayan biter. Acılar, sevinçler, günler, yıllar ve tabii ki hayat da.. Fırsat varken hayatı ıskalama.

2. Her gün güneş yeniden doğar. Allah’ın verdiği nimetler sınırsızdır. Yaratılmış her canlının nasibi de onunla birlikte var edilmiştir yeryüzünde.
Umutların da sınırı yok.
Umudunu asla yitirme.

3. Yarın için hiç kimsenin yaşama güvencesi yok. Bugün yaptıkların ve tasarladıkların yarına mutlaka kalır. Ya seninle ya sensiz.
Bencil olma ve sadece bugün için düşünme..

4. Unutma, hayat bir akarsu gibidir. Kıymetsiz şeyler suyun üstünde sürüklenir gider, çer çöp gibi. Kıymetli olanlar suya yön verir, kaya gibi...

Her doğan gün ile beraber yeniden “Bismillah” de ve çık yola.

Yolun açık,
gönlün şen,
umudun gülşen olsun.

Peyami Bayram
02/01/2018
İstanbul

25 Kasım 2017

Nasihat 4

Allah ne yaptığınızı biliyor.

(Ankebut/45)

Nasihat 4

Kime dönersen yüzünü;
ondan alırsın sözünü. 
Kısmetin heybendedir, 
başkasının malına çevirme gözünü. 
İstemek yetmez, 
azimle çok çalışmalı insan, 
işine vermeli hep özünü. 

Peyami Bayram


25/11/2017
Ankara

14 Kasım 2017

Nasihat 3

Nasihat 3

Hangi işin çıraklığını yaparsan o işin ustası olursun.

Aman sakın ola çıraklığını yapmadığın bir işte usta olmaya çalışma rezil olursun.

Önce kabiliyet ve istidadına göre bir iş seç, ustanı da bu işin erbabından seçmelisin.

Usta olsan da ustana saygı ve hürmette kusur etme. Hele vefasızlık hiç etme.

Çırak yetiştirmezsen ustalığın gelişmez, hatta körelir. Bol bol çırak yetiştir.

Eserini ve emeğini değerinden ucuza satma, süslü ve abartılı gösterip kimseyi de aldatma.

- Bilmediğini öğren,
- Anlamadığını sor,
- İşin ve sanatınla ilgili yenilikleri takip et,
- Kendini geliştirmek için okumaya ve araştırmaya mutlaka zaman ayır,
- Güne erken başlamayı prensip edin, gün ağardıktan sonra yatmak tembelliktendir.
- Hatanı kabul et ki hatalar tekrar etmesin,
- İşinle ve eserinle övünme; senden iyisi de vardır veya olacaktır,
- Bilginin cimriliğini yapma, unutma ki cömertlik gerçek zenginliktir.
- Kazancında ailenin, fakirlerin ve yaşadığın beldenin hakkı var, hiçbirini ihmal etmeden vermelisin.
- Çalıştırdığın işçi ve çırakların maişeti senin hayat konforundan daha az olmasın.
- Ahlâksız ne işin ne de kazancın bereketi olmaz, bunu da asla unutma!

Hayırlı işler, bereketli kazançlar, niyetin halis, istikametin düzgün, varacağın yer esenlik olsun.

Allah yâr ve yardımcın olsun.

Peyami Bayram

14/11/2017

RAMAZAN 1447 CÜZ 30

OTUZUNCU CÜZ   Hicri 1447 yılında Ramazan ayı 29 günde hitama erdiği için bu son günde iki cüz birden okuduk ve Kur’an-ı Kerim’in kalbi ve...