01 Ocak 2026

Çağrı


Gündelik telaşlar içinde geçen bir hayatın içinde bazen durup kendimizi hesaba çektiğimiz anlar olur. O anlar çok kısa bile olsa bir anlamda insanın ruhen karantinaya girdiği vakitlerdir. 

Bu karantinadan rehabilite olup çıkmak, yani ruhen bir olgunluğa erişmek mümkündür. Ya da kin, haset, nefret, utanç, keder, pişmanlık, acziyet, ihtiras, yoksunluk, eziklik, yenilgi, zafer, kibir, gurur gibi farklı duygular neticesinde kendine ve başkalarına zararlı, hastalıklı bir ruh haline de girebilir insan. 

İç sesini dinlediği gibi dış seslere de kulak vermek insanın temel ihtiyacıdır. Denizin, ormanın ve gökyüzünün farklı zamanlardaki sesleri, kokuları ve görüntüleri dikkatini veren insana daima çok iyi gelir.  Bunun yanında güvenilir, sevilen bir dostun varlığı, yanında bulunmak ve onun sohbeti de insan ruhuna iyi gelen şeylerin başında yer alır.

İslam coğrafyasında sabah, öğle, ikindi, akşam ve yatsı olmak üzere günde beş vakit okunan ezan da insanın ruhuna latif bir sesleniştir. Hem de yine bir insanın sesiyle.

Ezan okunurken ilkin "Allahuekber" diyerek insana  o anda her ne yapıp ediyorsa her kim olursa olsun herkes gibi sıradan bir insan olduğunu ihtar eder. "Herkesten, her şeyden çok daha büyük ve yüce bir yaratıcı var!" diye seslenen bu nida dört defa tekrar ederek insanın işlerine ara vererek veya ara vermeksizin de olsa düşünmesi, bu hakikati hatırlaması istenir.

Sonra "eşhedu en laihahe illallah" diye seslenir müezzin. Allah'tan başka kulluk edimeye layık hiç bir şey yoktur. Bu inanca şahitliğin ilan edildiğini bildiren bu söz iki kere tekrar edilerek adeta duyanlar bu şehadete katılmaya davet edilir.

Peşinden "eşhedu enne Muhammeden resulullah" sözüyle bu defa da Hz. Muhammed'in o yüceler yücesi, kendisinden başka tapınılacak, kulluk edilecek bir varlık olmayan Allah'ın elçisi olduğuna şehadet edilir. Bu şehadet de iki kez tekrarlanarak adeta bu koroya siz de katılın denilir.

Arkasından iki kez tekrarlanan "hayyal essalah" sözüyle bu defa insanlar açıkça namaza çağrılır. Bu namaz ki; salattır, bir dik duruştur, omurgalı olmaktır, yukarıda ifade edilen şehadete sadık kalmaktır, hiç kimseden ve hiç bir güçten korkmadan, çekinmeden Hakk'ın önünde saf tutmaktır, yalnız O'nun önünde eğilmektir, kulluğunu bilmektir, kendine gelmektir, kişiliğini ve kimliğini hatırlamaktır.

Çağırıcı "hayyal el felah" sözünü de iki kez tekrar ederek bu çağrının esenliğe, kurtuluşa ve huzura yapılan bir çağrı olduğunu ilan eder. Bu çağrıya uyanların selamet sahiline varacağı müjdelenmektedir.

Müezzin ilk başta söylediği “Allahuekber” sözünü iki defa daha tekrar ederek bu çağrıyı duyan herkese her şeyden yüce, alemlerin Rabbi olan Allah’ı hatırlatmak için yapıldığını bildirir. 

Ve son olarak her ne yaparsanız yapın, ister bu çağrıya şimdi katılın ister daha sonra ama bilin ki Allah'tan başka kulluk edilmeye layık hiçbir ilah ve ebedi otorite yoktur. İlk söz "ol" demekle yaratıcının olduğu gibi son söz de mutlaka O'nun olacaktır der: "lailahe illallah".

Peki, bu çağrıyı hergün beş defa duyuyor muyuz?

Yoksa rüzgarlar, dalgalar, kuşlar, yaprakların hışırtısı, gökyüzünün maviliği, yanıp sönen yıldızlar gibi gündelik telaşenin arasında kaybolup gidiyor mu?

İnsan olarak gözümüzü, kulağımızı, zihnimizi ve yönümüzü senkronize edemeyince huzur da bulamıyoruz.

Derler ya "namazda gözü olmayanın ezanda kulağı olmaz" diye.

İki dünyalı olmayanlara sözüm yok. 

Fakat ahirete iman edenlere bu çağrıya kulak vermeden iki dünyada da huzur olamayacağını söylemeliyim.

“Kullarım sana beni sorduklarında bilsinler ki şüphesiz ben yakınım, bana dua ettiğinde dua edenin dileğine karşılık veririm. Şu halde benim davetime gelsinler ve bana iman etsinler ki doğru yolu bulabilsinler.”

Bakara (2:186)


Kalın sağlıcakla,

Peyami Bayram

1 Ocak 2026
Arnavutköy, İstanbul 





24 Aralık 2025

Hz. İsa'nın Doğumu ve Resullerin Yolu


Son günlerde uyuşturucu ve her türlü ahlaksızlıkların ortaya döküldüğü iğrençlikler herkesin gözüne adeta zorla sokuluyor.

Dünyada büyük güçlerin egemenlik çatışmaları mazlumların canını yakmaya devam ediyor.

Etrafımızda yoksullukla israfı da bir arada görüyoruz maalesef.

Müslüman dünyanın üç aylara girdiği bu günlerde Hristiyanlar da Hz. İsa'nın doğumunu kutluyorlar.

Biz Müslümanlar için Hz. Adem'den Hz. Muhammed'e kadar Allah'ın tüm elçilerinin izinde olmak imanımızın bir gereğidir.

Kur'an-ı Kerim'de Hz. İsa'nın peygamberlik vazifesi hakkında şunlar bildiriliyor:

"Melekler şöyle demişti: “Ey Meryem! Allah seni seçti, seni tertemiz kıldı ve seni bütün dünyadaki kadınlara üstün eyledi.

Ey Meryem! Rabbine ibadet et; secdeye kapan, huzurunda eğilenlerle beraber sen de eğil.”

Bunlar sana vahiy yoluyla bildirmekte olduğumuz gayb haberlerindendir. İçlerinden hangisi Meryem’i himayesine alacak diye kura çekmek üzere kalemlerini atarlarken sen onların yanında değildin; onlar tartışırken de sen yanlarında değildin.

Melekler demişti ki: “Ey Meryem! Allah seni kendisinden bir kelime ile müjdeliyor. Adı Meryem oğlu Îsâ Mesîh’tir, dünyada da âhirette de itibarlı ve (Allah’a) yakın kılınanlardandır.

O hem beşikte iken hem de yetişkin halinde insanlarla konuşacak ve sâlih kişilerden olacak.”

Dedi ki: “Rabbim! Bana bir erkek eli değmediği halde nasıl çocuğum olur?” Allah buyurdu: “İşte öyle, Allah dilediğini yaratır, bir işin olmasını istedi mi ona sadece ‘ol!’ der, o da oluverir.”

Rabbin ona yazmayı, hikmeti, Tevrat’ı ve İncil’i öğretecek.

Onu İsrâiloğulları’na elçi olarak gönderecek ve o şöyle diyecek: “Kuşkuya yer yok, işte size rabbinizden bir mûcize ile geldim; size çamurdan kuş biçiminde bir şey yapar ona üflerim, Allah’ın izni ile derhal kuş oluverir; yine Allah’ın izniyle körü ve cüzzamlıyı iyileştirir, ölüleri diriltirim; ayrıca evlerinizde ne yiyip ne biriktirdiğinizi size haber veririm. Eğer inanan kimseler iseniz elbette bunda sizin için bir ibret vardır.

Benden önce gelen Tevrat’ı doğrulayıcı olarak ve size haram kılınmış olanların bir kısmının sizin için helâl olduğunu bildireyim diye gönderildim ve size rabbimden bir mûcize getirdim. Artık Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.

Kuşkusuz Allah benim de rabbimdir, sizin de rabbinizdir. Öyleyse O’na kulluk edin, işte doğru olan yol budur.”

Îsâ onlardaki inkârcılığı sezince, “Allah’a giden yolda bana yardımcı olacaklar kimlerdir?” diye sordu. Havâriler cevap verdiler: “Biz Allah için yardımcılarız; Allah’a inandık, şahit ol ki bizler Müslümanlarız.”

“Rabbimiz! İndirdiğine inandık ve peygambere tâbi olduk; artık bizi şahitlerle beraber yaz.”

(Yahudiler) tuzak kurdular, Allah da onların tuzaklarını bozdu. Evet, Allah en iyi tuzak bozucudur.

Allah buyurmuştu ki: “Ey Îsâ! Ben seni vefat ettireceğim, seni katıma yükselteceğim, seni o inkârcılardan arındıracağım ve sana tâbi olanları kıyamet gününe kadar inkâr edenlerden üstün kılacağım. Sonra dönüşünüz bana olacak. İşte, ayrılığa düşüp durduğunuz hususlarda aranızda hükmü o zaman ben vereceğim.”

“İnkâr edenleri dünyada da âhirette de şiddetli bir azaba çarptıracağım; onların hiç yardımcıları da olmayacak.”

İman edip dünya ve âhirete faydalı işler yapanlara gelince, Allah onlara mükâfatlarını eksiksiz verecektir. Allah zalimleri sevmez.

İşte bu sana okuduğumuz apaçık delillerdir, hikmet dolu sözlerdir.

Allah nezdinde Îsâ’nın durumu Âdem’in durumu gibidir. Onu topraktan var etti; sonra ona “ol” dedi ve oluverdi.

Gerçek, rabbinden gelendir. Öyle ise kuşkulananlardan olma."

Al-i İmran Suresi (3:42-60)

Allah tarafından bütün kadınlardan üstün olduğu ifade edilen annesi Hz. Meryem'in Hz. İsa'yı dünyaya getirmesi ve İsrailoğullarının onlara karşı tavrı da şöyle ifade ediliyor:

"Kitapta Meryem’i de okuyup an. Hani o, evinden ayrılarak doğu tarafında bir yere çekilmişti.

Onlarla kendi arasına bir perde çekmişti. Derken, ona ruhumuzu gönderdik; ruh ona tam bir insan şeklinde göründü.

Meryem, “Beni senden koruması için çok esirgeyici olan Allah’a sığınıyorum! Eğer Allah’tan sakınan bir kimse isen (bana dokunma)” dedi.

Melek, “Ben ancak sana tertemiz bir erkek çocuk bağışlamak için rabbin tarafından gönderilmiş bir elçiyim” dedi.

Meryem, “Ben iffetsiz olmadığım ve bana bir erkek eli bile değmediği halde nasıl çocuğum olur?” dedi.

Melek cevap verdi: “Orası öyle; ancak rabbin buyurdu ki: O bana kolaydır. Biz, onu insanlara bir delil ve kendimizden bir rahmet kılacağız. Bu, kararlaştırılmış bir iştir.”

Derken Meryem ona hamile kaldı, işte bu sebeple karnında bebeği ile uzak bir yere çekildi.

Sonra doğum sancısı onu bir hurma ağacının dibine getirdi. Meryem, “Keşke bundan önce ölseydim de unutulup gitseydim!” dedi.

Aşağısından biri ona şöyle seslendi: “Tasalanma! Rabbin senin altında bir su kaynağı yaratmıştır.

(Şu) hurma ağacını da kendine doğru silkele ki, üzerine taze, olgun hurma -dökülsün.

Ye iç, gözün aydın olsun! İnsanlardan birini görürsen de ki: Ben, çok esirgeyici olan Allah’a adakta bulundum; artık bugün hiçbir insanla konuşmayacağım.”

Sonra çocuğu kucağına alarak topluluğuna getirdi. Dediler ki: “Ey Meryem! Gerçekten sen çirkin bir şey yaptın!

Ey Hârûn’un kız kardeşi! Baban kötü bir adam, annen de iffetsiz değildi.”

Bunun üzerine Meryem çocuğu işaret etti. “Beşikteki bir çocukla nasıl konuşuruz?” dediler.

Cevabı çocuk verdi: “Ben Allah’ın kuluyum; O bana kitap verdi ve beni peygamber yaptı.

Nerede olursam olayım, o beni kutlu ve bereketli kıldı; yaşadığım sürece bana namazı, zekâtı ve anneme saygılı olmayı emretti; beni zorba ve isyankâr yapmadı.

Doğduğum gün, öleceğim gün ve yeniden hayata döndürüleceğim gün esenlik benimle olacaktır.”

İşte Meryem oğlu Îsâ bu; şüpheye düşüp tartıştıkları konuda gerçek söz de bu.

Allah’ın bir evlât edinmesi olacak şey değildir. O, bundan münezzehtir. Bir işe karar verdiği zaman ona sadece “ol!” der, hemen olur.

Îsâ şunu da söyledi: “Muhakkak ki Allah, benim de rabbim, sizin de rabbinizdir. O halde O’na kulluk edin, doğru yol budur.”

Sonra gruplar kendi aralarında ayrılığa düştüler. Büyük güne ulaşıldığında, vay o inkârcıların haline!"

Meryem Suresi (19:16-37)

Bugün (24 Aralık) Hz. İsa'nın doğum günü olarak kabul ediliyor. 

Bundan tam 2025 yıl önce Hz. İsa İsrailoğulları'na ebedi kurtuluş için bir müjdeci, yoldan çıkanlara da Allah'ın azabını bildiren bir uyarıcı olarak gönderilmişti. Aynı zamanda kendisinden sonra gelecek son elçi Hz. Muhammed'i de haber vermişti.

Gregoryen takvime göre 2025 yılında insanlar hala resullerin izinden gitmemenin acısını yaşıyor.

Her insanın önünde ölüm gibi kaçınılmaz bir hakikat varken bu savaşları, kötülükleri, günahkarlıkları  nasıl sürdürüyorlar? Allah'ın affı bu kadar genişken hatadan dönmemeyi anlamak oldukça güç.

"Ve bir günden sakının ki, o günde hiç kimse başkası namına bir şey ödeyemez, kimseden fidye kabul edilmez, hiç kimseye şefaat fayda vermez. Onlar hiçbir yardım da görmezler." Bakara Suresi (2:123)

Doğduğu gün, vefat ettiği gün ve yeniden diriltileceği gün selam ve esenlik Hz. İsa'nın üzerine olsun.

Tüm pisliklerin, kötülüklerin ve her türlü kokuşmuşluğun yaşandığı dünyada dosdoğru yolun yolcularına selam olsun...

Peyami Bayram

24 Aralık 2025

Arnavutköy, İstanbul

17 Kasım 2025

Sorular ve Sorunlar

Çocuklar hiç çekinmeden her ortamda her türlü soruyu sorarlar.

Çocuklar merakları sosyal kaygılarından büyük olduğu, toplumsal sınırların henüz farkında olmadıkları ve beyinsel gelişimleri filtreleme mekanizmasını desteklemediği için sorularını çekinmeden sorarlar. 

Bu nedenledir ki çocukların önemli sorunları olmaz. Küslükleri çabuk son bulur, kırgınlıkları kolay onarılır. 

Yetişkinler ise soru sormaktan çoğu zaman imtina ederler. Kimi zaman sosyal kaygılardan, kimi zaman “ben bilirim”düşüncesiyle ve bazen de “ne gerek var” diyerek akla gelen sorular askıda bırakılır, zihnin bir köşesine atılır. Zira akla gelen sorular cevaplanmamışsa asla silinemez. 

Böylece insan büyüdükçe kendi kendine yeter hale geldiği zannına kapılarak sorularını azaltır. Öğrenmeyi, soru sormayı bir kenara bırakan insanın zihinsel gelişimi körelmeye, sosyal ilişkileri de zayıflamaya başlar. 

İşte bundan dolayı insan muhtelif sorunlarla baş başa kalır. Kendini yeterli görerek, çekingenliğinden, üşengeçliğinden veya ertelediğinden zihninde biriktirdiği sorular ayrı ayrı veya bir araya gelerek birer sorun haline gelirler. 

İnsan sorun sahibi olmamak için sorularını yerinde ve zamanında sormalı, tatminkar cevap buluncaya kadar da takipçisi olmalıdır. 

Öte yandan bir sorunu olduğunu düşünen insanın da o sorun ile ilgili kendi kendine sorular sorması ve cevaplarını araması gerekir. Yani insan sorunlarla sorular aracılığıyla yüzleşmek zorundadır. 

Fakat pek çok sorun artık insanın kendi kendine çözemeyeceği bir mesele haline gelmiştir. Bu yüzden bu tür sorunlarda zihninin derinliklerinde sakladığı soruları cevaplanması için bulup çıkaracak bir dosta ve belki de bir uzmana başvurmalıdır. 

Kısacası;

- Cevaplanmayan sorular soruna dönüşür. 

- Sorusu olmayanın sorunu olur. 

- Sorunlar sorularla çözülür.

- Sorularınızın peşine düşmezseniz sorunlar peşinizi bırakmaz.


Peyami Bayram

17 Kasım 2025

İstanbul 

08 Kasım 2025

Ebeveyn Olmak

"Eşek ölür semeri kalır, insan ölür esri kalır" demiş atalarımız.

Bence evlat sahibi olan her insanın yapabileceği en iyi eser geride bıraktığı hayırlı bir nesildir. Bu sebeple iyi ebeveyn olmak çok çok önemli. 

İnsan özellikle yetişme çağlarında yaşadığı olumlu ve olumsuz hatıraları unutmuyor ve unutamıyor. Ayrıca varsa yaşadığı psikolojik travmaları hayatı boyunca içinden bir türlü atamıyor ve bu travmanın büyüklüğü oranında sorunlarla boğuşuyor. Sorunlar bazen ufak arızalar şeklinde karşımıza çıkıyor, bazen de psikolojik/psikiyatrik vakalar şeklinde zuhur etmesinin yanında toplumsal yaşamda çok farklı türden arızalara, çatışmalara, hatta felaketlere sebep olabiliyor. İnsanın yetişme çağlarında yaşadıkları o derece önemli ki ebeveyn şefkati, sevgisi, ilgisi, eğitimi ve olumlu yönlendirmesi ile bir çocuktan bir mucit, bir dahi, bir ozan, bir zenaat erbabı, bir lider çıkabileceği gibi bunların tam zıddı ilgisizlik, sevgisizlik, şefkat noksanlığı ve eğitimsizlik ile o masum çocuğun bir haydut, bir terörist, bir seri katil veya sapığa dönüşmesi de büyük ihtimal değil öncelikle ebeveynlerin eseridir. 

Çocukları dünyaya getirme sebebi olabilirsiniz. Bu yemek, içmek gibi doğal ve fizyolojik olarak çok temel ve basit bir döngünün sonucudur. Tüm canlılar bu üremeyi yapar. İnsan ise tekamül ederse insan olur, insanlaşır. Irkı, dili, vatanı, inancı ve ideolojik görüşü ne olursa olsun dünyaya gelmesine vesile olduğu yavrusuna şunları verebilen ebeveyn insanlık ailesine faydalı bir birey kazandırmış olur:

- Tanrı'ya şirk koşmadan inanmak. O'ndan başkasına kulluk etmemek ve O'ndan başkasından yardım, tavassut beklememek.

- İnsanları hiç bir ön koşul olmadan sevmek. Her insanın kendisi gibi bir canı, hisleri ve değerleri olduğunu düşünmek.

- Eleştirmeden sevmek, bakmadan görmek, gönülden hissetmek.

- İffetli olmak. Haysiyetini ve namusunu korumak.

- Aile ve akrabalık ilişkilerini güçlü tutmak.

- Dostluklara önem vermek, dost kalmak, dostlukla yaşamak.

- Başta ailesi olmak üzere yakınlarına sevdiğini sözlü olarak, hediyeleşerek, gülümseyerek, yardımlaşarak, paylaşarak ifade etmek.

- Yüzünü tebessümle donatmak.

- Selamı her zaman, herkese vermek, hal-hatır sormak.

- Özü ile sözü bir olmak. Sözünün eri olmak.

- Helal lokma yemek ve yedirmek.

- Komşularla iyi geçinmek, yardımlaşmak.

- Kendine yapılmasını istemediğini başkasına yapmamak.

- Cömertliğin varlıktan değil gönülden olduğunu her durumda ve ortamda göstermek. 

- Yoksulluk yaşarken bile çocuğuna yoksunluk hissettirmemek. 

- Yakınlarının mutluluğundan keyif almak, kederlerini paylaşmak. 

- Emanete ihanet etmemek.

- Vatanını sevmek. Milletine hizmet etmek.

- Kamu malını korumak.

- Doğayı sevmek, çevreyi korumak, doğal hayatı yaşatmak.

- Geçmişini bilmek, atalarını tanımak.

- Gıybet etmemek.

- Çalışkan olmak.

- Her nefes alışı bir umut bilerek umudunu hiç bir zaman yitirmemek. 

- Kanaatkar olmak, mevcuda şükretmek.

- Her gün bir iyilik yapmak.

- Ahde, dostluğa ve iyiliğe vefalı olmak.

Tüm bunların kaynağı ise inanç, sevgi, şefkat ve sabırdır.


Peyami BAYRAM

31 Ekim 2020, İstanbul

25 Ekim 2025

AKILLA İLGİLİ

 

Bernard Shaw:  

"Akıllı adam aklını kullanır. 

Daha akıllı adam başkalarının da aklını kullanır" 

diyor.

Şimdi bu durumda;

Akıllı mı olmalı?

Aklını mı kullandırmalı?

Ya da akılsız mı olmalı?

Hangisi daha doğrudur?

Bence herkes 

kendi konumuna ve şartlarına göre 

aklını kullanmalı

ve mutlaka 

başkalarının aklından da

istifade etmeli.

Ne demişler:

Akıl akıldan üstündür.

Bu üstünlük göreceli ve kategoriktir.

Dolayısıyla akıllı insan

başkasının aklına her zaman ihtiyaç duyar.

Başkalarının aklını kendi akıl süzgeci

ve katkısı ile kullanmak üstün bir başarı getirir.

Salt başkalarının aklıyla yaşamaksa

kişinin özgünlüğünü ve özgürlüğünü yok eder.

Akılsız insan yoktur.

Aklını kullan(a)mayan insan vardır.

Onlara aklını kullanmayı öğretmek de 

akıllı insanların vazifesi olmalı.

Çünkü akıllı insanın

herkesin aklına ihtiyacı vardır.


24 Ekim 2014

19 Ekim 2025

Boşa vakit harcamak mı?

 Kıymetli arkadaşlar,


Sosyal medya ile ilgili şimdiye kadar bir çok eleştiride bulunmuştum.

Eleştiri yaparken kendimi de hiçbir zaman dışarıda tutmadım.

Yaklaşık üç aydır sosyal medyayı daha az takip ediyorum. Bunun bana çok şey kazandırdığını sizlere haber vermek istedim.


İngilizce, Rusça ve Arapça dillerine çalışıyorum.

İngilizce biliyordum fakat bilmenin sınırı olmadığı malum.

Arapça sadece okuyabiliyor, çok az kelime biliyordum.

Rusça'ya ise sıfırdan başladım.


Bu süre zarfında her üç dilde toplam iki bine yakın kelime öğrendim.

Şimdi İngilizcem daha iyi, Arapça'yı ve Rusça'yı temel düzeye getirdim.


55 yaşındayım, öğrenmenin yaşı yok. Hatta uzmanlara göre bu yaşta yeni bilgiler öğrenmek akıl ve beden sağlığı için de çok faydalıymış. Herkese tavsiye ederim. Özellikle gençlere.. 


Bizim gençliğimizde bu imkanlar yoktu. Lisedeyken İngiltere'den parayla pen friend kulübünden arkadaş bulup mektuplaşmıştım. Şimdi herşey cebimizde.

Vaktinizi boşa geçirmeyin, hiç olmazsa bir dil öğrenin.

Daha yapacak çok şeyler de var, ben şimdilik bunu tavsiye ederim.


Haydi gençler ve genç kalanlar..


Peyami Bayram 

19 Ekim 2021

İstanbul

03 Ekim 2025

Zaruret, İhtiyaç, Tahsiniyyat ve İsraf

İnsanız ve elbette noksanız.

Hayata tutunmak ve hayatta kalmak için  karşılanması gereken zaruri olan ihtiyaçlarımız vardır. 

Bunlar ZARURETTİR.

Zaruretin dışında insanın gereksinim hissettiği ve telâfi etmediği sürece sıkıntıya düşeceği ve bazı işlerini gereği gibi yapamayacağı eksiklikleri de vardır.

Bunlar İHTİYAÇTIR.

Bunların dışında bir de hayatı güzelleştirmeyi hedefleyen ve insanı mükemmeli aramaya teşvik eden zaruret ve ihtiyaç düzeyine çıkmamış gereksinim duyabileceği şeyler vardır.

Bunlar TAHSİNİYYATTIR.

Yukarıda sayılanlardan daha fazlası her ne gerekçeyle olursa olsun insana fazlalıktır, lükstür.

Bunlar da İSRAFTIR.

“...Yiyiniz, içiniz, fakat israf etmeyiniz; çünkü Allah israf edenleri sevmez.” (A’râf, 7/31)

Günümüzde insanlar lüks yaşantıya özeniyor/özendiriliyor. Bu tuzağa düşen/düşmeye razı zavallı insanlar gelirinden çok harcama yapıyor. Bunun için bankalara borçlanıyor. Bir kısmı da maalesef kumar ve fuhuş gibi kötü yollardan bu açığı kapatmanın yolunu arıyor. Yani gereksiz şeyler için battıkça batıyor.  

İktisadi yaşam insanı madden ve manen mutlu eder.

İsrafın önüne geçilmezse insanı insanlıktan ve doğru yoldan çıkarır.

İsrafın zıddı ise cimriliktir.

Abbas (r.a)'dan rivayet edildiğine göre Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v) şöyle buyurmuştur: "Yanı başındaki komşusu açken tok olarak geceleyen kişi (olgun) mü'min değildir." Bu hadis bizlere hangi dinden, hangi ırktan olursa olsun komşumuza yardım etmenin bir insanlık görevi olduğunu anlatıyor. Bu ahlakta olan bir insanın lüks tüketime yönelmesi, cimrilik etmesi ve israf etmesi düşünülemez. 

İnsanın aklını kullanarak iktisatlı yaşaması ve ahlaklı bir duruş sergileyerek daima empati yapması dünyada ve ahirette onu mutlu edecek yegane yoldur.


Peyami Bayram

3 Ekim 2025

Arnavutköy, İstanbul



RAMAZAN 1447 CÜZ 30

OTUZUNCU CÜZ   Hicri 1447 yılında Ramazan ayı 29 günde hitama erdiği için bu son günde iki cüz birden okuduk ve Kur’an-ı Kerim’in kalbi ve...