03 Mayıs 2023

Mum dibine ışık vermez

Mumun dibine ışık vermediği fiziksel bir gerçekliktir. Lakin bu bizde bir özdeyiş olmuş. Yani bu sözün ifade etmek, işaret etmek istediği konu fiziksel olarak mumum dip tarafının karanlıkta kaldığı değildir. Bu söz içerisinde mum sadece ışık veren bir enerji kaynağı olarak değil zihinsel ve entellektüel aydınlık, aydınlanma, aydınlatma, çevresine/çevresindekilere ufuk açma, yol gösterme, hedefe yöneltme, üstü kapalı kalan konuları açığa çıkarma gibi pek çok işlevi olan bir bilgelik kaynağını telmih eder. 

Işık fiziksel bir kavram, aydınlık ise fiziksel bir ortamı ifade etse de aydınlanmak tabirine de kaynak teşkil ettiği için soyut, felsefi bir duruma gönderme yapmak için de çok sık kullanılır. Malum olduğu gibi ışık için bir enerji kaynağı gerekir. Buna mukabil aydınlanma için soyut/metafizik kaynaklar gereklidir. Fizik kaynaklar tıpkı mumda olduğu gibi kandiller, lambalar, avizeler, spotlar ve tüm farklı enerji kaynakları ile çalışan ışık sistemleri ihtiyaç duyduğu enerjiye bir kablo, bir fitil, bir odun vesaire ile bağlanmak zorundadır. Bundan dolayı ne kadar küçük olursa olsun bağlantı noktasında ışığın ulaşamadığı bir alan karanlık olacaktır. 


Etrafına ışık saçmak için değil de aydınlık etmek, aydınlatmak için çaba gösterenlerin maddi/fiziksel bir kaynağa değil ruhi/manevi/metafizik bir kaynağa ihtiyacı vardır. Bu kaynaktan yeterli enerjiyi/bilgiyi/irfanı/hikmeti yüklenen kişinin durumu adeta gökteki yıldızlar ve güneş gibi olacaktır. Böylece o hakiki bir nur topu gibi olur ve etrafında karanlık bir bölge kalmaz, sadece inatla ve ısrarla ona arkasını dönenler karanlığa doğru bakarlar ancak onlar dahi onu görmediklerini söyleseler de onun aydınlığı ile sonsuza kadar karanlığa doğru giderler. 


( Kuranı Kerim Nur 24;35’deki ayeti de  bir nevi böyle anlıyorum. Elbette en doğrusunu Allah bilir. )


Peyami Bayram

3 Mayıs 2023

Arnavutköy, İstanbul 

 

21 Nisan 2023

Siyaset Üzerine Denemeler 1

Siyaset ile ilgilenmek

Siyaset, siyasi partiler veya siyasi kişiler hakkında konuşmak ve tartışmak sıradan halktan olan kimselere hiç bir şey kazandırmaz. Bilakis çoğu zaman eş, dost, akraba, arkadaşların küslük ve dargınlıklarına sebep olabilmektedir. Bunu hemen herkes de bilir ama yine de konuşmalar, tartışmalar bir türlü bitmez. 


Günümüzde dijital ortamda görülen ve çok kısa sürede yayılan küçücük bilgi kırıntıları(aslında çoğu dezenformasyon ve manipülasyon olan şeyler) yüzünden insanlar birbirleri ile öyle ateşli tartışmalara giriyorlar ki sanırsın dünyanın en önemli meselesini çözecekler. Ya hu sizin neyinize o ne dedi, öteki nasıl cevap verdi, beriki ne yaptı. İnanın bunları tartışmanın biz sıradan vatandaşlar için hiçbir faydası yok. 


Türkiye’de alt gelir grubundan sıradan bir vatandaşımız hangi partiden milletvekili olabilir? Olsa olsa köyünde, mahallesinde muhtar olur. Muhtarlık şimdilerde eskisi gibi etkili, yetkili bir makam da değil zaten. 


Görünen o ki; siyasetçi dediklerimiz aslında demokratik rejimler vasıtasıyla kaldırıldığı söylenen elitist, aristokrat bir burjuva sınıfı oluşturmuş durumdadırlar günümüzde. Yanlarına da yine kendileri gibi halktan uzak, konforu yüksek bir takım üst düzey bürokratlar, sanayici/bankacı/finansçı kapitalistler ile dörtlüyü tamlayan olmazsa olmaz sözde din ve bilim adamlarını da alarak iktidarda veya muhalefette teşrik-i mesailerine devam ediyorlar. Bu küçük ama egemen azınlık geriye kalan kahir ekseriyetin ağzına bir parmak bal sürerek gözlerini boyamak suretiyle  ülkenin muazzam kaynaklarının kendi aralarında taksimini yapmak için bir araya gelirler çoğunlukla. İktidar ve muhalefet mensuplarının sahnede birbirlerine karşı sert ve çatışmacı tutumlarına karşın sahne gerisinde menfaat paylaşımı ve akçeli işlerdeki ilişkileri çok farklı yürümektedir. 


Tüm bu manzarayı görmeyen halkın kendisine servis edilen magazinel konulardaki çok basit ve detay konuları tartışmasının kime ne faydası var Allah aşkına söyler misiniz şimdi?


Ben söyleyim; halkın esas sömürü mekanizmasını ıskalayarak çok daha  tali meseleleri tartışması halktan kopuk elitist, aristokrat burjuva sınıfın ekmeğine yağ sürmektedir. İstedikleri tam da budur. 


Bu çerçevede siyaset; en aklı başında sıradan vatandaş için sadece seçim günü oy pusulasında önüne konulan kötülerden en az kötü olanına mühür basmaktan başka bir şey değildir. Çünkü halkın seçim değil geçim diye bir derdi vardır ve olmalıdır. Öyle ya; hangisi iktidara gelirse gelsin bu bakışla vatandaş için fazla değişen bir şey olmayacaktır. 


Peki bu durumda ülkemizin ve milletimizin menfaatine bir siyaset yapılamaz mı?


Yapılabilir elbette. 


Bunun için benim görebildiğim tek tutarlı ve mantıklı yol hariçten gazel okumayıp, sağda solda, sosyal medyada tartışmalara girmektense kendinize hangi siyasi partiyi daha yakın hissediyorsanız o partide aktif olarak görev almalısınız. Bu şekilde kendi başına bireysel olarak siyasi tartışmalar yapan kimseler hem içine girdikleri siyasi partilere güç katmış olurlar hem de belki o partinin içinde yanlış giden şeyleri görerek düzeltme imkanları olabilir. Böylelikle ideal olarak gösterilen katılımcı demokrasiye bir nebze de olsa katkı sağlanmış olacaktır. 


Maalesef biz eleştiriye açık ve katılımcı bir toplumsal geleneğin içinden gelmediğimiz için biat ederek, lider, önder, hoca, şeyh, reis vs bildiklerimizin peşine takılmayı seven sonra da bir şeyler yolunda gitmeyince ona çeşitli kılıflar giydirmeye çalışan kraldan çok kralcılık yapmayı seven bir toplumuz. 


Önce kendimiz nefsimizle iç muhasebe yapmayı, sonra da ailede eleştiriye açık ve katılımcı yönetim anlayışına geçmeyi becermeliyiz. Adaleti gerçekten istiyorsak bizzat kendimiz ve en yakınlarımız, sevdiklerimiz veya peşinden gittiklerimiz hakkında dahi olsa gerçeğin peşinde ve hakkın yanında olmalıyız. 


Emek vermediğimiz halde bize sunulan küçük büyük bütün nimetlerin mutlaka bize ödetilecek bir bedeli olacaktır. Gözümüzü boyayarak aslında zaten bize ait olan bir şeyleri lütfeder gibi bize verenler ya özgürlüğümüzü veya üzerinde oturup da farkında olmadığımız servetimizi elimizden alırlar. Böylece sömürü çarkı yürür gider. Sömürü yabancılar tarafından yapılınca kötü ve başa çıkılması, mücadele edilmesi gerekir de bizden birileri, yurdum insanı yapınca sessizce izlemek mi gerekir? Asıl siyaset, yani her şeyi yerli yerine koyma, haksızlığa karşı durma belki de bu yolda çokça çaba sarf etmektir. 


Kısacası neresinden bakarsanız bakın doğru ve halkın yararına siyaset ciddi emek ister. 


Alkışlamakla emek verdiğini sanmak ise ahmaklığın zirvesidir. 


Peyami Bayram

22 Nisan 2023

İstanbul

Bayram

 Bayram


Sevgi ve neşe dolsun gönüllerinize,

Işıl ışıl, mis kokulu evlerinize. 

Çocuk kahkahaları bol olsun, 

Odalarınız çokça misafir dolsun. 

Tatlı yiyin tatlı sohbetlerle,

Küslükler son bulsun sarılan gönüllerle. 

Öksüz, yetim ve yoksulu sevindirin;

Bayram etsin tüm insanlar 

O vakit gelmiş olur hakiki bayramlar. 


Peyami Bayram

20 Nisan 2023, 29 Ramazan 1444(Arefe)

20 Nisan 2023

Ramazan ayının düşündürdükleri 5

Kur’an-ı Kerim İslam inancının temel kaynağıdır. 


Cenab-ı Allah tarih boyunca insanlara elçiler aracılığı ile nasıl bir hayat yaşamaları gerektiğini iletmiştir. Bu iletişimde bazı elçilere sadece hitap, bazılarına ise hitap ile beraber kitap da vermiştir. Bu kitapların sonuncusu ise Allah’ın son elçisi Hz. Muhammed’e verilen Kur’an-ı Kerimdir. Bu kitap önceki kitapları ve elçileri tasdik edici son ve mükemmel kitap olarak 15 asırdan beri insanlığın elinde ilk günkü gibi duruyor. 


Peygamberimize ilk vahiy Ramazan ayında gelmeye başladığı için Ramazan ayında biz müslümanlar için her yıl Kuran’ı tekrar okuyup üzerinde derin derin düşünmek, tefekkür etmek ve akletmek çok önemli bir vazifedir. Bir yandan oruç tutmak suretiyle maddi, bedeni olarak arınmaya çabalarken öte yandan anladığımız dilden çokça Kuran okuyarak manevi yönden yaralarımızı tedavi eder, okuduğumuz her satırı iyice anlayıp hayatımıza çeki düzen veririz. 


Bu Ramazan ayında Kuran’ı tekrar okuduğumda yine üzerimde çok derin izler bıraktı. Bu kitap(Kuran) öyle bir kitaptır ki okudukça sizi içine çeker ve her seferinde yepyeni bir bakışla bambaşka yerlere götürür. Aslında ilk okuduğunuzda sıradan ifadeler gibi gelebilecektir. Ama kendi içinde öyle muazzam açılımlar var ki bunu sakin ve dingin bir zihinle ve tekrar tekrar okudukça anlayabilirsiniz. 


Allah’ın insanlara gönderdiği son ilahi kitap olan Kuran ölümden sonraki hayata inanan tüm insanlar için tek kurtuluş reçetesidir. Yüce kitabı bize gönderen Allah itirazı olanlara ise net bir şekilde meydan okuyor:


‘Yoksa “onu kendi uydurdu” mu diyorlar? O halde sen de onlara de ki: “Haydi siz de onun gibi uydurulmuş on sûre getirin. Allah’tan başka çağırabileceğiniz kim varsa onları da yardıma çağırın. Eğer doğru söylüyorsanız” 

(11 Hud:13)


‘De ki: “Andolsun, insanlar ve cinler bu Kur’ân’ın bir benzerini getirmek üzere toplansalar ve birbirlerine de destek olsalar, yine onun benzerini getiremezler.”

(İsra 17:88)


Evet, 15 asırdır hiçbir harfi bile değişmeden ilk hali ile bize aktarılan Kuranı Kerim gerçekten ilahi olarak korunmuş, bir benzeri de bugüne kadar ortaya konulamamış bir kitaptır. 


Yılın diğer aylarında da okumaya ve üzerinde çokça tefekkür etmeye devam edelim inşallah. Buna gerçekten çok ihtiyacımız var. 


‘Kişinin önünde ve arkasında Allah’ın emriyle onu kayıt ve koruma altına alan takipçiler vardır. Bir toplum kendisindekini değiştirmedikçe Allah onlarda bulunanı değiştirmez. Allah herhangi bir toplumun başına bir kötülük gelmesini diledi mi, artık onun geri çevrilmesi mümkün değildir. Onların Allah’tan başka yardımcıları da bulunmaz.’

(Rad 13:11)


Güle güle Ramazan. 

Bizi bayrama kavuşturan yüceler yücesi Allah’a sonsuz şükürler olsun. 


Peyami Bayram

20 Nisan 2023, 29 Ramazan 1444

Arnavutköy, İstanbul 


14 Nisan 2023

Ramazan ayının düşündürdükleri 4

Duanın kabul olması için gereklerinin icrasına amade olacak gönülde olmak lazım. 
Yoksa dua; işin üzerine düşen kısmını dahi yapmadan kendi mükellefiyeti de dahil bütün işi başkasının yapmasını beklemek gibidir. 
Bu da Allah’a borç/mükellefiyet/sorumluluk yükleme hadsizliğidir.
Dua etmenin tam karşılığı davet etmektir.
Düşünün misafir davet etmişsin ama hiçbir hazırlığın yok. Bilakis her şeyi misafirden bekliyorsun. Hatta belki kendini misafir gibi ağırlayacak birini/birilerini istiyorsun. Bu ne biçim davet demezler mi adama?
Hiç düşünmez, hiç akletmez mi insan?

Bizim konforumuzu bozmak istemeyen kurnazlığımızı bize şah damarımızdan daha yakın olan yüceler yücesi Allah bilmez mi hiç!

Aldanma gönül, kendini de aldatma!
Çalış, uğraş, didin; yan gelip de yatma!
Elin tutarken hiç başkasından umma!
Kendi işini elin üstüne atma!

Peyami Bayram
14 Nisan 2023, 23 Ramazan 1444
Arnavutköy, İstanbul

12 Nisan 2023

Ramazan ayının düşündürdükleri 3


Ramazan ayının düşündürdükleri 3

Bitkilerden farklı bir yaşam için;

Dua/ibadet etmeden önce - İnanın 
Konuşmadan önce - Dinleyin
Harcamadan önce - Kazanın
Tepki vermeden önce - Düşünün
Vazgeçmeden önce - Deneyin 
Ölmeden önce - Ölümü düşünerek yaşayın

Değerli bir yaşamın ilk şartı önünü ardını, yani niçin yaratıldığını ve sonunu(ahiret) düşünmektir.

İlahi bir kitaba inanmak için sadece ölümü ve sonrasını bile düşünmek yeter sanırım. Kendi sonunu düşünmemek nasıl bir ruh halidir bilemiyorum. 

Düşünmeyenlerin akıl sağlığı yerinde değildir ve onlar hiçbir şeyden sorumlu da değillerdir. 

Aç ve susuz kalmak insanın daha çok düşünmesi ve sorgulama yapması için oldukça iyi bir şeydir. Fizyolojik olarak bedenin, özellikle hormonların dinlenmesi ile insanın ruh halini değiştirir ve düşünme melekesi gelişir. 

Kuranı Kerim’de yüzlerce kez düşünmek, akletmek, tefekkür etmek, idrak etmek, anlamak emredilir veya tavsiye edilir insana. 

Oruçla ve orucun getirdiği ruh hali ile kitabı(Kuranı Kerim) ve ahireti bir arada düşününce bambaşka kapılar açılıyor. 

Düşünen, akleden, idrak eden ve samimi bir şekilde inanan ve öylece yaşayan tüm insanlara selam olsun. 

Peyami Bayram
12 Nisan 2023, 21 Ramazan 1444
Arnavutköy, İstanbul

Kentsel dönüşüm ve illüzyon


Kentsel dönüşüm mü rantsal dönüşüm mü?

Kelimeler ve kavramları birer sihirli sözcük gibi kullanarak kalabalıkları aldatarak/yanıltarak rant elde edenlere kızanlar yine o kalabalık kitlede olanlar. Yani biz, hepimiz..

Ne garip bir durum aslında değil mi?

Tıpkı illüzyon oyunu izlemek gibi. Herşey gözümüzün önünde ve gözümüzün içine baka baka yapılıyor. Ama bu illüzyon oyunundan çok farklı. Giden bizden gidiyor. Hepimizin, yani kamunun olan hak ve menfaatler bize illüzyonu sergileyenler  ve onlarla işbirliği yapanlara aktarılıyor. 

Ve biz bu oyunu izlemeye devam ediyoruz. Hem de göz boyayıcıları alkışlayarak. 

Siyasi, dini, ideolojik görünümlü farklı narkozlarla uyuşturulan halkın uyandığında kaybettiklerini geri alması neredeyse imkansız hale geliyor. Bizim uyanmadığımızı var saysak bile bizden sonraki nesil neden ve nasıl bu hale gelindiğini, görece niçin fakirleşildiğini sorgulamaya başlayacaktır. 

İllüzyonu alkışlarla izleyen ama aslında ezilen ve sömürülen bu garip kişiler yaşarken sessiz kaldıkları haksızlıklar dolayısıyla sonraki nesiller tarafından da pek hayırla yad edilmeyeceklerdir. 

‘Ben yaşarken oldu herşey’ diyordu ya şair; işte öyle herşey biz yaşarken oluyor. 

Farkında olmak, farkına varmak ve harekete geçmek çok mu zor?

Peyami Bayram

12 Nisan 2023

Arnavutköy, İstanbul 

Çizim: Mimar İrem Mollaahmetoğlu - Mimar Ferhan Yürekli

RAMAZAN 1447 CÜZ 30

OTUZUNCU CÜZ   Hicri 1447 yılında Ramazan ayı 29 günde hitama erdiği için bu son günde iki cüz birden okuduk ve Kur’an-ı Kerim’in kalbi ve...