12 Nisan 2021
Ramazan ayı Kur'an ayı.
30 Mart 2021
Konuşmak üzerine bir kaç not..
Konuşmak üzerine birkaç not..
İnsanlar konuşarak anlaşır denir ya hani.
Aynı zamanda insanlar;
konuşarak ayrışır,
konuşarak dövüşür,
konuşarak sövüşür,
konuşarak aldatır, aldanır,
konuşarak sever, sevilir,
konuşarak eziyet eder, edilir,
konuşarak yaralar, yaralanır..
Demem o ki konuşmak insanın günlük hayatta belki en çok yaptığı eylem. Çünkü ağzı olan konuşuyor.
Bilenler daha az bilmeyenler ise çok konuşuyor.
Hem de her konuda.
Mesela hasta olursunuz doktordan çok etrafınızdakiler size reçete yazar,
ne yapmak gerektiğini,
kendisinin ve bilmem kimlerin hastalık hikâyelerini uzun uzun anlatır.
Hukuki bir sorununuz olsa aynı kişiler hakim olur, avukat olur size yol gösterir,
Ticaret için öyle.
Siyaset için yine benzer şeyler ve bu böyle uzar gider..
Aynı kişiler bu konularla ilgili en ufak bir ihtiyaç halinde ortalarda gözükmemek için özel gayret gösteriyorlarsa onlardan uzak durun!
Söz konuşmaktan açılmışken; bir de çok konuşmak, uzun konuşmak konusunun da kısaca üzerinde durmak gerekir.
Acizane tecrübelerime göre; karşınızdaki insan aynı konu ile ilgili çok tekrarlar yapıyorsa, konuyu kısaca anlatmaktansa uzun uzadıya konuşuyorsa, konuşmanın esas konusunun sık sık dışına çıkıp uzattıkça uzatıp bir türlü toparlayamıyorsa, eski anıları çok ve uzun anlatıyorsa bu konuşma gereğinden çok ve uzun bir konuşmadır.
Hele bir de karşınızdaki sizi dinlemiyor, konuşma diyalog değil monolog şeklinde ilerliyor ise bu konuşma karşılıklı bir iletişim değil bir deşarj veya karşıya bir empoze, bir şeyler yükleme maksadıyla yapılıyor demektir. Aman, bu durumlarda dikkat edin istemeden veya farkında olmadan ya bir tuzağa düşer veya bir yükün altına girersiniz!
Ayrıca şunu da ilave edeyim karşınızdaki sizi dinlemiyorsa, ya da siz kendinizi dinletemiyorsanız ona (veya onunla) yapabileceğiniz fazla bir şey yok demektir.
Bazen susarak konuşmak lazım.
Mutlaka bilmek gerekir ki; söz yerinde ağırdır.
Son olarak ifade edelim ki çok konuşanın sözlerinde yalan, gıybet ve malayani şeyler çok olur. Yalan aldatır, gıybet muhabbeti azaltır, kalbi karartır, malayanilik ise insanı hafifmeşrep yapar ve küçültür.
Oysa hakikati ifade etmek çok söz istemez. Hikmetli bir söz, bir bakış ve bir duruş bazen yeter de artar bile muhataba.
Herkes bunu anlamaz mı dersiniz?
İşlerine gelmese de bazıları derhal, bazıları geç de olsa mutlaka anlar..
Peyami Bayram
29 Mart 2021
Arnavutköy, İstanbul
03 Mart 2021
Babam
Babam
Hep çalışkandı, çalışmaktan bıkmazdı. İbadet aşkıyla ve şevkle çalışırdı. Hiç bir zaman işten, çalışmaktan yoruldum demez, şikayet etmezdi.
İşini hesabi değil hasbi yapardı.
Telaşlı bir yapısı vardı. Bir şeyleri geciktirmeden yetiştirebilmenin telaşıydı sanki bu. Öyle ya, yedi çocuk sahibi olmak, onların hepsine yüksek tahsil yaptırmak ve hepsine borçsuz, mutlu bir yuva kurmak onun hayattaki en büyük ve en önemli hayaliydi.
Bu hayalini zamanla hayal olmaktan çıkarmış uğrunda ömrünü vakfettiği bir vazifeye dönüştürmüştü.
Cumhuriyet döneminin en ciddi eğitim projelerinden biri olan Köy Enstitüsü'nde yetişmişti. Şimdiki Sağlık Meslek Lisesi seviyesinde bir eğitim almıştı ancak Köy Enstitülerinin eğitim sistemi onları yaşadıkları, hizmet ettikleri yörede birer kahraman yapmıştı. Gerek on yıldan fazla Kayseri'nin muhtelif köylerinde köy sağlık memurluğu yaptığı yıllarda gerekse Ankara'da çalıştığı yıllarda pratisyen bir hekim gibi çalışmıştı. Bu özelliğiyle yokluk ve çaresizlik içindeki memleketimizin insanlarına yıllarca özveriyle hizmet etmişti. Özveriyi cesaretle birleştirebilmiş ve bu sayede yüzlerce insanın derdine derman olmuştu.
O, aynı zamanda bütün sülalenin de "doktur emmisi"ydi. Ankara'daki yıllarımızda dokuz nüfuslu, sobalı evimiz tüm akraba ve tanıdıklarımızın güleryüzle ve cömertlikle karşılandığı için ilk uğranılan ve konaklama için her zaman tercih edilen sımsıcak bir yuvaydı. Elbette bu yuvanın hanımefendisi, herkesin sevgisini ve saygısını layıkıyla hak etmiş olan sevgili babamın sadık yari, vefalı ve fedakar hayat arkadaşı canım annemdi.
Babam okumayı çok sever, okuyanı çok sever, dolayısıyla kitapları da çok severdi. Babamızın bu okuma ve kitap sevgisi bütün hepimize yansımıştır. Meydan Larousse ansiklopedisi ilk çıktığında, sanırım 1970li yılların başında fasikül fasikül alarak daha sonra ciltler haline getirmişti. Bunun gibi daha pek çok kitap ve ansiklopedinin bizim eğitim hayatımızda çok olumlu etkileri olmuştur. İnternetin olmadığı o yıllarda biz kitaplar, atlas ve özellikle de ansiklopediler arasında sörf yapardık. Çok büyük de bir keyif alırdık bundan. Şimdi anlıyorum ki bu öğrenmenin hazzıydı.
Tarihi çok seven, vatan ve millet aşkını dilinden hiç düşürmeyen bir insandı. Dinine son derece sade ve yürekten bağlıydı. İbadetlerini yerine getiren, özü-sözü doğru, kul hakkını gözeten, cömert, vefalı, fedakar bir insandı babam.
Karşısındakine duygularını her haliyle belli eden, coşkulu bir insandı. Bizlere sevgisini büyük bir içtenlikle ifade ederdi. Fedakarlığı ve sevgiyi sözlerine de yansır, "gadalarını alır, kurban olurum" diyerek severdi bizleri. Biz de bu sözlerinden hiç şüphe etmezdik, bu sıcak ilişki ona karşı hala içimizde canlı duran sevgimizi beslerdi.
Şükürler olsun ki hepimizi istediği gibi okuttu, yetiştirdi ve evlendirdi. Çok güzel günlerimizi gördü.
Ömrünün son bir kaç yılında çektiği sağlık sorunları hepimizi derinden üzdü. Her zaman sağlıklı ve zinde yaşamış olan babamın bu durumu özellikle annemi çok yıprattı. İnşallah o çektikleri ile dünyadaki günahlarından ahirete en küçük bir bakiye kalmamıştır.
Böyle bir babanın oğlu olmakla çok bahtiyarım, Allah babamdan ebediyen razı olsun, mekanı cennet olsun.
Çok kıymetli babamın bu yılki vefat yıldönümünde ben de artık bir dedeyim. Babamı ben de baba olduktan ve özellikle de çocuklarım büyüdükten sonra çok daha iyi anlamış ve saygım ve sevgim her geçen gün artmıştı. Şimdi ise bir dede olarak onu en derin saygı, sevgi, hürmet ve dualarımla tekrar tekrar anıyorum.
Canım annemle birlikte canım babama cennette kavuşmak en büyük dileğimdir.
Peyami Bayram
3 Mart 2021
İstanbul
23 Ocak 2021
Koronalı Günler merhaba Covid-19
2021 yılının ilk pazartesi, yılın ilk mesai günü Covid-19 testim pozitif çıktı.
Sağlık Bakanlığı HES(Hayat Eve Sığar) uygulaması on günlük "zorunlu izolasyon" sürecini derhal ve kat'i bir şekilde başlattı.
Filyasyon ekibi eve gelerek Favicovir isimli antiviral ilacı kullanmaya başlamam için bıraktı. Evde benimle birlikte yaşayan temaslı yetişkinler olarak eşimden ve oğlum Alperen'den sürüntü testi için numune aldılar. En küçük oğlum Fatih'e ise yaşından dolayı test uygulanmadı.
Böylece evde on günlük "zorunlu izolasyon" dedikleri, bence ise "dışlanmışlık" süreci başladı. Aile fertlerinin dahi uzaktan ve maskeli olarak iletişim kurduğu bir hastalığı ilk defa yaşadım. Daha önce defalarca grip olmuşluğum ve çok da ağır grip geçirmişliğim oldu. Hepsinde kendimizce tedbir alarak virüsün aile içinde veya yakın çevrede bulaşmasına bir şekilde engel olmaya gayret ediyorduk. Fakat bu virüs, Covid-19, son bir yıldır bütün dünyaya öyle tanıtıldı ki adından bile korkar olduk. Bir kabus gibi bütün dünyanın üzerine çökmüş durumda. Bu korkudan etkilenmeyen hiç kimse yok neredeyse. En yakınlarımızla bile aramıza mesafeler koymamıza, beşeri münasebetlerimizi değiştirmemize, yeme içme, gezi, seyahat, iş-ticaret alışkanlıklarımızda köklü değişiklikler yapmamıza sebep oldu. Dahası, dünyanın düzeni değişti. "Yeni normal" dedikleri, aslında hiç de normal olmayan bir süreci yaşar olduk bütün insanlık ailesi olarak.
On günlük izolasyon sürecinde sağlık sistemimizin ne kadar iyi olduğunu, sağlık personelinin her şartta fedakâr ve yardımsever yaklaşımını müşahede ettim. Sadece Hayat Eve Sığar(HES) mobil uygulamada "zorunlu izolasyon" ve "durumunuz riskli" ifadeleri onaracı olmaktan öte insanı sarsıcı, psikolojik olarak örseleyici şeyler. Hastalık seyrinde pandemi sürecinin başından beri zihnimize kazınan Covid-19 korkusu bu ifadeler ve bir de zorunlu izolasyon/yalnızlık ile birleşince insanın üzerine ciddi bir kâbus gibi çöküyor. Bu kötü ruh halinden çıkmakta da yine sağlık kuruluşları, sağlık çalışanları ve tabii ki insanın en yakını, ailesi ve dostlarının desteği çok önemli.
Yerleri, gökleri ve ikisi arasındaki her şeyi yaratan muhakkak ki Allah'tır.
Yarattıklarının Rabbi de muhakkak ki Allah'tır.
O "ol" demeden hiç bir şey olamaz ve yine hiç bir şey O'na rağmen olamaz.
Yani, Covid-19 virüsü de tabiattaki herşey gibi âlemlerin Rabbi olan Cenab-ı Allah'ın emrine tabidir.
Bizler Rabbimizin bize öğrettiği iki yoldan bu virüse karşı mücadeleye devam etmeliyiz.
Birincisi bilgi ve hikmet, ki bu yolda çalışan bilim insanlarımız bu işi yapıyor, bize bu konuda onlara tâbi olmak düşer.
İkincisi ise Rabbimize sığınmak, ondan yardım istemek, merhametini, mağfiretini talep etmek, acziyetimizi arz ederek dua ve niyazda bulunmaktır. Bu ise insana manevi olarak güç verir. Aynı zamanda hastalık halinde bütün canlıların, atomların ve virüslerin de gerçek hâkimi olan alemlerin Rabbi Allah'tan yardım dilemek insanı hastalığa ve virüse karşı mücadelesinde dinamik, zinde ve daha ümitvar yapıyor.
Her ikisini de içtenlikle ve gönülden inanarak yaptığımızda hem maddi/bedensel hem de manevi/psikolojik olarak sağlıklı olmamız mümkün. Elbette hastalık ve ölüm insan için hayatta kaçınılmazdır. Önemli olan hastalığı asgari düzeyde yaşamak, bununla beraber tedbirsizlik ve dikkatsizlik sebebiyle hastalığa yakalanmaktan sakınmak da Allah'ın insana yüklediği hayat sorumluluğudur.
Covid-19 ile tanışmamız ve onunla mücadelemiz kısaca böyle oldu.
Allah'a şükürler olsun ki Covid-19 sürecini oldukça hafif geçirdiğimi düşünüyorum.
Bu vesileyle Covid-19 ve her türlü hastalıktan muzdarip bütün dostlarıma, yakınlarıma sağlık ve afiyetler diliyorum. Vefat edenlere ise Allah'tan rahmetler niyaz ediyorum. Başta çok kıymetli ailem ve sağlık çalışanlarına şükranlarımı bir kez daha sunuyorum.
Herkese sağlık ve esenlik dileklerimle.
Peyami BAYRAM
23 Ocak 2021
İstanbul
08 Ocak 2021
Davulun sesi...
Duyduklarım beni sürükledi bir maceraya,
Toy bir delikanlıydım sanki girdim bir saraya.
İmkan çok, ihtimal yüksek; yeter ki ol reaya.
Öyle ya; uzaktan hoş gelirmiş davulun sesi..
İşittiklerim içimi sızlattı ta derinden,
Kime söylesem anlamazdı benim kederimden,
Zira herkes söz etmekteydi parlak kaderimden..
Öyle ya; uzaktan hoş gelirmiş davulun sesi..
Gördüklerimi anlamam da biraz vakit aldı,
Belki demeli nefsim de orada zevke daldı,
Kimle karşılaşsam bana baktı, hayran kaldı.
Öyle ya; uzaktan hoş gelirmiş davulun sesi..
Hissettiğim duygular beni yabancılaştırdı,
Sarayın cazibesini aklıma bulaştırdı.
Herkes sanır istediğim mevkiye ulaştırdı.
Öyle ya; uzaktan hoş gelirmiş davulun sesi..
Anladım ki artık hayat bu kıssanın hissesi,
Doğru yoldakinin Allah’tan başka yok kimsesi,
Dinlemeyin sakın uzaktan gelen cılız sesi.
Öyle ya; uzaktan hoş gelirmiş davulun sesi..
Peyami Bayram
08.01.2021
İstanbul, Arnavutköy
27 Aralık 2020
Ölüm ve Sonrası
Ölüm ve Sonrası
Hayatta duymak istemediğimiz, hatta düşünmek, aklımıza dahi getirmek istemediğimiz şeyler vardır.
Ölüm bunların en baskınıdır zahir.
İnsanlar hayatı, yaşamayı, canlı olmayı, diri kalmayı sever, ömrüne ömür katılsın ister. Öyle ki yaşlandıkça dünyaya bağlanma daha da artar. Çünkü mal, mülk, makam, mevki, çoluk, çocuk, torunlar derken insanın terk edemeyeceği şeyler çoğalır, hayatla bağları sıkılaşır.
Aslında kimsenin yaşlanarak belli bir yaşın üstünde hayata veda etmek gibi bir garantisi yoktur ama yine de yaşanılan toplumdaki ölüm yaşı ortalaması sanki herkes için geçerliymiş gibi varsayılır. Hatta ortalama insan yaşam süresinin sonuna yaklaştıkça bunu daha da ötelemek isteriz.
Bu minval üzere yaşarken çoğu insan ölümü hep uzak görmek, mümkünse hiç düşünmeden yaşamak ister. Dolayısıyla ölüm gerçeğini uzak gören, düşüncesini dahi kafasından uzak tutan kişiler aslında ölümle doğrudan ya da dolaylı ilintisi olan bir çok şeyi yapmayı ertelemek veya ihmal etmek kolaycılığına kaçar. Belki de kolaycılık yerine kurnazlık demeliydik buna.
"Unutmak" gibi saçma bir bahaneyi ileri sürmeyi günlük hayatın sıradan bir mazereti haline getiren insan bunu bütün hayatının, her türlü emek ve çabasının hasılası için nasıl kullanabilir anlamak oldukça zor. Anlaması zor olsa da ölümü hatırlamakla arasına koyduğu mazeretler içinde unutmak kadar insanın kendi varoluşuyla çeliştiği başka bir şey yoktur kanımca.
Dünyaya gelen her insanın öleceğini bilmesi ve buna paralel olarak ölünceye kadar yaptıklarının/yaşadıklarının sorumluluğunun ona getirdiği veya getireceği hesabı ödemek durumunda olduğu/olacağı aklı başında olanların kaçınamayacağı mutlak bir hakikattir.
Maddi açıdan, yani bedensel ölüm gibi kaçınılmaz bir sonun hiçbir din, inanç, felsefe ya da ideoloji ile ilgisi yoktur, her doğan bir gün ölür..
Ancak doğumla ölüm arasındaki sorumluluklar ile ölüm sonrası ile ilgili senaryolar dinî inanç, felsefe veya ideolojinin konusu olabilir.
Benim esas sorgulamak istediğim nokta insanın aklı yetmeye başladığı andan itibaren bir gün öleceği hakikatini apaçık ve net bir şekilde zihninde canlı tutmaktan kaçınmasının nedenleridir.
Mesela ücretli çalışanlar, neredeyse işe başladıkları andan itibaren emeklilik hesabı yaparlar. Efendim ne zaman emekli olacak, yok ne kadar tazminat alacak, alacağı tazminat ve diğer birikimleri ile nereden ev alacak, nasıl bir emeklilik hayatı yaşayacak gibi bir dizi hesap, kitap, hayal kurmaca..
Hayır, yanlış anlaşılmasın, bu kötü bir şey değil elbette. İnsanın hayatında planlar yapması, hedeflerinin ve hayallerinin olması bilakis güzel bir şey.
Burada eksik olan şey ölümsüzlük diyarındaymış gibi planlar yapılması. Ölümün ya hiç, ya da çok az hesaba katılıyor olması.
Ölüm, inancın bir konusu değil ama ölümden sonrası tamamen inancın ve felsefenin konusu.
Ölümü bilmek sadece en alt düzeyde zeka gerektiriyor. Ölümden sonrası hakkında düşünmek ise akıl ve inanç gerektirir. Aklı başında bir insanın ölümü hatırlamaması neredeyse imkansız, fakat ölüm sonrası hakkında düşünmemesi bilinçli bir tercih. Burada da karşımıza insanın aldanışları, yanlış tercihleri, hesap hataları çıkıyor. Bunun nedeni doğru bilgiden uzaklaşmak, bilginin hakikatini arama külfetindense bilmemenin konforunu yaşamak olduğunu düşünüyorum.
Ölümlü bir hayatı yaşarken ölümden sonrası hakkında adam akıllı düşünmemek emekli olacağı işte sonsuza kadar çalışma planı yapmaya benzer.
Bu meyanda ölüm hakkında ve ölüme dair fikirler insanın inancının ve ideolojisinin yani kısacası hayat tarzının belirleyicisi oluyor.
Son olarak mübarek Kur'an-ı Kerim'in 83ncü suresinin tamamını buraya alıntılıyorum. Zira bu surede Cenab-ı Hak insanoğlunun dünyada değer verdiği şeyleri nasıl arkada bırakılıp ölüp gideceğini ve dünyanın içindeki değerli ne varsa tüm doğal güzellikleri ile birlikte bir gün nasıl darmadağın olup parçalanacağını, insanın hayatının semeresinin önüne nasıl serileceğini, kudreti ilahi karşısındaki aczini bilfiil nasıl hissedeceğini muhteşem ifadelerle anlatıyor.
Bismillâhirrahmânirrahîm.
ALLAH
ALLAH
Kulluk Edilmeye Layık Tek İlah
“De ki: O Allah’tır; eşsiz-benzersiz bir tek’tir.
Allah Samed’dir. (Tüm varlığın sebebi olan mutlak
varlıktır.) O, doğurmamıştır ve doğurulmamıştır.
Ve hiçbir şey O’na asla denk ve benzer olmamıştır.”
(İhlâs 112:1-4)
Allah’ı hakkıyla tanıyan ve O’na gereği gibi iman eden kişi; kulluğunu yalnızca O’na adar. Yani hayatının her sahasında O’nun adına hareket eder. Kayıtsız şartsız itaat edilecek tek makamın Allah olduğunu bilir, kendini O’na teslim eder ve başka kimseye teslim olmaz.Dünya planındaki en büyük kıymete ve özgürlüğe böylece erişmiş olur.
Varlığının Allah’la anlam ve değer bulacağını bilir. Bu yüzden O’na verdiği kıymeti her şeyin üstünde tutar, adını listesinin bir numarasına yazar. Allah kaygısıyla yaşar, planlarına O’nu dâhil eder. Allah’ın sözünü, kendisininki de dâhil herkesin sözünün önüne geçirir.
YÜCE ALLAH’A DUA
Allah’ım!
Ey âlemlerin Rabbi!
Ey sevgiyi sevgiyle yaratan!
Ey seven, sevdiren ve sevindiren!
Ey rahmetin sonsuz kaynağı!
Ey merhametlilerin en merhametlisi!
Ey gönüllerin mutlak hakimi!
Ey zatını hamd ile azîz olduğum!
Ey zatını hamdden âciz olduğum!
Ben, layıkıyla övemem Seni!
Sen, övdüğün gibisin kendini!
Seni, layıkıyla ancak Sen tanırsın!
Seni, layıkıyla ancak Sen översin!
Allah’ım!
Kanadı kırık bir kuş gibiyim.
Uçsam uçamıyor, göçsem göçemiyorum.
Yarım bırakılmış bir düş gibiyim.
Yardan da serden de geçemiyorum.
Menzile erememe korkusu sardı benliğimi
Kolum kanadım kırık, gönlüm bin pare!
Ey kalpleri evirip çeviren, ey gönüller sahibi!
Yaraları saran, dağılanı toplayan Sensin!
Varlığım Senin varlığının şahidi!
Varlığım Senin Rahmetinin şahidi!
Allah’ım!
Varsın, bütün kâinat varlığının aynası.
Birsin, bütün mevcudat birliğinin şâhidi.
İnanmışız: her ne ki tek, o Yaratan’dır.
Biliriz ki: her ne ki çift, o yaratılandır.
Her şey Sana muhtaç, hiçbir şeye muhtaç değilsin Sen.
Ehad’sin, Vahid’sin, Samed’sin Sen.
Allah’ım!
Maddedeki her atomun tesbih ettiği Sensin.
Nefes alan her canlının zikrettiği Sensin.
Akıl emânet ettiğin her varlığın aklettiği Sen,
duyan ve duyuran her duyunun hissettiği Sensin.
Kadrü kıymet bilenlerin şükrettiği Sen,
varlığı nimet bilenlerin hamd ettiği Sensin.
Allah’ım!
Ben kulum, Sen Allah’sın.
Ben isteyenim, Sen verensin.
Ben susayanım, Sen suvaransın.
Ben muhtacım, Sen ihtiyaç giderensin.
Ben kendine yetmeyen, Sen her şeye yetensin.
Ben beni bilmeyen, Sen beni benden iyi bilensin.
Ben bende olmayan, Sen şahdamarımdan yakın olansın.
Kul kulca ister, Sen Allah’ça verensin.
Halim arzuhalimdir, duruşum duam.
Sensizsem neyim var, Senliysem ne gam?
Allah’ım!
Benliğimin yaktığı ateşte yakma beni!
Beni nefsime kul etme, kul et nefsimi Sana!
Bir lahza dahi bana bırakma beni!
Sen bana yetersin, yetmem ben bana.
Bilmediğimi bildir, görmediğimi göster!
Sen bildirmezsen bilemem, göremem göstermezsen.
Gönlüme huzur, gözlerime nur, dizime derman ver!
Sen “Ol!” deyince olur, olmaz “Ol!” demezsen.
Canana can, cana canan, kalbe ferman ver!
Al işte ellerim, uzattım sana!
Ne olur, ne olur bırakma beni bana!
Sen bana yetersin, yetmem ben bana!
Allah’ım, ellerimi bırakma!
Allah’ım!
İmânı olanın imkânı tükenmez.
İmândan ve Kur’an’dan ayırma!
Kur’an’dan mahrum olana ışık erişmez.
Kitaba uyanlardan kıl, kitabına uyduranlardan kılma!
Kur’an’ı bizden razı, bizi Kur’an’dan razı kıl!
Hesap Günü’nde Kur’anı şahit kıl, şekvacı kılma!
Kur’an’ı bize aç, bize Kur’an’ı aç!
Susuz yüreklere vahyi ellerimizle saç!
İnsanlık zaman çölünde bu suya muhtaç Ya Rabbi!
Allah’ım!
Beni Allah’la aldatanlardan etme!
Allah’la aldatanlara aldananlardan etme!
Şeytanın eylemlerimizi süslemesine izin verme!
Şeytanın süslediği eylemlerimize izin verme!
Bana Hz. Adem’in tevbesini, Hz. Nuh’un direncini ver!
Hz. İbrahim’in imânını, Hz. İsmail’in teslimiyetini ver!
Hz. Yakub’un dirayetini, Hz. Yusuf’un iffetini ver!
Hz. Musa’nın celadetini, Hz. Harun’un sadakatini ver!
Hz. Davud’un sadasını, Hz. Süleyman’ın gayretini ver!
Hz. Eyyub’un sabrını, Hz. Lokman’ın hikmetini ver!
Hz. Zekeriyya’nın hizmetini, Hz. Yahya’nın şehâdetini ver!
Hz. Meryem’in adanmışlığını, Hz. İsa’nın safiyetini ver!
Ve Hz. Muhammed’in muhabbetini ver Ya Rab!
Allah’ım!
Bana eşyanın hakikatini göster!
Bana hakikate itaat, batıla isyan liyakati lütfet!
Dininin derdini derdim kıl, özel dertlerimi satın al!
Öyle Azîz dertlere müptela kıl ki, dermana dönüp
bakmayayım!
Bana, tadına doyum olmayan kerim acılar yaşat!
İrademi inayetsiz, bilgimi hikmetsiz bırakma!
İmânımı gayretsiz, sadakatimi mesnetsiz bırakma!
Mizacımı fıtratsız, ahlakımı nezaketsiz bırakma!
Hayatımı muhabbetsiz, ahiretimi cennetsiz bırakma!
İmânımı aklımın elinde esir etme!
Aklımı hissiyatımın elinde rezil etme!
Hissiyatımı şehvetimin elinde zelil etme!
Allah’ım!
Ağlamayan gözden, sızlamayan özden,
kızarmayan yüzden Sana sığınırım.
Şirkten, küfürden, müşrikten,
Cahilden, gafilden, kâfirden Sana sığınırım.
Harama dayalı servetten,
hak edilmemiş şöhretten Sana sığınırım.
Korkaklıktan, pısırıklıktan,
kıskançlıktan Sana sığınırım.
Hasetten, fesattan, kesattan, nifaktan,
fısktan, fücurdan Sana sığınırım.
İftiradan, ihanetten,
cimrilikten, kincilikten Sana sığınırım.
Allah’ım!
Bırakma bizi!
Tut elimizi!
Kur’an’a Göre Esmâ-i Hüsnâ Kitabı
Düşün Yayıncılık
RAMAZAN 1447 CÜZ 30
OTUZUNCU CÜZ Hicri 1447 yılında Ramazan ayı 29 günde hitama erdiği için bu son günde iki cüz birden okuduk ve Kur’an-ı Kerim’in kalbi ve...
-
İstikamet ve istikamet açısı Bilindiği gibi bir çemberin 360 eşit yayının merkezdeki açısına 1 derece denir. Bir çemberin 6400 eşit ...
-
Hemen başta merakınızı gidereyim. Biz bu savaşın merkezindeyiz, hatta tam ortasındayız. Merkezi veya ortası derken neyi kastettiğimi aşağıda...
-
Son günlerde uyuşturucu ve her türlü ahlaksızlıkların ortaya döküldüğü iğrençlikler herkesin gözüne adeta zorla sokuluyor. Dünyada büyük güç...
