31 Ekim 2016

Olsun..

kendim için ne istesem;
sende bir fazlası olsun..
ne fazlası, ne eksiği olsun;
zenginde olan fakirde olsun..
kim varından vermezse;
yokluk ahiri olsun..
güçlü ile zayıf bir minderde olsun;  
öfkesini yenen galip olsun..
bilenlerle bilmeyenler bir arada olsun;
ilme talip olana ilim nasip olsun..
helal dar gelir harama bakana,
haram yok hükmünde helali arayana;
yeter ki gözünde kanaat olsun..
alemde ne varsa hepsi ayan olsun;
kötüsü benden, iyisi senden olsun..
adalet bize lazım beyim;
hukuk sizin olsun..

Peyami Bayram
31/10/2016

08 Ekim 2016

İstikamet ve istikamet açısı


İstikamet ve istikamet açısı

Bilindiği gibi bir çemberin 360 eşit yayının merkezdeki açısına 1 derece denir. Bir çemberin 6400 eşit parçaya bölünmesiyle elde edilen açıya da 1 milyem denir. Bu çok hassas bir açı ölçüsü olup 1 derece yaklaşık 17,78 milyemdir. İşte bu bir milyemlik açının 1000 metredeki yayı tam bir metredir. Yani başlangıç noktasından bir milyemlik sapma demek 1000 metredeki hedefe vardığımızda hedefin 1 metre sağına ya da soluna varırız. Bu 1 derecelik sapmada 17,78 metrelik bir sapma olacak demektir. Bir örnek verecek olursak iki farklı istikamet açısı verilmiş iki arkadaşın yanyana yürümeye başlarken aralarındaki bir milyemlik farkı başlangıçta ne kendileri anlayabilir ne de onların yürüyüşünü izleyen bir başkası. Hem bu iki arkadaş hem de diğerleri aynı istikamette yürüdüklerini ve aynı hedefe ulaşacaklarını sanır. Fakat 1000 metre ileride aralarındaki açıklık 1 metreye ulaşır ve ilerledikçe bu mesafe daha da açılır. 

Bir insanın ya da aracın bulunduğu noktadan varmak istediği noktaya doğru uzanan yola/hatta istikamet veya istikamet hattı denir. Günümüz dilinde doğrultu da istikametle aynı anlama gelmektedir.

İstikamet hattı ile ilgili havacılık, denizcilik, haritacılık ve askerlikte kullanılan bir istikamet açısı tanımı vardır. Pusula açısı olarak verilen bu istikamet açısı bulunulan noktadan varılmak istenen hedefe çizilen dosdoğru bir hattır. Bu hattı takip ederseniz hedefinize varırsınız. Bu hattın açık araziden gittiğini varsayarsak dere, tepe, orman gibi engellerden ötürü istikamet hattından çıkmak kaçınılmaz olacaktır. Bu durumda yapılacak tek şey var, elimizdeki pusula ile istikamet açısını sık sık kontrol etmek, daima en yakın nirengi noktasını tespit ederek ona ulaşmak, ondan sonra tekrar aynı işlemi yaparak varılmak istenen nihai hedefe bu şekilde ulaşmak. Eğer istikamet açısı bu şekilde sık sık kontrol edilmez ise arazi şartları kişiyi varmak istediğinden çok farklı bir noktaya götürür.

 Bu maksatla önce doğru bir hedef tespiti yapmak, sonra bu hedefin istikamet açısını iyi bir pusula ve güncel bir harita yardımıyla belirlemek gerekir. Bu sıraladıklarımızı titizlikle yapmayanların yolları hedefe ulaşmaz ve yolculukları da beyhude bir yorgunluktan öte bir netice vermez. 

İnsan hayat serüveninde ne işle uğraşırsa uğraşsın, nasıl bir tahsil sürecinden geçerse geçsin, hangi coğrafyada ve tarihte ve nasıl bir sosyal hayatın içinde kimlerle birlikte yaşarsa yaşasın son tahlilde kendi tercihlerinin sonucunda ortaya çıkan bu çizgi başlangıcından son ana kadar hayat çizgisinin ana rengi, 
temel düsturu ve nihai maksadını
ele verir. 

İşte buna o kişinin istikameti diyoruz. İstikamet açısındaki sapma/lar da akıl sahibi olan kişinin tamamen kendi seçimlerinin sonucu olacaktır. 

"Ben aslında şöyle düşünüyordum da, böyle planlamıştım da" gibi yan çizmeler, "imkansızlıklarım, yoksulluk ve yoksunluğum" gibi bahaneler ya da "şu arkadaşlar veya bu yoldaşlar ya da o lider beni yanılttı" gibi suçlamalar veya en masumane olarak "unuttum" türünden bir kaçışın insanın hayat defterinin sahifelerinin bir bir açılıp hesabının yapıldığı günde bir faydasının olamayacağı kesindir. 

Kişinin son saat gelmeden yapacağı özeleştiri ve hataları tespit ederek kendine çekidüzen vermesi dolayısıyla istikamet açısını kontrol ederek istikametteki sapmayı düzeltmesi onu kurtaracak yegane yöntemdir. 

Peyami Bayram
08/10/2016, İstanbul 


07 Eylül 2016

Seçkinler

Seçkinler

hep şimdi 
ve 
daima burada
yarın ve ötesi yok,
yalnız siz varsınız 
dünya sizin
tepe tepe tüketin
bütün güzelliğini
ülkemizin..

ne de olsa
siz bilirsiniz 
doğrusunu ve eğrisini
her şeyin..
vardır hak etmişliğiniz,
öyle ya; ayrıcalıktır
seçkinliğiniz..

kimsenin sizden fazla
ne aklı olabilir,
hele ki
ne de serveti..
makam, mevki mi dediniz
o da ne ki
sizden başkası
zaten beceremez ki..

nerden çıktı
halk için bu haklar?
vatandaş ne güzel
kurulmuştu baş köşeye..
atıp tutar
kendi kendine,
boşa gitmez;
dayanır kuvvetlice
vatana millete
ya da dine
işine gelince..

ey aklı ve kerameti 
kendinden menkul,
bilmelisin şunu;
herkes ölümlü
ve
sonunda
hesap verecek
her kul..

varsa söyle
ölümsüzlük için bir yol
yoksa unutma
musallada birleşir
sağ ya da sol...

Peyami Bayram
07/09/2016
İstanbul 





02 Eylül 2016


İSKEMLE....

Genç adam, antika merakı sebebiyle Anadolu’nun en ücra köşelerini dolaşıyor
ve gözüne kestirdiği malları yok pahasına satın alarak yolunu buluyordu. Kış kıyamet demeden sürdürdüğü seyahatler sırasında başına gelmeyen kalmamış gibiydi. Fakat bu seferki hepsinden farklı görünüyordu.

Yolları kapatan kar yüzünden arabasını terk etmiş ve yoğun tipi altında donmak üzereyken bir ihtiyar tarafından bulunup onun kulübesine davet edilmişti. Yaşlı adam antikacının yürümesine yardım ederken:

- Günlerdir hasta olduğumdan, odun kesmek için ilk defa dışarıya çıktım, dedi. Meğer seni bulmak için iyileşmişim. Diz boyuna varan karla boğuşup kulübeye geldiklerinde, antikacının beyaz göre göre donuklaşan gözleri fal taşı gibi açıldı. Odanın orta yerindeki kuzinenin etrafını saran üç-dört iskemle, onun şimdiye kadar gördüğü en güzel antikalar olmalıydı. Saatlerdir kar içinde kalan vücudu bir anda ısınmış, buzları bir türlü çözülmeyen patlıcan moru suratını ateşler kaplamıştı. Yaşlı adam misafiri yatırmak için acele ediyordu. Ona birkaç lokma ikram edip sedirdeki yatağını hazırlarken:

- Bugün soba yakamadım evladım, dedi. Ama bu yorganlar seni ısıtacaktır. Ev sahibi, yıllar önce vefat eden eşiyle paylaştıkları odaya geçerken, antikacı da tiftikten örülen battaniyelerin arasına gömüldü. Ancak bütün yorgunluğuna rağmen bir turlu uyuyamıyordu. Ertesi gün gitmeden önce ne yapıp yapıp o iskemleleri almalı, bunun için de iyi bir senaryo uydurmalıydı. Mesela hayatını kurtarmasına karşılık ihtiyara birkaç koltuk satın alabilir ve eskimiş olduğu bahanesiyle dışarı çıkarttığı iskemleleri çaktırmadan minibüsün arkasına atabilirdi. Hatta onları kaptığı gibi kaçmak bile mümkündü. Yürümeye dahi mecali olmayan ihtiyar, sanki onun peşinden koşacak mıydı?

Genç adam, kafasındaki fikirleri olgunlaştırmaya çalışırken dalıp dalıp gidiyor ve rüzgarın sesiyle uyandığı zamanlar kaldığı yerden devam ediyordu.

Bu arada yaşlı adamın sabah namazına kalktığını farketmiş hatta hayal meyal olsa bile odun parçaladığını duymuştu. Gözlerini açtığında, onun kuzine üzerinde yemek pişirdiğini gördü ve yattığı yerden etrafına bakınırken birden iskemleleri hatırladı. Hafifçe doğrulup çevresine baktı: Aman Allahım..! Antikalardan hiçbiri ortada yoktu. İhtiyar kurt, herhalde planını hissetmiş ve belki de uykudayken konuşmasını duyarak onları emin bir yere kaldırmıştı.

Sakin görünmeye çalışarak:

İliğim kemiğim ısınmış, dedi. Çorbanız da güzel koktu doğrusu. Ama akşamki iskemleleri göremiyorum. Yaşlı adam odanın köşesine yığdığı iskemle parçalarından birini daha sobaya atarken:


İskemle dediğin dünyanın malı be evladım, dedi. Biz misafirimizi hiç üşütür muyuz...! 

(ALINTIDIR)

30 Ağustos 2016

15 Temmuz hain darbe teşebbüsünden sonra TSK ve 30 Ağustos Zafer Bayramı


15 Temmuz hain darbe teşebbüsünden sonra TSK ve 30 Ağustos Zafer Bayramı 

Şurası bir gerçek ki biz tarihin ve coğrafyanın bize  çok önemli vazifeler yüklediği bir milletiz ve üzerinde yaşadığımız topraklar da o nispette kıymete sahip. 

Türkiye Cumhuriyeti destanlar yazan aziz Türk milletinin en zor ve imkansız sanılan bir dönemde adeta küllerinden doğarak verdiği olağanüstü mücahede ile kurduğu ülkenin adıdır. 

Türk Silahlı Kuvvetleri ise bu aziz milletin bağrından çıkan çelik bilekli ve yiğit yürekli kahraman ordusudur. 

Bu milletin milli marşı olan İstiklâl Marşı dahi bu kahraman Ordu'ya ithafen yazılmıştır. 

Aziz Türk milleti Mehmetçik ruhlu Ordu'sunu her zaman baş tacı etmiştir. Ordusu'nu daima "Peygamber Ocağı" diyerek adeta kutsamıştır. Asker evladının şehadetini zaferin müjdesi olarak almış evlat acısını içine gömerek yaşatmak için ölmenin bilinciyle "vatan sağolsun" diyecek kadar asaletini muhafaza etmiştir. 

Bir hıyanet çetesinin 15 Temmuz 2016 gecesi kahraman Türk Silahlı Kuvvetleri üniforması ve milletin onlara emanet ettiği silahlarla yaptığı kalkışmanın Ordumuz üzerinde en ufak bir lekesinin kalmaması bütün milletimizin en önemli ve haklı ümidi ve beklentisidir. 

Ordumuz içinde yapılan her türlü düzenleme ve görevlendirmeler için sabırla beklemek, askerimizin moral ve motivasyonuna katkı sağlamak, bölgemizde gelişen muharebe şartlarında karada, denizde ve havada askerimize Allah'tan nice nice zaferler vermesi için dua etmek millet olarak bizim en önemli vazifemizdir. 

Son zamanlarda TSK ile ilgili bunun dışında söylenenleri maksatlı ve hatta haince bulduğumu da belirtmek isterim. 

Yüce Allah kahraman Ordumuz'u ve aziz Türk milletini korusun ve muzaffer eylesin. 

Bu anlamlı günde Zafer Bayramı vesilesiyle Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran tüm şehitlerimizi, gazilerimizi rahmet ve minnetle anıyorum. 

Peyami Bayram
İstanbul, 30/08/2016


25 Ağustos 2016

MUAZZAM İBRET, MUHTEŞEM YARATIKLAR: ARILAR


MUAZZAM İBRET,
MUHTEŞEM YARATIKLAR: ARILAR

500 gram bal için 3 milyon 750 bin defa çiçeğe konup kalkıyor. 

Bir kg bal için 40 bin tane arı, 6 milyon çiçegi dolaşıyor. 

Bal arıları bir peteği doldurabilmek için 100 milyon çiçeğin nektarını emiyor ve 100.000 km kanat çırpıyor.

Bir arı, vücut ağırlığının 330 katı yük çekebiliyor.

Bu deli çalışmanın arasında, dönüp “öbür arı benim kadar dolaşıyor mu?” diye kontrol gereği de duymuyor.

Birbirlerine tam bir güven içinde sadece hedeflerine odaklanmışlar!... Neredeyse kölesi olduğumuz bilgisayar saniyede 16 milyar aritmetik işlem yaparken, bilgisayarın doğadaki rakibi bal arıları bu sürede daha az enerji harcayarak 10 trilyonluk işlem yapmakta.

Bir koloninin pazarlanacak 1 kg bal üretmesi ve yaşamını sürdürebilmesi için 8 kg bal tüketmesi gerekiyor . Bu da koloninin 6 kez dünya çevresini dönmesi demek...

Onlar bu işi canla başla yapıyor ve genetik olarak nesilden nesile aktarılmış bir tembellik asla söz konusu olmamış! 

Bu arı cumhuriyetinde cinlik yapmak için “birkaç gram bal da kendime saklayayım” diye peteği hortumlayana da şimdiye dek rastlanmamış.
Hepsi güneşin “kalk” ziliyle çalışmaya başlayıp, güneşin “paydos” ziliyle dinlenmeye çekiliyorlar. 

Hiçbir arı “kraliçe hanım işin kaymağını yiyecek diye ben geberene kadar çalışmam...” da dememiş, kovandan çıkınını alıp başka yollara düşüp başka bir kovanda cumhuriyet kurmayı da düşünmemiş.
Karşı kovandakileri kıskanıp o peteğe dadanmamış! 

Her bir petek gözünün altıgen prizma şeklinde inşa edilmesi esas peteğin direncini sağlıyormuş. Bu nedenle kilolarca balı rahatlıkla taşıyabiliyor.

“Gerçekten de en az balmumu harcayarak, maksimum ölçüde bal depolamak için en uygun şekil, arıların inşa ettiği altıgen prizmadır”diye onaylıyor fizikçiler.

Hadi bakalım arılardan özür dileyelim, onlara “hayvan” dediğimiz için. Bu hayvan dediğimiz muhteşem yaratıklar yaratan Rabbinin emrine(16-Nahl Suresi, ayet 68-69) uygun olarak hayatlarına fesat sokmadan sürdürüyor yaşamlarını.

Arıların “ayıkla pirincin taşını” diye bir sözleri de yok. Başka arıların yaptıklarını, onlar hayatlarını kısıtlayarak temizlemek zorunda değiller!..

Siz hiç arıyı sokan bir arı biliyor musunuz?



13 Ağustos 2016

DAVET, TERCİH VE SEÇİM

DAVET, TERCİH VE SEÇİM

   Beş ay içinde biri yerel seçim diğeri de cumhurbaşkanlığı seçimi olmak üzere iki seçim yaptık. Seçmenler 30 Mart'ta yapılan yerel seçimlerde aday ve parti bolluğunun yanında 10 Ağustos'ta yapılan cumhurbaşkanlığı seçiminde sadece üç aday arasından seçim yaptı. Demokrasi ve özgür iradenin gereği her iki seçimde de bazı seçmenler sandığa gitmemek suretiyle hiç bir adayı tercih etmediler. Yerel seçimlerde %90 civarında olan katılım cumhurbaşkanlığı seçiminde %70 civarında gerçekleşti. Sonuçta çoğunluğun seçimleri ile bütün ülkenin yönetimi şekillenmiş oldu. Demokratik yönetim sisteminin gereği böylece yerine getirilmiş oldu. 

   Demokrasi kültüründe insanlar özgür iradeleri ile aday olur veya adayları desteklerler ya da mevcut siyasi parti ve/veya adaylardan hiçbirini benimsemedikleri için tercihlerini oy vermemek şeklinde kullanabilirler. Temel insan haklarından olan inanç, fikir ve vicdan özgürlüğü de bunu gerektirir. Hiç kimse cinsiyeti, ırkı, dini, yaş grubu, coğrafi bölgesi, ana dili gibi tabii ve fıtri özelliklerinden dolayı ayrımcılığa tabi tutulamayacağı, kınanamayacağı ve yargılanamayacağı gibi siyasi, dini, felsefi ve benzeri görüşleri nedeniyle de ayrımcılığa tabi tutulamaz, kınanamaz ve yargılanamaz. Bu bağlamda insanlar kendi inanç, fikir veya siyasi görüşlerini açıklayabilirler ve diğer insanlara kendi görüşlerinin doğruluğunu ve geçerliliğini anlatmaya çalışabilirler. Karşıt görüş veya inanışta olanlar da elbette ona karşı kendi görüş veya inanışlarını söyleyebilirler. Bu tarz bir ilişki oldukça medeni/çağdaş ve insani bir davranış biçimidir. Bu ilişki biçimi ne kadar yukarıda kısaca özetlediğim gibi gerçekleşirse o toplumun yapısı o kadar güçlenir ve geleceği de o oranda sağlam temellere oturtulmuş olur.

   Aksi halde karşıt görüşlü birey ve gruplar arasında çatışmacı, şiddet eğilimli veya en hafifinden ötekileştirici ve ayrımcı bir ilişki biçimi ise topluma zarar verir. Bu çeşit bir ilişki bireylerin ve toplumun sağlıklı gelişimine engel olduğu gibi maddi ve manevi yönden de hastalıklı bir bünyeye sebep olur.

   Son beş ay içinde yaşadığımız seçim süreçlerine baktığımda, yukarıdan aşağıya; seçimlerin öncesinde karşılıklı olarak hakaret, aşağılama, yalan ve iftira ile birbirinin yolunu kesme çabaları, seçim sonucunda ise yine aynı tavırla birbirlerine sataşmalarına şahit olduk.

   Hiç kimse masum değil!

   Evet hiç birimiz masum değiliz!

   Bir gruba veya şahsa yönelik kin ve nefretimiz bizi adaletten ayırmamalı.

   Kardeş, akraba, dost ve arkadaşlarımız ile ilişkilerimizde siyasi, dini, felsefi ve benzeri görüşler nedeniyle en ufak bir çatışmayı ve şiddete varacak en küçük bir hareketi aklımızın ucundan dahi geçirmemeliyiz. Tartışma ve münazara sınırlarını aşmadan fikirlerimizi açıkça beyan edebilmeliyiz. Unutmayalım ki bir konuda bilgi ve fikir sahibi olmayanlar hakaret ve çatışmayı yol edinirler.

   Affetmek için karşımızdakini beklemeyelim.

   Biz Türkiye topraklarında yaşayan her renkten ve her desenden insanımızla bir ve beraber barış içinde olursak her şeyi başarabilecek potansiyele sahibiz. İstiklal Marşı'ndaki gibi; "hangi çılgın sana zincir vuracakmış şaşarım".

   Birbirimize sevgiyle yaklaşıp anlamaya çalışırak(empati) çok şey üretebileceğimizi düşünüyorum.

   Her şeyin başında "söz" vardır bunu unutmayalım.

  Yunus Emre'nin dediği gibi;

Sözü bilen kişinin, 
Yüzünü ak ede bir söz 
Sözü pişirip diyenin, 
İşini sağ ede bir söz 

Söz ola kese savaşı, 
Söz ola kestire başı 
Söz ola ağulu aşı, 
Yağ ile bal ede bir söz 

Kişi bile söz demini, 
Demeye sözün kemini 
Bu cihan cehennemini, 
Sekiz cennet ede bir söz 

Yunus şimdi söz yatından, 
Söyle sözü gayetinden 
Pek sakın o şah katından, 
Seni ırak ede bir söz

   Sevgili kardeşlerim, büyüklerim, arkadaşlarım, gelin hep birlikte sözün güzeline uyalım, sevelim, sevinelim, sevilelim, sevgi ile yaklaşalım her işe. İnanın bu dünyada kötülük ve nefret hiç kazanmadı ve kazanmayacak!

Gelin biz tercihimizi sevgiden, kardeşlikten ve iyilikten yana yapalım.

Emin olun bu seçimde kaybeden olmaz!

Peyami Bayram 
İstanbul
12/08/2014

RAMAZAN 1447 CÜZ 30

OTUZUNCU CÜZ   Hicri 1447 yılında Ramazan ayı 29 günde hitama erdiği için bu son günde iki cüz birden okuduk ve Kur’an-ı Kerim’in kalbi ve...